18 Temmuz 2010 Pazar

Nelida Fuccaro/ SÖMÜRGE YÖNETİMİ ALTINDAKİ SURİYE’DE KÜRTLER VE KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ

SÖMÜRGE YÖNETİMİ ALTINDAKİ SURİYE’DE
KÜRTLER VE KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ:
SİYASET, KÜLTÜR VE KİMLİK




Nelida Fuccaro

(Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu Londra Üniversitesi)





İngilizceden çeviren: Zeri İnanç



Fransız sömürge yönetimi (1921-46) altında Suriye’deki Kürt toplulukları, Kürtlerin siyasal ve kültürel self-determinasyonu konusunda 1920’lerin sonlarında bölgede zemin kazanan yeni fikirler karşısında farklı davranışlar sergilediler. Bu bir yanıyla, Suriye topraklarında dağınık bir halde bulunan Kürt yerleşim alanlarının farklı jeopolitik ve sosyo-ekonomik gerçekliklerinin bir yansımasıydı. Öte yandan, sömürgeci Fransa’nın ulusal ve uluslararası kaygılarıyla (özellikle Kemalist Türkiye ile ve Suriye milliyetçileri ile olan ilişkileriyle) ilintili birçok faktör, farklı Kürt toplulukları arasında bölünmelerin ve birbiriyle çatışan bağlılıkların ortaya çıkmasına neden oldu. Uzun süren Fransız sömürge yönetimi ve yerel ulusal bir hükümet kurulmasının görece yavaş ve sorunlu olması (en azından komşu Türkiye ve Irak’a nazaran), Suriyeli Kürtlerin bazı kesimlerinin, özellikle de ülkenin kuzey-doğu kırsal bölgelerinde yaşayanların, 1930’ların sonlarına kadar otonomi planları yapmaya devam etmelerine neden oldu.

Suriyeli Kürtler arasında ulusal bilincin artması önemli oranda Türkiye’de yaşayan Kürtleri etkileyen gelişmelere dayanıyordu ve bu bilinç öncelikle 1925’ten sonra Türkiye’den Suriye’ye göç eden Kürt göçmenleri arasında gelişti. Bu nedenle Suriye’de gelişen Kürt milliyetçiliği, 1920’lerde Türkiye’de olağandışı bir büyüme gösteren devlet milliyetçiliğiyle sıkı sıkıya ilişkilidir. Ancak, uzun vadede büyüyen bu milliyetçiliğe rağmen asıl olarak Suriye’de gelişen ve kabul gören Arap milliyetçiliği, Kürt milliyetçilerinin emelleri karşısında daha güçlü bir rakip olduğunu göstermiştir.

Suriyeli Arap milliyetçilerinin önderlik ettiği bağımsızlık hareketinin büyümesi, yeni kurulan sömürge Suriye devletindeki siyasi gelişmelerin çeşitli aşamalarında belirleyici bir etki yarattı. Fransa, mandacı güç olarak politikalarını buna göre yeniden şekillendirdi ama özellikle kırsal bölgelerdeki yerel nüfusun Sünni ve/veya Arap olmayan farklı kimliklerini teşvik etmeye devam etti. Dürziler, Aleviler ve Hıristiyanlar gibi toplulukların desteklenmesi, Suriye’nin belli başlı şehirlerinin güçlü milliyetçi kalelere dönüşmesini büyük oranda engelledi.[1] Suriye’de etnik siyasetin gelişmesinde Kürt sorununun rolü ve sömürge yönetiminin Kürtlerin siyasi ve ideolojik örgütlenmesini nasıl etkilediği halen net değildir.[2] Aşağıda, Arap milliyetçiliğini tırmandıran ve merkezi devlet gücünü giderek artıran sömürge yönetimi koşullarında, Suriye’deki Kürt milliyetçiliğinin gelişimini ve özgül bir Kürt kimliğinin oluşumu açısından sonuçlarını ele alacağım.



SURİYE KÜRTLERİ:
FRANSIZ MANDASI ALTINDA BİRLİK VE ÇEŞİTLİLİK
1943 yılı nüfus istatistiklerine göre Suriye’de yaşayan Kürtler, Suriye’nin toplam nüfusunun %7,5-8’ini oluşturuyordu. Kürt toplumu, 22.000’i muhtemelen Türkiye’den iltica edenlerden oluşan 200.000-220.000 arasında bir nüfusa sahipti.[3] Bu mültecilerin çoğunluğu, Kürt ve Nakşibendi bir dini lider olan Palu’lu Şeyh Said’in önderliğinde Türkiye’nin doğusunda ortaya çıkan 1925’teki Kürt isyanının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Suriye’ye yerleştiler. Güçlü milliyetçi özellikler taşıyan bu başkaldırı, Türk devletini derinden sarstı ve Kemalistlerin Kürt nüfusa yönelik baskıcı politikalarının artmasında belirleyici oldu.[4]

Kadim zamanlardan beri Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Kürtler arasında büyük oranda Türkiye ve Irak Kürdistanı’ndan gelmiş olan göçmen topluluklar da vardı. Kürt aşiretlerinin zorla göç ettirilmeleri ve Mekke’ye giden Hac yolunun korunması için Kürt askeri birliklerinin oluşturulması nedeniyle Suriye’de, özellikle de Şam’da yaşayan Kürtlerin sayısı Osmanlı döneminde hatırı sayılır ölçüde arttı.[5] I. Dünya Savaşı’ndan sonra bölgede devlet sisteminin oluşturulması ve Fransa ile Kemalist Türkiye arasında yapılan 1921 tarihli Londra Anlaşması’nın ardından Suriye-Türkiye sınırının belirlenmesi, özellikle kuzeydeki Kürt bölgelerini etkiledi. Bu yeni sınır anlaşması sonucunda, kuzeydoğuda bulunan Yukarı Cezire’nin ve Jarablus bölgesinin Kürt olan kesimlerinin, Türkiye Kürdistanı dağlarıyla ve Türkiye’ye dahil edilen Cezire b. ‘Umar*, Mardin, Nusaybin ve Urfa’nın ana merkezleriyle bağlantısı kesildi. Bölgede mevsimsel göçlere alışkın çok sayıda Kürt aşireti, göçebelik özelliklerini ve yaşama biçimlerini değiştirmeye zorlandılar. Buna karşın, asıl olarak yoğun bir sosyo-ekonomik birim oluşturması nedeniyle Cebel Ekrad (Türkçe’de Kürt Dağı) olarak bilinen kuzeybatıdaki Kürt bölgesi, bütünüyle Suriye’ye dahil edildi. Bu bölge, kendi çevresine göre coğrafi bakımdan farklı ve yüzyıllardır çoğunluğu yerleşik tarımla uğraşan Kürt aşiretlerinin yaşadıkları bir yerdi.[6]

Fransız mandası döneminde, kuzey Suriye’deki Kürt nüfusu etkileyen en önemli sosyo-ekonomik değişimler, Suriye-Türkiye sınırının (1929’da uluslararası anlaşma ile düzenlendi) oluşturulmasıyla başlatılan ve Fransa’nın Cezire’yi tarımsal sömürge haline getirme planlarıyla büyük ölçüde teşvik edilen geniş kapsamlı bir yerleşik hayata geçiş süreci sonunda gerçekleşti. Bu sömürgeleştirme süreci, kuzey Suriye’nin 1920-1930 yılları arasında askeri olarak işgal edilmesiyle birlikte gerçekleştirildi. Bu, göçebeliğin yaygın olması ve I. Dünya Savaşı’ndaki askeri operasyonların neden olduğu tahribat nedeniyle zarar görmüş bölgede, geniş çaplı bir yeniden yerleştirme yapılmasını gerektiriyordu. Ayrıca, Cezire’nin tarımsal yönden gelişmesi için, 1919’dan sonra Türk yönetimi altına giren bölgedeki geleneksel pazar yerlerinin kaybedilmiş olmasını telafi edecek yeni ticari merkezlerin oluşturulması da gerekiyordu. Bu nedenle Fransız askeri yetkililer 1920’lerde, bölgenin idari ve ekonomik merkezleri haline gelen Haseka ve Kamışlı kasabalarını kurdular.[7] Kuzeydoğudaki Kürt göçebe nüfusun yerleşik hayata geçiş süreci 1932’ye kadar büyük bir ilerleme kaydetti, sadece iki aşiret Türkiye ve Irak’a yaptıkları mevsimsel göçlere devam etti: tarımsal yerleşim alanlarının kıyılarında yaşayan Milli ve Miran konfederasyonları.[8]

Buradaki kentli ve köylü Kürtler arasında kültürel bakımdan açık bir fark vardı. Şehirlerde yaşayan Kürtlerin çoğu, özellikle de Osmanlı askeri ve idari oluşumunun bir parçası olarak, yüzyıllardır Arap kent kültürü ve toplumuna entegre olmuş topluluklara mensuptular. Suriye’nin en büyük ve en önemli Kürt kent yerleşim alanı olan Şam’da, Kürt nüfusun % 40’ı tamamen Araplaşmıştı.[9] Ünlü düşünür ve Arap milliyetçisi Muhammed Kurd Ali ve 1936’da Suriye Komünist Partisi’ni kuran Halid Bekdaş gibi önemli şahsiyetler, bu Kürtlerdendi.[10] Dolayısıyla, Cezire veya Cebel Ekrad’da yaşayan Kürt aşiretlerinin, özellikle sosyo-ekonomik ve siyasi farklılıkların çok belirgin olması nedeniyle, kendilerini Suriye’deki Kürt kentli kültürü ile özdeşleştirmeleri zordu. Kuzeyin kırsal kesiminde hızlanmakta olan yerleşik hayata geçiş süreci, birçok Kürt aşiret mensubu ile toprakları arasında sürekli bir ilişkinin doğmasını beraberinde getirdi ve böylece Kürt yerleşim alanlarında, bir anlamda sosyo-ekonomik birliği empoze edici bir etki yarattı. Ayrıca, hemen hemen tamamı Kürtlerden oluşan Cebel Ekrad dışında, Kürtlerin yanı sıra çok sayıda Bedevi Arap, Gürcü, Türkmen, Hıristiyan ve Yahudi’den oluşan yerel nüfusun karma etnik ve dinsel kompozisyonu, özellikle ortak kültürel pratiklerin gelişmesi bakımından topluluk sınırlarının aşılabilir olmasına büyük bir katkı sağladı.

Kürtler arasında dinsel aidiyet büyük bir çeşitlilik arz ettiğinden Suriye’deki Kürt kültürel değerlerinin değişmez göstergesi sadece Kürt dilidir. Özellikle kentlerde yaşayan Sünni-Müslüman çoğunluğun yanı sıra, Cezire’de önemli oranda Hıristiyan, Yahudi ve Yezidi nüfusu vardı.[11] 1950’lerin başlarındaki Suriye kaynakları, 1940’ların başında Suriye nüfusunun % 8,5’inin, çoğunluğu Kurmanci lehçesi olmak üzere Kürtçe konuştuğunu göstermektedir. Bu oran, daha önceki dönemlerde Fransız istatistiklerinde belirtilen etnik Kürt oranından (%7,5-8) biraz daha fazladır. Bu sapma, kaynakların farklı olmasıyla açıklanabilirse de, nüfus sayımlarını yapan Fransızların, etnik kökeni Kürt olan ve Kürtçe konuşan çok sayıda Hıristiyan ve Yahudi’nin Kürt etnik aidiyetini bilmiyor olması da rakamlardaki bu farklılığı açıklayıcı olabilir.[12]

Suriye Kürtlerinin Fransız manda yönetimine ilişkin siyasi tutumu, kuzeyin kırsal alanlarında güçlü olan aşiretsel ve dinsel bağlılığa yansıdı. 1920’lerin başlarında, Fransızlar bölgeyi işgal ettiklerinde, Türkiye’den gelen Kemalist ve pan-İslamcı propaganda aşiretler arasında karışıklıklara neden oldu. Şam’daki yerel Kürt toplulukları, Fransız yönetimini genel olarak memnuniyetle karşıladılar. 1918-20 arasında Suriye’de kısa süreli bir Arap yönetimi oluşturan Kral Faysal ve destekçileri, önceki Osmanlı yönetimiyle yakın ilişkileri ve bunun sonucu olarak savaş boyunca Osmanlı taraftarı duruşları nedeniyle Kürtlere büyük bir şüphe ile bakmışlardı. Doğal olarak, Şam Kürtleri bu rejim değişikliğinden hoşnut oldular.[13]



HOYBUN VE ERMENİLER, 1927-1932
I. Dünya Savaşı’ndan sonra Suriye’de örgütlü Kürt ulusal propagandasının ortaya çıkışı, merkez komitesi Beyrut’ta olmak üzere Şam, Halep, Haseka’nın yanı sıra Türkiye, Irak, Paris, Londra ve Detroit’te[14] şubeleri bulunan Kürt milliyetçi örgütü Hoybun’un 1927 yılında kurulmasıyla aynı dönemde oldu. Hoybun, entelektüeller, eski Osmanlı memurları ve aşiret şefleri olmak üzere, farklı geçmişlere sahip Kürt milliyetçilerini bir araya getirdi. Liderlik kadrosunda, Kürt-Kemalist ilişkilerinin Palu’lu Şeyh Said önderliğindeki büyük Kürt isyanının ardından bozulması nedeniyle 1925’ten sonra Türkiye’den gelip Suriye’ye yerleşen çok sayıda Kürt milliyetçisi vardı. Bu kişiler arasında, 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı yönetimine başkaldıran Botan Kürt prensliğinin son emiri Bedir Han Bey’in torunları olan üç kardeş; Celadet, Kamuran ve Süreyya Bedir Han vardı. Milliyetçi mitolojide halen Kürt milliyetçiliğinin babası sayılan Bedir Han Bey’in torunları, 1908’de İstanbul’da kurulan ilk milliyetçi örgüt olan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin[15] destekleyicilerinden biri olan babaları Emin* Ali Bedir Han’ın etkisi altında kalarak Kürt ulusal hareketinin gelişim sürecine katıldıkları Osmanlı Türkiye’sinde eğitim görmüşlerdi. Hoybun’un diğer kurucuları arasında, daha sonra Hoybun’un daimi komite üyesi[16] olan ve 1920’de Emin Ali Bedirhan’ın İstanbul’da kurmuş olduğu Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti’nin eski genel sekreteri Memduh Selim Bey gibi, Türkiye’de Bedirhanların çevresince yürütülen faaliyetlere katılmış çok sayıda milliyetçi vardı. Hoybun taraftarları, Hoybun’un daha önce Türkiye’de faaliyet gösteren bütün Kürt milliyetçi örgütlerini bir araya getiren bir örgüt olduğunu iddia etmiş olsalar da bu örgütün, mensupları 1919’dan beri bağımsız bir Kürdistan fikrini desteklemiş olan Bedir Han ailesinin siyasi faaliyetlerinin devamını temsil ettiği açıktır.[17]

Hoybun’un kurulması, Kürt milliyetçiliğinin gelişiminde yeni bir aşamaya gelindiğine işaret ediyordu. Hoybun öncelikle, Türkiye Kürdistanı’nın Ağrı Dağı’nda oluşturulmuş ve çeşitli Kürt bölgelerinden gelen aşiret mensuplarına gerilla savaş birlikleri olarak eğitim veren askeri bir örgütlenmenin, Kürt Birlikleri Genel Kumandanlığı’nın siyasi ve propaganda bürosu olarak tasarlandı. Kumandanlığın temel hedefi, Osmanlı ordusunda eskiden komutanlık yapmış olan General İhsan Nuri Paşa liderliğinde Türk hükümetine karşı genel bir isyan çıkarmaktı. Bu nedenle 1927-32 yılları arasında Hoybun’un Suriye, Türkiye ve Irak’daki tüm faaliyetleri, Kürt aşiretlerini Ağrı İsyanı için harekete geçirme çabası kapsamında değerlendirilmelidir. 1927’de, Hoybun’un kurulmasından kısa bir süre sonra İhsan Nuri Paşa, Türk hükümetine karşı askeri operasyonlar düzenlemeye başladı ve bu, 1928’de Ağrı Kürt Cumhuriyeti’nin kurulması ile sonuçlandı. Ancak, Türk Ordusu 1930’da isyanı bastırdı ve isyanın askeri lideri İhsan Nuri Paşa İran’a sığınmak zorunda kaldı.[18]

Ağrı isyanı başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da Hoybun, Kürt aşiretlerinin milliyetçi potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için geniş çaplı bir propaganda faaliyeti yürüten ve aşiretler-üstü bir askeri örgütlenme oluşturmaya çalışan ilk Kürt milliyetçi örgütü idi. 1927’den önce, Kürt milliyetçileri daha yerel birlikler oluşturma eğilimindeydiler ve Kürt aşiret isyanları örgütleme çabaları oldukça marjinal faaliyetlerdi. Hoybun’un desteklediği bu yeni “gerilla” ideolojisinin belirli bir ölçüde Kürtlere modern milliyetçi örgütlenmenin dilini tanıtan Latin Amerika bağımsızlık hareketlerinden ilham almış olması muhtemeldir.[19]

Ermeni milliyetçiliği, Hoybun’un faaliyetleri ve daha sonra Suriye’de Kürt milliyetçiliğinin genel gelişimi üzerinde özellikle etkili olmuştur. Ermeni milliyetçi örgütlerinin Türkiye’de yıllarca sürdürdükleri yeraltı faaliyetlerinden sonra Suriye topraklarında ortaya çıkmaya başlamalarıyla Suriye, 1920’lerin ortalarında Ermeni milliyetçi propagandasının yatağı haline geldi. Dahası, 1921-25 arasında Kemalistlerin artan baskıları sonucunda yaklaşık 55.000 Ermeni Türkiye’den Suriye’ye gitti. Halep’deki Ermeni milliyetçi partilerinden biri olan Taşnak, Hoybun’un 1927’de kurulmasından itibaren bu partinin siyasal yapısının inşasına büyük katkı sağladı ve Ağrı’daki Kürtlere gerekli mali, siyasi ve lojistik yardımda bulunarak bu Kürt örgütünün Suriye’deki faaliyetlerini destekledi.[20]

Suriye’de siyasal düzlemdeki bu Kürt-Ermeni ittifakı, 1919 Versay Barış Konferansı’nda Kürt ve Ermeni milliyetçileri arasında kurulan ilişkilerin gelişmesi anlamına geliyordu. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, iki toplum yoğun bir şekilde, kendi bağımsız devletlerini kurma temelinde işbirliğine gitmek için ortak zeminler bulma çabası içine girmişlerdi. Bununla birlikte bu ittifak, iki toplumun toprak taleplerinde aynı bölgelerin olması ve 1919-22 arasında Kemalistlerin Kürt aşiretleri arasında sürdürdükleri ve Kurtuluş Savaşı’nda birçok Kürdün desteğini almakta başarılı olan geniş çaplı pan-İslamcı propaganda nedeniyle her iki tarafta da yoğun bir tepkiyle karşılanmıştı. Dahası, Kürtlerin 1894-95 ve 1914 Ermeni katliamlarına katılmış olmaları hâlâ iki toplum arasında nefret duygularının oluşmasına neden oluyordu.[21] Suriye’deki Taşnak Partisi’nin kalesi olan Halep, kısa sürede Hoybun ve Taşnak’ın ortak faaliyetlerinin ve sonuç olarak Kürtlerin çoğunluğunun yaşadığı Kuzey Suriye’nin kırsal bölgelerinde Kürt milliyetçi propagandasının yayılmasının ana merkezi haline geldi.[22]



AŞİRET MİLLİYETÇİLİĞİ
Kent kökenli ve güçlü ideolojik bileşenlere sahip bir hareket olmakla birlikte Hoybun liderliği Kürdistan’ın aşiret toplumunda “milliyetçi” eğitimin önemine şiddetle inandığından, temel odak noktası, aşiretler arasında ulusal bilincin geliştirilmesiydi. Aşağıda belirtilen hususların da ortaya koyduğu gibi, bu örgüt Ağrı hareketine askeri destek sağlamada, özellikle de aşiret unsurlarını harekete geçirmede başarısız oldu. Birincisi, sıkı sınır kontrolleri, hem Suriye hem de Irak’tan aşiret mensubu büyük grupların askeri operasyonların olduğu bölgeye ulaşmalarını engelledi. Hoybun’un güçlü anti-Kemalist tonlar taşıyan propagandası Fransız ve İngiliz manda yönetimlerini alarma geçirdi. 1928’de Fransız Yüksek Komiserliği tarafından desteklenen İngiliz manda yönetimi, özellikle de Celadet Bedir Han’ın Haziran başlarında Bağdat’ı ziyaretinden sonra, Kürt-Ermeni hareketinin faaliyetlerine karışmış olmalarından şüphelenilen Suriye vatandaşlarının Irak’a geçişinde sağlanan bütün imtiyazlı vizeleri durdurmaya karar verdi.[23] İkincisi, aşirete sadakatin aksine ulusal sadakati geliştiren fikirleri -hele de bu fikirler Ermenileri de kapsayan bir ulusal proje olarak sunuluyorsa- aşiretlerin anlaması ve kabul etmesi zordu. Üçüncüsü, Hoybun propagandası, merkezi bir askeri örgütlenmenin kontrolü altında bir Kürt silahlı mücadelesinin geliştirilmesine vurgu yapıyordu. Doğal olarak birçok aşiret lideri, hem kendi aşiretleri içinde hem de aşiretler arası ilişkilerinde otoritelerine meşruiyet kazandıran askeri konulardaki merkezi rollerinden vazgeçmek istemiyorlardı.

Buna rağmen Hoybun’un, ana merkezleri olan Şam, Halep ve Haseka’dan kırsal bölgelere ulaşması görece daha kolay olduğundan örgütün propagandası 1927-30 yıllarında birçok Suriyeli aşiret arasında yaygınlık kazandı. Güçlü anti-Türk ve anti-Kemalist niteliği dikkate alındığında bu propaganda, özellikle Türkiye’den gelen Kürt göçmen nüfusa cazip geliyordu. Fransızlar, birçok bölgede, özellikle de daimi bir yönetim kurulabilmesi için güçlü bir yerel desteğe ihtiyaç duydukları Cezire’de Kürt milliyetçilerinin faaliyetlerine çoğu zaman göz yumdular. Hoybun Irak’ta daha az başarılıydı çünkü hem aşiret hem de kent çevrelerinde Kürt nüfusun önemli bir bölümü, Irak’ta Kürt haklarının tanınması için Büyük Britanya’yı en iyi seçenek olarak görme eğilimindeydiler.[24] Hoybun’un savunduğu milliyetçi fikirler, büyük ölçüde Batı liberal düşüncesinden yoğun olarak etkilenen entelektüel çevrelerden geliyordu. Kürt entelijensiyasının emellerini ifade eden bu fikirler, kendi aşiretleri, köyleri ve aşirete ilişkin konularla sınırlı bir ufka sahip aşiret mensupları tarafından kolayca anlaşılamıyordu. Dolayısıyla, aşiret mensupları ve aşiret liderlerinin isteklerine daha duyarlı bir yaklaşım için Hoybun’un miliyetçi mesajlarının daha yerel düzeydeki konulara uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Sonuç olarak, Suriye’de yaşayan etkili aşiret şeflerinin desteği, Hoybun’un kırsal bölgelerde, özellikle de Cezire’de yürüttüğü propagandanın ana unsuru haline geldi. 1927’den itibaren örgütün aşiret propagandası, Heverkan Aşiret konfederasyonundan Haco Ağa ile Mustafa ve Bozan İbn Şahin Beg Berazi tarafından koordine edildi: yaşamı ve faaliyetleri aşağıdaki bölümde ele alınacak olan Haco Ağa, Hoybun’un Haseka şubesi üyesi idi; Mustafa ve Bozan İbn Şahin Beg Berazi ise kuzey Suriye’deki Berazi aşiretinin şefleriydiler ve aşireti Halep’ten yönetiyorlardı. Mustafa İbn Şahin Beg Berazi aynı zamanda Suriye Parlamentosu’nda Jarablus bölgesi milletvekili idi.[25] Bu şefler, ya aşiretleri ziyaret ederek ya da aşiret liderleriyle iletişim kurarak propaganda faaliyetlerini şahsi olarak yürütüyorlardı. Örneğin Haco Ağa, Türkiye’deki Nusaybin, Mardin ve Midyat civarında yaşayan aşiretler ile Irak Ceziresinin Kürt aşiretleri arasında özellikle faaldi ve Bağdat’taki birçok Kürt milliyetçisi ile sık sık görüşüyordu.[26]

Hoybun’un aşiretler arasında dağıttığı milliyetçi eserler, 19. yüzyıl Avrupa yurtseverliğinden etkilendiği açık olan ulus ve ulusal toplum fikirlerini işliyordu. Bu fikirler, güçlü romantik imgeler aracılığıyla modern milliyetçiliğin duygusal ifadelerini yayıyordu. Propagandaların çoğunda Kürt halkı, kadim zamanlardan beri var olan tek bir ulusal bütünlük olarak tanımlanıyordu. Böylece Kürt ulusu, Kürt yurtseverlerinin ortak çabalarıyla yeniden canlandırılması gereken tarihsel bir varlık olarak algılanıyordu. Kürt aşiretçiliğinin eleştirilmesi, ulusal özelliklerin bir parçası haline geldi. Ezelden beri var olan sadakat noktaları, özellikle dinsel ve aşiretsel değerlere bağlılık genellikle reddedildi. Aşiret bölünmeleri çoğunlukla “Türklerden sonraki ikinci en kötü şey” olarak değerlendirildi ve aşiret bağları sadece kişisel çıkarların bir ifadesi olarak görüldü.[27] Bununla birlikte Hoybun propagandasının bir kısmı, ulusal sembollerin ve fikirlerin aşiret çevrelerine yönelik ilginç bir uyarlamasını ortaya koymaktadır. Suriye’deki aşiretler arasında yaygın olarak dağıtılan Hoybun’a bağlılık yemininde şöyle denmektedir:

“Kendi hayatıma ve şerefime veya aileme veya ulusal yükümlülüklerim nedeniyle sorumlu olduğum kişilere yönelik bir saldırı olmadıkça, bu belgeyi imzalamamdan itibaren iki yıllık bir süre içerisinde herhangi bir Kürde karşı silah kullanmayacağıma şerefim ve dinim üzerine yemin ederim. Bütün kan davalarını ve diğer anlaşmazlıkları bu iki yılın bitiminin sonuna kadar erteliyorum ve iki Kürt arasında şahsi konularda kan akmasını önlemek için elimden geleni yapacağım. Bu taahhüde aykırı hareket eden her Kürt, ulusuna ihanet etmiş sayılır ve her hainin katli vaciptir.”[28]

Şeref ve din gibi aşiret değerlerinin milliyetçi söylemin bir parçası haline geldiği ve akrabalık (aile) bağlarının ulusal yükümlülüklerle eşdeğer sayıldığı açıkça görülmektedir. Daha da ötesi, aşiret mensuplarınca daha kabul edilebilir olması için, kan davaları gibi aşiret uygulamalarından vazgeçilmesi iki yıllık bir süre ile sınırlandırılmıştır.

Hoybun’un Ermeni Taşnak Partisi ile ittifakının bir yansıması olarak, 1927’nin sonlarından itibaren Suriye ve Irak’taki Kürt aşiretleri arasında Ermeni propagandası yapılmaya başlandı. Suriye Ceziresinde bir Ermeni ajanı ile bir Kürt aşiret mensubu arasında geçen aşağıdaki konuşma, aşiretler arasında Kürt-Ermeni ittifakını sağlamak için Ermeni hareketinin benimsediği çizginin bir göstergesi olarak 1930 yılında İngiliz Hava Kuvvetleri İstihbarat Temsilciliğine bildirilmiştir.

E (Ermeni ajan): Sizinle Ermeniler arasında ne fark var?

K (Kürt aşiret mensubu): Din

E: Ya milliyet?

K: Yok. Kürtler, Ermeniler ve Yezidiler, aynı kökenden gelmektedirler, bu köken Ermeniliktir.[29]

Ermenilerin Kürt aşiretleri arasında Kürtleri ve Ermenileri aynı etnik kökenden geldikleri temelinde birbirine bağlayan bir milliyet “miti” oluşturmaya çalıştıkları açıktır. Hoybun merkez komitesi Kürt-Ermeni ittifakını benzer temellerde haklı göstermeye çabalamış olmakla birlikte, muhtemelen birçok Kürt aşiret mensubu ve aşiret liderinin iki toplum arasındaki sorunlu ilişkileri henüz unutmamış olması nedeniyle, Hoybun’un örgüt olarak bu yönde bir aşiret propagandası olmamıştır.[30]

Hoybun ve Ermeni milliyetçilerinin faaliyetleri, Suriye ve başka yerlerde somut sonuçlar almak bakımından çok kısa sürdü. Bununla birlikte Hoybun, birçok Suriyeli Kürdün milliyetçi fikirlerle yakın ilişki içine girdiği ideolojik ve siyasal bir çerçeve sağlamış oldu. Bu örgüt, Suriye’deki Kürt toplumunun farklı tabakaları içinden kendine taraftar bulmakta da büyük ölçüde başarı sağladı.



KÜRT KÜLTÜREL UYANIŞI
1932’ye kadar Suriye’de yaşayan Kürt milliyetçilerinin çabalarının büyük oranda tek bir yerde toplanmasını sağlamış olan Ağrı Dağı Kürt silahlı mücadelesinin başarısız olması, silahlı mücadele seçeneğini terk etmeleri konusunda Kürtlerin çoğunu ikna edici oldu. Sonuç olarak, Kürt kimliği Suriye’de Celadet Bedir Han ve kardeşi Kamuran tarafından geliştirilen Kürt kültürel uyanışı ile daha fazla tanımlanmaya başladı. Genel olarak söylemek gerekirse, bu uyanış, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet Ermenistanı ve Irak’ta gelişmeye başlayan Kürt kültürel rönesansından etkilendi.[31] Özellikle Halep’teki Ermeni milliyetçi partisi Taşnak’ın kültürel self determinasyon konusunda geliştirdiği fikirler Celadet Bedir Han ve Hoybun’la ilişkili milliyetçi çevreler üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. 1920’lerin ortalarından itibaren Taşnak, Ermeni ulusunun “kişiliğini” korumak için şehirdeki Ermeni toplumu arasında etkin bir kültürel politika geliştirmişti. Parti, çok sayıda Ermeni okulunun açılmasını, sanatsal ve edebi etkinliklerin organize edilmesini ve Ermeni dilinde kitapların kolayca bulunabileceği kütüphanelerin kurulmasını teşvik etti.[32] Taşnakçılar, Ermenilerle uzun vadeli bir ittifak kurmak istiyorlarsa, Suriyeli Kürtlerin bir ulus olma özelliklerinin güçlü bir şekilde bilincinde olmaları konusunda gelişim göstermeleri gerektiğine gerçekten inanıyorlardı. Dolayısıyla, Kürtlerin, bir ulus olarak özgürlüğü için, kültürel uyanışın ve eğitimin gerekli olduğu fikrinin yayılmasına çok yardımcı oldular.[33]

Kürtçe eğitim meselesi 1930’dan önce çok sayıda Kürt milliyetçisinin gündemindeydi. 1928’de Suriye parlamentosundaki beş Kürt milletvekili, büyük olasılıkla Hoybun’un etkisi altında, Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak tanınmasını ve Kürt dilinde bir eğitim sistemi geliştirilmesini talep ettiler. Bu talep Fransız yetkililer tarafından ilkesel düzeyde reddedilmediyse de, öğretim materyalleri ve öğretmen çok az olduğundan Kürtçe’nin eğitim dili olması birçok ciddi engeli beraberinde getiriyordu.[34] 1932’de, Hoybun’un faaliyetleri sona erdikten hemen sonra, muhtemelen örgütün eski üyelerince, Suriye Ceziresinde bir Kürt hayır derneği kurulması yönünde girişimler oldu. Bu dernek, barınmadan okula kadar yerel Kürt toplumuna birçok alanda olanaklar sağlamayı amaçlıyordu. Dahası, Kürt gençlerinin yurtdışında eğitim almalarını teşvik etmeyi, Kürtçe eğitim materyali ve Kürtçe kitaplar yayınlamayı amaçlıyordu.[35] Derneğin kurulması gerçekleşemediyse de bu girişim aynı yıl yayına başlayan Hawar’la ilişkilendirilebilir. Hawar, 1932-35 yılları arasında Şam’da basılan ve Celadet Bedir Han’ın sahibi olduğu aylık bir edebiyat ve fikir dergisiydi. Hawar, Kürt halk edebiyatında bir yeniden doğuşu desteklemeyi ve Kürtçe öğretim materyalleri üretmeyi amaçlıyordu. Bunun dışında, Kürt dilbilimi, grameri ve lehçelerinden sosyal ve kültürel meselelere kadar birçok konudaki tartışmalar için bir forum oldu. Hawar, Latin harflerine geçişi başlatmasıyla Kürt dilinin modernleştirilmesinin araçlarından biri olarak da tasarlanmıştı. Kurmanci lehçesinde olmasına rağmen dergide Fransızca makaleler de yer alıyordu.[36] Hawar’ın, Kürt dilinin standartlaştırılmasında ve özellikle Kürt lehçelerinin birleştirilmesinde kalıcı ve birçok açıdan halen aşılamamış bir etkisi olmuştur.

Hawar, bütün Kürt toplumunun kendini tanımlama araçları olarak Kürt kültürel mirasının, Kürtçe eğitimin ve Kürt dilinin önemine vurgu yapmasıyla açık bir milliyetçi eğilime sahipti. Kürdistan’ın tümünde etkili olmakla kalmadı; Suriye’deki Kürt toplumunun çeşitli katmanları arasında bir diyalog yolu da açtı: eğitimli sınıflar arasında (Kürt ileri gelenleri, entelektüeller ve meslek sahipleri) ve daha önemlisi kent ve aşiret elitleri arasında… Derginin destekleyicileri, ortak Kürt kültürel mirasının tanınmasının, ağalar ve entelijensiya arasındaki eski tartışmaların sona erdirilmesinde önemli olduğuna ve bunun Kürtleri ulusal bakımdan etkin olarak bir araya getireceğine inandılar. Sonuç olarak, Heverkanlı Haco Ağa ve oğlu Cemil, Mustafa Beg Şahin Berazi ve kardeşi Bozan, Cilan aşiretinden Abdurrahman Fevzi ve diğer birçok kişi gibi daha önce Hoybun’la ilişkisi olan bir grup etkili aşiret lideri, Celadet Bedir Han’ın yürüttüğü kültürel faaliyetlere katılmaya başladılar.[37] Haco Ağa, 1933’de bu konudaki tartışmaları ele aldığı “Şeyh, Ağa ve Entelektüeller” başlıklı bir makale yayınladı.[38] Sonuç olarak, Kürt dilinde eğitim bazı aşiret liderleri arasında oldukça popüler hale geldi. Cezire’de, yerel ağaların himayesinde, din ile klasik Kürt edebiyatı konularının Kürtçe öğretildiği çok sayıda özel Kuran okulu açıldı. Dönemin en etkili aşiret lideri olan Haco Ağa, Haseka’daki evinde kendisini ziyaret edenlere Kürtçe kitaplar dağıttı ve bu dilin öğretilmesini hararetle teşvik etti.[39]

Fransız manda yöneticileri, Kürt kültürel taleplerine büyük ayrıcalıklar tanıdılar ve Kürt kültürel uyanışının üstün duygusal değeri üzerinde durdular. 1933’te bazı Kürtler Hama askeri okuluna kabul edildiler ve her yıl Cezire’den bir Kürt öğrenciye burs verildi. Daha sonra, Fransızlar, Şam’daki Arap Yüksek Öğretim Enstitüsü’nde Kürt dili kursu açılmasını desteklediler ve Fransız yetkililer için Kürtçe kursu açtılar.[40] Ancak Fransızların, kendi siyasi ihtiraslarını zayıflatmadığı sürece Kürt milliyetçilerinin kültürel taleplerini karşılamaya hazır oldukları açıktır.



CEZİRE’DE KÜRT SİYASİ ÖRGÜTLENMESİ
Fransızlar, Hoybun’un Suriye’de Kürt kimliğini özel olarak teşvik etmesini ve yaymasını genel olarak önemsemediler. Fransız yetkililer birçok kez, Kürtlerin çoğunun kendilerini örgütün amaçlarıyla tanımlamadıklarını vurguladılar. Hoybun propagandası Şam Kürtlerinin bazı kesimlerinde ve milliyetçi duyguları Celadet Bedirhan ve Heverkanlı Haco Ağa gibi karizmatik liderlerce geliştirilmiş olan Cezire’deki mülteci toplulukları arasında başarı göstermiş olsa da, bu büyük ölçüde doğruydu. Cebel Ekrad’da, Jarablus bölgesinde ve Kürtlerin yaşadığı diğer kentlerdeki birçok Kürt, Hoybun’un faaliyetlerine özel bir ilgi göstermedi. Sonuç olarak, 1929’da Suriye parlamentosundaki beş Kürt milletvekili Kürt bölgeleri için idari otonomi talep ettiklerinde Fransızlar, Kürtlerin Aleviler ve Dürziler gibi bir dinsel azınlık oluşturmadıklarını ve belirli bir bölgede yoğunlaşmadıklarını ileri sürerek bu talebi kolayca reddettiler. Ayrıca, Suriye’deki Kürt nüfusun o zamana kadar hem Kürt milliyetçileri hem de Fransız manda yönetimi konusunda farklı siyasi tutumlar sergilemiş olduklarına işaret ettiler.[41] Daha da ötesi, 1925-27 arasında cereyan eden büyük isyan sonrasında Suriye’de ortaya çıkan siyasi gelişmeler, Fransızların yerel otonomiler oluşturma konusundaki tutumunu değiştirdi. Ülke 1922’den itibaren beş büyük otonom birime ayrılmıştı ve bu birimlerin ikisinde (Cebel Ensariye ve Cebel Druze) yoğun olarak azınlıklar yaşıyordu. 1920’lerin ikinci yarısında Suriyeli milliyetçilerin ulusal siyasete daha fazla katılma ve daha birleşik bir Suriye devleti oluşturma yönünde artan talepleri, Fransız manda yönetiminin siyasal parçalanmayı desteklemesini engelledi.

1936’da, Suriye siyasetinde yaşanan beklenmedik değişiklik Kürtlerin ve Suriye’de yaşayan diğer azınlıkların duyguları üzerinde önemli bir gerileme yarattı. Bu değişiklik, Suriye’nin başlıca şehirlerinde milliyetçileri bir araya getiren Ulusal Blok’un radikal kanadı tarafından, Fransa-Suriye Sözleşmesi yapılırken empoze edilen hükümler ile belirlendi. Bu hükümler, Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasını ve Suriyeli milliyetçilerin 1939’a kadar ulusal siyasette egemen olmalarını sağladı. Sözleşme hükümleri, II. Dünya Savaşı arifesinde, Fransa Suriye üzerinde doğrudan denetimi tekrar ele geçirdiğinde geçerliliğini yitirmiş olsa da, 1936-39 arası dönemde Suriye milliyetçileri, Suriye devletinin Arap karakterini güçlendirmeye çalıştılar. Daha da ötesi Suriye 1937’de, Türkiye’ye dahil edilen, kuzeybatısındaki İskenderun Sancağını kaybetti.[42] Siyasi koşullardaki değişiklikler, tüm Suriye’de anti-Kürt propagandanın çok büyük oranda artması ile sonuçlandığı açık olan Arap milliyetçiliğinin başarısı ve Türkiye’nin ülkenin kuzeyiyle ilgili toprak talepleri hızla çok sayıda Kürdü harekete geçirdi. 1936-37 olaylarına tepkiler çeşitlilik arzediyordu. Bu belli ölçülerde, çeşitli Kürt bölgelerinde faaliyet gösterecek siyasi amaçlı herhangi bir Kürt milliyetçi örgütünün olmamasının bir sonucuydu. Bununla birlikte, Fransa-Suriye Sözleşmesi’nden sonraki sorunlu yıllarda, Suriyeli Kürtler, yerel ve/veya bölgesel bağlılıklarını ısrarla korudular. Cebel Ekrad’da, müridizm olarak bilinen (Fransızların söylemiyle mourudism), 1930’dan beri yerel nüfusun en yoksul kesimlerince desteklenmiş ve anti-sömürgeci bir söyleme sahip olan dinsel uyanış hareketi güçlenerek büyüdü.[43] Şam’daki ve Suriye’nin diğer büyük şehirlerindeki Kürtlerin çoğu, Cemil Merdem’in liderlik ettiği yeni milliyetçi hükümetin hararetli savunucuları oldular. Sadece Cezire’de, düşmanlıkları açıkça kışkırtan ve Suriye ulusal siyasetinin gelişmesinde önemli bir gerileme yaratan yeni kurulmuş olan Suriye hükümetine karşı, yerel bir protesto hareketi düzeyinde bir Kürt örgütlenmesi ortaya çıktı.

Fransız yönetimi altındaki Cezire’nin kendine özgü siyasi ve sosyo-ekonomik gelişimi, özellikle yerleşik halk arasında bölgesel bir kimliğin şekillenmesinde somut bir başarı sağladı.[44] Çoğunlukla Hıristiyanların kontrolünde yeni ticari merkezlerin oluşması ve birçok Kürt aşiretinin yerleşik hayata geçmesi, iki toplum arasındaki ilişkileri artırdı. Haseka ve Kamışlı gibi kasabalar, Cezire’nin geleceğine karar verilen birer siyasi arena haline geldi. Fransa’nın, yerleşik hayata geçmelerini ve ekonomik bakımdan kalkınmalarını büyük ölçüde desteklemiş olduğu bütün bu grupların konumlarını tehlikeye atan 1936 tarihli Fransa-Suriye Sözleşmesi doğal olarak toplumlar arası örgütlenmeyi artırdı.[45] 1932’de yerel Kürt ve Hıristiyan liderler, Cezire’de özel bir yönetimin kurulması için Fransız yetkililerine başvurmuşlardı. Suriye’deki siyasi iklimin karıştığı 1936’ya gelindiğinde, yerel siyasette iki koalisyon ortaya çıkmıştı. İlk koalisyon, Heverkan’lı Haco Ağa, Milli aşiret konfederasyonundan Mahmud Bey ve Kamışlı’nın Hıristiyan kumandanı Michel Dome tarafından yürütülen Kürt-Hıristiyan ittifakıydı. Hıristiyanlar ve Kürtler, Fransa’nın koruması altında bir idari otonomi ve yönetime yerel memurların atanmasını talep ediyorlardı. Suriye’nin Şam milliyetçi hükümetinin destekçilerinin olduğu ikinci koalisyon ise, Bedevi Şamar aşiretinin şefi Daham El-Hadi tarafından yönetiliyordu. Bu grup, Suriyeli milliyetçilerin mali, siyasi ve askeri desteğine bağımlıydı.[46]

1936-37 arasında, ilk ulusal hükümet tarafından yapılan parlamento seçimleri sırasında, bu iki fraksiyon arasında cereyan eden şiddet patlaması, Cezire’de kamu güvenliğini tehlikeye soktu. Düşmanlıkların ortaya çıkması, yerel politik ittifakların karmaşık ve kısa ömürlü karakterini ortaya koymaktadır. Bu ittifaklar büyük ölçüde, aşiretler arası çekişmeler ve genellikle etnik ve dinsel sınırlarla çatışan sosyo-ekonomik gerçeklikler nedeniyle bozuldu. Hıristiyanlar en birlik halindeki grubu oluştururken, Kürt cephesi, 1936’da Cezire’deki Kürt nüfusun yaklaşık üçte birinin Arap koalisyonunu desteklemesinde olduğu gibi bir bölünmüşlük içindeydi. Bunun dışında 1937’nin başlarına kadar, Suriye milliyetçilerini destekleyenlerin Kürt aşiretler arasında sürdürdükleri geniş çaplı pan-İslamcı kampanya, Şam’la bağlantılı yerel Arap liderlerine katılan Kürtlerin sayısını artırdı. Sonuç olarak, etkili Kürt din liderlerini destekleyenler Temmuz ve Ağustos 1937’de, Haseka, Amuda ve Kamışlı’da çok sayıda Hıristiyan’ın öldürülmesi ile sonuçlanan büyük karışıklıklarda Arap Bloku’nun yanında yer aldılar. Genel durum çok kaotik bir hal aldı ve Fransa düzenin yeniden sağlanması için askeri müdahalede bulunmak zorunda kaldı.[47]

1937’den sonra, Kürtlerin yerel siyasetteki ağırlığının zayıflamasından da anlaşılacağı gibi, Kürt eylemliliği daha sınırlı bir hale geldi. 1937’deki karışıklıklar sürecinde Kürt-Hıristiyan ittifakında derin çatlaklar oluşmuştu. Fransa’nın bölgenin doğrudan kontrolünü ele geçirmesi (II. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar sürdü), Fransız himayesinde yeni bir grubun ortaya çıkmasına neden oldu; bu grup Osmanlı ve Kürt zulmü nedeniyle 1915-16 döneminde Mardin’den gelen Suriyeli Katolik Hıristiyanlardı. Kürtler ve Fransızlar arasındaki ilişkiler bozuldu, o dönemde halen Kürt hareketinin lideri kabul edilen Haco Ağa’nın faaliyetleriyle ilgili bir güvensizlik ve şüphe atmosferi oluştu.[48] Fransız kontrolüne karşın 1930’ların sonlarında Şam’daki Suriyeli milliyetçilerin sürdürdükleri politikalar Cezire Kürtlerini ciddi şekilde etkilemeye başladı. 1930’dan beri Haco Ağa’ya sağlanan sübvansiyonlar 1939’da aniden kesildi ve Kürtler, o dönemde Cezire nüfusunun üçte ikisini oluşturmalarına rağmen yerel yönetim konseylerinde çok az temsil edildiler ve onlara ağır vergiler getirildi.[49]



MİLLİYETÇİLİK VE AŞİRETÇİLİK:
HEVÊRKANLI HACO AĞA
Heverkan aşiret konfederasyonu şefi Haco Ağa’nın yaşamı ve faaliyetleri, Suriye’deki Kürt örgütlenmesinin sürekliliğini belirli bir ölçüde sağlamıştır. Faaliyetlerinin ilk yıllarında, bir Kürt milliyetçisi olarak Hoybun’la olan ilişkileri, daha sonra Hawar tarafından yürütülen Kürt kültürel uyanışına katılması ve 1930’ların ortalarında Cezire bölgesel hareketinde önemli bir rol oynaması bunun açık bir göstergesidir. Haco, Kürt ulusal hareketinin yükselmesinin birçok çelişkisini de bünyesinde barındırıyordu. Haco bir yandan, bir milliyetçi propagandacı olarak Kürt aşiret toplumuna aşirete bağlılıktan ziyade ulusal bağlılığı geliştirmeyi amaçlayan imgeler ve fikirler yoluyla Kürtçü dayanışmayı anlattı. Öte yandan, daha özel ve yerel hedefler güderek kendi kişisel çıkarlarını korumayı başardı.

Haco Ağa, Müslüman, Yezidi ve Hıristiyanların bulunduğu büyük Heverkan Kürt aşiret konfederasyonunun dünyevi bir lideriydi. Heverkanlar, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye dahil edilen, Mardin ve Cezire b. ‘Umar (Cizre) arasındaki dağlık bölgede, Tur Abdin’de (Araplar Cebel Tur olarak bilirler) yaşıyorlardı. Haco Ağa, Türk hükümetine karşı kısa süren bir aşiret koalisyonuna önderlik etme girişiminden sonra, aşiretinden 400 aile ile birlikte 1926’da Suriye’ye göç etti.[50] 1926’nın sonlarından itibaren, Fransa’nın kuzeydoğu Suriye’deki askeri varlığının aşiret desteğinin ana unsuru haline geldi. Kendi aşiret birliklerini Fransız ordusunun hizmetine sunmasının yanı sıra çok sayıda yerel aşireti, özellikle Arap Tay aşiretinin birçok kesimini ve Miran Kürt aşiret konfederasyonunu Fransızların amaçları doğrultusunda bir araya getirdi. 1927’de, Türk sınırına yakın bir köy olan ve Fransızların bölgedeki askeri yayılmasının ana merkezlerinden biri haline gelen Qubur el-bid’de daimi ikamet hakkı elde etti.[51] Fransız yönetiminin Cezire’de artan etkisi ile Heverkanlı aşiret şefine Suriye vatandaşlığı verildi ve Haco Ağa ekilebilir topraklar elde etti. 1931’de, Qubur el-bid bölgesinde 14 köye ulaşmış olan arazilerini yönettiği Haseka’da daimi ikamet izni aldı.

Haco’nun aşiret mensuplarının büyük bir çoğunluğu yerleşik tarıma geçmiş olmakla birlikte, Heverkan lideri, maiyetindeki çok sayıda aile üyesinden oluşan 200 kişilik silahlı savaşçısıyla güçlü bir askeri şef olmayı sürdürdü. Bu konudaki bilgiler, Haco’nun 1936’ya kadar yarı-feodal bir toprak ağası olarak güçlü bir konumunun olduğunu ve bunun, Heverkan aşiretinin iktidar yapısını büyük oranda etkilemeye başladığını gösteriyor. Haco, aşiretinin Hıristiyan kesiminin yaşadığı Qubur el-bid yakınlarındaki köyleri kendi adına kaydettirdi. Hıristiyan muhtarları görevden aldı ve yerel yönetimin kilit konumlarına kendi aile üyelerini yerleştirdi. Doğal olarak Haco’nun zengin ve güçlü bir toprak sahibi olarak yükselen pozisyonu, aşiret yetkilerinin giderek daha fazla onun ellerinde toplanması anlamına geliyordu.[52]

Haco Ağa, milliyetçi çevrelere katılmasına karşın eski aşiret düzeninin bir temsilcisi olmayı sürdürdü. Aşiret, onun siyasi ve ekonomik gücünün temeli ve sonuç olarak onun toplumsal prestijinin merkezi olarak kalmaya devam etti. Kürt milliyetçisi olarak sürdürdüğü faaliyetler, Cezire Kürt aşiretleri arasındaki ününü büyük ölçüde artırdı. 1930’ların ortalarında bölgede çok sayıda Kürt kulübü kurdu ve Haseka’daki evinin önüne Kürt bayrağı astı. Haco’nun milliyetçi çevreler ile aşiretler arasında dikkate değer yükselişi, lehinde gelişen birçok olayla açıklanabilir. Her şeyden önce, dinsel bağlılıkları “ilkel” toplumsal düzenin bir mirası olarak gören ve bu nedenle Kürtlerin ulusal emellerine uygun bulmayan yeni milliyetçi çizgide, Haco Ağa’nın dini bir lider olmaması onu daha kabul edilebilir kılıyordu. İkincisi, Haco Suriye’ye yerleştiğinde, Cezire’nin siyasi ve sosyo-ekonomik yapısı ile onun sahip olduğu nitelikler örtüşüyordu; bu dönemde Fransızlar, bölge temelli güçlü bir iktidara sahip olmayan aşiretlerin desteğine ihtiyaç duymaktaydı. Üçüncüsü, Haco, hem Fransızlar tarafından dağıtımı yapılan arazilerden hem de birçok Kürt aşiret topluluğunun yerleşik hayata geçmesinden yarar sağlayacak bir pozisyona sahipti.



SONUÇ
Suriye’deki Fransız manda yönetimi sürecinde Kürt milliyetçilerinin faaliyet alanını, siyasi örgütlenmeye ve kültürel hak taleplerine ilişkin girişimler arasındaki etkileşim belirledi. Kürt hareketi, açık bir şekilde özel bir kimlik (Kürt, Suriyeli vb.) arayışındaki birçok Suriyeli Kürdün taleplerini temsil etmedi. Öyle ki, bu hareket, özellikle şehirler ve kırsal bölgeler arasında, kentliler/entelektüeller ile aşiret toplumu arasında bir köprü kurmak suretiyle, mümkün olan en fazla sayıda Kürt için referans teşkil edecek bir üst çerçeve oluşturma kaygısındaydı. Kürt milliyetçileri, doğal olarak halen çok sayıda Kürt için toplumsal tanımlamanın güçlü bir biçimini oluşturan geleneksel aşiret yapısına güvendiler. Daha da ötesi, manda yönetimi altındaki Suriye’nin parçalı sosyo-kültürel yapısında ortaya çıkan diğer milliyetçi hareketlerin hem ideolojik hem de siyasi desteğini almaya çalıştılar. Sonuç olarak Kürt hareketi farklı biçimler aldı. Hoybun’un Türkiye Kürdistanı’ndaki bağımsızlık girişimleri Kürt sorununun uluslararası düzeyde gelişme göstermesiyle ve Suriye’deki Kürt ve Ermeni diasporasıyla yakından ilgiliydi. Bunun aksine, Cezire’deki otonomist hareket, Kürtlerin kendi kaderini belirleme sorununa daha hukuksal bir yaklaşımı ifade ediyordu ve büyük oranda hem Hıristiyanların hem de manda yönetiminin desteğine bağımlıydı. Dolayısıyla, Kürtlerin taleplerinin karşılanabileceği kurumsal bir çerçeve olarak yeni Suriye devletini tanıyan bir Kürt ulusal bilincinin oluşması, 1930’ların ortalarına dek uzanmaktadır. Suriye’de Kürt milliyetçiliğinin gelişimi, Ortadoğu’da sömürge devletler çağında, Kürt siyasetinde ve toplumunda ortaya çıkan acılı ve çelişkili dönüşüm sürecinin somut bir örneğidir. Ayrıca, ulus ve siyasi topluma ilişkin yeni fikirlerin, Kürt geleneksel toplumunu kültürel ve ideolojik araçlarla ne şekilde etkilediğini göstermektedir.










--------------------------------------------------------------------------------

[1] P.Khoury, Syria and the French Mandat. The Politics of Arab Nationalism (London: I.B. Tauris, 1987). Khoury’nin kitabı, özellikle Arap milliyetçiliğinin gelişimi ve Fransız-Suriye ilişkileri konusunda manda yönetimi altındaki Suriye’ye ilişkin en iyi araştırmadır.

[2] P. Randot’un “Les Kurdes de Syrie” (La France méditerranéenne et at africaine ¼ (1938): 81-126) adlı çalışması dışında, iki savaş arası dönemde Suriye Kürtlerini ele alan başka bir eser yoktur..

[3] Manda dönemine ilişkin nüfus istatistikleriyle ilgili temel kaynaklar şunlardır: “Les Kurdes du Levant Français”, (1945 c.a), p. 12, Archives Diplomatiques Nantes (buradan sonra BEY olarak anılacaktır), BEY 1364; Rondot, “Les Kurdes de Syrie”, 98; Capt. Larrieste “Notice sur les Tribus Kurdes du Kurd-Dagh”, n.d., 51 pp., Mémoires en stage. Centre des Hautes Etudes Administratives sur l’Afrique et l’Asie Modernes (buradan sonra CHEAM olarak anılacaktır), CHEAM n. 637; S.J. Poidebard, “Rapport etabli par le Pére Poidebard S.J. sur la situation des réfugiés Kurdes en Haute-Djezireh (Octobre 1927)”, Direction du Service des Renseignements du Levant, 20-1-1928, n. 327/K2, BEY 569. Ayrıca bkz., Khoury’nin Syria and French Mandate, 12’deki ‘Breakdown of Urban and Rural Population of Syria by Muhafaza (1943)’ eserindeki 1-2. tablolar. Suriye’deki Kürt toplumu ile ilgili en son tahminler için bakınız M. Nazdar’ın “A People without a Country. The Kurds and Kurdistan, ed. G. Chailand (London: Zed Books, 1993, 2nd. Ed), 194))” adlı kitapta yer alan yazısı “The Kurds in Syria”.

[4] Şeyh Said Ayaklanması için bakınız: R. Olson,The Emergence of Kurdish Nationalism and the Sheikh Said Rebellion, 1880-1925, (Austin: University of Texas press, 1989); M. Van Bruinessen, “Popular Islam, Kurdish Nationalism and Rural Revolt: The Rebellion of Sheikh Said in Turkey (1925)” in Religion and Rural revolt, eds. J.M. Back/G. Benecke (Manchester: 1990)

[5] Randot, “Les Kurdes de Syrie”, 90-97; Nazdar, “The Kurds in Syria”, 196-198; “Les Kurdes de Syrie. Etude de un informateur”, n.d., n.n., BEY 569.

*Ceziretül bin Omer, bugünkü Cizre (ç.n)

[6] 1940’a gelindiğinde Yukarı Cezire’de yaklaşık 80.000, Jarablus bölgesinde 60.000, Cebel Ekrad’da 60.000, Şam’da 20.000, Suriye ve Lübnan’ın başlıca şehirlerinde (Beyrut, Homs, Hama ve Halep) 10.000 Kürt yaşıyordu. “Les Kurdes du Levant Français” (1940 c.a), p. 12, BEY 1364

[7] Suriye’nin kuzeydoğusundaki gelişmeler için bkz. L. Dilleman, “Les Français en haute-Djezireh 1919-1939”, Revue Française d’Histoire d’Outre-Mer, 66 (1979): 33-58; L. Dilleman, “Les Français en haute-Djezireh. Une réussite ignoré en marge de l’échec Syrien”, n.d., 70 pp., CHEAM n. 50538. C. Velud, Une expérience d’administration régionale en Syrie durant le mandat Français. Conquête, colonisation et mise en valeur de la Ğazira, 1920-1936, Doctorate (Université Lumiére Lyon 2: 1991). 1930 yılında kuzeydoğu Suriye’nin işgali tamamlandığında Fransızlar, başkenti Haseka olmak üzere Cezire sancağı oluşturdular. Decree n. 2392 19 Sept. 1930, British Air Ministry Files- İngiliz Hava Bakanlığı Dosyaları (buradan itibaren AIR), AIR 23/94.

[8] Yukarı Cezire’de yerleşik hayata geçiş süreci ve bunun sosyo-ekonomik sonuçları için bkz: R. Montagne, “Quelques aspect du peuplement du haute-Djezireh”, Bulletin d’Etudes Orientales 2 (1932): 53-56 ve C. Velud, “Régime des terres et structures agraires en Jézireh syrienne durant la premiére moitié du vigntiéme siecle” in Terroirs et Sociétés au Maghreb et au Moyen Orient, Séminaire IRMAC 1983-1984 ve table ronde franco-américaine CNRS/NSF, Lyon Juin 1984 (Lyon: Maison d’Orient, 1987), 161-194.

[9] Osmanlı döneminde Kürtlerin Şam’ın askeri ve idari örgütlenmesindeki rolü için bkz: Z. Ghazzal, L’Economie Politique de Damas durant le XIXe siécle. Structures traditionelles et capitalisme, (Damascus: 1993), 22; 50-51; 162 ve L. Schatkowski Schilicher, Families in Politics. Damascene factions and estates of the 18th and 19th centuries, (Stuttgard: Franz Steiner Werlag, 1985), 147-152; 160-165; 167-168. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Şam Kürtleri için bakınız N. Fuccaro, “Fransız Mandası Döneminde Şam Kürtleri”, Kürtler ve Şehir adlı Uluslararası Konferansa sunulan tebliğ, Sevr 19/20/21 Eylül 1996.

[10] Komünist Parti 1930’ların sonlarında, özellikle Şam’da, Araplaşmış birçok Kürdün ilgisini çekti. Özellikle hükümet çevrelerinin, şehrin Kürt nüfusu üzerindeki komünist etkiden korktuğu 1946 yılına kadar, partiye üyelik hatırı sayılır bir şekilde artmıştı. Khoury, Syria and French Mandate, 309; Abd Allah Hanna, al-Haraka al-‘Ummaliya fi Suriya wa Lubnan, (Damascus: 1973); Extracts from 1946 Intelligence Reports, Foreign Office Correspondence (buradan itibaren FO), FO 371/52874 E 3453. Bekdaş’ın hayatı ve siyasi eğilimleri için bkz: H. Batatu, The Old Social Classes and the Revolutionary Movements of Iraq, (Princeton University Press, 1978), 581-586.

[11] Oriente Moderno, 18 (1938), 121.

[12] Khoury, Syria and French Mandate, 15; “Les Kurdes du Levant Français”, 12, BEY 1364. Hıristiyanlar, Heverkan aşiret konfederasyonunda olduğu gibi, ya Kürt aşiretleriyle bütünleşmiş bir hayat sürdüler ya da yüzyıllarca Kürt toplumuyla yakın ilişkiler içinde oldular.

[13] ‘Les Kurdes de Syrie. Etude de un informateur’, n.d., n.n., p.10, Bey 569.

[14] Hoybun, Türkiye’de Mardin, Diyarbakır, Şirvan ve Siirt’te faaliyet gösterdi. Hoybun, başta Kerkük, Sülaymaniye, Zaho ve Rewanduz olmak üzere Kürt bölgelerinde çok aktif olmasına rağmen, Irak’taki ana merkezi Bağdat idi. “Activité Kurde”, report from Sûreté Générale Kamechlie to Sûreté Générale Aleppo, 17-9-1931, n. 777/S.G.K, pp.3-4, BEY 571; secret correspondence from Special Service Officers Mosul to Air Staff Intelligence Hinaidi, 29-10-1930, ref.: I/M/33, AIR 23/418; memo from Special Service Officer Suleymani to Air Staff Intelligence Baghdad, 10-9-1928, ref.: I/36, AIR 23/414; secret memo from Special Service Officer Suleymani to Air Staff Intelligence Baghdad, 1-5-1929, ref.: I/36, AIR 23/415.

[15] Mehmet Tayfun “Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti” Kürtler ve Kent adlı uluslararası konferansa sunulan tebliğ, Sevr 19/20/21 Eylül 1996; C. Kutschera, Le Mouvement National Kurde, (Paris: Flammarion, 1979), 13-16: 20-22; C. J. Edmonds, “Kurdish Nationalism”, Journal of Contemporary History, 6/1 (1971), 89; “Jeladet Bey (Bedr Khan)”, note inl. in AIR 23/413.

* İngilizce metinde “Emir Ali Bedir Han” olarak geçiyor, ancak metinde verilen bilgiler doğrultusunda sözkonusu kişinin Emin Ali Bedir Han olduğu anlaşılıyor (ç.n.).

[16] “Activité Kurde”, report from Sûreté Générale Kamechlie to Sûreté Générale Aleppo, 17-9-1931, n. 777/S.G.K., pp.3-4, Bey 571; “Note sur la question Kurde”, 1-9-1929, chp. 7, BEY 569; Kürt-Ermeni Milliyetçilerinin listesi, Iraklı olmayanlar dahil, FO 371/13759. Kutschera, le Mouvement, 32.

[17] Hoybun’un merkez komitesine göre bu, partiye katılan dört milliyetçi örgütten üçünün yapısından açıkça anlaşılmaktadır: Kürdistan Teali, Teşkilatı İçtimaiye ve 1918 yılında Süreyya Bedirhan tarafından Kahire’de kurulan Kürdistan Bağımsızlık Komitesi. Bu gruplardan dördüncüsü olan Kürt Millet Fırkası hakkında ne yazık ki bilgi yoktur. “Activité Kurde” report from Sûreté Générale Kamechlie to Sûreté Générale Aleppo, 17-9-1931, n.777/S.G.K., BEY 571; B. Chirguh (Sureya Bedr Khan), La Question Kurde ses origines et ses causes, Publication de la Ligue Natonale Kurde Hoybun n.6, (Cairo: 1930), 35.

[18] Chirguh, La question Kurde, 34-35; General İhsan Nuri Pasha, La revolte de l’agri Dagh ‘Ararat”, (Geneva: Editions Kurdes Genéve, 1986).

[19] ABD’de yaşayan çok sayıda Kürt topluluğuna yönelik Hoybun propagandasında örgütün askeri eylemliliği “herkesin kendi geleceğini belirleme hakkı” şeklinde tanımlanan bir “bağımsızlık savaşı” olarak adlandırılmıştır, ‘Abd al Sattar Tahir Sharif, al-Jam’iyat wa al-Munazzamat al-Kurdiyya fi nisf qarn, ١٩٠٨-١٩٥٨ (1908-1958), (Baghdad: 1979), 72.

[20] Terrier, “L’Armenie set les Armeniens”, February 1931, 77 pp., p.24-26, 60, 71-73, CHEAM n.61; “Notes of the Kurdish and Armenian question”, by M. Protch chef de la Sûretê at Aleppo” n.d., n.n., AIR 23/414; “Activité Kurde”, report from Sûreté Générale Kamechlie to Sûreté Générale Aleppo, 17-9-1931, n. 777/S.G.K, p.5-8, BEY 571. Suriye’deki Taşnak Partisi’nin liderlerinden biri ve daha önce Osmanlı parlamentosunun üyesi olan Hıraç Papazyan Hoybun’un Halep şubesinin daimi üyesi oldu ve 1928’den itibaren örgütün Celadet Bedirhan’dan sonraki en etkin ikinci üyesi konumundaydı.

[21] Ermenilerin Hoybun’a katılımı, Hamit Bozarslan’ın belirttiği gibi, bir ölçüde iki toplum arasında gecikmiş bir uzlaşma anlamına geliyordu. Ancak, en azından Suriye’deki faaliyetleri bakımından Hoybun’un ne ölçüde bir Kürt-Ermeni örgütü olduğu net değildir. Her ne kadar Hoybun’un Suriye’de gelişmesinde Ermeniler önemli bir rol oynamışlarsa da, genel kanı, yerel Kürt aşiretleri arasındaki propaganda faaliyetlerinin örgütün adıyla yürütülmediğidir. Taşnak’ın Hoybun’un faaliyetlerine katılması, Ermeni milliyetçilerinin gelecekte Ağrı Dağı bölgesinde oluşturulacak, Sovyet Ermenistanı ile sınır komşusu bir Kürt devletinde etkin bir pozisyon elde etme umudu biçiminde açıklanabilir. Oysa 1923 yılında Taşnak anti-Bolşevik etkinlikleri nedeniyle Sovyet Ermenistanında yasaklanmıştı. H. Bozarslan, “Remarques sur l’histoire des relations kurdo-arméniennes” The journal of Kurdish Studies 1(1995): 65-69; C.J. Walken, Armenia. The Survival of a Nation (London: Routledge, 1980), 341; 351-353.

[22] Taşnak Partisi, 1931 yılında yaklaşık 40.000 mülteci ile Suriye’deki en büyük Ermeni grubunu oluşturan Halep Ermeni toplumundan büyük bir taraftar kitlesine sahipti. Terrier, “L’Armenia set les Armeniens”, February 1931, 77pp., p.37, CHEAM n.61.

[23] Telegram from British High Commissioner to Consul General Aleppo 23-6-1928, n.104/B, AIR 23/413; secret memo Secretariat British High Commissioner to Iraqi Minister of Foreign Affairs Baghdad, 15-7-1928, n.S.O.1587, AIR 23/413; FO 371/13032, E 3584 ve E 3707.

[24] Hoybun’un Irak’taki faaliyetlerine ilişkin bilgiler AIR dosyalarında, AIR 23/414;415;418; 419 “Kurdish National Movement-Kürt Ulusal Hareketi” ve Bağdat Hava Üssü’nden İngiliz Yüksek Komiserliğine gönderilen gizli iletilerde (15-6-1928, ref.: N.I/407, FO 371/13032 E4074) mevcuttur.

[25] “List of Armenians, Kurds and Turks involved in anti-Turkish activities in Iraq” C/3551, 30-8-1928, FO 371/13032 E4591’e Ek. Memo from Chef de Poste de Djerablus to Chef de la S” C/3551, 30-8-1928, FO 371/13032 E4591’e Ek. Memo from Chef de Poste de Djerablus to Chef de la Sûreté Générale of Aleppo Vilayat, 25-8-1931, n.n., pp.1-2, BEY 571.

[26] Enclosure n.1 to note de la Sûreté d’Alep, 26-81931, n.n., BEY 571. Haco Ağa’nın Suriye ve Irak’taki faaliyetlerine ilişkin bilgiler, AIR dosyalarında mevcuttur: AIR 23/411 ‘Formation of an Independent Kurdish State’, AIR 23/411;412;413;414;415;416 ‘Kurdish National Movement’ ile AIR 23/589 ‘Abstract of Police Intelligence, 1933’.

[27] Heverkan’lı Haco Ağa’dan Cebel Sincar Kürt şeflerine mektup, n.d.Musul Özel Servis Elemanından Bağdat Hava Personel İstihbaratı’na gönderilen gizli iletide mevcuttur, 27-3-1927, n.9/b/016, AIR 23/146; Haco Ağa’dan Tevfik Efendi’ye Mektup, 24-11-1927 Musul özel servis elemanından Bağdat Hava Personel İstihbaratına ileti, 6-12-1927, n. I./M./608, AIR 23/288; Musul Özel Servis Elemanından Bağdat Hava Personel İstihbaratına gizli ileti, 7-7-1927, n.9/b/333, AIR 23/411.

[28] “Form of Oath. Khoybun Society-Yemin Formu. Hoybun Cemiyeti”, Musul özel Servis Elemanından Bağdat Hava Personel İstihbaratı’na gizli iletide mevcuttur, 26-2-1930, ref: I/M/42/B, AIR 26/416.

[29] Aris Ohannes Mour’da Irak Polis teşkilatı Cezai Soruşturma Departmanından Irak İçişleri Bakanlığı İngiliz Müsteşarlığına gönderilen ileti ile birlikte bir mektup çevirisi bulundu, 30-5-1927, S.B./574, AIR 23/389. Ortak bir geçmişe ait mitler yaratılması, yerel milliyetçiliklerin ortaya çıktığı dönemde, Ortadoğu’nun birçok dinsel ve/veya etnik topluluğu arasında yaygındı. Örneğin manda yönetimi altındaki Irak’ta yaşayan yerel Hıristiyan topluluğu, Yezidi Kürtlerle etnik birlik iddialarını, hepsinin Asuri kökenden –Asuriler, İ.Ö. birinci binyılda Kuzey Irak’da yaşayan Asuri nüfus anlamında kullanılmaktadır- geldikleri üzerine temellendirdi, N. Fuccaro, The Yazidis under Colonial Rule. Tribe, Sect and State in Modern Iraq, 1919-1932-Modern Irak’ta Aşiret, Mezhep ve Devlet, 1919-1932, ( yakında çıkacak).

[30] Chirguh, La Question Kurde, 34-35; Terrier, “L’Armenie set les Armeniens”, February 1931, 77pp., p.72-74, CHEAM n.61.

[31] Irak’ta Kürt kültürel uyanışı, İngiliz manda yönetiminin sonlarına doğru, Irak’ın kuzeyinde bir Kürt yönetimi oluşturma girişimleri kapsamında ortaya çıktı. Hükümleri, birçok Kürt bölgesinde Kürtçe’nin yönetim, eğitim ve adalet dili olarak geliştirilmesini amaçlayan 1931 tarihli Yerel Dil Yasası’nın uygulanması, Irak milliyetçilerinin karşı çıkmaları ve sistemleştirilmiş bir dilin yokluğu nedeniyle, büyük bir muhalefetle karşılaştı. A. Hassanpour, Nationalism and Language in Kurdistan, 1918-1985, 1918-1985 (San Francisco: Mellen Research University Press, 1992, 102-118); P. Rondot, “Publication Kurde en caractéres latins”, Bulletin d’Etudes Orientales 2(1932): 300; P. Rondot, “Trois essais de latinisations de l’alphabet kurde: Iraq, Syrie, U.R.S.S.”, Bulletin d’Etudes Orientales 5(1935):1-31.

[32] Terrier, “L’Armenie set les Armeniens”, February 1931, 77pp., p.59-60, CHEAM n.61.

[33] Secret Intelligence Air Staff Intelligence Baghdad, 2-11-1928, ref. A.O.C.C.S.O., AIR 23/414.

[34] Rondot, “Les Kurdes de Syrie”, 105-108; “Les Kurdes du Levant Français” (1940 c.a), pp. 21-22, BEY 1364. 1930 Nisanında Hoybun’un tüm üyeleri tarafından imzalanan benzer bir dilekçe, Fransız Yüksek Komiserliğine sunuldu. Bu dilekçe metni BEY 571’de mevcuttur.

[35] Réglements de la Société de Bienfasance pour l’aide des pauvres Kurdes a Djézireh, (1932).

[36] Derginin çıkmasından bir yıl sonra, aralarında Kamuran Bedir Han’ın da olduğu Hawar yazı işleri personeli, ilkokullar için kitapçık boyutlarında çok sayıda ders kitabı yayınladı. Rondot, “Publication kurde”, 304. Fransız makamlarının Şam’daki Arap milliyetçilerinin kışkırtmalarının ardından 1937’de Hawar’ın yayınını durdurmasına rağmen bu kitapların yayını devam etti ve Hawar 1943’e kadar yayınını sürdürdü. Rondot, “Les Kurdes de Syrie”, p.123. Fransız makamları 1942’de, Hawar’ın haftalık resimli ekinin (Ronahi) yayını -Ronahi’nin yayını 1945’e kadar sürdü- için Celadet Bedir Han’a küçük miktarda bir yardım tahsis ettiler. Hassanpour, Nationalism and Language in Kurdistan, 225-230, Table n.3; “Les Kurdes du Levant Français”, (1940 c.a), p.24, BEY 1364.

[37] Rondot, “Les Kurdes de Syrie”, 121; Rondot, “Publication Kurde”, 300-301.

[38] Haco Ağa Heverkan, “Şêx û Axa û Mineveran” Hawar 15(1933): 1-2.

[39] “Les Kurdes du Levant Français” (1940 c.a), p.14, BEY 1364; Rondot, “Les Kurdes de Syrie”, 108; “Le Mouvement Kurde en Djezireh”, 13-3-1940, BEY 571. Kürdistan’daki aşiret liderlerinin eğitilmesi yeni bir şey değildi; 1892’de Osmanlı padişahı Sultan Abdülhamid, İstanbul’da, aşiret şeflerinin çocukları için, Kürt çocuklarının da devam ettiği bir okul kurmuştu. E. Rogan, “Aşiret Mektebi: Abdülhamid II’s School for Tribes (1892-1907)” International Journal of Middle Eastern Studies 28 (1996): 83-107.

[40] “Les Kurdes du Levant Français” (1940c.a), p.22, BEY 1364.

[41] “Les Kurdes du Levant Français”, (1940 c.a), p.21, BEY 1364; Rondot, “Les Kurdes de Syrie”, 105-107.

[42] Khoury, Syria and the French Mandate, 397-582.

[43] R. Lescot, “Le Kurd Dagh et le mouvement Mouroud”, Studia Kurdica 1-5 (1988): 101-125. 1936’da, Halep’deki Suriye milliyetçileri ile Kemalistler, Fransızların bölgedeki konumunu zayıflatmak umuduyla hareketi desteklemeye başladılar. Ibid., 110-113.

[44] Yazarı belli olmayan bir kitapçık, bölgenin karma etnik ve dinsel kompozisyonuna ve birçok topluluğun yakın bir zamanda bölgeye yerleşmiş olmasına rağmen, Cezire’de oturan halkın yerel bir kimlik yaratmış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. La Vérité sur les événements de la Djézireh, (Beirut: Imprimeria Catholique, 1937), 10-11.

[45] Velud, Une expérience d’administration régionale, 492-512. 1939’da Cezire’nin yerleşik ve yarı-yerleşik nüfusu, Haseka kazasında 43.400, Kamışlı kazasında 51.200 ve Dicle kazasında 16.700 kişiden oluşuyordu. Kürtler Kamışlı ve Tigris kazalarında çoğunluğu oluştururken (sırasıyla % 73 ve % 75), Haseka’da Araplar Kürtlerden daha fazlaydı (toplam nüfusun % 63’ü). Cezire’nin toplam nüfusunun yaklaşık % 86’sı Sünni, % 12’si Hıristiyan ve geri kalanı da asıl olarak Yahudi ve Yezidilerden oluşuyordu. Bununla birlikte, Hıristiyanlar bölgedeki kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyorlardı (% 71). Ibid., 522-525.

[46] Başvuru metni, Fransız Yüksek Komiserinden Dışişleri Bakanlığına gönderilen iletide mevcut, 15-7-1932, n.0573, BEY 571. M. Ayme, “La rivalité Arabo-Kurde en Djezireh Syrienne. Şubat 1936-Eylül 1937”, Aralık 1937, 30 pp., pp. 7-10, CHEAM n.223. Kürt ve Hıristiyan liderlerden Fransız Yüksek Komiserine gönderilen dilekçe, 5-4-1936, BEY 571’de mevcut. Khoury, Syria and the French Mandate, 527-528.

[47] 1936/1937’deki karışıklıklar M. Ayme’nin “La rivalité Arabo-Kurde en Djezireh Syrienne. Fevrier 1936-Septembre 1937” eserinde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Aralık 1937, 30 pp., CHEAM n.223. Pan-İslamcı propaganda için bkz. İbid., p.24ff. Khoury, Cezire’deki 1936-1937 olayları hakkında büyük ölçüde Ayme’den alıntı yapmaktadır. Khoury, Syria and French Mandate, 528-531. Velud, Une expérience d’administration régionale, 228.

[48] “Les Kurdes du Levant Français”, (1940 c.a), pp. 24-25, BEY 1364; Anon. “La situation des Chrétiens de Syrie apres les affaires de Djezireh”, 21-11-1937, 4 pp., CHEAM n.185 bis; Khalid Bekdaş, Madha fil Jazira ?, (Suriye Komünist Partisi yayını, n.d.). Suriye Katolikleri, Cezire’deki Hıristiyan nüfusun sadece %10’unu oluşturuyordu. “Les Kurdes du Levant Français”, p.25.

[49] “Le Movement Kurde du Jazira”, 13-3-40, BEY 571’de mevcut; Oriente Moderno 18(1938):121.

[50] Haco Ağa ve Heverkan için bkz. M.Van Bruinessen, Agha, Shaikh and State.The Social and Political Structures of Kurdistan, (London: Zed Books, 1992), 101-105. Bu bölümde, aşiret liderinin faaliyetleri konusunda yer verilen bilgilere, İngiliz ve Fransız arşivlerindeki bilgiler, özellikle BEY 569-572 ve AIR 23/89-95 (Syrian and Syrian Desert Reports) ve 288-290 (Mosul Reports) dahildir.

[51] Velud, Une expérience d’administration régionale, 140-141; Dilleman, “Les Français en haute-Djezireh”, 44-50; 1930’da, Fransız birliklerinde aşiretlerden savaşçı görevlendirme ihtiyacı azaldığında, Cezire’de Haco’nun en iyi savaşçılarından otuz savaşçı ve üç oğlu halen 32. Hafif Süvari Birliği’nde görev yapmaktaydı. Haco’s Fiche Velud.

[52] Heverkan aşiretinin Hıristiyan şeflerinin Fransız Yüksek Komiseri ile yazışmaları, 1-8-1936, n.n., BEY 572.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder