23 Aralık 2010 Perşembe

EVDALÊ ZEYNIKÊ İLE GULÊ'NİN ATIŞMASI

Evdal 40 yaşlarına geldiğinde yöredeki hiçbir dengbej ken¬
disiyle atışmaya cesaret edemez. Birçok tanınmış dengbej bile
onun adını duyunca atışmaktan vazgeçer.
Eleşkirt Kalesi olarak da bilinen Toprakkale'de Sürmeli

Mehmet Paşa'nın Güle adında bir dengbeji vardır. Güle, Er¬
meni papazın kızıdır. Alabildiğine yetenekli olan Güle kendi¬
siyle atışan tüm dengbejleri alt etmeyi başarmıştır. Güle hiç
evlenmemiş; ancak atışmada kendisini alt edecek dengbejle, o
isterse evlenebileceğine yemin etmiştir.
Gule'nin namı, Evdal'ın kulağına da gelir. Evdal, daha görmeden Gule'ye âşık olur. Evdal, platonik aşkı Gule'yi görmek,
onu tanımak için yola çıkar. Bir amacı da Gule'yle atışarak
onu alt etmektir.
Bir gün Evdal, Hamur yöresinde bir düğün olduğunu ve
Sürmeli Mehmet Paşa'nın Güle ile birlikte bu düğüne katıldığını duyar. Atına adadığı gibi Hamur'a hareket eder. Hamur,
Cemalverdi köyünden epeyce uzaktadır. Evdal'ın yolculuğu
uzun sürer, bu nedenle ikindi vaktine doğru ancak köye varır.
Hamur'a varan Evdal, yorgun olduğu için, kendini tanıtmak niyetinde değil; "Bugün yorgunluğumu alır, dinlenirim.
Yarın Gule'yle atışırım," diye düşünür.
Bu düşünceyle düğün divanından içeriye giren Evdal, Sürmeli Mehmet Paşa'nın diğer ileri gelen Kürt ve Ermeni ağa ve
beyleriyle odada ipek döşeklerin üzerinde oturduğunu, Gule'nin ise onlara kılam söylediğini görür. Evdal, sessizce bir
köşeye çekilerek bekler.
Güle, divana gelen her yeni konuğa, merhabayı stranla verir:
"Merhaba misafir, sen hoş gelmişsin
Nereden geldin bilmem, nere gidersin
istediğin nedir, ne emredersin
Baş göz üstüne geldin, güle güle gidesin."

Evdal bir süre sessiz ve sakin bir şekilde Gule'yi izleyerek
"merhabaya" tepkisiz kalır. Evdal'ın bu durumu Gule'nin
dikkatini çeker. Güle, tekrar aynı yöntemle Evdal'a seslenerek
bir kez daha merhaba verir. Gule'nin ezgiH merhabası üzerine
Evdal yorgunluğuna rağmen kendini tutamaz. Aynı yöntemle
Gule'yi yanıdar:
"Ben Evdale Zeynıke, dengbejlerin şahıyım
Serhad şairlerinin korkulu rüyasıyım.
Zalimlerin düşmanı dostlarımın dostuyum
Halkımın tercümanı, halkımın ozanıyım
Başlarsam söylemeye, sesim Acem ellerine varır
Uzak yerden gelmiş, Gule'nin misafiriyim desem garip mi kalır."
Evdal'ın yanıtı üzerine Güle de durmaz. Başlarlar atışma¬
ya. Atışmaları üç gün üç gece sürer. Köylüler, civarda atışma¬
yı duyan herkes, odayı, bahçeyi, dam üsderini doldurur. Ka¬
labalık, merakla atışmayı izler.

Güle:
Sen hoş geldin Evdal, bugün buraya
Endamımdan, ışık saçılır dünyaya
Benzerim belki muma ya da çıraya
Bacı-kardeş gel yarışıp başlayalım atışmaya.
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirve, sana hayranım Evdal.

Evdal:
Geldim Güle senin için bu tepeye, Hamur'a
inanın dostlar Güle benzer yazın yağan yağmura
Yüzü derseniz benzer çiğ düşmüş taze yaprağa.
Gule'min hem ahenkli hem de güzel sesi var
Allah bilir o hem an, hem de bülbül gibidir
Hayranım ince beline, çiçek desem konca güldür
Kurbanım senin evine

Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi.

Güle:
Be hey muratsız Evdal, gözlerim kara karadır.
Bilirsin kara, beladır
Günde üç sürme çekerim, benim sürmem Süphan'dandır
Senin gibi nice dengbej bilesin bana hayrandır
Kimi çılgın, kimi deli, kimi eşinden kaçandır.
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirve, sana hayranım Evdal.

Evdal:
Geldim senin için Güle bu yamaca, Hamur'a
ince bel mi, ak gerdan mı, her neyse vuruldum sana
And olsun hem isa'nın incil'ine, hem islam'ın Kur'an'ına
Alır Gule'm bohçasını, düşer benim ardıma, kalmaz kurbana.
Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi

Güle:
Bilesin Evdal, Hamur papazının evi kubbelidir
Avlusunda dönen halay sence kimin içindir
Boyunu aşar sözlerin, fır hr dönüyor gözlerin
Beni Hamur'dan aparmak haddi değildir sizlerin.
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirve, sana hayranım Evdal.
Evdal'ın dillendirdiği bu bölüm Ermenicedir. Evdal bu dizelerinde, Gule'yle anşmaya
geldiğini, ancak onun güzelliği karşısında ona vurulduğunu ifade ediyor.

Evdal:
Geldim Hamur'a Gule'm, papazın evi kubbedir
Allah'ın belası çarpsın, o Köse Hano nerdedir
Yırttığı zurna nerde, padattığı davul nicedir
Halayın başını çeken benim Gule'mdir
Onun için, yanıp tutuşan Evdale Zeynıke'dir.
Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi.

Güle:
Yeter Evdal, kes sesini, söyletme kötü sözümü
ince belime dek iner sırma saçım, zülüflerim.
Fazla gidersen ileri, çağırsam gelir gençlerim
Doğratırım lokma lokma, kanla yıkanır ellerim
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirve, sana hayranım Evdal
Evdal:
Geldim Hamur'a ki Gule'm, koklasam güzel kokunu
Hep birlikte düğünlerde, oynasak kıvrak oyunu
Gule'min elinde mendil çeker halayın başını
Gule'm nece güzel kızdır, hak eder benim aşkımı
Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi

Güle:
Geldim Hamur'a Evdal, yolumuz dardır
Hamur'da dört ev gördüm, yanı ağıldır
Çok duymuşum, Evdal'ı iyi ozandır.
Şirindir sözleri onun, şekerdir, baldır
Yazık ki gördüm boyunu, azıcık boydan kısadır
Hey can Evdal hey can Evdal
SevgiU kirve, sana hayranım Evdal

Evdal:
Geldim Hamur'a Gule'm, rüzgârın tutar burayı
Girdim gençlerin koluna, coştu onların halayı
Sözümde şaka çoksa da, sevmem insanla alayı
Gule'mden izin aldım, bu onun gönül onayı
Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi

Güle:
Geldim Hamur'a Evdal, Hamur yamaçtır
Evdale Zeynike dolaşır kapı kapı, belki de açtır
Kusura bakılmasın, duydum güzel sözlerini
Sözleri söz değil sanki eşeğin başında taçtır
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirve, sana hayranım Evdal
Evdal:
Geldim Hamur'a Gule'm, sıcaktır yazdır
Yürürken gördüm kızların önünde. Güle bir sazdır
Kızlar güzeli Ermeni Gule'm, babası papazdır
Bilirim, aksayan o sol kalçası, biraz da nazdır

Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi

Güle:
Yeter Evdal, kes sesini, söyletme kötü sözümü
Çağırırım uzun boylu gençlerimi aç gözünü
Seni bağlarlar kapıya havlatırlar köpek gibi
Göremezsin ölsen bile şu bebek gibi yüzümü
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirve, sana hayranım Evdal

Evdal:
Geldim Hamur'a Gule'm, çepçevre buğday tarlası
Ermeni halayındayım, yanda kızların alası
Evdal bu, ince bele, altın bezeli yüze hayran olası
Desem geldim gidiyorum duymasın papaz babası
ille öperim, Gule'min gül memelerinin yoktur çaresi
Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi

Güle:
Evdal, bilmem ne söyleyim, çingenenin şahı mısın
Yoksa adi bir cazgır mı, göz boyayan sihirbaz mısın
Hep Allah'a Peygamber'e yalvarırsın yakarırsın
Varamazsın muradına, ne yaparsan aldanırsın
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirve, sana hayranım Evdal.

Evdal:
Hey can Gule'm vay can Gule'm
Güzel sözlüm, sana hayran
Bostanda tatlı kavunum
Çayırda gövel ördeğim
Öldürürsün beni Gule'm
Güzel sözlen tatlı dillen.
Hey can Güle hey can Güle
ima leni, ima leni
Kudayo dero sima leni
Yel pısiko siman yeli
Espandero Iskenderi.

Güle:
Evdal haydi gel tut elim, evime doğru gidelim
Sereyim güzel döşeği, kadifeden yorganını
Yapayım süzme pilavı, Karacadağ pirincinden
işleyeyim sana bir de Kürt çorabı, dizleme
Sorarlarsa döndüğünde "Neydi ikramı Gule'nin?"
Yedi ceddime yeter dersin ikramı gül endamın.
Hey can Evdal hey can Evdal
Sevgili kirvem, sana hayranım Evdal

Evdal:
Hey can Güle, hey can Güle
ince bellim, saz boyunlum
Kara gözleri, sürmelim
Güzelim, yaban kekliğim
Eser soğuk rüzgârı Qetewin'in
Bılecan'm hem Süphan'ın
Nazla sallanırsın Gule'm
Hey can Güle, GuIe canım
Güzel sözlüm, hayranım
Bostanda tatlı kavunum

Çayırda gövel ördeğim
Öldürdün beni Gule'm
Can yakıcı sözlerinle, baldan tath dillerinle
Hey can Güle, hey can Güle, hey can Güle

Üç gün üç gece süren bu atışmadan sonra Güle, Evdal'ın
yeteneklerine boyun eğer. Ona, "Evdal, dedikleri gibisin.
Dengbejsin, şairsin, bütün şairlerin pirisin. Emsalin yoktur.
Ben sözümün sahibi, yeminimin takipçisiyim. Beni alt ettin.
Eğer kabul edersen, sana varırım. Ancak şunu bil, dinimi de¬
ğiştirmem, inancımın ferdi kalırım," der.
Gule'nin sözlerine Evdal'ın yanıtı kısadır:
"Güle, sen de büyük bir şairsin, iyi bir dengbejsin. Şunu bil
ki şimdiye kadar kimse senin kadar karşımda duramadı. Bil¬
diğin gibi ben evliyim, çocuklarım var. Senin dinin sana, be¬
nimki bana, herkes kendi yoluna. Bacımsın, anamsın. Allah
her şeyi gönlüne göre versin."


EVDAL, SÜRMELİ MEHMET PAŞA'NIN
DENGBÊJİ OLUYOR
Sürmeh Mehmet Paşa, Evdal ile Gule'nin atışmalarından
sonra Evdal'dan kendi dengbeji olmasını ister. Evdal, Sürmeli
Mehmet Paşa'nın sinirli ve aksi biri olduğunu bildiğinden Pa¬
şa'nın isteğine bir süre direnir, talebini geri çevirir. Sürmeli
Mehmet Paşa'nın yanında günlerinin zor geçeceğini düşünür.
Bu nedenle Evdal, Sürmeli Mehmet Paşa'ya; "Paşam, her şey
gönlünce olsun. Ben kendi başıma olmaktan memnunum. Senin dengbejliğini yapmak büyük bir sorumluluk ister. Senin
yükün bana ağır gelir. Gel beni bu işten azat et," der.
Ancak Mehmet Paşa ısrarlıdır. Onu mutlaka kendi dengbeji olarak görmek ister. Evdal'ın kaygılarını bildiğinden ona;


(* Bu dizeler, Evdale Zeynıke'nin torunu olan Emere Zeynıke'den, Evdal'ın torununun oğlu olan Beşer Berke'den, dengbejler Kazoye Garısya'dan, Abdurahmane Malazgiri'den ve Sadıkoye Kırıkaya'dan alınarak derlenmiştir.)

"Sen benim dengbejimi atışmada alt ettin. Bir de bunun üstüne başkasının dengbeji olursan, bunun altından hiç kalkamam.
Ancak Allah adına yemin ederim ki, benim dengbejliğimi
kabul edersen, hiçbir işine karışmayacağım. Yanımda da
istediğin gibi davranabilir, sanatını özgürce sürdürebilirsin.
Ayrıca senin yalnız dengbej im değil, bilgem de olmanı istiyorum. Hizmetlerinin karşılığı olarak da sana bir köy vermeye
hazırım," der.
Sürmeli Mehmet Paşa'nın sözü üzerine Evdal, onun deng¬
beji olmayı kabul eder. Evini, Eleşkirt'in Toprakkale'sine,
Mehmet Paşa'nın yanına taşır.
Toprakkale, eski ve büyük bir yerleşim bölgesidir. Bu ne¬
denle Osmanlı Devleti, Toprakkale'yi önemsemiş, tüm bölge¬
nin idaresinden sorumlu kurumlarını buraya yerleştirmiştir.
Evdal evini Toprakkale'ye taşıdıktan sonra. Sürmeli Meh¬
met Paşa kendisini çağırarak, ona şunları söyler:
"Biliyorsun, sen hem dengbejim, hem de bilgemsin. Tüm
işlerimi herkesten önce sana danışacağım. Bu nedenle ben ve
ailem hakkındaki her şeyi bilmelisin.
Bildiğin gibi atalarım Osmanlı Devleti'ne büyük hizmetler¬
de bulunmuşlardır. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim,
Acem ülkesine yürüdüğünde, büyük dedem Çolak Abdi
Ağa'ya haber göndererek, yardımını ister. Abdi Ağa, yiğit bi¬
riymiş. Sultan'ın bir dediğini iki etmeden Osmanlı askerinin
yardımına koşar. Sultan'ın emriyle 300 athsmı alarak, Os¬
manlı ordusuna yol açmak için Acem eline gider.
Abdi Ağa, Acem sınırına yakın bir bölgede Şah'ın askerle¬
riyle karşılaşır. Şah'ın askerleri de güçlüdür. Abdi Ağa'nm gö¬
ğüs göğüse çarpışmada Acem askerlerini yenmesi mümkün
değil. Ancak o bir sürü oyunla, aklın gücüyle Şah'ın öncüleri¬
ni yenmeyi, onları dağıtmayı başarır. Bu geÜşme, Osmanlı or¬
dusuna Acem ülkesinin yolunu açar. Sultan SeÜm, Abdi
Ağa'nın açtığı yoldan Acem Şahı'mn üzerine yürüyerek, ordu¬
sunu yener.

Bu savaşta Abdi Ağa da yaralanır. Koluna gelen kılıç dar¬
besi nedeniyle, eli bilek kısmından kopar. Abdi Ağa kesik ko¬
lunu kazandaki kızgın yağa bastırır ve böylece ölümden kur¬
tulur.
Yavuz Sultan Selim, savaş beratını ve ödülünü vermek için
savaştan sonra diğer komutanlarıyla birlikte Abdi Ağa'yı da
çağırır. Abdi Ağa, Sultan'ın kopan kolunu fark etmesini iste¬
mediğinden sağ eli arkasındaymış gibi yaparak, Sultan'ın hu¬
zuruna çıkar. Sultan beratını uzattığında da, beratı sol eli ile
alır. Abdi Ağa'nın bu tutumunu kibir gösterisi sanan Osman¬
lı Sultanı kızar; kızgın bir sesle; 'Nasıl olur da bir Kürt ağası
eli arkasında huzuruma girer? Bu ne kibirdir? Ne kendini be¬
ğenmişliktir?' der.
Sultan'ın sinirlendiğini gören Vezir öne çıkarak durumu
açıklar: 'Abdi Ağa kibirinden değil, utancından bu şekilde
davrandı. O, elinin savaşta koptuğunu bilmenizi istemiyor.'
der.

Vezir'in açıklarhası ile Sultan'ın kızgınlığı yerini sevince bırakır. Bu nedenle kendisine paşalık rütbesi vererek Bazid (Doğubayazit)
bölgesinin hükümranlığını Çolak Abdi Ağa'ya bırakır. Saray kuyumcularına Çolak Abdi Ağa'ya altından bir el
yapılmasını emreder.

Sultan'ın dönüşünden kısa bir süre önce, Maraş bölgesinde
ZulkadiroğuUarı'nın Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandığı ha¬
beri gelir. Sultan, bir kez daha Çolak Abdi Ağa'nın yardımına
başvurur. Sultan'ın talebi üzerine Çolak Abdi Ağa'nın kardeşi
Ali iskender Bey komutasındaki 20 bin asker Maraş bölgesine
yürüyerek, ZulkadiroğuUarı'nın ayaklanmasını bastırır; Maraş
bölgesinde Osmanh'nın hükmü bir kez daha tesis edilir.
Diğer bir dedemiz Pırbela Mehmet Bey de, Osmanlı Devleti için Ruslar ve Acemlerle defalarca savaşmıştır. Bu nedenle
iki kez Acemlere, bir kez de Ruslara esir düşmüş, bu esirliklerinde birçok zorluk ve belaya karşılaşmıştır. Pırbela (belalı)
lakabı da bu nedenle kendisine verilmiştir.

Dedem Ishak Paşa da Bazid'de bir saray yaptırmıştır. Ailemizin hükümranlığı döneminde Bazid, Yukarı Kürdistan'ın siyasi merkezi olduğu gibi, tüm Kürtlerin de kültür merkezi olmuştur. Ahmede Hani, Mele Mahmude Bazidi gibi birçok tanınmış Kürt din adamı ve bilgini Bazid medresesinde eğitim
görmüş, başkalarını eğitmişlerdir.

Özcesi, atalarım Osmanlı Devletine büyük hizmetlerde bulunmuşlar, buna rağmen devlet hiçbir zaman aileme güvenmemiştir.
Kardeşimin hükümranlığı döneminde devletin 'memurları' Saray'a kardeşim hakkında yalan haberler göndererek Behlül Paşa'nın, Rus ve Acemlerle işbirliği yaparak Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmak üzere olduğunu söylerler.
Sultan'ın fermanıyla Erzurum Valisi kardeşimi çağırdı.
1821 yılında Erzurum'a giden Behlül Paşa, burada tutuklana¬
rak zindana konuldu. Yerine başka biri tayin edilerek, kardeşim Bazid hükümranlığından azledildi. Bilirsin, Kürtlerin aileme sevgisi büyüktür. Bu nedenle Kürtler, başkasının hükümranlığını kabul etmediler. Gelen paşayı kovarak, 'Biz, Behlül
Paşa'yı isteriz,' dediler.
Halkın bu isyanı üzerine devlet, ordusunu Bazid'e gönder¬
di. Kürtler de bir araya gelerek Osmanlı ordusuna karşı sava¬
şa başladı. Osmanlı ordusu Kürtlerin karşısında tutunamadı,
darmadağın oldu. Kürderden kurtulan Osmanh askerleri kaçarak Erzurum'a sığındılar.

Bu dönemde ben de askerlerimle Erzurum'a yürüme kararı
aldım. Birkaç gün sonra Erzurum'a vardım ve hapishaneyi basarak kardeşimi kurtardım. Osmanlı Devleti, Hesena, Sipka ve Zırka aşiret reislerinin işbirliğiyle peşime düştü. Ancak bize yetişemediler. Kardeşim yeniden başımıza geçti. O dönem, Osmanlı ile Acem orduları yine çatıştılar. Bu çatışmalarda Osmanlı askerleri büyük yenilgi aldı. Osmanlı Devleti mecbur kaldı,
kardeşimin hükümranlığını bir kez daha resmen kabul etti.
Bu gelişmelerden sonra 1828 yılında, bu kez Osmanhlar ile
Ruslar arasında savaş çıktı. Osmanlı bu savaşta yenildi. Bazid

bölgesi de Rusların eline geçti. Biz de geri çekilerek, Toprakkale mıntıkasına yerleşmek zorunda kaldık. Savaştan sonra Osmanlı ile Rus devletleri anlaşınca, Bazid, Osmanlı Devleti'ne geri verildi. Ancak Sultan, bizim Bazid'e dönerek yerleşmemize
izin vermedi. Behlül Paşa'ya verilen Mire Miran (Beylerbeyi)
rütbesi yerleştiğimiz yeni bölgede de geçerliydi. Toprakkale bölgesinin hükümranlığı da kardeşime verildi. Ancak kardeşimin
ölümünden sonra, devlet bana paşahk rütbesini vermedi. Bana
verilen rütbe, beyliktir. Üstelik Osmanlı tarafından etkisizleştirilmek
de isteniyorum. Ancak halk Osmanlı Devleti'nin kararı¬
nı tanımıyor. Halk arasındaki adım yine Sürmeli Mehmet Paşa'dır.
Yani anlayacağın, ben devletin değil, halkın paşasıyım."
Sürmeli Mehmet Paşa'yı dinleyen Evdal, "Ey Mir" stranında
bu gelişmeleri anlatıyor.

Ey Mir*
Haydi yiğidim...
Mir'im atla atına
Pulat kılıcını kuşan, yürü düşman hattına
En yiğit savaşçı sen ol.
Kehribar rengi Arap kısrağının üzerinde şahlan
Yıkılası Deveboynu'nu aş da git
Şayol hemen sağındadır, yakındır
Yezidinin Sinek yaylasından geç
Hûsen Ağa'nın yurdu Çemçe altıdır
Guli Cewher Ağa'nın kapısından geç
Köse beylerinden Çokdeve
Hûsen Bey'in kapısına var
orada bir fincan kahvesini iç
ö ikram bedeninde dolaşsın
Ağamın ruhuna zevk, canına şifa olsun


(* Bu dizeler, Heci Sevdine Remedana'nın kılamlanndan derlenmiştir.
** Mehmet Paşa'nın atının adıdır. At, Arap cinsi olduğundan, Evdal atın kendisini de bu şekilde adlandırmıştır.)

Yürü yiğidim
Yürü ağam
Yürü beyim
Yürü, hedefin iran'dır.
Be hey yiğidim
Bilemezdim dünyanın hali budur
Bilemezdim bey, dünya niçin böyledir
Evla'nın* narin elli babası, beylerin en narini
Parmakları mum, hem de balmumu gibidir
Bil ki o Sürmeli Mehmet Paşa'dır, namı dört bir yana yayılmıştur
Atını Ahıska Kale'sine süren, kılıcını gavurun topuna sallayandır.
Yürü yiğidim
Yürü ağam
Yürü beyim
Yürü, hedefin iran'dır.
Be hey beyim, yanası Erzurum taşlıktır
Yıkılası Deveboynu yansın, tamamı taşlıktır
Üç gün üç gecedir, Arap, beyimi sırtında koşturur
Evla Bey'in babası, beylerin narini, geceye vurandır
Artık öyle ki atın eğeri sırtında durmayandır
Ne yapayım, dardadır, hiç tutamaz.
Evla Bey çağırmasa hiç bakmaz
Babamız, Sürmeli Mehmet Paşa'mız
Ne olacak haÜmiz, bu ahvalimiz
Rom'un askeriyle dolmuş, sağımız
Sipikili Hacı Yusuf Paşa'nın askeridir, arkamız
Hesanalı Sofi Paşa, Temoye Cibri, etrafımız
Ne olacak halimiz, bu ahvalimiz.
Sürmeli Mehmet Paşa yanıt verdi: Yürü Evla'm
Babanım, gözünün sürmesiyim Eyşan Hanım'ın
Sahibiyim toplu tabancanın, yürü oğlum
Bindi mi Arap'm sırtına baban

(* Evla Bey, Sürmeli Mehmet Paşa'nın büyük oğludur.)

, Çıkar yurduna Hüseyin Bey'in
Yezidinin Sinek yaylasından, Çemçe'den geçer
Sabaha Pirkend'dir* konağım.
Ağa'm atla atma
Mir'im kılıcını kuşan, harekete geç
Dünya malı için ne derbeder ol, ne de sefil
Bil ki felek hem dostun, hem yarin olur
İran'da yarin yoktur, kaç yıldır
Yürü, Acem gavuru düşmanındır.
Be hey Bey'im, yanası Erzurum sazlıktır
Yıkılası Deveboynu desen, tamamı sazlıktır
Deveboynu ki Erzurum'dan yukarı, yolu yokuştur.
Evla'nın babasının tüfeği, durmaz
Akşamdan ateş eder, duyulur avaz
Evla Bey çağırmasa kimse bakamaz
Babamız, Sürmeli Mehmet Paşa'mız
Ne olacak halimiz, bu ahvalimiz
Rom'un askeri dolmuş, sağımız
Sipikili Hacı Yusuf Paşa'nın askeridir, arkamız
Hesanalı Sofi Paşa, Temoye Cibri, etrafımız
Çerkez hanında ne yapmalı, hücumları hiç durmaz
Peki, ne olacak haUmiz, bu ahvalimiz.
Sürmeli Mehmet Paşa yanıt verdi: Korkma Evla'm
Babanım, gözünün sürmesiyim Eyşan Hanım'ın
Sahibiyim toplu tabancanın, yürü oğlum
Bindi mi Arap'ın sırtına baban
Sabaha Haylaz'dır konağım.
Ağa'm atla atına
Mir'im kılıcını kuşan, harekete geç
Dünya malı için ne derbeder, ne de sefil ol
Bil ki felek hem dostun, hem yarin olur
iran'da yarin olmasa bile kaç yıldır
Yürü, Acem gavuru düşmanındır.

(Bir İran şehri olan Pirkend, sınır bölgesindedir.)

7 yorum:

  1. emeğinize yüreğinize kaleminize sağlık güzel anlatım sağolun varolun

    YanıtlaSil
  2. araştırmayı yapan kişinin eline emeğine sağlık.önemli bir kürt dengbejinin hayatını ve eserlerini kayıt altına almak elbetteki önemli. fakat dengbêjin dizelerinin türkçeye çevrilerek yazılması yeteri derecede dengbêj evdalê zeynê yî anlatamamış aktaramamıştır. bu yönüyle oldukça eksık.en azından sıtranlarını türkçenın yanında orjinal haliylede yani kürtçe ve ermenice olan kısmınıda ermenıce yazılsaydı cok daha iyi olacaktı. insan birinin biyografisini her dilde anlatabilir. ama kültürel ve sanatsal eserlerin bir başka dile çevirilince imgeleri anlamları mimikleri dağılıyor.çeviri yapılabilir ama yanında mutlaka orjinal halide verilmeli çünkü onlar bir tarihi miras.
    olduğu gibi aktarmak gerektiğine inanıyorum.

    YanıtlaSil
  3. evdale zeynıke ağrıya bağlı tutak ilçesinini cemal verdi köyündedir

    YanıtlaSil
  4. evdale zeynıke ağrıya bağlı tutak ilçesinini cemal verdi köyündedir

    YanıtlaSil
  5. evdale zeynıke ağrıya bağlı tutak ilçesinini cemal verdi köyündedir

    YanıtlaSil
  6. Bu türküyü birde babamdan dinleyin YouTube da Abdülbari bulun yazın çıkar

    YanıtlaSil