15 Kasım 2010 Pazartesi

Son tanıkların dilinden Zîlan Katliamı





Yüzlerce ceset altından sağ kurtulan Geliyê Zîlan Katliamı mağduru iki tanık, o dehşet anları bütün çıplaklığıyla anlattı...

Wan’ın Erdîş (Erciş) İlçesi’nde bulunan Geliyê Zîlan’da (Zilan Deresi) 13 Temmuz 1930 tarihinde yaşanan olaylarda şans eseri kurtulan görgü tanıkları, o gün yaşananları anlattı. Görgü tanıkları askeri harekatın isyanı bastırmak için başladığını, ancak öldürülen binlerce kişinin savunmasız sivil köylüler olduğunu söyledi. Tarihe ‘Zîlan Katliamı’ olarak geçen olayların başlangıcı, 1926’da Biroyê Haskê Telî’nin (İbrahim Ağa) devlete başkaldırmasıyla başlar. Lübnan’da kurulan Xoybûn örgütü, 1929’da isyana müdahil oldu. Dağınık şekilde savaşan isyancıları toparlaması için Xoybûn, Berzencî aşiretine mensup Seyîd Resûl’u Geliyê Zîlan’a gönderir. Seyîd Resûl, beraberindeki 400 kişilik grubuyla Erdîş’i kuşatır. Uzun süren çatışmalar neticesinde geri çekilen isyancılar İran’a geçer. Bunun üzerine Erdîş’te yüzbaşı olarak görev yapan Derviş Bey müfrezesini alarak, Geliyê Zîlan’ı ablukaya alır. Giriş ve çıkışları askerlerce tutulan Zîlan mıntıkasında tam 44 köy ateşe verilir. Köylülerin hayvanlarına ve diğer malvarlıklarına el konulur. Binlerce köylü toplu bir şekilde makineli tüfeklerle taranıp öldürülür. Sağ kalanlar ise sürgün edilir. Cenazelerin altında sağ çıkan ya da kaçıp hayatını kurtaran köylüler, uzun süre kaçak yaşamak zorunda kalır.

Devletin yarı resmi gazetesi durumundaki Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930’da Geliyê Zîlan olayını şu şekilde verir: “Ağrı eteklerinde eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılarak ahalisi Erciş’e sevk edilip, orada iskan olunmuştur. Zîlan Harekatı’nda imha edilen eşkıya miktarı 15 binden fazladır. Yalnız bir müfreze önünde düşüp ölenler bin kişi olarak tahmin ediliyor. Zîlan Deresi’nden sıvışan 5 şaki de teslim olmuştur. Buradaki harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zîlan Deresi lepalep cesetle dolmuştu.”

Cumhuriyet Gazetesi’nin tüyler ürpertici anlatımlarının yanısıra, bir de bugüne kadar sözkonusu katliamdan sağ kurtulanların tanıklıkları var. Görgü tanıkları, öldürülen binlerce kişinin isyancılarla alakası olmayan köylüler olduğunu belirtir. Askerler köylüleri toplayınca ailesiyle kaçıp saklanan Abdülbaki Çelebi, 8 köyün bir araya toplatıldığını ve hepsinin kurşuna dizildiğini söyledi. Cesetlerin altında sağ kurtulan Mirze Akmaz (88) ise, ailesinden 4 kişinin öldüğünü ve yüzlerce cesedin içinde sağ olarak kurtulan birkaç kişinin daha olduğunu söyledi.

Katliam mağdurları anlatıyor

Geliyê Zîlan olayları çıktığında 4 yaşında olan Abdülbaki Çelebi (84), askerler köye yaklaşmadan babasının, kendisini ve annesini alıp sakladığını ve bu sayede hayatta kaldığını söylüyor. Şimdi Agirî’nin Giyadîn (Diyadin) ilçesinde ikamet eden Çelebi, Geliyê Zîlan olaylarında yaşadıklarını hiçbir zaman unutamadığını belirtiyor. Çelebi, o gün yaşananları şu şekilde anlatıyor: “Askerler köye yaklaştığında herkes kaçtı. Kaçamayan ele geçti. Babam beni ve annemi alarak kaçtık. Bonuzlu, Burhan, Kerx, Kunduk, Sarko, Gomik, Şorik, Milk köylülerinin hepsini toplamışlardı. Babam Şeytanava’yı da topladılar dedi. Buradaki esirlerin tamamını Milk’e getirdiler. Biz Boynuzlu Köyü’nün uzağında bir newale (çukur) sığınmıştık. Askerlerin elinden kaçabilen herkes oradaydı.”

Toplanan bütün köylülerin Milk’e götürüldüğünü ve silah seslerinin duyulduğunu belirten Çelebi, gece vakti toplatılan köylüler içinde bir köylünün kaçıp yanlarına geldiğini aktardı. Çelebi, hatırladıklarını şöyle anlatıyor: “Mistoyê Ali, kaçıp gelmişti. Arkasından ateş açmışlardı ama vurulmamıştı. Cenazelerin altından 100’den fazla insan sağ çıkmıştı. Bazıları yaralıydı. Sağ kalanlar ‘Misto’nun dediğini yapsaydık çoğumuz kurtulurduk’ diyordu. Meğer Misto, onlara; ‘Kaçalım! Ateş açsalar bile yarımız ölsek de yarımız da sağ kalır, kurtuluruz’ demiş” şeklinde konuştu.

‘O manzara hala gözümün önünde’

O gece askerler çekilince köylülerin cenazeleri görmek için gittiğini söyleyen Çelebi, “Cenazelerin altından çıkıp gelenlerin içinde bir de Rabia vardı, kucağında da bebeği... Cesetlerin altından çıktığını ve çocuğun uyuduğunu söyledi. Gelirken çocuk ağlamasın, askerlere ses gitmesin diye memeyi sürekli ağzında tutmuş, çocuk boğulmuştu. Annem çocuğun boğularak öldüğünü söylüyordu. Askerler gidince cenazeleri defnetmeye gitti babamlar. Biz de giderken, üst üste yığılan cesetleri gördüm. O manzara hala gözümün önündedir. Hiç bir zaman unutamadım” dedi.

‘Gözümün önünde öldürdüler’

Katliamdan sonra Erdîş’e yerleştiklerini söyleyen Çelebi, Zîlan olayından sonra da milis ve askerlerin yakaladıkları kaçakları öldürdüklerini ve bundan dolayı da katliamdan kurtulan birçok insanın uzun süre kaçak yaşadığını kaydediyor. Milisbaşı ve üç jandarmanın birisini gözleri önünde öldürdüğünü hatırladığını belirten Çelebi, şunları ifade etti: “Biz katliamdan sonra İrşat’a yerleştik. Dedemlerin yanına gitmiştik. Simoyê Muxre diye biri vardı. Dedemlere gelmişti. Dedem ona ‘Sıddık seni görürse jandarmalara öldürtür. Hemen git’ der demez, üç jandarma ve Sıddık denen milis aşağıdan geldi. Ateş açtılar. Simo kaçtı, ama yakaladılar. Getirip çadırın önünde kurşuna dizdiler. Oluk oluk kan akıyordu. İnsanlar toplu katledildikten sonra da zülüm bitmedi. Kimse evine gelemiyordu, dağlarda saklanıyordu. Herkes bilsin ki böyle bir katliam yaşandı.”

‘Sayım var diye yayladan indirip öldürdüler’

Wan’ın Erdîş ilçesinde oturan Mirze Akmaz (88), Zîlan olayları yaşandığı dönemlerde 8 yaşındaymış. Bütün köylülerin yaylaya çıktığını belirten Akmaz, muhtarın sayım olacak diye köylüleri kandırdığını ve köye geri dönmesini sağladığını anlatıyor. Akmaz, babasının buna itiraz ettiğini ancak muhtarın kendisine askerlerce söz verildiğini, köylülere dokunulmayacağını söylediği ve herkesi köye getirmeye razı ettiğini kaydediyor.

Akmaz, askerlerin bütün köylüleri topladığını ve köy içinde arama yaparak saklananları da getirdiklerini dile getirerek, “Askerler bizim etrafımızı sardı. Bizi sürü gibi önlerine kattılar, köprünün diğer tarafına geçirdiler ve Doğanci Köyü ile birleştirdiler. Bizi Xeybî adasına getirip bir araya topladılar. Köyün muhtarı Nuriyê Haso, babam ve birkaç ileri gelen rica etmek için gittiler. Dokuz-on adım gitmişlerdi ki, komutan elini salladı ve kurşunlar onların üstüne yağmaya başladı. Diğerleri de bizim üzerimize kurşun yağdırdı. Kurşun sesleri feryat figan iç içeydi. Sesler kesilince silah sesleri de sustu” diye konuştu.

‘Elbiselerimden kan damlıyordu’

Cesetlerin arasından sağ çıkan Akmaz, anne babası ve kız kardeşinin altında kaldığını hatırladığını kaydederek, yara almadan sağ çıktığını belirtiyor. İnsan seslerinin kesilmesinden sonra askerlerin cesetlerin içine süngülerle girdiğini belirten Akmaz, “Sağ kalanlara süngü ile vuruyorlardı. Ben de anne ve babamın koynundan çıkıp, askerlerin arkasından dolanarak köye doğru gittim. Oradan bir köylü cesetlerin arasında kalkıp kaçtı. Askerler ona ateş açıp gözlerimin önünde vurdular. Elbiselerimden annemin, babamın ablamın kanı damlıyordu. Hiç unutmam. Allah kabul etmesin” diyerek o kötü günleri kendilerine yaşatanlara beddua okudu.

‘Beni vurmadılar’

Köye doğru koşarken katıra yük bindiren iki askerin kendisini fark ettiğini söyleyen Akmaz; “Kürtçe konuşan iki askerdi. Ben de onlara baktım kaçamadım. Bir asker diğerine ‘Şuna bir süngü vur gel’ dedi. Diğeri de ‘Geliyê Zîlan bu yetimle mi şenlenecek? Bırak gitsin’ dedi. Beni öldürmediler” diye konuştu. Kalabalığa açılan ateş sonucu annesiyle babasının ve 2 ablasının yanı sıra amcası yengesi ve 9 amca çocuğunun katledildiğini söyleyen Akmaz, ailesinden sadece kız kardeşinin yara almadan ve abisinin 2 kurşun yarası ve birden çok süngü yarası almasına rağmen sağ kurtulduğunu söyleyerek dehşet anları anlattı.

İSHAK DURSUN/VEYSEL ŞİMŞEK/DİHA/AGIRÎ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder