<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717</id><updated>2012-03-02T09:05:14.284-08:00</updated><category term='Bazîd  (Duğubayazıt)'/><category term='Nûçe'/><category term='Apê Mûsa'/><category term='Dutax (Tutak)'/><category term='Panos (patnos)'/><category term='Dîrok (tarih)'/><category term='BÎYOGRAFÎ'/><category term='ingîlîzî'/><category term='Diyadin Gîhadîn'/><category term='hevpeyvîn-röportaj'/><category term='Şehir'/><category term='bazîd'/><category term='Agirî ( Ağrı )'/><category term='Hawaran (hamur)'/><category term='helbest'/><category term='Makale'/><category term='Qerf û Henek'/><category term='Kürdistan'/><category term='Pitûk Kitap'/><category term='çand (Kültür)'/><category term='RESİMLER - WÊNE'/><category term='VİDEO'/><category term='Kurdî'/><category term='Bajar'/><category term='ANI - BÎRANÎN'/><category term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>BAJARÊ AGIRÎ</title><subtitle type='html'>Di Derbarê Serhildanên Agirî De Her Tişt...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>501</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-9092277887050935971</id><published>2012-03-02T09:05:00.000-08:00</published><updated>2012-03-02T09:05:14.291-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BÎYOGRAFÎ'/><title type='text'>REŞO DAĞLARIN PİRİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-86yyF6-Kl2I/T1D9K9ighDI/AAAAAAAACbw/PZ1DwGl8UpE/s1600/R%C5%9Fo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="289" src="http://3.bp.blogspot.com/-86yyF6-Kl2I/T1D9K9ighDI/AAAAAAAACbw/PZ1DwGl8UpE/s400/R%C5%9Fo.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Reşo ismi, halkın sempatisinden dolayı kısalttığı Reşit isminden gelir. Babasının ismi Süleyman’dır. Onun için de Reşoyê Silo diye anılır. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra gündeme gelen 1926 sürgününde Batı Anadolu’ya gönderilmek istenmiş, o da Bekirê Qulîxan gibi beylerle birlikte dağa çıkıp Ağrı&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; İsyanlarına katılmıştı. O günden sonra da bir daha Zilan dağlarından inmedi. Ağrı İsyanlarıı vahşi bir katliamla sonuçlanınca, eşi Zeyno’nun öldürüleceğini hesap ederek onu yanına aldı. Zeyno da en az Reşo kadar cesaretli ve yiğitti. Reşo adamlarıyla birlikte 1931’in kışına kadar direnir, Zilan bölgesi boşalttığı için Reşo’ya bağlı direnişçiler arasında açlık başlar. Bunun üzerine Reşo birkaç akrabasıyla karısı Zeyno ile Zeyno’nun iki kardeşini yanına alarak Tendürek dağı yakınlarındaki Devetaş mevkisine çekilir. Reşoyê Silo, Zilan’daki Çakırbeg karakol baskınına katılan direnişçilerden biriydi. Yöredeki pek çok çatışmalarda Nadir Beyin (Kör Hüseyin Paşa'nın oğlu) yanında yer alan Reşo, Ağrı dağındaki direniş merkezinin dağılmasıyla birlikte sınırdaki dağlarda faaliyetlerini sürdürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşo bir efsaneydi. 1931 kışında, Reşo’nun Devetaş adında bir mağarada olduğunu duyan Türk askeri, milisler eşliğinde bölgeye operasyon düzenlerler. Reşo’nun silahı tutukluluk yapar. Reşo esir düşer. Askerlerin önünü düşüp mağaraya giderler. Tek derdi eşi Zeyno’dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günü milis Şükrü Yardımcı İbrahim Bey şöyle anlatıyor: ‘Söz Reşo, gidelim eşin Zeyno da teslim olsun, size dokunmayacağım.’ Reşo önde biz arkada, Zeyno’nun saklandığı Tendürek dağındaki Devetaş mağarasına gittik. Mağarayı sardığımızda Zeyno bizi fark etti. Bir anda üzerimize kurşun yağdırdı. Reşo dayanmadı; ‘Zeyno beni yakaladılar, bundan sonrası fayda etmez, silahını bırak’diye bağırdı. Bunun üzerine Zeyno da: ‘Hani sen Emer ailesinin yiğidiydin, ölürüm de teslim olmam diyordun? Ne oldu, neden teslim oldun?’Reşo da: ‘Zeyno ben teslim olmadım, tüfeğim bana hainlik etti. Yoksa teslim olmazdım, bensiz mi savaşacaksın?’ Bu sözler üzerine Zeyno mağaradan çıkıp, tüfeğini yere attı. İbrahim Bey sordu: ‘Zeyno bak işte seni de, kocanı da yakaladım. Şimdi söyle bakalım ben mi yiğidim yoksa kocan Reşit Bey mi?’ Zeyno gülerek: ‘Sen Reşit beyin köpeği bile olamazsın. Bizi öldüreceksin biliyorum. Reşit beyin tüfeğini geri ver, 20 metre uzaklaşalım öyle vur’ dedi ve devam etti: ‘Emrinde yüzlerce asker ve milis var ve arkanda da bir devlet var. Benim kocamın da sadece bir tüfeği var. O tüfek de hainlik etti.’ Dedi ikisi de öldürüldü ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşo efsanesi bitmemişti, yeni başlamıştı. Dengbêj Şakiro, Reşo’yu da stranlaştırdı. Bu stran da dilden dile dolaştı. Elime geçen fotoğraflar, sadece Reşo’nun katline ışık tutmuyor. Aynı zamanda bütün bir katliamın en net tanığı…yıllar sonra eski bir asker, İran’dan Reşonun ailesine bir mektup ile bir fotoğraf göndermişti… Mektup Arap harfleriyle yazılıydı… Mektupta Reşo’nun katline dair birkaç ayrıntı daha vardı : “İbrahim Bey Reşo’ya sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Seni nasıl öldürmemi istiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reşo da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tüfeğim tutukluluk yaptı, o tüfeği ağzıma sık… dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraftaki kişi Reşo’ydu. Ağzından kan geliyordu… Üzerinde pahalı olduğu ve İran’dan alındığı beli olan İngiliz kumaşından elbiseler vardı. Temiz yüzlü, saçları taralı bu direnişçinin kafasını keserlerken saçına bir de bez bağladılar, saçı yüzüne dükülmesin, herkes onu tanısın diye… Aynı şeyi ondan önce Beşiri’de Yado’ya, ondan sonra da Dersim’de Alişer’e yapıldı… Yani kafaları kesildi... Eşi Zeyno'nun da kafası kesilerek köy köy dolaştırıldıktan sonra, Ağrı tümenine götürüldü. Reşo ve eşi Zeyno'nun kafaları 20 gün boyunca Ağrı tümeninin tel örgülerine asılı olarak bırakıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** Not: Yayınladığımız fotoğraflar Kürt katliamlarına dair en eski ve ilk fotoğraflardır. Çünkü bugüne kadar Kürt katliamlarına dair ilk fotoğraflar 1938 Dersim katliamına dairdir. Bu fotoğraflar Dersim katliamından 8 yıl öncesine aittir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-9092277887050935971?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/9092277887050935971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/03/reso-daglarin-piri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/9092277887050935971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/9092277887050935971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/03/reso-daglarin-piri.html' title='REŞO DAĞLARIN PİRİ'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-86yyF6-Kl2I/T1D9K9ighDI/AAAAAAAACbw/PZ1DwGl8UpE/s72-c/R%C5%9Fo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-2033406433434005229</id><published>2012-02-18T17:54:00.002-08:00</published><updated>2012-02-28T19:05:51.464-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><title type='text'>Ağrılı Dengbêjlerden Ağrı İsyanları Kılamları (23 Video)</title><content type='html'>Ji Dengbêjên Agiriyê, Kilamên Serhildanên Agirî'yê.&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/T1dSBAsHZj8" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Mt2S5rRHi0k" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/v30nKJ5Mikg" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/D2LUYSTlVQE" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/BfsyZMsLGms" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/aIQmQaP1Q2A" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/FzLjrhN-EoQ" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Xg5FQz5jaZI" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/XuTCYz8nMro" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/kgsd34GOxOM" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/s_OMiHAryvs" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/qpwf0d_g1UA" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/5gkKeTYOQY8" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/8OhMF0FcLZM" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/dtATXGAcwO4" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/fiNlz1aE5R4" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/FtAYX2eYunQ" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/smYgxlw1Hbk" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/39uMKOR_T50" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/6dTiJVLKnXg" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Q3ol3_rfFmo" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Aşağıdaki Dengbêj Muşludur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/pvUdhcbJrnY" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/PyRt9Me8InU" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/FexVSSHNqig" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-2033406433434005229?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/2033406433434005229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agrl-dengbejlerden-agr-isyanlar-klamlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2033406433434005229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2033406433434005229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agrl-dengbejlerden-agr-isyanlar-klamlar.html' title='Ağrılı Dengbêjlerden Ağrı İsyanları Kılamları (23 Video)'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/T1dSBAsHZj8/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-2159671964367231129</id><published>2012-02-07T11:30:00.000-08:00</published><updated>2012-02-07T11:32:52.064-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><title type='text'>Yılmaz Güney Seyit Han Filmi (1968) - Ağrı İsyanları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Ağrı İsyanları Liderlerinden Seyithan'ı konu alan bir film&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Yılmaz Güney'in Seyithan (Seyîtxan) adlı filmi, Ağrı İsyanları liderlerinden Seyithan'a (Seyîtxan) atfedilmiştir. Seyithan Yılmaz Güney'in dayı tarafındandır. Yılmaz Güney Seyithan'ı Annesinden duyup, ona hayran olmuştur.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Ayrıca Seyithan adlı film Türkiyede Kürtleri anlatan ilk filmdir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/IRBCEocaz1M" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-2159671964367231129?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/2159671964367231129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlar-liderlerinden-seyithan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2159671964367231129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2159671964367231129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlar-liderlerinden-seyithan.html' title='Yılmaz Güney Seyit Han Filmi (1968) - Ağrı İsyanları'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/IRBCEocaz1M/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-6168156099655786026</id><published>2012-02-06T15:59:00.000-08:00</published><updated>2012-02-06T16:01:13.574-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>Özgür Gündem Gazetesi: Zilan Deresi kan ağlıyor</title><content type='html'>&lt;h1 class="center" style="background-color: white; border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-family: Verdana; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;&lt;b style="color: #444444; font-size: 13px; text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Zilan Deresi kan ağlıyor...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 class="center" style="background-color: white; border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-family: Verdana; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;&lt;b style="font-size: 11px;"&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 class="center" style="background-color: white; border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-family: Verdana; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;&lt;b style="background-color: white; color: #acacac; font-size: 11px;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güncellenme :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;04.02.2012 09:11&lt;/b&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="background-color: white; border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; font-family: Verdana; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;div style="color: #444444;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-size: 13px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-FakoWd99drM/TzBpqNrxL3I/AAAAAAAACac/y1GjGSfc2Kk/s1600/zilan-a%C4%9Fr%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-FakoWd99drM/TzBpqNrxL3I/AAAAAAAACac/y1GjGSfc2Kk/s320/zilan-a%C4%9Fr%C4%B1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;1925 baharında, karlar eriyip, yollar ve ırmaklar geçit verdiğinde, başlatılan taarruz, merkez tarafından ayrıntılarıyla planlanmış Kürdistan’ın fethiydi. Türk ordusunun bütün kara ve hava gücüyle katıldığı harekat, Sivas’tan başlamış, yayılarak doğu sınırlarına dayanmış, bu arada topyekün Türkleşmeye engel görülen herkes hedef haline gelmişti.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Savur, Oramar, Şemdinli, ColemÍrg’de de, daha düne kadar rejime hizmet eden, Celali Aşireti’nin önde gelen adamlarından Bazidli (Doğubeyazıt) Biro İbrahimÍ HussikÍ Telle gibi geçmişte, Rus işgaline karşı destanımsı kazanımlar elde etmiş kişiler de “tenkil”ine karar verilen kişilerdi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Osmanlı yönetimini, bir darbeyle ele geçiren ırkçı İttihat Terakki örgütü, 1914 yılında Almanya saflarında Birinci Dünya Savaşı’nı başlatmış, bu arada Rusya’yı fethedip, “Kızıl Elma”ya erişerek, “Turan” dedikleri Türk imparatorluğunu kurma hayaliyle Sarıkamış’a 120 bin kişilik ordu yığmıştı. Ancak, beslenip kış şartlarına uygun gidirilemeyen ordu, durduğu yerde bit istilası, salgın hastalığa uğramış, buna rağmen 22 Aralık 1914 günü Rusya’ya hücum emri verilmişti. Fakat askerlerin 90 bini gece donarak ölmüş, böylece hücuma geçerken kendiliğinden imha olup, saf dışı kalan, yer yüzünün ilk ordusu olmuş, engelsiz kalan Rus ordusu da Kürdistan’ı işgale başlamıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Komutan Biro’nun başına gelenler&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18681" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-150613-1328364373.11.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 428px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 300px;" /&gt;&lt;b&gt;Ancak Kürtler, Rusları çiçek ve armağanlarla karşılamadılar. Ellerindeki imkanlarla örgütlenip, direndiler. Bu direniş sırasında, destanımsı bir üne kavuşan Zipkan Aşireti’nin önderi Mecit Bey, oğlu Halis Bey (Öztürk), öteki Bazid’de Celali aşiretinden BiroÍ HussıkÍ Telle’ydi. Halis Beyle Biro’nun yolu, daha sonra Türk ordusuna karşı, Ağrı (Agirî) direnişinde kesişecekti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk ordusunun, her bahar aynı gün, çarpışa çarpışa Beyazıd’ı Rus işgalinden kurtarılması kutlanıyor. Ama gerçek öyle değildir. Ordu hiç görünmemiş, dolayısıyla çarpışmamış, olmayan çarpışmada Beyazd’ı da kurtarmamıştır. Varsa kurtarıcı Biro ve akrabası Gur Husen’dir.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İkili halkı örgütleyerek, Rusların Bazid’e girmesini engelliyor, daha sonraki bir çatışmada, Hussen hayatını kaybediyor, komutan Biro ise koruduğu şehri, yıllar sonra Osmanlı üniformalı askerlere teslim ediyor, ticaretle uğraşmaya başlıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Biro ve aşireti Celaliler, Şeyh Said’e arka çıkmadıkları gibi, İran’a geçen Şeyh’in oğlu Ali Rıza’ya da engel olmaya çalışmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sonrasını, Ağrı Dağı direnişinin lideri İhsan Nuri (Paşa), anılarında anlatıyordu: “Türk devleti, Kürt önderleri aileleriyle birlikte, Batı Anadolu’ya sürgün etmeye başladı. Biro’nın dostları, kendisinin de listede olduğunu söylüyorlardı. O, söylenenlere kulak asmıyor, ‘devletin dostuyum, beni niçin sürsünler ki’ diyordu. Fakat düşünmüyordu ki, Türklerin gözünde Kürtler, ister hizmetkar ister asi olsun, yine de Kürt’tü.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İhsan Nuri’nin anlattığına göre, Biro’nun biri köyde, biri de Bazid’de iki evi vardı. 1926 yılının ilk aylarında Biro köydeyken, Bazid’deki evi, bir askeri müfreze tarafından basılıyordu. Artık, kendisini neyin beklediğini biliyordu. Ölüm ya da sürgüne teslim olma yerine, dağı tercih ediyor, elde tüfek Ağrı’ya çıkıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Teslim olmayanlar&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 160px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke; text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18684" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-151001-1328364601.93.png" style="color: #666666; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; width: 22px;" /&gt;Çavuş Dursun Çakıroğlu, katıldığı bir katliamı anlatıyor: Komutanımız Deli Kemal Paşa. O askere, ‘çök’ emri verdi. Diz çöktük. Deli Kemal Paşa, ‘ateş serbest’ diye bağırdı. Rastgele verdik kurşunu. Feryat, figan, koşuşan vardı. Her şey çok kötüydü. Çok kanlı oldu. Çok kişi öldü. Dört saat taradık. Sonradan 600 ölü dediler. Bence daha çoktu. Bebekler, çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar sıra sıra ölüydü. Yayladakilerin suçu neydi bilmiyorum. Kürt diyorlardı&lt;img alt="" id="18685" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-151005-1328364605.34.png" style="color: #666666; float: right; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; width: 22px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;İşlenen zulümler artık biliniyor, her yerde konuşuluyordu. Teslim olmak, ölüm ya da sürgüne razı olmaktı. İki seçeneğin ötesi dağa çıkmaktı. Karaköse (Ağrı), Beyazıt, Malazgirt, Bulanık ve bu yörelerin çevresinde sayısız kişi ve aile, korunma çaresi olarak dağlara çıkmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dağlara çekilenler arasında en örgütlü olanlar ise daha önceki saldırılara direnip teslim olmayan Şeyh Abdülkadir ile Sipkan, Heyderan, Milan, Hesenan, Zirkan, Cibran aşiretleriydi. Bu aşiretlerden silahı olanlar, zaman zaman çatışmaya da giriyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Xoybun&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1925’de kırım ve sürgün başlayınca, pek çok tanınmış Kürt Irak, Suriye, İran, Ürdün ve Lübnan’a sığınmışlardı. Eski valilerden Memduh Selim, Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza, Şükrü Sekban, eski yüzbaşı İhsan Nuri, Berazi aşiretinden Mustafa, Haco Ağa, Paris’te yaşayan eski elçilerden Şerif Paşa, Mısır’da bulunan Celadet ve Kamran Bedirxan kardeşler bunlardan bazılarıydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu kişilerden bazıları, 1926 yılında Kürdistan’ın geleceğini konuşmak üzere bir araya geliyor, katılımlar çoğalınca 5 Ekim 1927 tarihinde, Lübnan’ın Bihamdun kasabasında Kürdistan kongresini topluyordu. Kongrede Xoybun adıyla partileşme kararı alınıyor, başkanlığa da Celadet Bedirxan getiriliyordu. Bu arada Kürdistan’ın kurtarılması amacıyla ordulaşma kararı alınıyor, Yüzbaşı İhsan Nuri komutanlığa Paşa rütbesiyle baş komutan atanıyordu. İhsan Nuri, bir grupla birlikte dönüyor, Biro İbrahimÍ HussıkÍ Telle’nin üs tuttuğu Ağrı Dağı’na yerleşiyor. Biro, Halis Bey, Ferzende gibi aşiret önderleri, Hamidiye döneminin tanınmış kişilerinden, ama saf değiştrmelerle Kürtler nezdinde güvenilmez adam olan, TC’nin siparişiyle sonra öldürülen Kör Hüseyin Paşa’nın oğulları Nadir ve Memo’nun aralarında bulunduğu bir komuta heyeti kuruyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ankara harekete geçiyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ankara, 1927’de üslenmeyi haber alınca derhal harekete geçiyor, tedip ve tenkil harekatlarının en deneyimli komutanlarını, 19 bölgeye gönderiyordu. Daha sonra Genelkurmay Başkanı olacak General Salih Omurtak baş komutandı. 1920’deki kanlı Koçgiri olaylarından sonra, 1937 ve 1938’deki Dersim katliamıyla tarihin kaydettiği unutulmaz zalimlerden biri haline gelen General Abdullah Alpdoğan, bir başka zulümkar yüz olan Mustafa Muğlalı buradaydı. Arap İbrahim Tali Öngören de sivil komiser niteliğinde umumi müfettiş...&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18683" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-150634-1328364394.37.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 233px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 350px;" /&gt;&lt;b&gt;Türk ordusu, Ağrı Dağı’nı karadan ve havadan bombalarken İbrahim Tali, köylülerden destek almak için Kürt kıyafeti içinde yöreyi dolaşıyor, daha sonra direnişçileri teslime ikna çabalarına giriyor, karşılıklı suçlama ve propaganda bildiri savaşları başlıyor, yer yer çatışmalar yaşanıyordu. Türk hükümeti, ertesi yıl barışçı görünüyor, İbrahim Tali, İhsan Nuri ile buluşup, direnişten vazgeçmeye karşılık para, paye ve rütbe teklif ediyordu. Ancak İhsan Nuri sunulanları reddediyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hükümet, bu arada Kürtlerin direnişçilere desteğini kırmak için yurtdışında olanları da kapsayan bir genel af ilan ediyor, ancak dönenlerden Kör Hüseyin Paşa öldürtülüyor, Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza dahil, birçok kişi tutuklanıyor, Şeyh Said hareketinde öne çıkanlardan Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Sağnisli SaidÍ Telhe idam ediliyordu. Affın tuzak olduğu ortaya çıkıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İran’a toprak veriliyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk hükümeti, 1929 yılında, bölgede yığınak yapmaya ağırlık veriyor, bir yandan da Emin Karaca’nın “Ağrı Eteklerindeki Ateş” adındaki kitabında ayrıntılarıyla yazdığı üzere, askeri destek için İran ve Rusya (dönemin Sovyetleri) ile görüşmelere başlıyordu. vuruyordu. Sovyet lideri Stalin Kürtlerin ezilmesinden yanaydı. İran’ı da ikna için çaba gösteriyor, tehdit ediyordu. Fakat İran, askeri desteğe karşılık, Ağrı Dağı’nın doğusundaki verimli ovaları istiyor, pazarlık İran’ın istediği biçimde yürüyüp sonuçlanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Moskova, destek için Ermenistan sınırına askeri yığınak yapıyordu. Bu birlikler daha sonra Aras Nehri’ni geçip, doğrudan çatışmalara katılacak, İran da top atışlarıyla doğrudan saldıracaktı. Irak’ta yönetimi elde bulunduran Britanya, Suriye’deki Fransa da sınırları tutup, Kürtlerin irtibatını ve yardım yollarını kesecek, Türk ordusu 1930’da topyekün hücuma geçecekti. Yeri gelmişken, benzer ittifaklar 1990’larda da kurulacak, Amerika’nın öncülüğünde NATO ülkeleri ve onun dışındaki İsrail de TC’ye askeri yardım sunacaktı...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sivil katliama rağmen&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İlk çatışmalarda Kürtler üstünlük sağlıyordu. Ermeni asıllı Garo Sasoni, “Ulusal Kürt hareketleri ve Ermeni-Kürt İlişkileri” adındaki kitabında yazıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Türkler, temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. Savaş kızıştı. Kürtler, 7 Türk uçağını düşürdüler. Binlerce kurban verdirttiler. Fakat cephaneleri bitince Ağrı Dağı’na döndüler. Türkler, öçlerini silahsız sivil Kürtlerden aldılar. 5 bin kadar kadın, çocuk ve ihtiyarı katlettiler. 200 kadar köyü, talandan sonra yaktılar. Yüzlerce Kürdü toplayıp, Van Gölü’ne döktüler. Çarpışmalar bir yerde sönerken, bir başka yerde patlak veriyordu. Hükümet, erimiş birliklerini takviye için kısmi seferberlik ilan etti. Avrupa basını, 15 Temmuz 1930 tarihinde, Ağrı Dağı çevresindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığını yazıyor. Türkler temmuz ayında Beyazıt, Iğdır ve İran sınırlarından taarruza geçtiler. Fakat, büyük kayıplar verip yenildiler. Kürtler, zaman zaman Iğdır’a hakim oluyor, Türk birliklerini Sovyet Ermenistanı’na sığınmaya mecbur ediyordu. Türkler çaresiz kaldılar. Çok sayıda uçak kaybettiler. Salih Paşa’nın birlikleri, Beyazıt yakınlarındaki bataklıkta kısmen yok edildi. Kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğratıldı. Bunun dışında Van, Çatak, Hakkari, Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu. Şeyh Barzani (Mele Mustafa) sınırı geçerek, Hakkari çarpışmalarına hız verdi. Ankara-Moskova işbirliği uzun zaman gizli kalamadı. Kızılordu birlikleri Aras Nehri’ni geçip, Kürtleri boğmak üzere Türklere yardıma koştu. Moskova bununla da kalmadı. İran’ı, Türkiye ile işbirliğine zorladı ve ikna etti.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Salih Paşa zaferini ilan ediyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Garo Sasoni’nin yukarda anlattığı temmuz ayındaki manzarasına karşılık General Salih (Omurtak) yayımladığı bildiri ile zaferini ilan ediyordu. General 15 Temmuz 1930 tarihinde Türk kamuoyuna yayımladığı bildiride şöyle diyordu: “Eşkıya çeteleri, çok perişan ve münhezin (hazin) bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da; ordumuzun bu dereler etrafında tedricen sıkışan çemberi içinde, hiç kurtulmamak şartıyla yok edilmiştir.” Generalin “kurtulamayanlar” dediği, Sasoni’nin sözünü ettiği sivil katliam olmalı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;‘Zilan Deresi cesetle dolmuştur’&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Moskova, İran ve TC ittifakı, eylül ayı başlarında, üç koldan Ağrı Dağı üssüne saldırıyordu. Biro İbrahim’in direniş liderlerine, unutulmayan “gözümüzün arkada kalmaması için kadınlarımızı vuralım, sonra hepimiz çarpışa çarpışa ölelim” önerisini bu sırada yaptığını yazıyor, İhsan Nuri Paşa. Fakat, bu öneri reddediliyor, çarpışa çarpışa dağdan çekiliniyor, bu yenilgi oluyordu. İhsan Nuri Paşa, daha sonra yayımlanan anılarında, Ağrı Dağı’nı 300 kişiyle savunup, direndiklerini yazıyor, “500 kişilik ek gücümüz olsaydı, Türk ordusuna yenilmezdik” diyor. Avrupa ve Amerikan basını Türk ordusunun 100 bin kişi ve 1400 uçakla saldırdığını yazıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesi yazıyor: “Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş’e sevk ve orada iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Yalnız bir müfreze önünde ölenler, bin kişi tahmin ediliyor. Zilan Deresi’ne sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. Buradaki harp, çok müthiş bir tarzda devam etmiştir. Zilan Deresi lebalep, cesetlerle dolmuştur.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Geli’de sivil katliam&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Zilan söylendiği gibi bir dere değildir. Onlarca kilometre boyunca daralıp, genişleyerek uzanan, yer yer derinliği yüzlerce metreyi bulan, sarp bir Kanyon (Geli)’dur. Burası Osmanlı döneminden beri, saldırılarda binlerce kilometre karelik alanda yaşayan Kürtler için tabii sığınak, korugan ve savunma mevzii idi. Ağrı direnişinden sonra, tarafsız kalmışları, gençleri savaşa gidenleriyle sayısız köy korunup, saklanma düşüncesiyle Geli’ye sığınmıştı. Geli’ye akan insan sayısını kimse bilmiyor, ama çoklukla kadın, çocuk, savaşacak gücü olmayan yaşlılardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İran ve Rusya’nın yardımıyla 25 Eylül 1930 tarihinde (Türk Genelkurmayı 16 Eylül diye kaydediyor) başlayan ve Ağrı Dağı’nın düşmesiyle sonuçlanan taarruzdan sonra GeliyÍ Zilan açık hedef haline geldi. Geli havadan uçaklarla bombalandı. Karadan top atışına tutuldu. Girilebilen her yerdeki insanlar mitralyözlerle tarandı. Bu tarihteki en büyük sivil katliamlardan biriydi. Ama katledilen insan sayısı gerçeği meçhul kaldı. Sivil soykırım yalnız Geli’de yaşanmadı. Bütün direniş bölgesini kapsadı, kırım ile kann sesi. Muş, Malazgirt, Bulanık, Hınıs Van, Zilan, Erciş Karaköse, Iğdır yayla ve köylerini...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bir karikatür ve Atatürk’ün kutlaması&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ağrı Dağı’nın düşmesinden sonra, dönemin yandaşlarından Cumhuriyet gazetesinde dağa işlenmiş bir mezarın taşına, “Kürdistan hayali burada yatıyor” cümlesi yazılmış, bu arada Cumhurbaşkanı Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a bir kutlama mesajı göndermişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk şöyle diyordu: “Doğu sınırlarımızda genel asayişi ve milli birliği bozmak işteyen şaki ve asileri imha edenleri takdir ve tebrik ederim. Harekatı, her zamanki yüksek vukuf ve liyakatla yürüten Genelkurmayımıza ve kuvvetlerin sevk ve idaresinde gösterdikleri başarıdan dolayı kolordu komutanından kurmay heyetine, harekata katılan komutanlarla subaylarına ve erlere teşekkürlerimin iblağını (bildirilmesini) rica ederim.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;O gün ve bugün&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk de, bugünküler gibi “birlik” diyor ve “birliği bozmak isteyen şaki”lerden söz ediyor. Oysa o zaman da “birlik” yok, Kürtlerin ayrılıp kurtulma mücadelesi vardı. O dönem, “şaki” eşkıya diye tanımlanan Kürtler, günümüzde “terörist”ti. Ve Atatürk yetkilerini elinde bulunduran Başbakan Recep Erdoğan, hâlâ başarılı vuruşlar yapan generalleri kutluyordu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18682" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-150616-1328364376.68.jpg" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 209px; width: 570px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 588px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 16px;"&gt;Bir katliamcı anlatıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 12px;"&gt;1906 yılında Trabzon’da doğmuş Dursun Çakıroğlu, askerliğini çavuş olarak yapmıştı. Zilan’da sivil katliama çıkmış bir birlikte askerdi. Onu, bir dostumun aracılığıyla, 1990 yılında Ankara’nın Söğütözü gecekondularında buldum. Mahalle camiin müdavimlerinden. Cami arkadaşı ihtiyarlar ona Laz Hoca diyorlardı. Katledilen kadın, çocuk ve bebeklerin de Müslüman olduklarını söylediğimde, “onlar günahsız, ama biz de emir kuluyduk” cevabını vermişti. Laz Hoca katliama çıktıkları yaylanın adını bilmiyor, ama, “Zilan Deresi’nin yukarı tepelerindeydi” diyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ve işte anlattıkları: “Büyük bir düzlük çadırlarla doluydu. Yüzden çok kara çadır vardı, sürüleri çoktu. Atları, eşekleri de çoktu. Onların hepsine el koyduk, sonra. Zaten koyun çoktu oralarda. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. Asker et yemekten bıkmıştı. Geceden sardık o yaylayı. Sabah erkenden yaylada bir hareketlilik başladı. Her nasılsa bizi fark etmişler. Göçe hazırlanıyorlar. Görünürlerde çok az erkek vardı. Kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar vardı. Bizi karşılarında görünce bir feryattır başladı. Komutanımız Deli Kemal Paşa. O askere, ‘çök’ emri verdi. Diz çöktük. Deli Kemal Paşa, ‘ateş serbest’ diye bağırdı. Rastgele verdik kurşunu. Hiç karşılık veren olmadı. Feryat, figan, koşuşan vardı. Kötüydü. Her şey çok kötüydü. Çok kanlı oldu. Çok kişi öldü. Dört saat taradık. Sonradan 600 ölü dediler. Bence daha çoktu. Bebekler, çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar sıra sıra ölüydü. Her yaştan insan. Hangi yaştan varsa işte. Yayladakilerin suçu neydi bilmiyorum. Kürt diyorlardı. Devlete isyan etmişlerdi. Çadırlara girdik ki, her taraf ölü. Bazıları birbirine sarılı. İyi değildi, tabii. Emir işte.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;Yazının Devami için yandaki linki tıklayın:&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/hayali-isyanlar-golgesinde-kurt-kirimi.html#more"&gt;http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/hayali-isyanlar-golgesinde-kurt-kirimi.html#more&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-6168156099655786026?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/6168156099655786026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/ozgur-gundem-gazetesi-zilan-deresi-kan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/6168156099655786026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/6168156099655786026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/ozgur-gundem-gazetesi-zilan-deresi-kan.html' title='Özgür Gündem Gazetesi: Zilan Deresi kan ağlıyor'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-FakoWd99drM/TzBpqNrxL3I/AAAAAAAACac/y1GjGSfc2Kk/s72-c/zilan-a%C4%9Fr%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-7311533370901716681</id><published>2012-02-06T15:53:00.000-08:00</published><updated>2012-02-06T16:04:40.898-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 1</title><content type='html'>&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Özgür Gündem Gazetesinden Alınmıştır...&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1 class="center" style="background-color: white; border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-family: Verdana; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 1&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="background-color: white; border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; font-family: Verdana; font-size: 11px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="background-color: white; border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; font-family: Verdana; font-size: 11px; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;b&gt; &lt;span style="border-image: initial;"&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/01/nuce_29012012-144406-1327844646.87.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 16px;"&gt;Kırım ve kan sesleri&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-family: Verdana; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-family: Verdana; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 14px;"&gt;Resmi belgelere göre 1803’ten 1914’e kadar, Kürdistan’da 12 ayaklanma yaşandı. Ayaklanmalar katliamlarla karşılık gördü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan, Osmanlı kabuğunun altında , Mirlerin yönetiminde özerkti. Osmanlı’ya asker ve vergi vermiyordu. Adli ve eğitim hizmetlerini de kendisi karşılıyordu. Osmanlı, Kürdistan Özerkliğine ilk kez, 1800’lerin başında müdahale etmeye ve isyan ateşleri yanmaya başladı. Kısacası isyan sözü, tedip ve tenkile meşruiyet kılıfı geçirme çabasıdır. İsyan yok, tedip ve tenkil vardır. Ortaya çıkan manzara ise kırım ve kan sesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu yazı dizisinde, Türk resmi söylem ve aydınlarının kalemlerinde “isyan” diye nitelendirilen hareket ve olayları irdeleyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dili, ülkesinin adı, kültürü, hatta kültürünün yansıması olan insan ve yer isimleri, özetle baştan başa varlığı yasaklanmış Kürt halkına mal edilen “isyan”ların sayısı birden başlayarak numaralandırılıyor. PKK hareketi de eklenerek rakam 29’a çıkarılıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa gerçeğin penceresi, bilimin ışığı 29 isyan rakamını doğrulamıyor, ezber söylemi yalanlıyor. Çünkü, bir halk hareketinin isyan olabilmesi için planlı, programlı bir hazırlık sürecini gerektiriyor. Oysa, böyle bir hal, durum ve planlı hazırlığa dayalı eylem yoktur. PKK’ye kadar, yalnızca bir hareketin (Ağrı Dağı isyanı) yarım yamalak bir ön hazırlığı olduğunu görüyoruz. Türk resmiyetinin “isyan” adıyla tarihe not düştüğü olaylar, yine resmi söylemle “tedip (terbiye etme) ile “tenkil” (yerinde sonuna kadar susturma), yani tepeleme hareketleridir. Kısacası isyan sözü, tedip ve tenkile meşruiyet kılıfı geçirme çabasıdır.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İsyan yok, tedip ve tenkil vardır. “Tedip” ve “tenkil”in ardında ortaya çıkan manzara ise kırım ve kan sesidir. Bu yazı dizisinde, “Kürt isyanlarını” irdelerken, tedip ve tenkilin tanıklarını, geniş ölçüde Türk resmi belgelerinden seçeceğiz.&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18378" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_29012012-144627-1327844787.16.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 225px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 400px;" /&gt;&lt;b&gt;Rus, Pers ve Arap kaynaklarına göre kadim Kürdistan tarihinin kökleri, Milat’tan önce 10 bin yıla dayanmaktadır. Rus tarihçi M.S. Lazarev, Kürtlerin ataları olarak Hurrileri, Lulube, Kassi ve Kardukları gösteriyor ve şunları yazıyor: “Kürt etnik sentezinin ilk kaynağı Kuzey Mezopotamya’da, çağdaş Kürdistan’ın tam merkezinde bulunmaktadır. Burası dünya uygarlığının en kadim merkezlerinden biridir. 8 bin yıl önce, varlığını 600 sene sürdüren Halaf kültürü, Kürdistan’ın bugünkü Suriye topraklarında ortaya çıkmıştır.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yunanlı General Ksenefon’da İsa’nın doğumundan 5. yüzyılda yazdığı “Anabasis” adındaki kitabında Kürtlerin yaşama biçimlerini anlatmaktadır.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürtler Persler, Roma, Araplar ve Osmanlılarla yan yana komşuluk ilişkileri içinde yaşadılar. İslam öncesinde, bölgede yaygın olan Zerdüştlüktü, bağlı oldukları din. İslamiyete geçişleri ise kolay ve kendiliğinden olmadı. Yaklaşık üç yüz yıl süren savaştan sonra İslamiyete geçtiler. Ama Zerdüşt inancının pek çok motif, renk ve kutsalını da birlikte yaşatarak...&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18377" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_29012012-144622-1327844782.56.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 410px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 300px;" /&gt;&lt;b&gt;Bu dönemde ulusal bilinç, kavmi aidiyet önplanda değildi. Halkları birbirine kaynaştıran başlıca değer dini inançtı. Kürtler dini bağlılık temelinde, İslam’a önemli katkılar yaptı. Bugünkü Kuzey Kürdistan’ın kuzey doğusundan, Irak’ın bir şehri olan Tikrit’e yerleşmiş Revandi aşiretinin önderlerinden Eyub’un oğlu Yusuf Selahaddin (Selahaddinê Eyyubi) Haçlıların istilasına karşı İslam ordularının baş komutanı olarak ortaya çıkıp Şam ve Mısır’ı ele geçirerek 1169 yılında babasının adıyla anılan Eyyubi devletini ilan etti; Selahaddin’in ordusunda Araplar ve başka halklardan askerler vardı. Ama komutanları Kürtlerdi. Mesela, Akabeyi Haçlılara karşı savunan, daha sonra Kudüs valisi ve Eyyubi ordularının baş komutanı olan Ebul Hayca Hakkarili bir Kürt’tü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Selahaddin, Kudüs’ü Haçlı işgalinden kurtararak evrensel düzeyde adını duyurdu. Ama asıl özelliği adaletiydi. Adil karar ve uygulamarla düşmanlarının saygısını da kazandı. Bir başka özelliği ise kültür, sanat ve bilime verdiği değerdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat, yukarda da belittiğimiz gibi uluslaşma çağı değildi. O nedenle bu Eyyubi devletine Kürt devleti demek mümkün değildir. Eyyubi, İslam devletiydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Selahaddin’den sonra, Eyyubilerin egemenliği uzun ömürlü olamadı. Sultanlık el değiştirdi. Kürtler kendi yönetimlerini “Mirlikler” (Beylikler) şeklinde sürdürdüler.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt mirlikleri&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt beyliklerinin çevrede baskı gördüğü başlıca unsur Selçuklulardı. Fakat Selçuklular Kürtlere boyun eğdiremediler. Uzun savaşlardan sonra taraflar arasında saldırmazlık anlaşması yapıldı. Fakat Moğollar, 1219’da Harzemşah devletine saldırdılar. Şah Celaleddin yenilince kaçıp, Kürdistan’a sığındı. Moğolların, düşmanlarını teslim isteğinin geri çevrilmesi savaş bahanesi oldu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Moğol ordusu güçlü ve acımasızdı. Kürdistan’ın savunması yetersiz kalınca, Moğol orduları 1231’de Amed (Diyarbakır), Ahlat ve Şarezor şehirlerini ele geçiriyor, harabeye çeviriyordu. Bunun üzerine Kürtler, başkentlerini Bahar’dan Sultanabad’a taşımak zorunda kalıyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İkinci dalga Moğol istilası 1258’de tazeleniyordu. Cengiz Han’ın torunu Hülagu, Bağdat seferine çıkarken, Kürdistan’da katliam yaparak ilerliyor, Kirmanşehri yakıp yıkıyor, Erbil’de büyük bir direnişle karşılaşıyor, fakat Musul komutanının ihaneti sayesinde şehri ele geçirip katliam yapıyordu. Ertesi yıl Hakyari aşiretini kılıçtan geçirip, Cizre ve Mardin’i ele geçiriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat daha sonra, istila harekatına başlayan Timur’un ordusu, 1400’de Kürdistan’ın sarp dağlarında adeta avlanıyordu. Rus tarihçi Minorski, Timur’ın aldığı darbelerin kiniyle katliam yaptığını, Kürt yazar Şerefhan, katliamlara rağmen Kürdistan’da tutunamadığını yazıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt Mirlikleri Akkoyunlular, Karakoyunlulara karşı da varlıklarını koruyor, Osmanlı ile yüz yüze geliyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt Mirlikleri, 1500’li yılların hemen başından itibaren birbiriyle çekişen Perslerle (İran) Osmanlılar arasında sıkışmaya başladılar. Kürdistan, iki taraf&amp;nbsp; için de stratejik önemdeydi. İki taraf da, Kürtleri hoşluk ve tatlı dille yanına çekmeye çabalıyordu. Osmanlı, Kürt Mirlerini değerli hediyelere boğarken, Pers Kralı Şah İsmail, kız kardeşini Hasankeyf Miri Melik Halid’le evlendiriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ama hemen sonra ani bir çıkışla Kürdistan’a yürüyor, Siirt’ten Çabakçur’a, Palu kalesinden Maraş’a kadar pek çok yeri işgal ediyor, ama Botan ile Çekişkezek yöresinde durduruluyordu. Osmanlı Sultanı Yavuz Selim, Perslerin sınırlarına dayandığını görünce karşı hamle ile savaş ilan ediyor, iki ordu Van Gölü’nün kuzey doğusundaki Çaldıran’da karşılaşıyordu. Yavuz Selim, Şah İsmail’le kinli Kürt Mirlerinin yardımıyla düşmanını yeniyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ancak bu savaş, Kürdistan tarihinde yeni bir başlangıçtı. Rus tarihçi Minorski’nin deyimiyle Kürtler iki tarafı da kullanıp, tampon bölge olarak kalacaklarına, bölünmeye uğruyor, bu da güçlerini aşındırıyordu. Bu arada Yavuz Selim yörede etkin bir Mele olan Bitlisli İdrisi bir heybe altın karşılığında kullanıp, Kürt Mirlerini ikna yoluyla karşı koyanları da savaşarak kendine bağlıyordu. En büyük direnişi Amed (Diyarbakır) gösteriyordu. Günlerce muhasara altında tutulan Amed Surları Eylül 1515’te teslim oluyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Özerk Kürdistan’a ilk müdahale ve isyanlar&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan, Osmanlı kabuğunun altında ama, Mirlerin yönetiminde özerkti. Osmanlı’ya asker vermiyor, vergi de ödemiyordu. Adli ve eğitim hizmetlerini de kendisi karşılıyordu. Osmanlı devleti, Kürdistan Özerkliğine ilk kez, 1800’lerin başında müdahale etmeye ve isyan ateşleri yanmaya başladı. Süleymaniye Mirliğinin önderi Babazade Abdurrahman Paşa, yöre aşiretleriyle birleşip 1803’te bağımsızlık istemiyle baş kaldırıyor, karşı çıkan Osmanlı ordusu yenilgiye uğruyordu. Osmanlı bunun üzerine vasi olarak gördüğü Britanya’dan yardım istiyor, onun gücüyle sivil kırım yapılarak isyan bastırılıyordu. Fakat kırım Kürtleri yıldırmıyor isyan Soran, Behdinan, Hakkari, Mardin, Diyarbakır, Cizre, Muş, Akra, Zaho, Urfa yörelerine yayılıyor, Revanduzlu Mir Muhammed 1833’te Osmanlı egemenliğine son verildiğini açıklıyor, kendi adına para bastırıyordu. Osmanlı Sultanı İkinci Mahmut 1834’te, Semih Paşa komutasındaki bir orduyu Kürdistan’ı tepelemekle görevlendiriyor, ertesi sene de Reşit Paşa’nın komuta ettiği 40 bin kişilik bir ordu daha gönderiyor ve Kürt kırımı başlıyor, 1836’da Mir Muhammed’in bulunduğu Revanduz Kalesi kuşatılıyordu. Mir Muhammed halka kötülük edilmemesi kaydıyla teslim oluyor, fakat hayatına dokunulmayacağı sözüne rağmen öldürülüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat, isyan yayılmış, Kürdistan ateş çemberine dönmüştü. İhanetler, kardeşin kardeşe karşı satın alınması ise düşmandan daha çok zarar veriyordu. Mesela Botan Miri Bedirhan Paşa, yeğeni Yezdişer’in saf değiştirmesi yüzünden, 1847’de teslim olmak zorunda kalıyordu. Ama aynı Yezdişer 1855’te Süryaniler, Asuriler, Yezidi Kürtler, bölgedeki Ermeniler, Rumların ve pek çok aşiretin desteğiyle, bağımsızlık için baş kaldırıyor. Erzurum, Van kuşatılmışken Britanya devreye giriyor, barışçıl çözüm sözüyle Yezdişer tuzağa çekilip tutuklanıyor, başsız kalan hareket duraklıyor, ardından yayılma genişliyordu. Muş, Bitlis ve Van yöresinde başlayan isyan büyürken, Nakşibendi Şeyhi Seid Taha’nın oğlu Şemdinanli Şeyh Ubeydullah ve 1925’te asılarak idam edilecek oğlu Seid Abdülakdir’in başında bulunduğu hareket, 1880’de İran içlerine kadar yürüyordu. Bu hareket de İran, Osmanlı, İngiltere üçlüsünün gücüyle söndürülüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk resmi belgelerine göre 1803’ten 1914’e kadar, Kürdistan’da bölgeleri kapsayan 12 ayaklanma yaşandı. Ayaklanmalar, soykırım niteliğinde katliamlarla karşılık gördü. Ünlü Mısır Valisi Kavalılı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı’ya baş kaldırırken Nizip, Suruç yöresinde kadın, çocuk, ihtiyar dahil 60 bin Kürdü kılıçtan geçirdi. PKK’nin bugünkü liderlerinden Murat Karayılan’ın Berazi Aşireti ve ailesi adeta soykırıma uğradı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hamidiye Alayları&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1891’de kurulan Hamidiye Alayları, Kürdistan tarihinde, yeni bir dönüm noktasıdır. Rus tarihçi M.S. Lazarev, “Hayal Olan Kürdistan ve Kürt Sorunu” isimli kitabının 151. sayfasında alayların kuruluş gerekçesini şöyle açıklamaktadır: “Hamidiye Alayları ile, Kürtleri Rusya karşısında güçlü bir askeri siper, İran’a karşı saldırı aracı durumuna getirme amacı yanında önemli amaçlarından biri, Kürtleri Türk idari makamlarının sıkı gözetimi altında durmaya alıştırmaktı. Bununla birlikte, Hıristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hamidiye Alayları 1980’lerde uygulamaya konan koruculuğun başlangıcıdır. Amaç, Kürdistan ulusalcılığını yine silahlandırılmış Kürtler eliyle bastırmaktı. Ama, Kürdistan baskılara rağmen bulgur kazanı gibi kaynamaya devam etti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan ayaklanmaları ve yabancılar&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1803’den 1914’e kadarki Kürdistan mücadelesinde, Osmanlı’nın İran’dan, Fransa, Rusya ve daha sonra da Almanya’dan büyük destek aldığını görüyoruz. (Bu destek, 1925’ten sonra da devam edecek, buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti, yardım edenleri daha sonra düşman ilan edecekti. Buna rağmen destek yağmuru durmayacak, son isyan olan 1984’ten sonra da yağmaya devam edecekti. Ama aynı Türkiye, aldığı desteğe rağmen, zaman zaman Amerika’yı, Avrupa’yı suçlayacaktı)&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Öte yandan İttihat ve Terakki’nin ırkçı ideolojisinin, Osmanlı ordusunu yöneten Alman generallerinin eseri olduğu da gerçektir.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İttihatçılar ve onların devamı Kemalistler, aranan Türk ırkını bulmak için Türk olmayı kabullenmeyen Ermenileri kırımdan geçirecek, Rumları yerlerinden edecek, Müslüman herkesi Türk kabul eden kestirmeciliğe sapacaklardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;İttihatçılar dönemi ve büyük savaş ve Sevr&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, 1908’de bir darbeyle Osmanlı yönetimini ele geçirmesiyle başlayan ırkçı uygulamalar ise bir kırılmaydı. Yürürlüğe konan yasalarla, özerklik fiilen kalkıyor, Kürdistan ilhak ediliyordu. Okullarda (Medrese), ilk defa bu dönemde, Osmanlıca resmi dil haline getirildi. Kürtlerin askerlik yapması ve vergi ödemesi zorunluluk sayıldı. Uygulama Kürtlerin tepkisiyle karşılandı. Kürdistan’ın dört bir yanında ayaklanmalar başladı. İttihatçılar, 1911’de misilleme ile Kürt örgüt ve kurumlarını yasaklayınca isyan dalgaları yayıldı. Kuzeydeki Mıli aşiretinin önderi İbrahim Paşa liderliğindeki ayaklanma kısa zamanda Erzin’den Halep’e kadar uzandı. Barzan, Zibar aşiretlerinin de katılımıyla Süleymaniye isyancılerın ana üssü oldu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürtler, savaşarak kurtardıkları topraklarında yönetimlerini kurarken dünya savaşı başladı. Osmanlı, Almanya’nın yanında savaşı başlatmış, ancak ordusu, silah patlatamadan Sarıkamış’ta donmuş, Kürdistan işgale uğramış, Kürtler başka türlü can derdine düşmüşlerdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt aydınları, daha savaşın dumanı tüterken, Osmanlı’nın başkentinde örgütlenmeye başlamışlardı. 1908’de, sürgünden dönen Şemdinanlı Şeyh Übeydullah’ın oğlu Seid Abdülkadir, gösterilerle karşılanıyor, daha sonra Kürt Tekavun ve Terakki Cemiyeti’nin, 1918’de de Kürt Teali Cemiyeti’nin başına getiriliyordu. Tekavun ve Kürt Teali Cemiyetleri, Kürdistan davasının partisel düzeydeki ilk ciddi örgütleriydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Genelkurmayı’nın, Albay Reşat Hallı imzasıyla yayımladığı “Cumhuriyet döneminde ayaklanmalar” adındaki kitapta, Mustafa Zihni Paşa, Emin Ali Bedirxani ve başkan yardımcılıklarını yürüttüğü, Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Muş ve Dersim’de şubeleri bulunan Kürt Teali Cemiyeti’nin amacını Bağımsız Kürdistan olarak tanımlıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt Teali Cemiyeti, bu arada Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek üzere, Paris yakınlarındaki Sevr kasabasında yapılan galipler toplantısına bir temsilciyle katıldı. Toplantıda, 10 Ağustos 1920 tarihinde 13 bölüm ve 433 maddeden oluşan bir metin kabul edildi. Anlaşmanın 62. maddesi Kürdistan’ın kendi kaderini tayin hakkı ve özerkliğini ön görüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Lozan süreci&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sevr anlaşmasının imzalandığı süreçte, İttihat ve Terakki’nin B takımı olan Kemalistler tarih sahnesindeydi. Kürtleri hoş tutmak için sempatiyle yaklaşıyorlardı. Sevr anlaşmasına karşı çıkma bir yana, benzer ilkeleri savunup, benzer hakların teslim edileceğini tekrarlayarak, destek alıyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat sahne ile perde gerisi farklıydı. Ermeni tarihçi M. A. Gasratyan’ın anlatımıyla, Kemalistler 1922’de Ortadoğu’nun yeni aktörleri Araplar, İran ve Rusya ile sıkı ilişkiler kurup, onların aracılığıyla Britanya ve Fransa’ya ulaşıyor ve verdikleri tavize karşılık Kürdistan’ın özerkliği konusundaki tutumlarını değiştirmeyi başarıyorlardı. (Nitekim, özerklik kavramı Lozan anlaşmasında yer almayacaktı)&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İstanbul’daki Osmanlı Meclisi Mebusan’a karşı Ankara’da oluşturulan Meclis’te Kürtler, “Kürdistan mebusu” sıfatıyla yer alıyorlardı. Galiplerin, İsviçre’nin Lozan kasabasındaki Ortadoğu’yu kalıcı şekilde düzenleme toplantısı boyunca, Kemalistlerin Kürtlere sempatik jestleri devam etti. Atatürk, Kürtlere duyduğu sempatinin somut delili olarak Dersim Mebusu Diyap Ağa’yı (Diyap Ağa’nın 35 kişilik ailesi 1938’de topluca kırılıyor, sadece küçük bir kız torunu kurtuluyordu) arabasına alıp gezdiriyor, Kürt temsilcilerine “milli kıyafetinizle meclise gelin” telkininde bulunuyordu. (Ulusal kıyafetle parlamentoya gelen Dersim temsilcisi Hasan Hayri 1926’da idam edilecekti)&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kemalistlerin Lozan’daki delegesi İsmet İnönü, Türkler ve Kürtlerin temsilcisi olduğunu söylüyor, kanıt olarak bazı Kürtlere çektirdikleri telgrafları gösteriyor, Kürdistan temsilcisi eski Büyükelçi Şerif Paşa’nın masaya oturması engelleniyordu. Atatürk de söz vermeye devam ediyor, İzmit’e çağırdığı gazetecilere, kurulacak devlette Kürdistan’ın özerk olacağını söylüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;Yarın:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="color: #666666;"&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;Lozan’dan sonra havaya karışan vaadler ve Kürdistan’da hayalkırıklığının öfkesi&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 2&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;span style="border-image: initial;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/01/nuce_30012012-095247-1327913567.46.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Kürt liderler 1923’te yeni bir arayışa geçip “Hizbe Azadiya Kurdistan”ı kurdular. Seid Abdülkadir ve Hasenanlı Halit Bey, Hacı Musa Bey, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey partinin yöneticileri arasındaydı. Şeyh Said’in herhangi bir görevi yok, Kürdistanca kabul görmüş lider konumundaydı. 1924 kışı başlamadan Yusuf Ziya, Mutkili Hacı Musa ve Albay Halit Bey’i tutuklandı, Şeyh Said de tuzağa çekildi ve beklenmeyen başkaldırı yürüyüşüne zorlandı.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Şeyh Said’in isyana zorlanması ve tuzaklar&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan anlaşma, emlak alımı diliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senediydi. “Göktürk”leri hariç tutarsak, Türkiye Cumhuriyeti, isminde Türk kelimesi geçen tarihteki ilk devletti. Kürtler de ilk defa bir Türk devletiyle karşı karşıya geliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türkiye Cumhuriyeti döneminde kaleme alınan resmi tarih, Türkleri göçmen, ana yurtlarını da, “Orta Asya” olarak tanımlıyordu. Ama bu “Orta Asya” kestirmeceydi. Tam neresi olduğunu kimse bilmiyor, tarif de edemiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Efsaneye göre Türkler, tarihin her nasılsa esip geçtiği, onun için büyük felaketler arasına almadığı bir “kuraklık ve kıtlık” yüzünden yurtlarını terk edip, dünyaya yayılmış, bu arada yeryüzüne medeniyet aşısı yapmışlardı. Okullarda okutulan tarih kitaplarındaki haritada, Türklerin Orta Asya’dan kopuşu oklarla gösteriliyordu. Onlar medeniyetin mucitleri, kaşifleriydi. Onlar ateşten yararlanan ilk yeryüzü insanlarıydı. Hayvanları onlar evcilleştirmiş, buğdayı keşfedip ekime geçmiş, yazıyı da onlar bulmuş, bütün bunları dünyaya yayıp armağan etmişlerdi. Bu arada, bazı Çin efsaneleri de, gerçek Türk tarihi olarak sunuluyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yeryüzü halkları da Türklerden türemeydi. Asurluları, Sümerleri, Hititleri, Macarları, hızlarını alamayarak Amerikan kıtasının yerlileri olan Kızılderilileri Türk yapıyorlardı. Moğollar Türk boyu, Kürt Selahaddinê Eyubi ve Eyubi devleti, Selçuklular, Osmanlılar zaten Türk, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları tarihin imbiğinden geçmiş safkan Türk’tü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Cumhuriyet şairleri, bu efsaneden yola çıkarak arı soy üzere, “soyum ırkım yücedir” diye başlayan ırkçı ve “kılıcımızın pasını düşman kanıyla sildik” benzeri hamasi şiirler, Kürt Ziya Gökalp de “Türkçülüğün Esasları”nı yazıyor, ardından Türk olmayanları kaynatan cadı kazanı dipten kaynamaya başlıyor, okullarda topluca haykırılan “ne mutlu Türküm diyene” haykırışları arş u alaya yükseliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa zaman geçip, gerçeği kaplayan kül, 1990’larda biraz savrulmaya başlayınca, tarihçisinden politikacısına kadar pek çok resmi, yarı resmi ağız bu efsanenin karizmasını yerle bir edercesine “TC yurttaşları 36 ayrı etnik yapıdan gelmektedir” demeye başlıyorlardı. Bunlardan biri de Kemalist tarihçilerden Prof. Dr. Halil İnalcık’tı. İnalcık, 10 Ağustos 1995 tarihli “Yeni Yüzyıl” gazetesinde yayımlanan bir röportajında, Türkiye Cumhuriyeti Türklerinin göçmen olduğunu kabul ediyor, ama “Orta Asya efsanesini” ve soy birliğini yere yıkıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Prof. İnalcık, Türkiye Cumhuriyeti Türklerinin kökenleri hakkında şöyle diyordu: “Türkiye, göçmenler memleketidir. Son yüzyıl içinde, kendini Osmanlı Türk kültürüne bağlı hisseden insanlar Kırımlı Türk, Tatar, Kafkasyalı Türk, Çerkes, Abaza, Gürcü, Balkanlı Türk, Arnavut, Bosnalı, Pomak, Giritli Müslüman Türk yüzbinlerce insan, ana vatana gelip yerleşmişlerdir.”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Osmanlı’nın Türk nefreti&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Osmanlı tarihi konusunda başlıca kaynak ve Türk tarihçileri için de dayanak Prof. Paul Wittek, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu” adındaki kitabıdır. Prof. Wittek, kitabında Osmanlı ailesinin köklerini de irdelemektedir. Wittek, Osmanlıların Türk Oğuz boyunun Kayı aşiretine mensup olduğu savını ise kesin bir dille yalanlamakta, “Kayı”nın uydurma olduğunu söylemektedir..&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Wittek’in görüşleri Osmanlı tarihi konusunda uzman olan Prof. Mustafa Akdağ tarafından da benimseniyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Tanınmış bir Kemalist olan Demirtaş Ceyhun, “Ah Biz Kara Bıyıklı Türkler” adındaki kitabında, değişik alıntılarla Osmanlıların Türk nefretini anlatıyordu. Öyle ki, İttihat ve Terakki örgütünün darbesine kadar Türk dili bile yasaktı. Osmanlılar Afganistan Farsçası konuşuyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Daha sonraki aşamalarda Arapça, Farsça ve yerli ile Avrupa dillerinden kelimeler karışımı bir dil oluşuyor, buna Osmanlıca deniyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Lozan’dan sonra&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18421" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_30012012-095950-1327913990.21.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 312px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 253px;" /&gt;&lt;b&gt;İttihat Terakki, Sultan’ın yerinde kalması nedeniyle, yine de Osmanlı sayılıyor, yer yer imparatorluk hukuku işliyordu. Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti ile ilk defa Türklerle doğrudan yüz yüze geliyordu. Türk devletinin şefleri İttihatçıların B takımıydı. 24 Temmuz 1923 sabahı Lozan’da imzalanan anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı resmiyet kazandıktan hemen sonra, hukukta buharlaşma başladı. Kürtler başta olmak üzere, halkların varlığı bir anda buharlaşıp havaya karışıyor, onun yerine din esasına göre herkes Müslüman, Müslümanlar da ani bir değişimle Türk oluyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt olmak yasaktı, artık. Kürt Teali Cemiyeti kapatılıyor, Kürt dili, kültürü, aidiyetine dair hakları da yasak altına...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hemen ardından hazırlıklarına başlanan ve 1924’te yürürlüğe giren anayasa ile de Kürdistan ve resmen Kürt yoktu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa, Lozan anlaşması, her şeye rağmen Kürtlere bazı hak ve özgürlükler sağlıyordu. Anlaşmaya göre Kürtler, kısmi bir özerklikle dil ve kültürlerini geliştirme hakkına sahip olacak, mahkemelerde kendi dillerini kullanabileceklerdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hizbe Azadiya Kurdistan ve muhbirler ağı&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürtler aldatılma hissiyle şaşkın. Devletle olan bağlar, büsbütün erimiş, Kürdistan kaynama halindeydi. Kürt liderler, hemen ardından (1923) yeni bir arayışa geçtiler. Hukuki açıklık imkanı olmadığından, çalışmalarını gizlilik içinde yürüten “Hizbe Azadiya Kurdistan”ı (Kürdistan Özgürlük Partisi) kurdular. Seid Abdülkadir ve Kürdistan’da saygınlığa sahip Hasenanlı Halit Bey, Hacı Musa Bey, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey partinin yöneticileri arasında, Şeyh Said’in herhangi bir görevi yok, Kürdistanca kabul görmüş lider konumundaydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Azadi Hareketi, Kürt önde gelenleri, inanç temsicileriyle görüşmeler, yer yer toplantılar yaparak yasaklar çemberini anlatıyor, buna karşılık takınılması gereken tavır konusunda görüşler alıyorlardı. Ankara, resmi ajan ve hareketin içindeki muhbirler ağı aracılığıyla bütün çalışma ve çabaları yakından izliyordu. Hareketin içindeki en önemli muhbir, günümüzün deyimiyle itirafçı Şeyh Said’in bacanağı, ihbarından sonra yakalanıp idam edilen Albay Halit Bey’in kayın biraderi, emekli Binbaşı Kasım (Ataç)’dı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kasım, Varto’nun Qulan köyündendi. Aşiret mektepleri proğramı içinde askeri okula alınıp subay yetiştirilmiş, Binbaşı rütbesindeyken emekli edilmiş, o da Varto’ya yerleşmişti. Kasım hısımlık bağları nedeniyle Şeyh Said’in ve hareketin askeri liderliğine getirilmiş, ancak henüz elle tutulur hiçbir faaliyette bulunmamış Albay Halit Bey’in yakın çevresindeydi. Topladığı bilgileri, Ankara’ya naklettiği daha sonra anlaşılacaktı.&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18422" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_30012012-095954-1327913994.54.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 351px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 300px;" /&gt;&lt;b&gt;Şeyh Said’in yargılandığı Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde tanık olarak dinlenen ve tanıklığıyla en başta Şeyh, pek çok kişiyi idama gönderen Kasım, daha sonra devlet tarafından, muhbirlikten kardeşleriyle birlikte Söke’ye yerleştirilmişti. Kasım, Söke’deyken Ankara yeniden ifadesinin alınmasına ihtiyaç duymuştu. Kasım, 1945 yılında Söke kaymakamına verdiği ifadede, Şeyh Said’i kandırıp, tuzağa çektiğini ve yakalayıp teslim etmeyi başardığını anlatıyor, isyan hazırlıklarını da doğrudan Atatürk’e ilettiğini söylüyordu. Kasım’ın anlatımına göre, Atatürk’ün 1924 yılında Erzurum’a gelişi sırasında, Varto heyeti içinde kendisini ziyaret etmiş ve isyan hazırlıklarını ihbar etmişti. Bunun üzerine devlet isyan liderlerini takibe almıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İkinci muhbir eski bir eğitmen, sonra küçük bir memur olan, Varto’nun Qasıman köyünden Mehmet Şerif Fırat’tı. Fırat, “Doğu illeri ve Varto tarihi” adındaki kitabında, Şeyh Said’in Alevi desteği için kendisine mektup yazması üzerine isyan hazırlıklarından haberdar olduğunu ve öğrendiklerini Ankara’ya ihbar ettiğini söylüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ankara, hareketin liderlerini tek tek tesbit ettikten sonra, 1924 kışı başlamadan baskına geçiyor, ilk hamlede Bitlis mebusu Yusuf Ziya, Mutkili Hacı Musa, daha sonra da Albay Halit Bey’i tutukluyor, Bitlis hapishanesine konuyorlardı. Ancak Şeyh Said ilk hamlede tutuklanmıyor, bugün Hınıs’ın bir mahallesi olan Qolhisar köyündeki evinde uzaktan kuşatmaya alınıyordu. O’nu tanık olarak ifadesi alınmak üzere Bitlis’e götürmek istediklerinde Şeyh, kış şartlarında yolculuğun zahmetini hatırlatıyor ve isteği üzerine Hınıs’ta sorguluyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh’in yürüyüşü ve silah sesleri&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said tutuklanmıyor, ancak yakın takibe, evi ve girip çıkanlar gözetim altına alınıyordu. Her an tutuklanabileceğini anlayan Şeyh, kış şartlarının kar ağırlığına rağmen, köyünü terk ediyor köylerde duraklaya, dinlene 12 Şubat 1925 günü, bugün Dicle adıyla Diyarbakır’a bağlı bir kasaba olan Piran köyüne varıyor ve kardeşi Abdurrahim’e misafir oluyordu. Amacı kışı burada geçirmekti. Bu arada, üç-beş kişiyle yola çıkan Şeyh’e katılanların sayısı artmış, üç yüz kişilik rakama ulaşmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat hemen ertesi gün (13 Şubat 1925) köye gelen bir askeri birliğin komutanı, kendisine eşlik eden kalabalıktan üç kişinin devletçe aranan firarilerden olduğunu söylüyor, bunların teslimini istiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa Kürt geleneğinde, suçlu da olsa, hiç kimse kendisine sığınmış, hizmetine girmiş birini düşmanına teslim edemezdi. Böylesi bir istek bile, kişiyi küçümsemek, onurunu kırmaya kalkışmaktı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh, subayın ısrarı üzerine, isteğin tepkisini çekip, suçlu duruma düşürmeye yönelik bir tuzak olduğunu anlıyor, herhangi bir olaya yol açmamak için, subaya “izin verin, ben köyden çıkayım, ardımdan ne isterseniz yapın” cevabını veriyordu. Ancak subay, uzlaşmaya yanaşmıyor, “hemen şimdi” diyerek direniyor, tartışma sinirli bir hal alıyordu. Subay, doğrudan Şeyh’i hedef alan hareketlerde bulununca, silahlar patlıyor, askerlerden bir kaçı ölüyor, gerisi kaçıyordu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18427" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_30012012-100442-1327914282.93.jpg" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 420px; width: 570px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Hesapta olmayan yürüyüş&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yeni bir başlangıcı tetikleyen beklenmeyen bir olaydı bu. Bir bakıma Şeyh Said’in yolu kesilmiş, tuzağa çekilmiş, köyde kalması imkansızlaşmıştı. Öbür yanıyla beklenmeyen bir olayla, başkaldırı yürüyüşüne zorlanmış Şeyh Said. Hiçbir planı, proğramı olmadığı halde olayların akışına kapılmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Piran köyünden ayrıldığında, arkasında en az üç kişi vardı. İçlerinde bazıları silahlıydı. Şeyh’in saldırıya uğradığı haberleri yayılıyor, dört bir yandan akan köylülerle, ardından akan kalabalık çoğalıyor, Türkiye Cumhuriyeti kurum ve simgeleri hedef alınıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said, olayların horlamasıyla hareketin başına geçiyor, birkaç gün içinde yöredeki yönetim merkezlerinden Genç, Lice, Palu, Çabakçur (Bingöl), Hani yönetimleri ele geçiriliyor, bu arada Erzurum üzerinden genişleyecek doğu cephesi açılıyor ve Elazığ’ı ele geçirecek batı cephesi kuruluyor. Merkezde bulunan Şeyh Said de Diyarbakır üzerine yürüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Savaş deneyimi olmayan savaşçılar&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dönemin iletişim ağının eksikliği yüzünden, Kürdistan’ın pek çok köşesi, hızla yayılan hareketten habersizdi. Savaşçıların durumu ise farklıydı. Tamamına yakını savaş deneyimi ve askeri disiplinden yoksun sıradan köylüydü. Kimileri, hayatında ilk defa eline silah alıyordu. Elde sopa harekete katılanlar, Türk askerlerinden ele geçirilen imkanlarla silahlanmışlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk ordusundan ele geçirilen ağır silahları kullanmasını bilen olmadığı için tahrip ediliyordu. Şeyh Said bu durumu görüyor, gerçeklerin farkında, ama mermi bir kere namludan çıkmıştı. Geriye dönüş imkansızdı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Buna rağmen, Türkiye Cumhuriyeti güçlerinin direnişi kırılmış, Elazığ ve Varto ele geçirilmiş, yayılma alanı büyümüştü. Türk ordusu, Diyarbakır’ı elde tutmak için, yöredeki bütün gücünü toplamış, kadim surların içine çekilmiş, savunmaya geçmişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İsmet İnönü’nün damadı da olan Metin Toker, kayınpederinin sağlığında yazdığı “Şeyh Said ve İsyanı” adındaki kitabında, Diyarbakır’ı kuşatan Kürtlerin çok az silaha sahip olduklarını anlatıyor. Metin Toker, “av tüfekleri, mavzerler ve bir kısmı da, sadece sopalarla silahlandırılmıştı” diye yazıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Buna rağmen Kürtler, surları savunan Türk ordusunu zorluyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 588px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 16px;"&gt;Geri çekilme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 12px;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti güçleri setler oluşturmuş, dış destekle yardım yolları kesilmişti. Söz gelişi güneyin en etkin gücü Barzaniler, yardıma kalkışınca, o dönem Irak’a olan Britanya engel olmuş, hatta uçaklarla bombalamışlardı. Fransa da dayanışma içine girmiş, Suriye sınırını tutmuş, Kürtlerin yardım çabalarını kesmişlerdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada, Kürtler açısından beklenmeyen başka bir gelişmeyle, bazı kişi ve aşiretler devlet saflarına geçmiş, hareketi arkadan vurmaya başlamıştı. Diyarbakır’ı kuşatan düzenli orduya karşı, cepheden taarruz ederek surları kuşatan Kürtler, iki ateş arasında kalmışlardı. Buna rağmen, 7 Mart 1925 günü Türk savunmasını zorladılar. Ertesi gün (8 Mart) şehrin güneye bakan surlarını delip içeriye girmeye başladılar.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat güçlü bir top atışı ve makinalı tüfek taramasıyla karşılaştılar. Doğu ve batı cephesinde de durum farklı değildi. Sopa, namludan dolma, av tüfekleriyle saldıran, ordudan ele geçirilmiş pek az silaha sahip olan Kürtlerin kaybı büyüktü. Üstelik ölüme gidenlerin, hiçbir savaş deneyi de yoktu. Bu yüzden kayıplar, insan kırımına dönüşüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said, arkadaşlarıyla görüştükten sonra, silahlar edinmek ve savaşçıları eğittikten sonra, genel ayaklanmayı başlatmak üzere geri çekildi. Herkes, şimdilik evine köyüne dönebilecekti.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 588px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 16px;"&gt;Şeyh’in esir düşmesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 12px;"&gt;Şeyh Said, Diyarbakır muhasarasının kaldırılmasından sonra, yanında üçyüz kadar atlıyla Lice ve Genç üzerinden, Erzurum cephesinin komutanı damadı Şeyh Abdullah’ın etkin olduğu Solhan’a geçmiş, burada toplantılar yapmış, sonra etkin Kürt önderlerden Nuh Bey’le birleşmek, gerekirse İran’a geçmek üzere ayrılmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Emekli Binbaşı Kasım (Ataç) Şeyh’in damadını da yanına alarak, bu aşamada devreye giriyor, Şerevdin Dağı’nın karlı olması nedeniyle doğrudan Muş Ovası’na inmenin güçlüğünü anlatıyor, kestirmeden Varto üzerinden gidilerek Murat Nehri’ni geçmeyi öneriyordu. Şeyh Abdullah’da bu öneriyi onaylıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said biri damadı, öteki bacanağı olan bu ikiliden kuşkulanmadan, önerilerine uyuyor ve farkında olmadan tuzağa çekiliyordu. Ancak, Varto’nun Çarbühür köyünde Murat Nehri’ni geçeceği sırada Kasım teslim olmasını istiyor, Şeyh silahına davranınca, namlular doğrultularak esir alınıyor, sonra Türk güçlerine veriliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;Yarın:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="color: #666666;"&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;Şeyh’in idamı ve Kürt Kırımı&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 3&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="border-image: initial;"&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/01/nuce_31012012-105525-1328003725.15.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Kürtler darağacında...&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;Sıra Şeyh Said’e geldiğinde, dudaklarında belli belirsiz bir kıpırdamayla dualar mırıldanarak, diri adımlarla yürüyor, boynuna ölüm hükmü asıldığında, şeref tribününe dönüyor ve son sözlerini bağırıyordu: “Dünyadaki hayatımın sonuna gelmiş bulunuyorum. Halkım için kendimi feda ettiğimden dolayı, pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız düşman karşısında bizi mahçup etmesin.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Kürtler darağacında...&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk basını denetim altındaydı. Yalnızca rejimin hoşlandığı haber ve yorumlar yayımlanıyordu. Şeyh Said hareketi, rejime başkaldırı, dolayısıyla duyulması sakıncalıydı. O nedenle Türk kamuoyu, olup bitenlerden habersizdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Rejimin yarı resmi sözcüsü konumundaki Cumhuriyet ile resmi yayın organı Hakimiyeti Milliye gazeteleri 16 Şubat 1925 tarihinde, ilk defa Kürdistan’da bir hareketliliğin varlığını haber verdiler. Ama gerçek olayı küçümseyen, içeriğiyle doğru olmayan yorumsuz birer haberle...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan kısacık haberde şöyle deniliyordu: “Şubatın 13. günü Ergani’nin Piran köyündeki jandarma müfrezesi ile civara gelen Şeyh Said avanesi arasında çatışma olmuş, telefon ve telgraf hatları tahrip edilmiştir. Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh Said ve avanesi kaçmışlardır. Telefon ve telgraf tamir edilmiştir.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hakimiyeti Milliye ise önemsemediği çatışmadan söz ediyor, iki jandarmanın öldüğünü belirtiyor, “saldırganlar şidetle takip ediliyor” diye yazıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hepsi bu kadar...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk kamuoyu yaklaşık bir ay sonra, Başbakan’ın parlamentodaki konuşmasıyla Kürdistan’da başkaldırıyı andıran olayların yaşandığını duyuyor, ancak gerçeğin dinamiği olan ayrıntıları asla...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Savaş hükümeti ve Şark Islahat Planı&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said hareketi, Kemalistler için bulunmaz bir fırsattı. Atatürk’ün okul arkadaşı, zor zamanlarında elinden tutan dostu bir asker olan, ama mulayim hatta “ben elimi kana bulamam” dediği öne sürülen Fethi Okyar, 2 Mart 1925 tarihinde Başbakanlıktan alınmış, yerine, “demir yumruk” diye nitelenen Atatürk’ün sadık adamı İsmet İnönü atanmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu bir bakıma savaş hükümetiydi. Başka bir deyişle “tedip ve tenkil”in yürütücüsü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnönü, bir süre sonra parlamentoda yaptığı konuşmada Kürtçülük hareketinin bitirilmesi için, sıkıyönetim ilan edildiğini, İstiklal mahkemelerinin işbaşı yaptığını, “tedip” (terbiye etme) ve “tenkil” (yok etme, susturma) harekatına geçildiğini açıklıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yeni hükümet, hemen ardından rejime muhalefet eden bütün kesimleri susturmayı, hatta övgüye durmayanları cezalandırmayı ön gören “Takrir-i Sükun” Yasası’nı yürürlüğe koyuyor, tutuklamalar başlıyordu. Örneğin rejimi övmeme suçu işleyen yazarlar Ahmet Emin Yalman ile Hüseyin Cahit Yalçın da, Kürt hareketini özendirme suçlamasıyla tutuklanıyor, yargılanıp, cezalandırılmak üzere Elazığ İstiklal Mahkemesi’ne gönderiliyor, iki yazar pişmanlık ve Atatürk’ten bildirimden sonra affediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ardından, gizlilik içinde “Şark Islahat Planı” yürürlüğe konuyor, Kürtlere ilişkin bütün hak ve özgürlükler ortadan kaldırılıyor, onların aslında var olmadıkları ilan ediliyordu. Planın 41. maddesinde şöyle deniliyordu:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Adıyaman, Besni, Arga, Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarda Türkçe’den başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Islahat Planı’nda ön görülen suçu işleyenler, sokakta dolaşan sivil ve askerler tarafından dövülüyor, para cezasına çarptırılıyor, parası olmayanların malları haczediliyordu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18472" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_31012012-105530-1328003730.03.jpg" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 340px; width: 570px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Şeyh Said Diyarbakır’da&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada, Şeyh Said, 15 Nisan 1925 tarihinde yakalanmış, Varto’da sorgulanmış, sonra öteki esirlerle birlikte Diyarbakır’a götürülmek üzere, ata bindirilip, bir muhafız ordusunun eşliğinde yola çıkarılmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said, uzun bir yolculuktan sonra 5 Mayıs 1925 tarihinde Diyarbakır’daydı. Fakat, bir süre önce almak üzere kuşattığı şehirde onu, düşmanlarının zafer şenliği bekliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Eski Umumi Müfettiş Behçet Cemal (Bardakçı) “Şeyh Said İsyanı” adındaki kitabında, Diyarbakır’daki zafer şenliğini şöyle anlatıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Saat, akşamın beşine varmasına rağmen, Şeyh ve avanesinin şehre getirildiğini duyan halk, vatan hainlerini görmek için, sokaklara döküldü. Said’i getiren kafile şöyle oluşturulmuştu: En önde bir askeri müfreze, arkada Şeyh Said, damadı Şeyh Abdullah, Şeyh Şerif, Binbaşı Kasım ve öbür 28 asi geliyordu.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;TC arşivleri sunularak, Atatürk adında kitap sipariş edilmiş Britanyalı yazar Lord Kinross ise Şeyh’in getiriliş şenliğini şöyle anlatıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Şeyh Said, yanında 30 kadar atlı asi, önünde ve arkasında atlı, yaya hükümet kuvvetleriyle Diyarbakır’a getirildi. Halkın üzerine, uçaklardan havai fişekler atılıyordu. Hükümet konağının önünde 3. ordu komutanı General Kazım Orbay, Kolordu komutanı General Mürsel, Diyarbakır Valisi Mithat, İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Kansu, üye Ali Saip Ursavaş ve Lütfi Müfit Özdeş ve sivil ile askeri erkan bulunuyordu.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Behçet Cemal’in anlattığına göre, Diyarbakır komutanı General Mürsel, esirler geçerken Şeyh Said’e seslenerek, “yolculuk nasıl geçti?” diye soruyor, ancak Şeyh de kinaye ile “sefer zahmettir” cevabını veriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt isyanı demek yasak&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Başbakan İnönü, bu arada basına bir genelge gönderiyor ve “Kürt isyanı” demenin yasak olduğunu bildiriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Başbakan meydana gelen olayların, “irticai” (dinci) bir hareket olarak adlandırılmasının, dış dünya üzerinde daha etkin tesir yaratacağını söylüyordu. Türk basını, bu genelgeden sonra Kürdistan sorunundan bahsetmiyor, Şeyh Said’in ‘Halifeliği geri getirmek’ için ayaklandığını işliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Halka dokunulmayacak sözü&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnönü, Şeyh Said’in esir düşmesinden önce yayımladığı bir başka bildiri ile de, Şeyh’in teslim olması halinde, silahını bırakıp evine dönenlere dokunulmayacağını, halktan kimsenin rahatsız edilmeyeceğini açıklamıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ancak, kısa süre sonra verilen söz uçuyor, vaad unutuluyor, tutuklamalar başlıyordu. Şeyh’in ele geçmesinden üç gün önce de Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı, eski Ayan Meclisi üyesi ve Danıştay Başkanı Seid Abdülkadir ve oğlu Muhammed, Kürt Teali Cemiyeti’nin genel sekreteri Palulu Abdullah Sadi, Avukat Hacı Ahdi,&amp;nbsp; Kürt aydınları Ahmet Cemil, Nazif Bey, Kemal Fevzi ile Dr. Fuat&amp;nbsp; tutuklanıyor, iki gün sonra İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Diyarbakır’a gönderiliyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh’in mahkemesi&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18473" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_31012012-105534-1328003734.16.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 257px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 350px;" /&gt;&lt;b&gt;İstiklal Mahkemeleri, Seid Abdülkadir ve arkadaşlarının idamından bir gün önce, Şeyh Said ve arkadaşlarının davasını görmeye başladı. Yer de, sinema salonundan bozmaydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Revanduzlu bir Kürt olan mahkeme üyesi Ali Saip (Ursavaş), duruşma öncesi ve sonrasında, sık sık hücrede yalnız tutulan Şeyh Said’i ziyaret edip, telkinlerde bulunuyor, Kürdistan sorununu gündeme getirip, siyasi savunma yapmadığı takdirde, mahkemeden sonra serbest bırakılacağını, hatta gelecek baharda Hınıs’ta birlikte kuzu eti yiyeceklerini söylüyordu. Ali Saip söylediklerinin devlet ve Kürt geleneğinde de namus sözü olduğunu belirtiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Nitekim mahkeme süresince, Kürdistan meselesi açılmıyor, sorgulama dini temel üzerinde yürütülüyor, yalnızca açıklanan kararda, hareketin bağımsız Kürdistan’ı kurma amacı güttüğü belirtiliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ancak, hareketin lideri olup olmadığı, ya da hareketin neresinde yer aldığı sorusuna cevap verirken, “ne önde, ne de arkadaydım, ortasındaydım” diyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Behçet Cemal, “Şeyh Said İsyanı” adındaki kitabında, mahkemeyi anlatırken, Şeyh’in elleri kelepçeli, ayakları prangalı olarak salona getirildiğini, bütün duruşmaların filme alındığını yazıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Behçet Cemal’in anlattığına göre Şeyh vakar içinde korkusuz, ilerlemiş yaşına rağmen dinç adımlarla salondaki yerini alıyordu. Huzurlu görünüşlü ve şıktı. Dalgalı ve uzan apak sakalı kınalı, dönemin bakımlı Kürt erkekleri modasına uygun olarak, gözlerinin altı sürmeliydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Omuzlarını örten harmaniyenin altına, Halep işi kırk düğmeli bir yelek ve kabardin bir şalvar giymişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh sorgusu sırasında mahkeme başkanının “Türkler de Müslümandır, neden Müslümana başkaldırdınız?” sorusuna, “imam şeriattan (hukuktan) saparsa, kıyam (isyan) vaciptir” cevabını veriyor, ama dava için amacın başkaldırmak değil, Kürdistan meselesi konusunda parlamentoya görüş sunmak olduğunu söylüyor ve “Piran’da olaylar çıktı, önünü alamadık” diyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada tanık olarak dinlenen bacanağı Binbaşı Kasım, Şeyh ve arkadaşlarının bağımsız Kürdistan kurma düşüncesiyle örgütlendiklerini, bu amaçla yemin ettiklerini söylüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bütün sanıkların ayrı ayrı sorgulanması ve savunma niyetine sözler söylemesinden sonra karar 28 Haziran 1925 tarihinde açıklandı. Şeyh Said’le birlikte 47 kişi hakkında idam hükmü verilmişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;47 darağacı&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Aynı gün, Diyarbakır’ın Dağkapı Meydanı’nda, yan yana 47 tane darağacı kurdular. Tam karşısına da, davetliler “devlet prokolü”nün oturarak, huzur içinde, idamları seyredebileceği bir tribün inşa ettiler.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;29 Haziran 1925 şafağında, idam mahkumları, tek tek ipe çekildiler. Fransa, İngiltere, Amerika ve dünyanın başka ülkelerinden gazeteciler, idamları görmeye davet edilmişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 160px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke; text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18474" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_31012012-110342-1328004222.29.png" style="height: 21px; width: 22px;" /&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;Sıra fieyh Said’e geldiğinde, dudaklarında belli belirsiz bir kıpırdamayla dualar mırıldanarak, diri adımlarla yürüyor, boynuna ölüm hükmü asıldığında, şeref tribününe dönüyor ve son sözlerini bağırıyordu: ‘Dünyadaki hayatımın sonuna gelmiş bulunuyorum. Halkım için kendimi feda ettiğimden dolayı, pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız, düşman karşısında bizi mahçup etmesinler’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18475" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/01//nuce_31012012-110345-1328004225.6.png" style="float: right; height: 21px; width: 22px;" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;İngiliz yazar Lord Rinross, Şeyh Said’in son anlarında, eşine rastlanmayan bir cesaretle ölüme gittiğini anlatırken, onun asanlarla şakalaştığını yazıyor ve devam ediyor: “Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said, sonuna kadar istifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülümseyerek, ‘senden hoşlandım’ dedi. ‘Ama kıyamet günü hesaplaşacağız.’ Askeri komutanla şakalaşarak, ‘Paşa’ dedi. ‘Düşmanınla vedalaş.’ İdam gömleği üzerine geçirilirken, kımıldamadan durdu.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Behçet Cemal ve daha sonra Metin Toker, Şeyh’in son anlarını anlatırken idam sehpasına gitmeye hazırlanırken, hücresine doluşan gazetecilerle şakalaşıp, sükunet içinde sorularını cevapladığını yazıyorlardı. Şeyh’in en küçük oğlu, yeni doğan Ahmet’ti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yargılanma sırasında, hareket içindeki konumunu “ne önde, ne de arkada, içindeydim” diye tanımlayan Şeyh, ölüme giden 47 kişilik kafilenin ortasında yürüyordu. Hareket günlerindeki yardımcısı Feqi Hasan en öndeydi. Mahkumlar kelepçeli, ayak bileklerinden birbirine prangalıydı. Yürürken, zincirler betona çarpıp şıngırdıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ölüm kafilesi, seyre gelmiş Türk elitinin sıralandığı tribünün önünden geçerken, mahkeme üyeleri ve generaller Şeyh’e söz atıp, diyaloğa giriyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürt Ali Saib’in söz atması üzerine, Şeyh yalanını yüzüne vurmak için “hani ya baharda Hınıs’ta kuzu yiyecektik” diye sesleniyor. Ali Saib, “ne yapalım, olmadı” diyor, ardından dökülen Türk kanından söz ediyor, Şeyh ona, “boynuzlu keçinin ahını boynuzsuzdan alıyorlar, seninle mahşer günü hesaplaşacağız” karşılığını veriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kolordu komutanı, bu cevaba sinirlenip, Kürtlerin özgür olduğunu, kimseye müdahale edilmediğini, bundan böyle daha özgürce yaşayacaklarını söyleyince, Şeyh ona şu cevabı veriyordu: “Gelecek gecelerin, geçen gecelerden farkı yok.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada darağaçlarının sıralandığı meydana gelmişlerdi. Hanili Mustafa Bey, gencecik oğlu Mahmut’la yan yana yürüyor, yüksek sesle ilahi okuyordu. Hanili Salih bey, “Bugün erkeklik günüdür, dostlarımız da düşmanlarımız da ölüme nasıl gittiğimizi görsünler” diye bağırınca, Şeyh Said de “Allah u Ekber” diyerek ilahiye katılıyor, mahkumlar ona uyuyor, meydan ilahi sesiyle doluyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada sehpaların karşısına dizilen mahkumların asılmasına geçiliyordu. Hanili Musafa Bey, oğlundan önce asılmak istediği ricasında bulunuyor, “onu ipin ucunda görmek istemiyorum” diyordu. Ama isteği gülümsemeyle karşılanıyor, oğlu Mahmut’tan sonra onu asıyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sıra Şeyh’e geldiğinde, dudaklarında belli belirsiz bir kıpırdamayla dualar mırıldanarak, diri adımlarla sehpanın altına yürüyor, üstüne ölüm gömleği geçirilip, mahkeme kararı boynuna asılırken, şeref tribününe dönüyor ve son sözlerini bağırıyordu:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Dünyadaki hayatımın sonuna gelmiş bulunuyorum. Halkım için kendimi feda ettiğimden dolayı, pişmanlık duymuyorum. Yeter ki torunlarımız, düşman karşısında bizi mahçup etmesinler.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Protokolün sıralandığı “şeref” tribününde, heyecanlı bir hareketlilik başlıyor, kadınlardan biri ayağa kalkıp, Şeyh’e el sallayarak “geber” diye bağırıyor, generaller ve mahkeme üyeleri alkışa başlıyor, bu sırada Şeyh’in ayağının altından tabure çekiliyor, ince uzun bedeni ipin ucunda dönenerek sallanıyor, kınalı apak sakalı, sabah esintisi önünde belli belirsiz titreşiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 588px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 16px;"&gt;Terör Mahkemeleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 12px;"&gt;İstikla Mahkemeleri özel mahkemelerdi. Bu mahkemeler kurulurken, önce 1789’daki Fransa ihtilali sonrasının “terör dönemi”den esinlenmeyle, “Terör Mahkemesi” adı verilmek istenmiş, fakat daha sonra bundan vazgeçilmiş, “İstiklal Mahkemesi” adında karar kılınmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Çeşitli illerde kurulu bu mahkemelerin 2012 yılında da faaliyet gösteren özel yetkili mahkemelerden farklı olarak, bu mahkeme görevlilerinin hukuk eğitimi almış kişilerden seçilmesi şart değildi. Rejim, milletvekillerini aynı zamanda mahkeme üyeliğine seçebiliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bir başka fark, mahkemeyi gereksiz yere meşgul edecekleri ve zaman kaybına sebep olacakları gerekçesiyle savunma avukatlarının görev yapmasına yer yoktu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ayrıca mahkemelerin ilk kararı kesindi. Yargılananların itiraz edebilecekleri bir üst mahkeme, makam yoktu. İdam kararları derhal uygulanıyordu. Avukat savunmasına yer yok, kararları da kesindi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Diyarbakır’da görevlendirilen mahkeme heyetinin üyeleri Mazhar Müfit Kansu, Lütfi Müfit Özdeş, Kürt Ali Saip Ursavaş ve Süreyya Örgeevren Atatürk tarafından seçilmiş birer milletvekiliydi. İçlerinde, yalnızca savcı Örgeevren hukuk eğitimi görmüştü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Mahkeme ilk iş olarak Seid Abdülkadir ve arkadaşlarının davasını ele aldı. Sorgular, savunmalar dahil, mahkemenin işleyişi bir ay bile sürmedi. 23 Mayıs 1925 günü Seid Abdülkadir, oğlu Muhammed, Kürt Teali Cemiyeti’nin genel sekreteri Palulu Abdullah Sadi, Avukat Hacı Ahdi, Kürt aydınları Ahmet Cemil, Nazif Bey, Kemal Fevzi ile Dr. Fuat’ın idam cezasına çarptırıldığı açıklandı. Mahkumlar, 27 Mayıs 1925 günü şafak patlarken, Diyarbakır’ın Dağkapı Meydanı’nda asılarak idam edildiler.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Osmanlı’dan kalma yasaya göre, 60 yaşını geçkinler idam edilmiyordu. Ama bu yasa da geçerli değildi. İdam edilen Seid Abdülkadir 75 yaşındaydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Seid Abdülkadir, idama giderken, “önce beni asın” ricasında bulunmuştu. Fakat tersi yapıldı. Seid Abdülkadir, oğlunun ölümünü gördükten sonra idam edildi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 588px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 16px;"&gt;İdam edilenler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 12px;"&gt;29 Haziran 1925 sabahı asılarak idam edilen Kürt liderler şunlar:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said, Melekanlı Şeyh Abdullah, Tokliyanlı Kamil ve kardeşi Baba, Şeyh Şerif, Feqi Hasan Fehmi, Valirli Hoca Sadık, Çanlı Şeyh İbrahim, Harputlu Şeyh Ali, Harputlu Şeyh Celal, Şeyh Hasan, Garipli İzzet ve oğlu Mehmet, Hanili Mustafa ve oğlu Mahmut, Hanili Şeyh Salih, Çanlı Şeyh Abdullah, Şeyh Ömer, Hanili Çeyh Adem, Madenli Kadri Bey, Piranlı Mele Mahmut, Silvanlı Şeyh Şemsettin, Termili Şeyh İsmail, Termili Şeyh Abdullatif, Balkalı Emin, Hanili Hasan, Arab Abdi, Kargapazarlı Halil ve oğlu Mehmet, Sinikli Süleyman, Musyanlı Cemil, Az aşireti reisi Demir oğlu Ömer, oğlu Süleyman, Şerif oğlu Süleyman, Feqi Hasan’ın katibi Tahir, Şeyh Musa oğlu Şeyh Ali, Muşlu Mehmet, Süleyman Bey, Bahri Bey, Zoravalı Şeyh Cemil, Çabakçurlu Süleyman oğlu Yusuf, Yamak aşiretinden Ali Baban, Mehmet oğlu Tahir, Bucak mürüdü Tayyip Ali, Çerkes jandarma Halit, Salih oğlu Hasan.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;Yarın:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Kırım sesi&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 4&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 0, 0) !important; float: left; font-size: 11px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yayinlanma-tarihi" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(172, 172, 172) !important; float: right; font-size: 11px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 150px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güncellenme :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;01.02.2012 08:48&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; font-size: 11px; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;span style="border-image: initial;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/02/nuce_01022012-144612-1328103972.55.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Olmayan isyanı bastırma seferleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nde, toplumsal olaylar karşısında, “ben ne yaptım, suçum ne?” diye düşünmek yok, her şeyi dış etkenlerin tahrik ve desteğine bağlanmak gelenektir. Bu geleneğin kaynağı Osmanlı ve özellikle de İttihatçılardır.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan’da meydana gelen bütün tepkiler ve tabii ki Şeyh Said hareketi (1980’lerde de hep tekrarlandığı gibi) bu ezber üzerine mesele dış destek ile tahriklere bağlandı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Resmi söyleme göre, Türt Devleti o dönem Musul ve Kerkük’ü sınırlarına katmak istiyor, ama Britanya vermiyor, dahası üstünü örtüp, Türt Devleti’nin bölgedeki gücünü kırmak, güçlenmesini önlemek için&amp;nbsp; Şeyh Said hareketini başlatıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa, aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen, söylemi doğru çıkaracak hiçbir kanıt ortaya çıkmamış, ama Britanya’nın Kürtlere destek verdiği hayalhane ürünü çıkmıştır.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ayrıca bölgeyi hesaplayıp, planlayarak parselleyen, Osmanlı kabuğu haritasından Türk Devleti dahil, 24 ayrı devlet çıkaran Britanya idi. Çizilen haritada Musul ve Kerkük Irak’a aitti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Devleti’ni kurup, haritasını, üstüne ek olarak iç hukukunun nasıl işleyeceğine dair düzenlemeyi de teslim eden Britanya, ne olmuştu da aradan iki yıl geçmeden yaptığına pişman olmuş, kurduğu devletin güçlenmesini istemez hale gelmişti?&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu sorunun cevabı tarih belgelerinde yok, ama Britanya ve Fransa’nın Şeyh Said hareketi sırasında Türk Devleti’ne destek verdiği gerçeği var. Irak’ı yöneten Britanya, yardıma koşmak isteyen Barzanilerin üstüne uçaklarla bomba yağdırarak engellemişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Aynı destek Fransa’dan da gelmişti. Fransa, Suriye Kürtlerinin önünü kesmiş, ama Kürtlerin ardına asker nakli için, Suriye demir yolunu açarak, Türk Devleti’ye paha biçilmez değerde askeri yardım yapmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Garip, fakat bütün bu gerçeklere rağmen, Türk Devleti ısrarla Şeyh Said’in Britanya ve Fransa’nın desteğiyle ayaklandığını, resmi tarih söylemi haline getiriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ürkütmeden tutuklamak&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Devleti toparlanmış, Kürdistan’ı fethedercesine yayılmış, her yere ordu birlikleri yığılmış, kendince gedikler tutulmuş, bu arada sıram sıram idam için İstiklal Mahkemeleri kurulmuştu. Ankara, artık kendini güçlü hissediyordu. Kimseye dokunulmayacak sözü, uçmuş, hatırlanmamak üzere unutulmuştu. Baskın, gücündü artık.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Olacakların ilk ayak sesleri, 13 Haziran 1925 tarihinde duyuldu. İnönü hükümeti, Sıkıyönetim komutanlıklarına gönderdiği bir genelge ile “ıslahat harekatına başlanacağını buna göre hazırlıklara başlanmasını” bildiriyordu. Genelgede, “Doğu’da ıslahata azmetmiş hükümetin yakında gerçekleşecek esas amacı için” halktan silah toplanırken, hükümete sadakat göstermiş kişilerin ürkütülmemesi isteniyor, insanların sükunet içinde, yavaş yavaş yakalanması emrediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Silah arama birlikleri işbaşı yapıp, tutuklamalar başlayınca, önder konumundaki Kürtler, Ermenilere yapılanları hatırlayarak ortalıktan çekilmeye, fırsatını bulan yurtdışına kaçmaya başlamışlardı. Ermeniler konusunda da önce, “askerlik hizmetine” denilerek erkekler, ardından çakıya varana kadar silahlar toplanmış, ardından “harekat” başlamıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yeni yönetim İttihatçıların B takımı ve içlerinden pek çoğu Ermeni harekatının eylem adamlarıydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yas günlerinde olmayan isyanı bastırma&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said idam edilmişti. Kürdistan, devleti kızdırmamak için acısını saklıyor, gizlice Şeyh’in yasını tutuyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dağlar kıpırtısız ve sessizdi. İsyan ve dağda isyancı yoktu. Ama devlet, olmayan isyanı bastırma seferindeydi. Küçük birliklere ayrılmış askeri kollar, köylere dağılmış isyancı olmayan isyancıları, silahtan arındırıyordu. Ama Ankara’dan gelen emir üzerine, güler yüzlüydüler. İnsanları tedirgin edip, korkutma, dövme, onlara sövme yok, öldürme hiç yoktu. Genelgede kesici alet diye tarif edilen çakıdan, ağaç kesmede kullanılan balta, ot biçme aracı tırpan ve kazmaya kadar, gerektiğinde silah yerine geçebilecek ne varsa el konuyor, rica ile istenen av tüfekleri balyalanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat, bir süre sonra, “Şark Islahat Planı” uygulamaya konuyor, güler yüzlü askerler birdenbire çatık kaşlı kesiliyor, dağlar arasında kırım ve sürgün rüzgarları esiyordu. Islahat Planı geniş kapsamlıydı, Şeyh Said hareketine katılmamış, gönülden destek vermemişleri de kapsıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Islahat (iyileştirme) Planı” uygulamasında, Ermenilerin kırım ve sürgünle yerlerinden sökülüp atılması gibi bütün Kürtler hedefti. Uygulamaya “tedip” (terbiye etme), “tenkil” (susturma, yok etme) adı veriliyordu. Köyler basılıyor, muhbir, milis ve klavuzların gösterdiği erkekler toplanıp, yaban hayvanları gibi birbirine bağlanarak götürülüyor, öldürülüyorlardı. Bu haliyle, her askeri birlik, birer bağımsız adalet dağıtıcıydı. İnsanlar sorguya çekilip, adları, kimlikleri deftere geçirilmeden öldürülerek adalet yerine getirilmiş oluyordu. İsimlerin kaydı bile yapılmadığı için, kaç kişinin katledildiği hiçbir zaman anlaşılamadı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnsanları diri diri yakmak&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ölümle adalet dağımının en korkunç şekli diri diri yakmaydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Gerçi, 1990’larda da tekrarlanıyor, ancak bu dönemde Kürtlerin diri diri yakılması olayları seyrekti. Genel olarak insanlar, işkence edilerek ya da kurşunlanıp öldürüldükten sonra yakılıyordu, 1990’larda.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnsanların, 1925’ten itiraben hayali isyanları bastırma adına, kurşunlama yerine süngülenerek öldürülmesi, kurşun tasarrufuna bağlayanlar var. Öte yandan&amp;nbsp; süngülenerek ya da sapasağlamken diri diri yakılanlar...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnsanların diriyken yakılmasında amaç, korkuyu hücrelere kadar yaymak, dehşet salıp insanları terörle titretmek mi, mermi tasarrufu mu bilemiyorum, ama 1925’te insanların diri diri yakıldığı sayısız olay var.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ha Hitler Almanyası ile benzerlik mi? Hitler rejimi, kurbanları kendiliğinden öldükten ya da odalara katpatıp gazla zehirleyerek öldürdükten sonra, yani cesetleri yakıyordu. 1990’larda, “Kürt İsyanları” adındaki kitabımın hazırlık çalışmalarını sürdürürken, bu konuda pek çok tanık dinledim. Bunlardan biri de, Bingöllü bir ihtiyardı. Ailesine zarar verirler endişesiyle adının açıklanmasını istemeyen ihtiyar adam, Bingöl’e bağlı Valer ve Şemsan köylerinde yaşananları anlattı:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İki köy, aynı gün basılıp, evler ve insanların üstü aranarak soyuluyor, parasal değeri olan yükte hafif ne varsa alınıyor, sonra köyle yakılıyordu. İki köyden seçilen 22 kişi, bir ahıra kapatılıp, kapı dışarda kilitleniyor, sonra kapısına ot yığılarak ateşe veriliyor, içeride kapalı tutulan insanlar feryadı figan ede ede yanıyor, ruhlarını teslim edince sesleri kesiliyor, askerler de köyden çekiliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Milisler&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk ordusunun bütün unsurları, Kürdistan’a doldurulmuştu. İhtiyaca göre takviye ediliyor, eksiklikler tamamlanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Öte yandan, yerlilerden işbirlikçi şebekeleri kurulmuş, milis ağları oluşturulmuştu. Milisler muhbir ve dağlarda kılavuz olarak kullanılıyorlar, gücün “Ağa”, “Bey” ya da “Şeyh” payesi verdiği, ancak 1980’lerde oluşturulan “korucubaşı”na benzer yetkilere sahip kişiler yönetip, yönlendiriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 200px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke; text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18526" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_01022012-144332-1328103812.56.png" style="height: 21px; width: 22px;" /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #444444; font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 14px;"&gt;&amp;nbsp;Feyzullah Koç anlatıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;‘13 yaşındaydım, o zaman. Her şeyi hatırlıyorum. 1925 yılının yazıydı. Hepsi gözlerimizin önünde oluyor, net görüyorduk. Askerler, emir üzerine, tüfeklerinin namlusuna süngü, kasatura geçirip, ahıra doluştular. Askerler, rastgele süngülüyor, içeriden ağrışmalar yükseliyordu. Sonra askerler dışarıya çıktılar. Kapısına ot yığıp, ahırı ateşe verdiler. Duman içinde kalmış ahırdan, feryatlar duyuluyordu’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18527" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_01022012-144336-1328103816.79.png" style="float: right; height: 21px; margin-bottom: 3px; margin-left: 3px; margin-right: 3px; margin-top: 3px; width: 22px;" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Kürtler, en büyük zararı bunlardan gördüler. Bunlar, sevmedikleri aileleri, soyunu kuruturcasına ortadan kaldırarak, yörenin egemeni oldular. Daha sonraki süreçte, bir bakıma PKK hareketine kadar, dokunulmaz olarak kaldılar. “Korucubaşı” niteliğinde olan kişiler, verdikleri güvenin gücüyle daha sonra halkın temsilcileri sıfatıyla parlamentoya tayin edildiler. Çok partili sisteme geçildiğinde kimileri CHP’de kaldı. Ama çoğunluk olarak düzenin öteki partilerine dağıldılar. İçlerinden pek çok bakan çıktı. Bunlardan bazılarının torunları, 2012’de AKP’de milletvekiliydiler.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hayali Raçkotan ve Raman isyanları&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kurmay Albay Reşat Hallı tarafından yazılan ve 1977’de, darbe hazırlığı içinde olduğu gerekçesiyle emekli edilerek ordudan atılan General Namık Kemal Ersun’un Korgeneral rütbesiyle Harp Tarihi Başkanı olduğu dönemde ön söz yazdığı, Genelkurmay Başkanlığı yayını “Cumhuriyet Tarihinde Ayaklanmalar” adındaki kitapta, 1925 yılındaki olaylardan biri “Raçkotan ve Raman tedip harekatı (9-12 Ağustos 125)” başlığıyla yer almaktadır.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ancak, Genelkurmay’ın yayınına baktığımızda “tedip” (terbiye etme) var, ama isyanın var olmadığını görüyoruz. Çünkü, Genelkurmay “tedip”in sebebi olarak şunları açıklıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Her ne kadar Bitlis, Urfa, Malatya, Mardin, Erzurun ilinin Kığı, Hınıs ilçeleri ılımlı görünmekte ve buralarda kayda değer olaylar olmamakla beraber, hükümet otoritesinin tamamıyla yolunda olduğu anlaşılmamalı idi. Diyarbakır, Siirt, Muş, Genç, Dersim illeri ise daha ciddi şekavet (eşkıyalık) hassiyet ve ayaklanma belirtileri bakımından daha ciddi bir durum arzediyordu. Özellikle Beşiri, Silvan, Garzan, Kulp, Genç ve Lice hâlâ hassas ve faal durumda, devlete karşı yükümlülüklerini yerine getirmemekte, şekavet hadisleri devam etmekteydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Üstelik, hükümetin silah toplama, hükümlüleri yakalama ve göçürme propagandası karşısında, kendilerini çok tehlikeli bir durumun beklemekte olduğu düşüncesi iledir ki, birbiriyle bağlaşmak ve birleşmekte idiler. Beşiri bölgesinde Raman aşireti, Garzan ve Raçkotan aşiretleri Silvan ve Kulp’ün Bükran aşiretleri hâlâ direniyorlardı. (...) Silahlarının, düşmanlarına karşı varlıklarını korumak için lazım olduğunu ileri sürüyorlar ve silahlı kuvveti ile şimdiye kadar alıştıkları özerk idareyi ellerinden kaçırmamak, işi olurunda yürütmek ile vakit geçirmek, bir kısım aşiretler ise bazı olaylarda hükümete gösterdikleri fiili yardımlarla elde ettikleri zorbalık ve nüfuzu bırakmamak, iç ve dış siyası akımlara alet olmak isteğinde oldukları içindir ki, ne maksatla olursa olsun silahtan arındırılmaları ve özellikle hümümlü ve sanıkların hükümete teslimi keyfiyeti, bunları direnmeye sevk ediyordu.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Genelkurmay’ın yayımladığı kitapta bile (ki her suçlu, kendini haklı göstermek için geçerli bahaneler uydurur) Garzan, Beşiri, Silvan, Kulp ve Sason bölgesinde isyanın var olduğu öne sürülemiyor. Ama bu bölgelerin “Tedip” ve “Tenkil” edilmeleri gerekiyor. Karar bu. İnsanlar, 1980 darbesinde tekrarlandığı gibi, satın aldıkları silahları teslim ediyor, buna rağmen kurtulamıyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;Genelkurmay’ın kitabına göre “Tedip” ve “Tenkil” için hazırlanan plan şöyleydi:&lt;/em&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Şiddetli bir tedip hareketi yapılacak. Direnme olursa, tedip yok etme derecesine varacak.” Genelkurmay’ın resmi tarih yerine geçen belgeye göre, 41. tümen Raman bölgesindeki 16 köyde hiçbir direnişle karşılaşılmadan “tedip” gerçekleşiyordu. Ama, bu terbiye taarruzunda kaç köyün yakıldığı, kaç kişinin öldürüldüğü kitapta yer almıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada, Türk ordusunun genel taarruza geçtiğini duyan köylüler, sürüleri ve taşıyabildikleri varlıklarıyla dağlara sığınıp, gizlenmeye çalışıyorlardı. Raman aşiretinin önde gelenlerinden Emin ve köylüleri, aileleriyle birlikte, 11 Ağustos 1925 günü, üç ayrı birlik tarafından, Hasankeyf yakınlarında kuşatılıyor, bunlardan kurtulan oldu mu resmi tarih kaydetmiyordu. Çünkü Emin ve akrabaları direnmişlerdi. Aynı günlerde Viranşehir’de Hançeran ve Emir Feddale kabileleri, Genelkurmay’ın deyimiyle “tard” ediliyordu. Sonbaharın ilk karlarına kadar Siirt, Garzan, Şırnak, Sason, Mutki, Şemdinli, Botan, Şirvan, Hizan, Midyat bölgeleri muhasara altına alınıyor ve tedip ile tenkil hareketine girişiliyordu. Yine öldürülen insan ve köy sayısı kayda geçmiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada, “çıban başı” diye nitelendirilen Dersim’e harekat planları ve yığınaklar, aynı yıl yapılmaya başlanıyor, ertesi yıl harekete geçiliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 588px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;Babasının yakıldığını seyreden çocuk&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1912 doğumlu Feyzullah Koç, 1925 yılında babasının yakılmasına tanık oluyor. Koç, Elazığ’a bağlı Palu ilçesinin daha sonra adı Gökdere olarak değiştirilen Erdürük köyündendi. Onunla,1990 yılında konuştum. En son 2000 yılında haber aldım. Elazığ’da yaşıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;Feyzullah Koç’un anlattıklarını özetleyerek sunuyorum:&lt;/em&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“13 yaşındaydım, o zaman. Her şeyi hatırlıyorum. 1925 yılının yazıydı. Askerler uzaktan göründüklerinde, köylülerden kimse kaçıp, saklanmadı. Buna gerek de yoktu. Çünkü bizim köyden kimse, Şeyh Said hareketine katılmamıştı. Babam, yalnız köyün değil, yakın çevrenin de önde gelenlerindendi. Askerler geldiğinde, bir sopanın ucuna beyaz bez bağlayıp, köyden birkaç kişiyi de yanına alarak, karşılamaya çıktı. Bütün köy uzaktan seyrediyordu. Gelen askerlerin yanında, başka köylerden toplanmış, urganlarla birbirine bağlanmış, kalabalıkça bir grup Kürt vardı. Köy içine geldiler. Silah istiyorlardı. Köylüler ellerinde ne varsa teslim ettiler. Sonra, babam ve amcamın da aralarında bulunduğu köyün önde gelenlerini yakaladılar. Onları da urganlarla birbirine bağladılar. Bağlı tuttukları esir sayısı, en az 200’ü bulmuştu. Hepsini, koyun sürüsü gibi önlerine katıp, köyden çıktılar. Ne yapacaklar, götürdüklerinin akibeti ne olacak endişesi ve merakla, uzaktan takip ederek peşlerinden gittik. Hor köyüne gittiler. Esirlerden bazılarını burada serbest bıraktılar. Ötekileri, topluca bir ahıra doldurdular. Babam ve amcam da ahıra kapatılanlar arasındaydı. Gizlendiğimiz tepe ahıra yakındı. Hepsi gözlerimiz önünde oluyor, net görüyorduk. Askerler, emir üzerine, tüfeklerinin namlusuna süngü, kasatura geçirip, ahıra doluştular. Askerler, rastgele süngülüyor, içeriden bağrışmalar, yalvarma feryatları yükseliyordu. Sonra askerler dışarıya çıktılar. Kapısına ot yığıp, ahırı ateşe verdiler. Süngü darbesi almamış ve yaralı kalmış olanlar vardı, içeride. Duman içinde kalmış ahırdan, feryatlar duyuluyordu. Askerler bekledikleri için gidemiyor, ağlayarak bakıyorduk. Ahır yanıp, sesler kesilince askerler çekilip gittiler. O zaman koşup, gittik. Köyün havası yanık et, yağ kokuyordu. İçeriye kapatılanlardan bazıları, duvarları elleri, tırnaklarıyla delip, dışarıya çıkmışlardı. Yarı yanmış, ama dışarıya çıkmayı başarmış ve hâlâ yaşayanlar vardı. Babam da çıkmış, duvar dibinde ölmüştü. Yanmış, damı çökmüş ahırın enkazından duman çıkıyor, ama sessizdi. Bizler, ölülerimizi toplayıp, köye döndük ve onları gömdük.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Feyzullah Koç, annesi ve kardeşleriyle, birkaç gün sonra Niğde’ye sürgüne gönderilecekti. “Niğde’de Rum ve Ermenilerden kalma çok boş ev vardı. Bize bir ev verdiler. Ama yerliler bizden uzak duruyordu. Sıcak ilgi göstereni görmedik” diyordu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Yarın:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;em style="color: #666666;"&gt;Yasak bölgede insan çığlıkları&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;em style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;em style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;em style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;em style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;em style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 5&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 0, 0) !important; float: left; font-size: 11px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yayinlanma-tarihi" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(172, 172, 172) !important; float: right; font-size: 11px; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 150px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güncellenme :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;02.02.2012 09:07&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; font-size: 11px; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;span style="border-image: initial;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/02/nuce_02022012-104637-1328175997.35.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;Kırım tekerrür ediyor&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1925 yılı yazında, iletişim ağları kısıtlı dünya büyük, Kürdistan “yasak bölge”ydi. İnsan feryatları, bir köyden ötekine, yolu düşen bir yolcunun ağzından ulaşabiliyordu. Uzak köşelere erişim ayları alıyordu. İnsanlar birbirinden habersizdi. Köylerin dışarıyla bağları kesik, yaylalara göç, her türlü seyahat yasak, yasağa uymayanlar için “vur” emri geçerliydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İsyan ateşi, dağlarda savaşan birlikleri yok, ama Kürtlerin adı isyancıya çıkmış, çepeçevre sarılmışlardı. Kimi tevekkül içinde kaderini bekliyor, kimileri kurtuluşu dağlara sığınmakta arıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bir, iki, yüz, bin kişi değil, insanlar, çeperleri kurt sürülerinin hücumuna açık ağıllara kapatılmış koyun sürüleri gibi akıbetlerini bekliyorlardı. Ordu birlikleri, sonsuz toprakları parsellemişçesine dağılmış, her birlik kontrolü teslim edilmiş bölgede tedip ve tenkil rüzgarları estirerek ilerliyor, olmayan isyanları bastırıyor, kadını, çocuğu, genci, yaşlısıyla insanlar, arşu alaya akan, sonsuzlukta yankılanan yakarışlarla kurtuluş mucizesi arıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 160px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px; text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18565" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_02022012-102935-1328174975.68.png" style="color: #666666; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; width: 22px;" /&gt;1925-1940 arasındaki süreçte, isteyen yönetici kendi isyanını başlatıyor ve ‘bastır’ emri üzerine, ordu birlikleri, kadınlara, çocuklara karşı harekete geçiyordu. 1980’lerde ‘Olağanüstü Hal Valiliği’nin adı, 1925’lerde ‘Umumi Müfettişlik’ti&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18566" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_02022012-102941-1328174981.22.png" style="color: #666666; float: right; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; text-align: right; width: 22px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Mesela Türk resmi tarihinde, 1925’ten 1930’a kadar süren diye kayıt altına alınmış bir “Sason Ayaklanması” ve “bastırma” seferleri vardır ki, tümüyle olmamış, kokusu bile çıkmamış uydurmalardır. Ama o karanlık dünyada, “masum ve mazlumlara kıymayın” diye haykırsanız duyan kim!..&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ankara bir kere “isyan var” demiş, gerisi nafile çığlık.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Resmi tarih yerine geçen Genelkurmay yazımına göre, “sergerde” köylüler itaatkarlık ediyorlardı. Nasıl bir itaatsızlık, kime, neye o da belli değil. Ama itaatsizleri, itaat altına almakla görevli ordu sefer halindeydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Remi tarih, 1925 yılında olmamış, ama var kabul edilmiş isyanın bastırılmasını şöyle anlatıyor: “Bölgenin taranmasında, 2002’den fazla silah toplanmış ve varılabilen köyler, evler tahrip edilmiş, kışın bastırılması nedeniyle harekat durdurulmuştu.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yine resmi tarihe göre Sason’un bir köyü, hayvan sayımına giden, (tavuklar hariç, her hayvan başı için devlet vergi alıyordu. Koyuna, keçi, eşek, katıra sahip olmak vergiye tabiiydi) kaymakam vekili, durup dururken “itaatsizliğin silahlı ayaklanma” şekliyle karşılaşmış, çıkan çatışmada vurularak öldürülmüş, köylülere dini telkinde bulunarak hak yoluna davet için yanına aldığı müftü de yaralanmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa, resmi tarihin kaydettiği gibi değildi, hiçbir şey. General Cemal Madanoğlu bile resmi ağzı yalanlıyor, söylediğine “uydurma” diyordu, çünkü...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Madanoğlu ve Sason isyanının gerçek yüzü&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Cemal Madanoğlu, Sason tedip ve tenkil harekatında, yüzbaşı rütbesinde kol başıydı. Sonra, Dersim’de kırıma katılacak, yıllar içinde rütbeler alıp yükselecek, Korgeneral rütbesiyle 27 Mayıs 1960 darbesinde yer alacak, ama saf dışı kalacaktı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Daha sonra Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Senatörlüğe atadığı Madanoğlu, 12 Mart 1971 darbecileri tarafından, darbe hazırlığı içinde olmakla suçlanacaktı. MİT ajanı olduğundan habersiz, “manevi evladım” diyerek yanından ayırmadığı, bugün, AKP iktidarının “serden vazgeçmiş” kalem muhafızlarından Mahir Kaynak muhbiri, bu davada yazarlar İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu da suç ortağı kürsüsündeydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Madanoğlu, 1983 yılında cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen, ancak “devlet sırrını ifşa ettiği” gerekçesiyle yasaklanarak yayımı durdurulan, gazetede yayımlanan kısmı daha sonra kitap haline getirilen anılarında, Sason isyanı denilen olayın, köylülerin tecavüz girişimine tepkiden ibaret olduğunu söylüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Madanoğlu, kaymakam vekilinin yanına sivil memurları da alarak, bir yüzbaşının komutasında, Harbak köyüne gittiğini, muhafızlarına komuta eden yüzbaşının köyde, Teteri Bedik’e misafir olduğunu belirtiyor ve devam ediyor: “Teteri Bedik’in evinde erkek yok. (Korkudan köyü terk edip, kaçmış olmalılar. A. K.) Gelin, harıl harıl akşam yemeği hazırlıyor. Tam bu sırada yüzbaşı geline yaklaşmak isteyince, olay çıkıyor. Kadın direniyor. Başlıyor bağırmaya. Yüzbaşı kaçıyor. Peşinden koşanları korkutmak için, birkaç el ateş ediyor. Tepeye yerleşmiş birliğin yardımıyla canını kurtarıyor, ama olaydan habersiz kaymakam vekili ve diğerleri Harbaklılar tarafından öldürülüyor. Jandarma yüzbaşısı sonra olayı rapor ediyor. Ama gerçeği yazmıyor. İsyan çıktı, diyor.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisi’nden, 1980’lerde Diyarbakır milletvekilli ailesi de tedip ve tenkilden geçmiş Mahmut Altunakar, aslında “tecavüzcü”nün yüzbaşı değil, öldürülen kaymakam vekili olduğunu açıklıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ama hangisi tecavüzcü tartışması bir yana, bir tecavüz girişimine gösterilen tepki hayali “isyan” sayılıyor, sonra, bütün bir bölgede tecavüzcü de olsa itaatkarlık harekatı başlatılıyor, ele geçen insanlar öldürülüyor, mallar talan ediliyor, taş üstünde taş kalmamak üzere köyler yakılıp, yıkılıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ölüm ya da sürgün&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ancak Sason’un tedip ve tenkili, yıllara yayılarak 1936’ya kadar sürüyordu. Bu arada Bakanlar Kurulu kararıyla 2 bin 400 kişi de, aileleri de parçalanarak, topraklarından koparılıp Eskişehir, Bursa, İzmit, Zonguldak, Bolu, Çankırı, Afyon, Balıkesir, Denizli, Aydın, Manisa, Isparta ve Muğla illerine sürülüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kaçıp, dağlara sığınanlar tenkil ediliyordu. Resmi tarih, öldürülenlerin sayısını rakamlardan tasarruf edercesine sunuyordu: “Harpak, Kozik, Norşîn, Melefan, kuzeyi Silent, Kerho bölgelerinde tarama yapılmış ve asi halktan 36’sı imha edilmişti.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Genelkurmay’ın yazdığı resmi tarihe göre, sürgün ve yerinde susturulanlara rağmen, dağlarda itaatsizlik direnme şeklinde devam ediyordu. Türk Genelkurmayı bu konuda, tarihe şu notu düşüyor: “Yapılan harekatta, jandarmadan 14 yaralı, nizamiye birliklerden 21 şehit, iki yaralı, halktan iki şehit (kılavuz) beş yaralı verilmiş, bir hayvan ölmüş, iki hayvan yaralanmıştı. Eşkıyadan da (o zaman terörist denmiyordu) 155 ölü, 24 yaralı verdirilmiş, 39 kişi yakalanmış, 879 kişi kendiliğinden teslim olmuş, bu arada 52 tüfek toplatılmıştı.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1991’de, 1925’e dönüş&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kemalist devlet ideolojisinden (İttihat ve Terakki’den de diyebilirsiniz) Türk aydınlarının ağzına geçmiş, bir ezber tekerleme vardır: “Tarih, tekkerrürden (kendini tekrardan) ibarettir.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnsan oğlunun korkunç yanlış kabul ettiği olgu, bunların doğrusudur. Oysa insan oğlu kabulüne göre tarih, hatalarından ders alıp, kötülüğü mahkum edilen, bir daha asla tekrarlanmaması için toprağa gömülen olaylar, durumlar sahnesi bütünüdür. O nedenle, evrilmiş yer yüzü, tarihten dersler çıkarıp kendini yeniledi. Bir bakıma dünyalarını yaşanır hale getirdi. Özellikle ırkçılığı bataklıkta çürüterek...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Almanya, Hitler ırkçılığının tekrarına, aşılmaz duvarlar çekerek dünyayla bütünleşti. İtalya Mussolini dönemini toprağa gömdü. İspanya ve Portekiz de diktatörlerin yolunu, lanetli ilan ederek yeryüzünü, yeni bir yüzle selamladı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Britanya, yüz yılların İrlanda sorununu kalıcı barışa evirerek, Fransa Korsika, İspanya Bask ülkesi konusunda tarihin kötü mirasını reddedip, çöplüğe atarak, huzur buldu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan meselesi, bu Avrupa ülkelerinin kendi etnik gruplarını ret süreciyle başlar. Kürtler reddin acılarının aktığı 1925-1940 köprüsünden geçtiler. Kürtler, kanlı nehirlerden geçtiler. Kan nehirleri sayısız aileyi yuttu. Ama geride kalan yaralı halk sevdasından vazgeçmedi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada ezenler, vicdanı olan kullanılmışlardan, sayısız ruh yaralısı yarattı. Kuşaklara akıtılan kan, Kürtlere çektirilen acı bir suçlular toplumu da yarattı. Onlar, ellerinden akan kanla nasıl yaşadılar bilemiyorum, ama 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK tarafından tetiklenen isyandan sonra, diyalog ve insanca çözüm mantığının eksikliğinden, tarih tekrarlandı.&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18571" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_02022012-104640-1328176000.48.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 350px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 209px;" /&gt;&lt;b&gt;Tekrar insanlığın kaybıydı sadece...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1983 yılında Başbakan, daha sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “tarih tekrardan ibarettir” ezber yolunun yolcusu bir Türk sağcısıydı. Vurup, ses çıkararak toplumu korkutacak, öldürerek gerillayı yok edecekti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Yardım ve yataklık ediyor” gerekçesiyle, sivilleri hedef alan ilk faili meçhul denilen, faili açık cinayetler onun döneminde başladı. Ardından Sansür ve Sürgün kararnamesi geldi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Süleyman Demirel’in 1991’de Başbakan olması, Türk milliyetçisi müthiş ikilinin şiddet rüzgarlarına kural tanımazlığı ekledi. Devlet partisi CHP ikiliye katılınca, üçgen tamamlandı. Seçimde, Kürdistan yarasının derdindeki partiyle işbirliği yapmış, Kürt temsilcileri parlamentoya taşınmıştı CHP.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bir süre sonra, Kürtlerin kendileri olarak parlamentoda bulunmaları fazlalık sayılacak, polise “yakala” emri verilecekti. Onlar işkencehane ve hapishaneye sürüklenirken, CHP “tarih tekkerrürcüsü” olarak, şiddet sistemiyle bütünleşmiş dilsiz, sağır, kör kalmıştı. Bu arada dağlarda top, tank ve uçak sesleri, tüfek cayırtıları kesintisizleşmiş, sivil Kürtler de hedefe oturtulmuştu. Artık, devleti devlet yapan hukuk kuralları, hatta rejimin kanunları da yoktu. Gizli kararlardan fışkıran emirler dönemiydi. Gece yatağından kaldırılan, gündüz yolunda çevrilen, polis kimliği, simgeleri gösterilerek işyerinden alınan Kürtlerin cesetleri yol boylarında, dağların kuytuluklarda toplanıyor, insanlar şehir sokaklarında enselerine sıkılan tek kurşun, boynuna vurulan tek satır darbesiyle katlediliyor, kovalanan katiller, devlete ait binalara girip, orada “gelmedi, görmedik” oluyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa onları herkes biliyor, tetikçileri birebir tanıyordu. Arabalarını gören, “kaçın azrailin celladı geliyor” diye bağırarak, saklanmaya koşuyordu. Onlar devletten maaşlı, devletçe silahlandırılmış özel ölüm timi personeliydi...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;2012 yılında, 1925’in tekerrürü 1990’lar başka türlü yaşanıyordu. Ama uygulama farklılığıyla... Tetikçiler, insan avında değildi. Bu kez evinden, işyeri ve seçildiği makamdan alınan Kürt kadınları, erkekleri, okulda olması gereken çocuklar, polis ve adliye ringinden sonra “terörist” damgalı dosyalar eşliğinde toplama alanlarına dolduruluyor, yeni eklenenlerle, binlerle ifade edilen sayılar her gün artıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada kışla, karakol ve karargah arazileri kazılınca, 1990’lardan kalma cinayetlerin kalıntısı, insan kemikleri ortalığa saçılıyor, günün hükümet sözcüleri o dönemde mafyanın da devlet imdadına çağrıldığını yadsıyıp, zekamızla alay edercesine, “kim yaptı diye araştırıyoruz?” diyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1990’lara göre göze çarpan bir fark daha: Çünkü, yeni dönemde, “ileri demokrasiye ileri” naraları atan bir Başbakan vardı. Bu Başbakan, içerideki teferruatla ilgilenemeyecek kadar, Araplara demokrasi getirmekle meşguldu. Kafası attıkça, Suriye Devlet Başkanı’na sesleniyor, “Devlet vatandaşını bombalamaz” diyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu sırada, Anıl Çeçen adındaki bir Hukuk Fakültesi profesörü “Kürt göstericileri havadan bombalayın” önersinde bulunuyor, yine de şehirlerde zehirli gazla yetiniliyor, ama Uludere’de, sınır ticareti yapan çocuklar, vadide bir araya toplayıp uçaklarla, tepelerine napalm bombaları boca ediliyor, 34 kişi paramparça ediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Evet, tarih tekerrürcülerin dünyasında, dağlarda hâlâ silah sesleri yankılanıyor, Kürt yarası 1925’teki gibi kanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hayali isyana bir örnek&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Mahmut Altunakar, aynı zamanda tarih derlemecisi. Yani doğup, büyüdüğü toprakların bir amatör tarihçisi. Altunakar “Midyat İsyanı”nın da hayali olduğunu söylüyor. Yani önce insanlığa karşı suç işleniyor, sonra gerekçesi uyduruluyor. Altunakar’ın anlattıklarını, Evrensel Yayınlarınca yayımlanan “Kürt İsyanları” adındaki kitabımdan aktarıyorum: “Sene 1935. Midyat’ta Nahiye müdürü, aşiretler arası çekişmeleri fırsat bilip yükünü tutmuş. (Soyulan) bir aşiret, ya Ankara’ya şikayet edilecek veya öldürülecek diye hakkında karar vermiş. Karar Nahiye müdürünün kulağına gitmiş. Tek çare var: Kendini kurtarmak için, Ankara’ya telgraf çekiyor: İsyan var.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Nahiye müdürünün başlattığı hayali isyan üzerine, Ankara “isyanın ibret verici şekilde bastırılması”nı emrediyor, Türk ordusu gücünü gösterip, gerekeni yapıyordu. Bölgede, bebeğinden ihtiyarına kadar insanlar, devletin “ibret verici” hışmına uğruyor, acı yangın ve kan sesi oluyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bir hayali isyan daha&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1990’larda, Kürtlere ömür biçme, kaderlerini belirleme adaleti çavuşlara, onbaşılara, kiralık katiller, mafya çetelerinin tetikçilerine kadar inmişti. Mafya çetelerinin reisleri, insan kanı akan topraklarda “önemli şahsiyetler”di. JİTEM, MİT hesabına tetik çeken biri il güvenlik (Bingöl’deki toplantıya katılışı, parlamento faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu tutanaklarına da geçti) toplantısına katılıyor, bir öteki “Tamburalı Paşa” lakaplı Bölge asayiş komutanı Hasan Kundakçı ile sofraya (Abdullah Çatlı) oturuyor, sofrada çekilen hatıra fotoğrafı gazetelerde de yayımlanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1925-1940 arasındaki süreçte, isteyen yönetici kendi isyanını başlatıyor ve “bastır” emri üzerine, ordu birlikleri, kadınlara, çocuklara karşı harekete geçiyordu. 1980’lerde “Olağanüstü Hal Valiliği”nin adı, 1925’lerde “Umumi Müfettişlik”ti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Mahmut Altunakar, dönemin Umumi Müfettişi Abidin Özmen’in, Diyarbakır’ın ünlü ailelerinden Pirinççioğlu ile Cemiloğlu arasındaki bir anlaşmazlıktan, nasıl isyan üretip, bastırma emrini verdiğini şöyle anlatıyor: “Abidin Özmen, bunu (anlaşmazlık, çekişme) fırsat biliyor. Askeri harekatın gereki olduğuna Ankara’yı da inandırıyor. Gerekeni yap, talimatı alınca da düşman olduğu kişileri ortadan kaldırmaya başlıyor. Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci’nin tesbitlerine göre 93 kişi, fakat benim tesbitlerime göre 700-800 kişi sorgusuz sualsiz şekilde yok ediliyor. Diyarbakır’daki insanları, mahkemede sorun var diyerek Mardin’e, Mardinde’kileri Diyarbakır’a nakledip, yok ediyorlar.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kırımın gerekçesi isyan, yalandır&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1925 baharında başlanan, 1927 yılı sonbaharına kadar kademe kademe uygulanan Mutki tedip ve tenkiline de isyan bastırma diyor, Türk resmi tarihi. Oysa Türk Genelkurmayı bile doğru dürüst bir gerekçe uyduramamış, buna. Genelkurmay tedip ve tenkilin, başka bir deyişle bölgeyi insansızlaştırmayı haklı göstermenin sebebini şöyle anlatıyor: “Sason’da yapılan Mehmet Ali Yunus tedibatı sırasında, bunlara yardımda bulunan Hersan ve Silent eşkıyasının silahları toplanamamıştı. Bu arada Bitlis valiliği, Mutki’deki 35 köyün naklini uygun görmekteydi.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Resmi sebep bu. Ama söylem, isyan çıktı diyemiyordu. Türk ordusu, bu arada bütün bir bölgede yaşayan insan sayısını 15 bin kişi olarak tesbit ediyor ve 2. tümene bağlı tugaylar, alay ve taburlar, seyyar jandarma alaylarıyla takviyeli olarak tedip ile tenkile başlıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Tümen komutanlığının emrine göre ekili ekinler tahrip ediliyor, köyler yakılıyordu. Öteki tedip ve tenkillerde olduğu gibi sivil taarruzlarda uçaklar da kullanılıyor, dağlara, mağaralara sığınan insanlar, çember içine sıkıştırılıp, imha ediliyordu. Türk Genelkurmay Başkanlığı, sivil halka karşı başlatılan Mutki harekatının 25 Ağustos 1927 tarihinde, başarıyla tamamlandığını haber veriyordu. Genelkurmay, tedip ve tenkil harekatının başında, kadın, çocuk, ihtiyar dahil bölgedeki insan sayısını 15 bin olarak veriyor, taarruz sonrasında ise çoğunun imha edildiğini açıklıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Genelkurmay’ın, başarısını anlatan açıklaması şöyle: “Birliklerin, emir esasları dahilinde ve eşkıya muharebeleri taktiğine uygun yaptıkları harekatta, asiler kısmen kaçmış, çoğu yok edilmiş ve bir kısmı da yakalanmış, ayaklanma bölgesinde taranmamış yer kalmamıştı.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;Yarın:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="color: #666666;"&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;Murat vadileri ve tepelerinde kırım sesi&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 6&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yayinlanma-tarihi" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(172, 172, 172) !important; float: right; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 150px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güncellenme :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;03.02.2012 09:06&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #444444; float: left; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/02/nuce_03022012-115202-1328266322.59.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Kürdistan kırımla fethediliyor&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said hareketinin başlayıp, yayıldığı Murat vadileri, Dicle havzası ile tepeleri, adeta kin ve intikam duygusunun hedefiydi. Yığınak ve köyler tek tek kuşatma altına alındıktan sonra, başlatılan tedip ve tenkil vuruşu 1927 yılı güzünde tamamlanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu konuda da, artık sayıları tükenen tanıkların dışında, elimizdeki başlıca belge ve bilgiler, dönem muktedirlerinin gazetelere geçmiş konuşmaları, kendince sebepler, dayanak gerekçeleri yaratıp tenkilin tarihini yazan Türk Genelkurmayı’dır. Başkaca kaynak yok.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Doğru ve gerçekler, bir bakıma gönüllerinden kopanıyla, çıkar ve görüşlerine uygun olarak, kendi insaflarına tabii. Ama, kabul etmek gerekiyor ki bu söylem ve tarihi kayıtlar, 1984’ten sonrakiler ne kadar gerçek, ne oranda doğru ise bunlar da o kadar hakikate uygun.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Genelkurmayı bu havzadaki vuruşa “Bicar tenkil harekatı” adını veriyor. Kapsadığı bölgeyi de Muş, Solhan, Karlıova, Varto, Bicar, Lice, Piran, Silvan, Gökdere, Hani, Genç, Çabakçur (Bingöl) Palu diye açıklıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ama harekatın olması için, bir isyanın icat edilmesi gerekiyordu. Oysa, Şeyh Said’in Diyarbakır önlerinden çekilmesinden sonra, katılanlar köylerine dönmüş, dağlar sessizlik ve hareketsizliğe bürünmüştü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Önce “aranan isyanı icat” ediliyor, sonra tenkil başlıyordu. Resmi tarih 1927 yılındaki tenkilin sebebini, 1925 ve 1926 yıllarında yüksek dağlar ve sarp geçitlere ulaşamamak olarak açıklıyordu. Yani bastırılacak isyan yok, sindirilecek insan vardı. Bu amaç için 7 ve 8. kolordular görevlendirilmişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Genel taarruz, başladığında pek çok köylü, sürülerini de yanlarına alıp, dağların korunaklı sarplıklarına çekiliyordu. Türk resmi tarihine göre, köylülerin yoğun olarak çekildikleri alanlardan biri de Lis Dağı’ydı. Fakat, köylüler üzerlerine akan ölüm alayına direniyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Genelkurmay, 5. jandarma alayının Lis Dağı’na yaptığı ilk saldırının sonuçlarını şöyle açıklıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Alay asilerin pususuna uğramış, bir avuç eşkıya karşısında perişan bir halde dağılmış, subay ve erlerden şehitler vermiş, birçok malzeme de asilerin eline geçmişti.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Genelkurmay’ın açıklamasına göre Hüveydan bölgesine gönderilen tabur da Şeyh Fahri ve Fevzi ile arkadaşları karşısında yenilgiye uğramış, bazı askerler isyancılara katılmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1943’te Van’ın Özalp ilçesinde 33 Kürt köylüsünü kurşuna dizecek, tutuklanıp hapse atıldıktan sonra delirerek ölecek General Mustafa Muğlalı, Koçgiri Katliamı’ndan sonra ilk defa burada, albay rütbesiyle katliam sahnesine çıkıyordu. Muğlalı, tenkile (günün anlatım diliyle kırıma da diyebilirsiniz) yöreleri gezip, her aile hakkında ayrı ayrı bilgiler topluyor, Kürt memurları fişliyor, muhbir ve kılavuz ağları kuruyordu.&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18622" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_03022012-114043-1328265643.35.jpg" style="color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 283px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 300px;" /&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Kökleri kurutulanlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada Ankara’dan gönderilen kırım planı, “çember yavaş yavaş daraltılarak, bunlar bunları tamamıyla imha etme fikri, esas kabul edilmişti” diye açıklanıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk resmi kaynaklarına göre Lice, Hani, Çabakçur, Genç ve Hazro bölgelerinde sarıldıklarını anlayan köylülerin bir kısmı, çemberi yarıp başka dağlara sığınıyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Genelkurmay çemberi yarıp, çıkamayanların akıbetini özetle şöyle anlatıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“İçeride kalanlar, bunlara yataklık ederek hükümetin hükümranlığına meydan okuyanlar (...) kamilen imha edilmek suretiyle, kökleri ve kaynağı kurutulmak fırsatı elde edilmiş oldu.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ancak kökleri kurutulanların kaç kişiden ibaret ve bunlardan kaçının kadın, çocuk, bebek ve ihtiyar olduğu belirtilmiyor, bu konuda hiçbir rakam verilmiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Diri diri yanan insanlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Genelkurmay katıtlarında Botyan, Mürtezan, Zengazor diye adlandırılan bölgedeki 22 köy yakılıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;Türk Genelkurmayı anlatıyor:&lt;/em&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Yanan köylerde birçok fişek ve bombanın infilak ettiği görülüyordu. Kül haline gelen saman yığınları arasında, mukadder akıbetine uğrayan birçok eşkıya avanesinin cesetleri teşhis edildiği gibi, takip müfrezeleri buraya yaklaştığı sırada silahını atan birçok kişi hemen imha edildi.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;İnsan değil sivrisinek sanki&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Genelkurmayı’nın dili, insan değil sanki sivrisinek imhası gibi. Oysa yok edilenler insan. Üstelik, kinle “eşkıya” diye tanımlanıyor, beğenilmyen herkes. Ama onlar silahsız, masum insanlar.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Suçları Kürt olmak mıydı? Hepsine birden eşkıya ya da çete diyorlardı. 1980’lerden itibaren hedefteki herkesin “terörist” olması gibi...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 0px; width: 200px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke; text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18624" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_03022012-114401-1328265841.31.png" style="height: 21px; width: 22px;" /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #444444; font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 14px;"&gt;Türk ordusu, Kürdistan’ı karış karış fethe çıkmış gibi&amp;nbsp; yerden ve havadan, bütün gücüyle taarruz halindeydi. Amaç isyan b&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #444444; font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 14px;"&gt;astırma deniyordu, ama aradan aylar geçtiği halde, hâlâ Şeyh Said hareketinden haberi olmayan bölgeler vardı. Şeyh’in saflarına koşmak isteseler bile,&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;birleşecekleri gruplar kalmamıştı. Ama isyana destek, isyancılara &amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;yataklıktan suçlu görülüyor, suçluların cezalandırılması için bahane aranıyor, gerekçe yoksa yaratılıyordu 1926 baharında büyük bir güçle Dersim’e giriliyordu. &amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Dersimliler, teslim olma yerine, yer yer direniyorlardı. Direnme alanlarından biri de efsanevi Ali Boğazı’ydı. Garip, 1926 yılında ilk defa uçakların hücumuna uğrayan Ali Boğazı fethedilememiş olmalı ki, 2000’lerde hâlâ, uçaklarla en çok bombalanan Kürdistan yörelerinden biriydi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18625" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_03022012-114405-1328265845.61.png" style="float: right; height: 21px; margin-bottom: 3px; margin-left: 3px; margin-right: 3px; margin-top: 3px; width: 22px;" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Genelkurmay dağlara sığınmış kadın, çocuk, ihtiyar, çoğu silahsız her yaştan insana karşı kazanılan zaferi anlatmaya devam ediyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Hartali Sabri de müfreze tarafından yakalanıp öldürülmüş, Süplük dağında Ömer Zaro çetesine mensup 49, Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı, 39 silahsız, Kançevare ormanında 4 silahlı, 12 silahsız şaki (eşkıya) tutularak öldürüldüler.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;6O köy yakılıyor, 450 kişi katlediliyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1927 yılının Ekim ayında, Murat ile Dicle nehri havzalarında sürdürülen 13 günlük baskında, öteki “harekatlarda” olduğu gibi insanlarla birlikte, bütün yer yüzü parçası hedef alınıyor, ormanlar, otlar, yaban hayvanları da yok ediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada ele geçen silahsız sivil insanlar, sorgusuz sualsiz kurşuna diziliyor, ya da süngüden geçiriliyordu. Faso Dağı’nda, Bicarlı Mustafa Beyin 29 akrabasının katledilmesi, fetih seferinin zafer savaşı olarak tarihe kaydediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk ordusu adeta yan yana dizilmişçesine bütün bir bölgeyi araştırarak ilerliyor, önüne çıkanı süpürüyordu. Suçlu, suçsuz ayırımı yoktu. Sorguya da gerek duyulmuyordu. Bütün bir bölge insanı asi, eşkıya, eşkıyanın köyleri, tek tek evleri düşman hedef, malları da el konulmasını bekleyen, vaaddedilmiş ganimetti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;em style="color: #666666; font-size: 11px;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;Türk Genelkurmayı sonrasını anlatıyor:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Çetelo dağının en yüksek tepelerine kadar yapılan taramalarla, bütün meskün yerler araştırılmış, asilere yataklık ettikleri kesinlikle anlaşılan 60 kadar köy yakılmış, 450’ye yakın şaki öldürülmüş, bunlara ait bütün sürüler ele geçirilmişti.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Kürdistan’ın fethi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk ordusu, Kürdistan’ı karış karış fethe çıkmış gibi yerden ve havadan, bütün gücüyle taarruz halindeydi. Amaç isyan bastırma deniyordu, ama aradan aylar geçtiği halde, hâlâ Şeyh Said hareketinden haberli olmayan bölgeler vardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ağrı Dağı’nın yaylaları, Eruh tepeleri, Cudi Dağı’nın dorukları hareketi duyduklarında, Şeyh Said çoktan muhasarayı bırakıp, Diyarbakır önlerinden çekilmiş, sopalarla savaşmaya koşan köylüler dağılmışlardı. Hatta Şeyh idam bile edilmişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dolayısıyla Şeyh’in saflarına koşmak isteseler bile, birleşecekleri gruplar kalmamıştı. Ama isyana destek, isyancılara yataklıktan suçlu görülüyor, suçluların cezalandırılması için bahane aranıyor, gerekçe yoksa yaratılıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Maksat fetih tamamlansın diye miydi?&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Mesela 1926 yılı baharında, başlatılan Ağrı (Ararat-Agirî) dağı harekatı için aranan gerekçe, bu yörede barınan “eşkıya” özerk ve bağımsız Kürdistan hayali kurmalarıydı. Ayrıca 1926 Mayıs ayı başlarında Yunus Taşo ve arkadaşları bir miktar hayvan çalıp, dağın yükseklerine çıkmıştı. Devlet, adalet ve hukuka bağlılığının gereğini yerine getirmeli, Taşo’yu yakalamalı, hayvanları da sahibine teslim etmeliydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Adalet arayıcısı Türk askeri alayı, 17 Mayıs günü, gördüğü bir gruba saldırmış, ancak silah seslerini duyan bir grup, hatta İran’da oturan Sakanlı, Kızılbaş aşiretleri hücum edince, verdiği kayıplarla perişan hale düşmüştü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ordu daha sonra takviye güçle hücuma geçecek, 1927 yılında da, 9. kolordu kendisine bağlı tümen, tugay ve alaylarla Agirî bölgesinde taarruz tazeliyordu. Ancak daha sonra Ağrı İsyanı’nın başlıca liderlerinden olacak Bıro Hussıkê Telle, artık dağdaydı. Silahı var ve savaşmasını biliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dolayısıyla Ağrı Dağı’nda tedip ve tenkil mümkün değildi. Ama düzlükler, yaylalarda yaşayanlar, o kadar şanslı değildi. Ama öldürülen insan ve yakılarak yok edilen köy sayısı kayıtlara geçmediği için bilinmiyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Ali Boğazı 2012 yılında hâlâ bombalanıyordu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1927 yılında, kara ve hava gücüyle bütün türk orduları Kürdistan dağlarına yığılmıştı. Ancak fetih hamleleri tamamlanmamış olacak ki 1984 Ağustosu’ndan itibaren aynı bölgelerden, yeniden silah sesleri duyulmaya başlayacaktı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Mesela halkı itaat altına alınacak hedeflerden biri de, Dersim’di. 1926 baharında büyük bir güçle Dersim’e giriliyordu. Dersimliler, teslim olma yerine, yer yer direniyorlardı. Direnme alanlard&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18623" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_03022012-114046-1328265646.87.jpg" style="color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 222px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 393px;" /&gt;&lt;b&gt;an biri de efsanevi Ali Boğazı’ydı. Garip, 1926 yılında ilk defa uçakların hücumuna uğrayan Ali Boğazı fethedilememiş olmalı ki, 2000’lerde hâlâ, uçaklarla en çok bombalanan Kürdistan yörelerinden biriydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada işgal edilen gomlar, ahırlar, köylerin, bayrak dikilen tepelerin, kontrol altına alınan geçitlerin isimleri tek tek sayılıyor, ele geçen ganimet hayvanların miktarı da not ediliyor, ama öldürülen insanların sayısından söz edimiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk ordusu kar yağışı ile Dersim’den çekilirken, Genelkurmay Başkanlığı elde edilen başarıyı rakamsal olarak şöyle açıklıyordu:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“31 er şehit, bir subay, 53 er yaralı verilmiş, ayrıca 10 er kaybolmuş ve buna karşılık asilere hayli zaiyat verilmiş ve 1084 küçük baş, 342 büyük baş hayvan ganimet alınmıştır.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Bir isyan da Tendürek’te&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan’ın tarumar edildiği birinci vuruş yıllarında şef devlet, devlet şefti. Buna rağmen “tenkil”e gerekçe bulup, “isyan vardı, vurduk, bastırdık” demeye gerek var mıydı? Yoktu tabii ki...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ama yine de, tarihe “isyan” notunu düşmüşler. Tıpkı Ermenilere yapılanların manzarasına yapıştırılan, ancak daha sonra işe yaramayan etiket gibi...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ve olmamış, ama kanla bastırılmış bir isyan da Tendürek dağlarında patlamış. İsyan ve sebebi mi?&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yazın Tendürek yaylalarında yaşayan Şeyh Abdülkadir, devlete itaatsiz davranışlarda bulunuyormuş. Şeyh Abdülkadir’i itaate zorlamak için hazırlanan ve hücum alay ile taburlarına verilen emirnamede şöyle deniliyordu:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve kanunlarına vefası ve itaati olmayan Kandil, Tüdeki Ulya, Hacı Halit dolaylarındaki Abdülkadir ve aşiretini tamamıyla dağılmış bir hale getirip ezmek ve ellerinde tek silah bırakmamak ve kimsenin firarına meydan vermemek...”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Abdülkadir, kırımı önlemek için oğlunu, Karaköse’deki (Ağrı) karargahına gönderiyor, fakat kararı da yazılmış vuruşu önleyemiyordu. Tendürek yaylalarındaki çadırlar, içinde kim var, kimler yaşıyor denmeden uçaklarla bombalanıyor, sonra karadan taarruz başlıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Köylüler ellerindeki imkanla direnişe geçiyor, bu arada fırsatını bulan sürülerini bırakıp İran’a sığınarak kurtuluyor, bir kısmı da ordunun girmeyi göze alamadığı sarplıklara saklanıyodu. Ordu, 27 Eylül 1929 günü yaylalardan çekiliyor, ama kazanılan zaferde kadın ve çocuğun öldürüldüğü asla açıklanmıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1925’te başlayan fetih harekatları, “terbiye etme ve yerinde sonuna kadar susturma” olarak bütün Kürdistan’ı kapsıyordu. Topluca ya da tek tek katledilen insan sayısı, çok seyrek olarak ordu raporlarında yer alıyordu. Genel olarak, katliama uğramış insan ve yakılan köy sayısı kayıtlara geçmiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ağrı Dağı direnişinden sonra tarihinin en vahşi katliamlarından birinin yaşandığı Zilan’da öldürülenlerin gerçek sayısı da meçhul.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;(&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;Yarın&lt;/span&gt;:&lt;em style="color: #666666;"&gt;&amp;nbsp;Ağrı Dağı’ndaki direniş ve Zilan’da kırı&lt;/em&gt;m)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 7&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yayinlanma-tarihi" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(172, 172, 172) !important; float: right; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 150px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güncellenme :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;04.02.2012 09:11&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;span style="border-image: initial;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/02/nuce_04022012-150608-1328364368.47.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Zilan Deresi kan ağlıyor...&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1925 baharında, karlar eriyip, yollar ve ırmaklar geçit verdiğinde, başlatılan taarruz, merkez tarafından ayrıntılarıyla planlanmış Kürdistan’ın fethiydi. Türk ordusunun bütün kara ve hava gücüyle katıldığı harekat, Sivas’tan başlamış, yayılarak doğu sınırlarına dayanmış, bu arada topyekün Türkleşmeye engel görülen herkes hedef haline gelmişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Savur, Oramar, Şemdinli, ColemÍrg’de de, daha düne kadar rejime hizmet eden, Celali Aşireti’nin önde gelen adamlarından Bazidli (Doğubeyazıt) Biro İbrahimÍ HussikÍ Telle gibi geçmişte, Rus işgaline karşı destanımsı kazanımlar elde etmiş kişiler de “tenkil”ine karar verilen kişilerdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Osmanlı yönetimini, bir darbeyle ele geçiren ırkçı İttihat Terakki örgütü, 1914 yılında Almanya saflarında Birinci Dünya Savaşı’nı başlatmış, bu arada Rusya’yı fethedip, “Kızıl Elma”ya erişerek, “Turan” dedikleri Türk imparatorluğunu kurma hayaliyle Sarıkamış’a 120 bin kişilik ordu yığmıştı. Ancak, beslenip kış şartlarına uygun gidirilemeyen ordu, durduğu yerde bit istilası, salgın hastalığa uğramış, buna rağmen 22 Aralık 1914 günü Rusya’ya hücum emri verilmişti. Fakat askerlerin 90 bini gece donarak ölmüş, böylece hücuma geçerken kendiliğinden imha olup, saf dışı kalan, yer yüzünün ilk ordusu olmuş, engelsiz kalan Rus ordusu da Kürdistan’ı işgale başlamıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Komutan Biro’nun başına gelenler&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18681" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-150613-1328364373.11.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 428px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 300px;" /&gt;&lt;b&gt;Ancak Kürtler, Rusları çiçek ve armağanlarla karşılamadılar. Ellerindeki imkanlarla örgütlenip, direndiler. Bu direniş sırasında, destanımsı bir üne kavuşan Zipkan Aşireti’nin önderi Mecit Bey, oğlu Halis Bey (Öztürk), öteki Bazid’de Celali aşiretinden BiroÍ HussıkÍ Telle’ydi. Halis Beyle Biro’nun yolu, daha sonra Türk ordusuna karşı, Ağrı (Agirî) direnişinde kesişecekti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk ordusunun, her bahar aynı gün, çarpışa çarpışa Beyazıd’ı Rus işgalinden kurtarılması kutlanıyor. Ama gerçek öyle değildir. Ordu hiç görünmemiş, dolayısıyla çarpışmamış, olmayan çarpışmada Beyazd’ı da kurtarmamıştır. Varsa kurtarıcı Biro ve akrabası Gur Husen’dir.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İkili halkı örgütleyerek, Rusların Bazid’e girmesini engelliyor, daha sonraki bir çatışmada, Hussen hayatını kaybediyor, komutan Biro ise koruduğu şehri, yıllar sonra Osmanlı üniformalı askerlere teslim ediyor, ticaretle uğraşmaya başlıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Biro ve aşireti Celaliler, Şeyh Said’e arka çıkmadıkları gibi, İran’a geçen Şeyh’in oğlu Ali Rıza’ya da engel olmaya çalışmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sonrasını, Ağrı Dağı direnişinin lideri İhsan Nuri (Paşa), anılarında anlatıyordu: “Türk devleti, Kürt önderleri aileleriyle birlikte, Batı Anadolu’ya sürgün etmeye başladı. Biro’nın dostları, kendisinin de listede olduğunu söylüyorlardı. O, söylenenlere kulak asmıyor, ‘devletin dostuyum, beni niçin sürsünler ki’ diyordu. Fakat düşünmüyordu ki, Türklerin gözünde Kürtler, ister hizmetkar ister asi olsun, yine de Kürt’tü.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İhsan Nuri’nin anlattığına göre, Biro’nun biri köyde, biri de Bazid’de iki evi vardı. 1926 yılının ilk aylarında Biro köydeyken, Bazid’deki evi, bir askeri müfreze tarafından basılıyordu. Artık, kendisini neyin beklediğini biliyordu. Ölüm ya da sürgüne teslim olma yerine, dağı tercih ediyor, elde tüfek Ağrı’ya çıkıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Teslim olmayanlar&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 160px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke; text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18684" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-151001-1328364601.93.png" style="color: #666666; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; width: 22px;" /&gt;Çavuş Dursun Çakıroğlu, katıldığı bir katliamı anlatıyor: Komutanımız Deli Kemal Paşa. O askere, ‘çök’ emri verdi. Diz çöktük. Deli Kemal Paşa, ‘ateş serbest’ diye bağırdı. Rastgele verdik kurşunu. Feryat, figan, koşuşan vardı. Her şey çok kötüydü. Çok kanlı oldu. Çok kişi öldü. Dört saat taradık. Sonradan 600 ölü dediler. Bence daha çoktu. Bebekler, çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar sıra sıra ölüydü. Yayladakilerin suçu neydi bilmiyorum. Kürt diyorlardı&lt;img alt="" id="18685" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-151005-1328364605.34.png" style="color: #666666; float: right; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; width: 22px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;İşlenen zulümler artık biliniyor, her yerde konuşuluyordu. Teslim olmak, ölüm ya da sürgüne razı olmaktı. İki seçeneğin ötesi dağa çıkmaktı. Karaköse (Ağrı), Beyazıt, Malazgirt, Bulanık ve bu yörelerin çevresinde sayısız kişi ve aile, korunma çaresi olarak dağlara çıkmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dağlara çekilenler arasında en örgütlü olanlar ise daha önceki saldırılara direnip teslim olmayan Şeyh Abdülkadir ile Sipkan, Heyderan, Milan, Hesenan, Zirkan, Cibran aşiretleriydi. Bu aşiretlerden silahı olanlar, zaman zaman çatışmaya da giriyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Xoybun&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1925’de kırım ve sürgün başlayınca, pek çok tanınmış Kürt Irak, Suriye, İran, Ürdün ve Lübnan’a sığınmışlardı. Eski valilerden Memduh Selim, Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza, Şükrü Sekban, eski yüzbaşı İhsan Nuri, Berazi aşiretinden Mustafa, Haco Ağa, Paris’te yaşayan eski elçilerden Şerif Paşa, Mısır’da bulunan Celadet ve Kamran Bedirxan kardeşler bunlardan bazılarıydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu kişilerden bazıları, 1926 yılında Kürdistan’ın geleceğini konuşmak üzere bir araya geliyor, katılımlar çoğalınca 5 Ekim 1927 tarihinde, Lübnan’ın Bihamdun kasabasında Kürdistan kongresini topluyordu. Kongrede Xoybun adıyla partileşme kararı alınıyor, başkanlığa da Celadet Bedirxan getiriliyordu. Bu arada Kürdistan’ın kurtarılması amacıyla ordulaşma kararı alınıyor, Yüzbaşı İhsan Nuri komutanlığa Paşa rütbesiyle baş komutan atanıyordu. İhsan Nuri, bir grupla birlikte dönüyor, Biro İbrahimÍ HussıkÍ Telle’nin üs tuttuğu Ağrı Dağı’na yerleşiyor. Biro, Halis Bey, Ferzende gibi aşiret önderleri, Hamidiye döneminin tanınmış kişilerinden, ama saf değiştrmelerle Kürtler nezdinde güvenilmez adam olan, TC’nin siparişiyle sonra öldürülen Kör Hüseyin Paşa’nın oğulları Nadir ve Memo’nun aralarında bulunduğu bir komuta heyeti kuruyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ankara harekete geçiyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ankara, 1927’de üslenmeyi haber alınca derhal harekete geçiyor, tedip ve tenkil harekatlarının en deneyimli komutanlarını, 19 bölgeye gönderiyordu. Daha sonra Genelkurmay Başkanı olacak General Salih Omurtak baş komutandı. 1920’deki kanlı Koçgiri olaylarından sonra, 1937 ve 1938’deki Dersim katliamıyla tarihin kaydettiği unutulmaz zalimlerden biri haline gelen General Abdullah Alpdoğan, bir başka zulümkar yüz olan Mustafa Muğlalı buradaydı. Arap İbrahim Tali Öngören de sivil komiser niteliğinde umumi müfettiş...&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18683" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-150634-1328364394.37.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 233px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 350px;" /&gt;&lt;b&gt;Türk ordusu, Ağrı Dağı’nı karadan ve havadan bombalarken İbrahim Tali, köylülerden destek almak için Kürt kıyafeti içinde yöreyi dolaşıyor, daha sonra direnişçileri teslime ikna çabalarına giriyor, karşılıklı suçlama ve propaganda bildiri savaşları başlıyor, yer yer çatışmalar yaşanıyordu. Türk hükümeti, ertesi yıl barışçı görünüyor, İbrahim Tali, İhsan Nuri ile buluşup, direnişten vazgeçmeye karşılık para, paye ve rütbe teklif ediyordu. Ancak İhsan Nuri sunulanları reddediyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hükümet, bu arada Kürtlerin direnişçilere desteğini kırmak için yurtdışında olanları da kapsayan bir genel af ilan ediyor, ancak dönenlerden Kör Hüseyin Paşa öldürtülüyor, Şeyh Said’in oğlu Ali Rıza dahil, birçok kişi tutuklanıyor, Şeyh Said hareketinde öne çıkanlardan Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Sağnisli SaidÍ Telhe idam ediliyordu. Affın tuzak olduğu ortaya çıkıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İran’a toprak veriliyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk hükümeti, 1929 yılında, bölgede yığınak yapmaya ağırlık veriyor, bir yandan da Emin Karaca’nın “Ağrı Eteklerindeki Ateş” adındaki kitabında ayrıntılarıyla yazdığı üzere, askeri destek için İran ve Rusya (dönemin Sovyetleri) ile görüşmelere başlıyordu. vuruyordu. Sovyet lideri Stalin Kürtlerin ezilmesinden yanaydı. İran’ı da ikna için çaba gösteriyor, tehdit ediyordu. Fakat İran, askeri desteğe karşılık, Ağrı Dağı’nın doğusundaki verimli ovaları istiyor, pazarlık İran’ın istediği biçimde yürüyüp sonuçlanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Moskova, destek için Ermenistan sınırına askeri yığınak yapıyordu. Bu birlikler daha sonra Aras Nehri’ni geçip, doğrudan çatışmalara katılacak, İran da top atışlarıyla doğrudan saldıracaktı. Irak’ta yönetimi elde bulunduran Britanya, Suriye’deki Fransa da sınırları tutup, Kürtlerin irtibatını ve yardım yollarını kesecek, Türk ordusu 1930’da topyekün hücuma geçecekti. Yeri gelmişken, benzer ittifaklar 1990’larda da kurulacak, Amerika’nın öncülüğünde NATO ülkeleri ve onun dışındaki İsrail de TC’ye askeri yardım sunacaktı...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sivil katliama rağmen&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İlk çatışmalarda Kürtler üstünlük sağlıyordu. Ermeni asıllı Garo Sasoni, “Ulusal Kürt hareketleri ve Ermeni-Kürt İlişkileri” adındaki kitabında yazıyor:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Türkler, temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. Savaş kızıştı. Kürtler, 7 Türk uçağını düşürdüler. Binlerce kurban verdirttiler. Fakat cephaneleri bitince Ağrı Dağı’na döndüler. Türkler, öçlerini silahsız sivil Kürtlerden aldılar. 5 bin kadar kadın, çocuk ve ihtiyarı katlettiler. 200 kadar köyü, talandan sonra yaktılar. Yüzlerce Kürdü toplayıp, Van Gölü’ne döktüler. Çarpışmalar bir yerde sönerken, bir başka yerde patlak veriyordu. Hükümet, erimiş birliklerini takviye için kısmi seferberlik ilan etti. Avrupa basını, 15 Temmuz 1930 tarihinde, Ağrı Dağı çevresindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığını yazıyor. Türkler temmuz ayında Beyazıt, Iğdır ve İran sınırlarından taarruza geçtiler. Fakat, büyük kayıplar verip yenildiler. Kürtler, zaman zaman Iğdır’a hakim oluyor, Türk birliklerini Sovyet Ermenistanı’na sığınmaya mecbur ediyordu. Türkler çaresiz kaldılar. Çok sayıda uçak kaybettiler. Salih Paşa’nın birlikleri, Beyazıt yakınlarındaki bataklıkta kısmen yok edildi. Kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğratıldı. Bunun dışında Van, Çatak, Hakkari, Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu. Şeyh Barzani (Mele Mustafa) sınırı geçerek, Hakkari çarpışmalarına hız verdi. Ankara-Moskova işbirliği uzun zaman gizli kalamadı. Kızılordu birlikleri Aras Nehri’ni geçip, Kürtleri boğmak üzere Türklere yardıma koştu. Moskova bununla da kalmadı. İran’ı, Türkiye ile işbirliğine zorladı ve ikna etti.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Salih Paşa zaferini ilan ediyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Garo Sasoni’nin yukarda anlattığı temmuz ayındaki manzarasına karşılık General Salih (Omurtak) yayımladığı bildiri ile zaferini ilan ediyordu. General 15 Temmuz 1930 tarihinde Türk kamuoyuna yayımladığı bildiride şöyle diyordu: “Eşkıya çeteleri, çok perişan ve münhezin (hazin) bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da; ordumuzun bu dereler etrafında tedricen sıkışan çemberi içinde, hiç kurtulmamak şartıyla yok edilmiştir.” Generalin “kurtulamayanlar” dediği, Sasoni’nin sözünü ettiği sivil katliam olmalı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;‘Zilan Deresi cesetle dolmuştur’&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Moskova, İran ve TC ittifakı, eylül ayı başlarında, üç koldan Ağrı Dağı üssüne saldırıyordu. Biro İbrahim’in direniş liderlerine, unutulmayan “gözümüzün arkada kalmaması için kadınlarımızı vuralım, sonra hepimiz çarpışa çarpışa ölelim” önerisini bu sırada yaptığını yazıyor, İhsan Nuri Paşa. Fakat, bu öneri reddediliyor, çarpışa çarpışa dağdan çekiliniyor, bu yenilgi oluyordu. İhsan Nuri Paşa, daha sonra yayımlanan anılarında, Ağrı Dağı’nı 300 kişiyle savunup, direndiklerini yazıyor, “500 kişilik ek gücümüz olsaydı, Türk ordusuna yenilmezdik” diyor. Avrupa ve Amerikan basını Türk ordusunun 100 bin kişi ve 1400 uçakla saldırdığını yazıyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesi yazıyor: “Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş’e sevk ve orada iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Yalnız bir müfreze önünde ölenler, bin kişi tahmin ediliyor. Zilan Deresi’ne sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. Buradaki harp, çok müthiş bir tarzda devam etmiştir. Zilan Deresi lebalep, cesetlerle dolmuştur.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Geli’de sivil katliam&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Zilan söylendiği gibi bir dere değildir. Onlarca kilometre boyunca daralıp, genişleyerek uzanan, yer yer derinliği yüzlerce metreyi bulan, sarp bir Kanyon (Geli)’dur. Burası Osmanlı döneminden beri, saldırılarda binlerce kilometre karelik alanda yaşayan Kürtler için tabii sığınak, korugan ve savunma mevzii idi. Ağrı direnişinden sonra, tarafsız kalmışları, gençleri savaşa gidenleriyle sayısız köy korunup, saklanma düşüncesiyle Geli’ye sığınmıştı. Geli’ye akan insan sayısını kimse bilmiyor, ama çoklukla kadın, çocuk, savaşacak gücü olmayan yaşlılardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İran ve Rusya’nın yardımıyla 25 Eylül 1930 tarihinde (Türk Genelkurmayı 16 Eylül diye kaydediyor) başlayan ve Ağrı Dağı’nın düşmesiyle sonuçlanan taarruzdan sonra GeliyÍ Zilan açık hedef haline geldi. Geli havadan uçaklarla bombalandı. Karadan top atışına tutuldu. Girilebilen her yerdeki insanlar mitralyözlerle tarandı. Bu tarihteki en büyük sivil katliamlardan biriydi. Ama katledilen insan sayısı gerçeği meçhul kaldı. Sivil soykırım yalnız Geli’de yaşanmadı. Bütün direniş bölgesini kapsadı, kırım ile kann sesi. Muş, Malazgirt, Bulanık, Hınıs Van, Zilan, Erciş Karaköse, Iğdır yayla ve köylerini...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bir karikatür ve Atatürk’ün kutlaması&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ağrı Dağı’nın düşmesinden sonra, dönemin yandaşlarından Cumhuriyet gazetesinde dağa işlenmiş bir mezarın taşına, “Kürdistan hayali burada yatıyor” cümlesi yazılmış, bu arada Cumhurbaşkanı Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a bir kutlama mesajı göndermişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk şöyle diyordu: “Doğu sınırlarımızda genel asayişi ve milli birliği bozmak işteyen şaki ve asileri imha edenleri takdir ve tebrik ederim. Harekatı, her zamanki yüksek vukuf ve liyakatla yürüten Genelkurmayımıza ve kuvvetlerin sevk ve idaresinde gösterdikleri başarıdan dolayı kolordu komutanından kurmay heyetine, harekata katılan komutanlarla subaylarına ve erlere teşekkürlerimin iblağını (bildirilmesini) rica ederim.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;O gün ve bugün&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk de, bugünküler gibi “birlik” diyor ve “birliği bozmak isteyen şaki”lerden söz ediyor. Oysa o zaman da “birlik” yok, Kürtlerin ayrılıp kurtulma mücadelesi vardı. O dönem, “şaki” eşkıya diye tanımlanan Kürtler, günümüzde “terörist”ti. Ve Atatürk yetkilerini elinde bulunduran Başbakan Recep Erdoğan, hâlâ başarılı vuruşlar yapan generalleri kutluyordu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18682" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_04022012-150616-1328364376.68.jpg" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 209px; width: 570px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 588px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 16px;"&gt;Bir katliamcı anlatıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 12px;"&gt;1906 yılında Trabzon’da doğmuş Dursun Çakıroğlu, askerliğini çavuş olarak yapmıştı. Zilan’da sivil katliama çıkmış bir birlikte askerdi. Onu, bir dostumun aracılığıyla, 1990 yılında Ankara’nın Söğütözü gecekondularında buldum. Mahalle camiin müdavimlerinden. Cami arkadaşı ihtiyarlar ona Laz Hoca diyorlardı. Katledilen kadın, çocuk ve bebeklerin de Müslüman olduklarını söylediğimde, “onlar günahsız, ama biz de emir kuluyduk” cevabını vermişti. Laz Hoca katliama çıktıkları yaylanın adını bilmiyor, ama, “Zilan Deresi’nin yukarı tepelerindeydi” diyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ve işte anlattıkları: “Büyük bir düzlük çadırlarla doluydu. Yüzden çok kara çadır vardı, sürüleri çoktu. Atları, eşekleri de çoktu. Onların hepsine el koyduk, sonra. Zaten koyun çoktu oralarda. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. Asker et yemekten bıkmıştı. Geceden sardık o yaylayı. Sabah erkenden yaylada bir hareketlilik başladı. Her nasılsa bizi fark etmişler. Göçe hazırlanıyorlar. Görünürlerde çok az erkek vardı. Kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar vardı. Bizi karşılarında görünce bir feryattır başladı. Komutanımız Deli Kemal Paşa. O askere, ‘çök’ emri verdi. Diz çöktük. Deli Kemal Paşa, ‘ateş serbest’ diye bağırdı. Rastgele verdik kurşunu. Hiç karşılık veren olmadı. Feryat, figan, koşuşan vardı. Kötüydü. Her şey çok kötüydü. Çok kanlı oldu. Çok kişi öldü. Dört saat taradık. Sonradan 600 ölü dediler. Bence daha çoktu. Bebekler, çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar sıra sıra ölüydü. Her yaştan insan. Hangi yaştan varsa işte. Yayladakilerin suçu neydi bilmiyorum. Kürt diyorlardı. Devlete isyan etmişlerdi. Çadırlara girdik ki, her taraf ölü. Bazıları birbirine sarılı. İyi değildi, tabii. Emir işte.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yarın:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="color: #666666;"&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;Dersim’de kırım&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 8&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yayinlanma-tarihi" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(172, 172, 172) !important; float: right; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 150px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güncellenme :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;05.02.2012 09:13&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;span style="border-image: initial;"&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/02/nuce_05022012-135109-1328446269.46.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;Dersim Kürt olmanın bedelini ödüyor!&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk’ün “çıban başı” olarak tanımladığı Dersim, 1930’larda kaderinden habersiz, Türk devletinin Kürdistan’ı fetih taarruzlarına tepkisiz, 1926 yılındaki vuruşun acılarını da unutmuşçasına sessizdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa Dersim, Kürdistan’da fethi düşünülen son kaleydi. Sadece planlamadaki sırasını bekliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan’ın fethi projesindeki planlamada tasarlanan akıbet bu, ama Dersimli önder çoğunluğuna göre tedirgin olmaya gerek de yoktu. Çünkü, Kürdistan mücadelesinde, Türk devletini kızdırıp, gazabını çekecek aktif rol üstlenmemiş, tersine yansız, kendi halinde sessiz kalmışlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yansız kalan, hatta yardıma koşup, yanlarında yer alanların başına gelenlere dair anlatılanlar, hatta yanıbaşlarındaki Karakoçanlı Necip Ağa’nın akibeti pek çok kişinin umrunda değildi. Günü gelince, Dersim’in de hedef tahtasına oturtulacağını söyleyenler, pek çok Dersimli bilmiş önder tarafından boşboğaz, hatta bozguncu diye dışlanıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kabahatleri neydi ki, devlet sefere çıksındı!..&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" style="color: #666666; font-size: 11px; width: 160px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="background-color: whitesmoke;"&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px; text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18716" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_05022012-135221-1328446341.24.png" style="color: #666666; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; width: 22px;" /&gt;Dersim’de isyan, bir palavra, masa başı uydurulmuş, yalandan bir suç örtüsüdür. Dersim olayları dediğimiz, devlet tarafından tasarlanıp, inceden inceye planlanarak işlenmiş cinayetler serisi, bir soykırımdır. Dersim Kürt olduğu için kırılmıştır. Başkaca bir sebebi yoktur&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 14px;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18717" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_05022012-135224-1328446344.62.png" style="color: #666666; float: right; font-family: Verdana; font-size: 11px; height: 21px; text-align: right; width: 22px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Mesela Şeyh Said, Kürdistan’ın geleceğini belirlemede yer almasını sağlamak için, 1924 yılı Ağustos ayında Dersim’e gitmiş, Çarekanlı Mustafa Paşa’yı Pülümür dağlarındaki Ağuyasini yaylasında ziyaret etmiş, burada Seid Rıza’nın da aralarında bulunduğu önde gelenlerle toplantı yapmıştı. Ama Şeyh, Seid Rıza ve birkaç kişiden başka kimseden destek sözü duymamıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dersim’in Koçgiri’ye arka çıkmadığını da, devlet biliyordu. O halde tedirgin olmak gereksiz, yersizdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Koçgiri’de katliam&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Koçgiri olayları, Kemalist rejimin Kürtlere bakış açısının ilk işaretidir. Bir yönüyle başlangıç... Kemalistler, Osmanlı’ya alternatif olarak parlamento kurmaya karar verdiklerinde temsilcilerin seçimle belirleneceğini açıklıyor, ama buna rağmen, birçok yerde kendi adamlarını seçilmiş gösteriyorlardı. Koçgiri Kürtlerinin önderi Mustafa Beyin oğulları Haydar ve Alişan Beyin kendi yörelerinde seçimde direnmesi, Kemalistler tarafından “Kürtlerin isyanı”&amp;nbsp; olarak kabul ediliyor, daha sonra İzmir’i yakma ve gazeteci Ali Kemal’i askerlere linç ettirmekten başka türlü ünlenen, Dersim kırımının baş komutanı Hüseyin Abdullah Alpdoğan’ın kayın babası General Sakallı Nurettin ile Karadeniz’de Rumlara karşı eşkıyalık yaparken Binbaşı rütbesiyle Atatürk’e baş yaver olan Topal Osman, isyanı bastırmakla görevlendiriliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İkili, Koçgiri’de adeta soykırım provası yapıyordu. Nitekim, Erzincan Milletvekili Emin Bey, olayın parlamentoda konuşulduğu 3 Ekim 1921 tarihinde şöyle diyordu: “Şimdi rica ederim. Biz asi diyoruz. Halbuki, hükümetin teslim ol çağrısını kabul etmişler. (Nurettin Paşa) Tuttuğunu öldürmeye, ırza geçmeye, namuslara taarruz etmeye kalkışıyor. Rica ederim bunları yapanlara nasıl kurşun atmazsınız?”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Emin Bey, katliamda 18 milyon liralık talan yapıldığını, Topal Osman’ın tek başına 30 bin altın çaldığını söylüyor, devam ediyordu: “Servetine tamah edilerek karısı cebren alınmış, mal ve mülkü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dersim temsilcisi Mustafa (Mıço) Bey de, aynı oturunda, işlenen cinayetleri, köylerin yakılmasını anlatıyor, Topal Osman ve çetesinin talan ile hırsızlıklarını anlatırken, “halıları Erzurum’a doğru göndermişlerdir” diyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Koçgiri, Dersim’e bitişik, birçok aile ve aşiret akrabaydı. Ama Koçgiri yanarken, katliamlar, talan yapılırken, Dersim’den çok az yardım görüyordu. Katliamdan kaçanlar ise Seid Rıza’nın israrı üzerine kabul görüyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Birçok kişi, Koçgiri ve Şeyh Said hareketindeki tarafsızlıkları nedeniyle dokunulmaz olduklarını sanıyordu. Ama yanıldıklarını katliamla öğreneceklerdi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dersim’i ‘tedip’ raporları&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18714" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_05022012-135121-1328446281.49.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 189px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 350px;" /&gt;&lt;b&gt;Dersim, 1925’ten beri Ankara’nın gündemindeydi. 1926 yılında, ilk vuruşunu yapmış, fakat o dönemde Ağrı Dağı’nın fethi önplanda olduğu için, sefer yarım kalmıştı. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Ağrı Dağı’nın düşmesinden sonra, Kürdistan’a verilecek şekil için bir geziye çıkmış (1930), dönüşte Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İnönü’ye verdiği raporda, özellikle “Dersim tehlikesi” üzerinde durmuştu. Çakmak’a göre, Dersim Kürtleri (CHP’li Kamer Genç ve yandaşları Kürtlüklerini kabul etmese de Çakmak’tan sonra Atatürk ve İnönü de Dersim’e Kürt diyor, Kürt tehlikesini önleme harekatı başlatıyolardı) Kürtleri hızla çoğalarak Erzincan Ovası’na yayılıyordu. Vakit varken önlem alınmazsa, Erzincan yakında bir Kürt şehri olacak ve elden gidecekti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk ve İnönü, bundan sonra meseleye öncelik veriyor, Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı’dan da yerinde inceleme ürünü bir rapor isteniyordu. Bardakçı raporunda, Dersim’de Kürt tehlikesi olduğunu kabul ediyor, ama isyanın sözkonusu olmadığını belirtiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu rapor üzerine İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’dan, soruna çözüm olacak formül isteniyordu. Kaya gidip, yöreyi dolaştıktan sonra, Atatürk ve İnönü’ye verdiği raporda, Dersim’in Türkleşmesi için, ilk hamlede halkın elindeki silahların iyilik ve güzellikle toplanmasını, ikinci hamlede de başta Seid Rıza 347 ailenin, geri gelmemek üzere Dersim’den sürgün edilmesini öneriyordu. Bu ailelerin nüfus toplamı, 3 bin 470 kişiydi. Bunların sürgününden sonra, başsız kalan Dersim’in “tedibi” (terbiye edilmesi) kolaydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnönü’nün insansızlaştırma planı&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;En son, Başbakan İsmet Paşa (İnönü) 1935 yılı yaz aylarında Van, Bitlis, Diyarbakır, Mardin, Urfa ve Elazığ’ı kapsayan bir inceleme gezisine çıkıyor, Atatürk’e 21 Ağustos 1935 tarihini taşıyan raporunu sunuyordu. Bu rapor, Genelkurmay Başkanı Çakmak ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya raporlarının sentezi, öbür yanıyla eylem planıydı. Açıkçası Dersim için vur emri...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Raporun dikkat çekici bir başka özelliği ise ırkçı görüşleri uygulamaya koymasıydı. Paşa, Muş, Van ve Erzincan ovalarının Kürt yayılmasına açık ve karşı önlemlerin kaçınılmaz olduğunu söylüyordu. Paşa’ya göre Erzincalı toprak beyleri, Dersimlileri çalıştırmakla hem himayelerine giriyor, hem de yayılmalarına yardımcı oluyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnönü şöyle diyordu: “Az zamanda, Erzincan’ın Kürt merkezi olmasıyla, asıl korkunç Kürdistan’ın meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnönü’nün raporu başından itibaren ırkçı bakış ve bu bakışın önerileriyle doludur. İnönü, Kürtler için okul yaptırmada yarar değil, zarar gördüklerini söylüyor, ilkokulların, çocukları Türklüğe çekmek için kullanılmasını istiyordu. İnönü, Dersim için ön gördüğü programı, “Dersim’in ıslahı” diye adlandırıyor, aşama aşama yapılacakları sıralarken, olacakları haber veriyor, şöyle diyordu: “Dersim vilayetini, yeni yöntemle yapılandıracağız. Bir kolordu komutanı vali ve üniformalı subaylar ilçe kaymakamı olacaktır. Memurlardan hiçbiri yerli olmayacaktır. Askeri valilik, kolordu karargahı gibi çalışacak, fakat aşayiş, yol, maliye, ekonomi, adliye, kültür, sağlık şubeleri olacaktır. (Dersim, vurulurken yapılanma böyleydi) İdama kadarki infazlar valilikte bitecektir. Yargılama usulü basit, özel ve kesin olacaktır. Valiliğin emrinde en az yedi seyyar jandarma taburu olacaktır. 1935 ve 1936’da karayolları yapılacaktır. 1937 ilk baharına kadar hazır olursa, düzenlenmiş ve seferber iki fırka (asker birlik) kuvvet, valilik emrine verilecektir. Bütün Dersim silahtan arındırılacak, valiliğin planladığı icraat yapılacaktır. Bundan sonra Dersim’e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Bütün tasavvurlar (planlar) gizlidir.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk onaylayınca&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnönü’nün raporu, Çakmak ve Kaya’nın görüşlerini zenginleştiren taaruz planıydı. Atatürk’ün onayından sonra yürürlüğe konuyor ve Zilan Katliamı’ndan tanıdığımız Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan, idamları onaylama dahil, her türlü olağanüstü yetkiyle donatılmış olarak karargahını kurup görev başı yapıyordu. 1935 yılında, dağları, geçitleri aşan askeri yollar, köprüler, kışlaların inşaatına başlanıyordu. Dersimliler inşaat seferberliğini, devletin Dersim’e medeniyet getirme iyiliği olarak görüyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Çünkü öyle anlatılmıştı. Yollar, köprüler bölgeleri birbirine bağlayacak, binalar da okul ve fabrika olacaktı. Adı medeniyet getirmeydi. Yollar, insanların geçişi içindi. Binalar da okul ve fabrikaydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dersim’de sevinç vardı. Devletin şefkatli eli, sıcak kucağı sayesinde yoksulluğun beli kırılıyordu. Hatta, kimi Dersimliler, kendi yörelerinde az yatırım yapıldığını şikayet eden dilekçeler vermişlerdi, Türk devleti yetkililerine. Bir yandan da, müfreze kolları köyleri dolaşıyor, halkın elinde silaha benzer ne varsa topluyordu. Kimde ne varsa itirazsız teslim ediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18715" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_05022012-135125-1328446285.42.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 340px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 250px;" /&gt;&lt;b&gt;Seid Rıza ölümün ayak seslerini duyuyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Seid Rıza ve yakın dostu Alişer, Kürdistan’ın diğer parçalarında, taarruzdan önce girişilen hazırlıkların benzeri uygulamadan rahatsızdı. Yapılanların Dersim’in iyiliğine olmadığını, ölümün ayak seslerini duyar gibi olduğunu söylüyor, tuzağa dikkatleri çekiyorlardı. Fakat, pek çok Dersimli yol ve bina inşaatında çalıştığı, hatta Seid’le birlikte idan edilenlerden bazıları taşeron olarak iş aldıkları için, çoğunluğa söz geçiremiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1936 yılında yollar, binalar tamamlanacak, asker ve cephane yığınağı yapılacak, 1937’nin baharı (Dersimli yerel tarihçilere göre Kürtlerin Newroz günü 21 Mart’ta) Seid Rıza’nın Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyünde bulunan evi, havadan bombalanarak taarruz başlatılıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Karadan yürütülen taarruz ağının yanında, Elazığ’daki Vertetil havaalanından kalkan uçaklar, Dersim köylerini bombalıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk’ün manevi kızı (Hırant Dink onun Hatun adında bir Ermeni yetimi olduğunu açıklayacaktı) Sabiha Gökçen, savaş pilotu olarak bu dönemde basında, “Türk Amazonu” lakabını alıyordu. Çünkü Atatürk tarafından yolcu edilen ve uçağının düşmesi halinde Kürtlere esir düşmektense, intihar etmesi için özel tabancasını verdiği Sabiha Gökçen, basının yazdığına göre köylere 50 kiloluk bombalar atıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Atatürk Bakanlar Kurulu’nda&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18713" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_05022012-135114-1328446274.94.jpg" style="border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 267px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 350px;" /&gt;&lt;b&gt;Öte yandan TC, askeri personeli artırmak için, genel seberberlik ilan etmişti. 4 Mayıs 1937 günü yapılan Bakanlar Kurulu’na ise Atatürk başkanlık ediyordu. Başbakan İnönü, toplantıdan sonra General Alpdoğan’a çektiği telgrafta, taarruzun genişletilmesini istiyor, şu notu iletiyordu: “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemek ile iktifa ettikçe, isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri bütünüyle tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu bulunmuştur.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Seid direniyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Seid Rıza, ailesiyle dağa çıkıyor, taarruzlara direniyordu. General vali ise Seid’in teslim olması halinde, Dersim harekatının duracağını ve dağlara sükun geleceğini ilan ediyordu. Birçok Dersimli, bu nedenle Seid’i sorumlu tutuyor, hatta kimileri ödül için peşine düşüyordu. Bunlardan biri de öz yeğeni Reber’di. Reber, amcasının kafasını koparamayacak, ama sunduğu hizmetlerden ötürü güven içinde gittiği askeri kışlada, başına çuval geçirilerek öldürülecekti. Seid’in en yakın dostu, Alişer ise Kirvesi tarafından vurulacak, başı ödülle değiştirilecekti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Seid, küçücük torunlarının dahil, ailesinin kırılmasından sonra, Atatürk’le görüştürüleceği ve Dersim’de kanın duracağı sözü üzerine teslim oluyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Fakat verilen söz tutulmuyor, Seid Rıza tutuklanıp cezaevine konuyor, daha sonra da doğru dürüst yargılanmadan, annesi tarafından tedavi edilmek üzere teslim ettiği oğlu Reşik Hüseyin ve altı arkadaşıyla birlikte Elazığ’da idam ediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kırım yılı&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Seid’in idamından sonra, kan sesinin duracağı umulmuştu. Çünkü, istedikleri Seid Rıza’nın hayatıydı. Onu da almışlardı. Ama, her şey tam tersineydi. 1938 baharında başlatılan taarruz, bir önceki yılı aratıyordu. İnsan duygu ve düşünceleriyle vicdanını donduran bir uygulama vardı. İnsan canlıdan sayılmıyordu. Bebek, çocuk, kadın, ihtiyar, dost, düşman, yardım eden ya da karşıt ayırımı da yoktu. Bütün Dersim akıbetini hak etmiş Kürt’tü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Söz gelişi, Diyap Ağa Dersim eski Milletvekiliydi. Atatürk, otomobiline alıp gezdirecek ve bu sırada çekilen fotoğrafı okul kitaplarına girecek kadar rejim yanlısıydı. Ama ailesi bebeği, ihtiyarıyla kurşuna dizilerek yok edilecek, bir tek Perihan adındaki torunu kurtulacaktı. O da o sırada evde olmadığı ve dağda saklanmayı başardığı için...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Perihan hanım hâlâ yaşıyor. “Dedenizin Atatürk’e yakınlığına rağmen” dedim ona. Şu cevabı verdi, Perihan hanım: “Dedem, 1935’te öldü. Aslında Atatürk, ölümünden önce ona, aileni al ve Dersim’den çık demiş. Ama dedem, zulmün bu kadar olacağını hesaplayamamış.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yaban hayvanlar gibi birbirine bağlanan her yaştan insanlar, tepelerin ardı, derelerin içinde kurşuna diziliyor, ölüleri kurda, kuşa, yılana yem olarak bırakılıyor, kurtuluş umuduyla mağaralara sığınmış insanlar, dönemin polis şeflerinden İhsan Sabri Çağlayangil’in deyimiyle fareler gibi gazlarla zehirlenerek öldürülüyor, mağara girişlerine beton dökülerek, dimanitle dağ çökertilerek içerdekiler yok ediliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dersim’in kızları, kadınları, hayvanı, ev eşyasıyla bütün varlığı ganimetti. Ganimet kızlardan bazıları, 2012 yılında hâlâ hayatta ve insanın hiçbir canlıya reva göremeyeceği vahşeti anlatıyorlardı. Dersim’in gerçek nüfusu hakkındaki bilgiler net değildir. Öldürülen insan sayısı da... Kimine göre aile ocağı söndürülen, soyu kurutulan insan sayısı 50 bindir, kimine göre 70 bin...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Başbakan Erdoğan, en son yaklaşık olarak 14 bin diye açıkladı. Ama bir gerçek var: Kırım durduğunda Dersim dağlarında kalan insan sayısı 15 bin kadardı...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yazarın notu:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dersim’de isyan, bir palavra, masa başı uydurulmuş, yalandan bir suç örtüsüdür. Dersim olayları dediğimiz, devlet tarafından tasarlanıp, inceden inceye planlanarak işlenmiş cinayetler serisi, bir soykırımdır. Dersim Kürt olduğu için kırılmıştır. Başkaca bir sebebi yoktur.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dersim adının, rejim dokunulamazı, yanına yanaşılamaz yasaklarından, adı anılmaz tabularından biriyken, soykırımın ayrıntılarını araştırıp, yetişebildiğim belge ve bilgileri Evrensel Yayınlarca da yayımlanan Kürt İsyanları adındaki kitabımda anlatmıştım.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnsanı insan olmaktan utandıran trajediler zincisi ayrıntılarda, ama bu yazı dizisinin dar çerçevesine sığdırmam mümkün değildi. Sadece kırımın tasarlanmış, inceden inceye planlanarak yürütülmüş bir devlet projesi olduğunu anlatmakla yetindim.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yarın:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="color: #666666;"&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;&lt;b&gt;Rakamların dili ve son isyan&lt;/b&gt;&lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;h1 class="center" style="border-bottom-color: rgb(0, 102, 51); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(0, 102, 51); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(0, 102, 51); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(0, 102, 51); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(0, 62, 141) !important; font-size: 12pt; margin-bottom: 8px; margin-left: 8px; margin-right: 8px; margin-top: 8px; text-align: center;"&gt;HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 9&lt;/h1&gt;&lt;div class="yazar-kaynak" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; float: left; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 320px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yayinlanma-tarihi" style="border-bottom-color: red; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: red; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: red; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: red; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: rgb(172, 172, 172) !important; float: right; margin-bottom: 6px; margin-top: 6px; min-width: 150px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Güncellenme :&amp;nbsp;&lt;/span&gt;06.02.2012 09:16&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber-kutu" style="border-bottom-color: blue; border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: blue; border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: blue; border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: blue; border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #444444; float: left; margin-bottom: 20px; width: 588px;"&gt;&lt;img align="right" alt="" class="haber-detay-resim" src="http://www.ozgur-gundem.com//common/nuce/images/2012/02/nuce_06022012-103817-1328521097.05.jpg" style="border-bottom-color: rgb(244, 188, 55); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 0px; border-image: initial; border-left-color: rgb(244, 188, 55); border-left-style: solid; border-left-width: 0px; border-right-color: rgb(244, 188, 55); border-right-style: solid; border-right-width: 0px; border-top-color: rgb(244, 188, 55); border-top-style: solid; border-top-width: 0px; color: #666666; margin-bottom: 2px; margin-left: 6px; margin-right: 6px; margin-top: 2px; width: 300px;" /&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 16px;"&gt;&lt;strong style="font-size: 13px;"&gt;Öncüsünü bulmuş halkın başkaldırısı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18762" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_06022012-102845-1328520525.2.png" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 29px; width: 35px;" /&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 14px;"&gt;Türk kaynakları ve Kürtlerin edinebildikleri rakamlarla, kırımın insani boyutları tesbite çalışıldı. En son Nuri Fırat, Xoybun cemiyetinin verilerine dayarak soykırımın bir tablosunu çıkardı. Xoybun’ın açıklamasına göre, yalnız bir yılda (1930) 15 bin 206 kişi katledildi, 213 köy yakılıp, yıkıldı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;img alt="" id="18762" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_06022012-102845-1328520525.2.png" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 29px; width: 35px;" /&gt;&lt;span style="font-family: georgia, serif;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 14px;"&gt;2012 yılına gelindiğinde, hareketin kitle tabanı meydan gösterilerinde yüz binleri buluyor, Kürdistani parti 3 milyon seçmenin oyunu alıyordu. TC, son çare olarak bir yanda dağlara kimyasal bombalar boca ediyor, öbür yanda değiştirdiği taktikle artık mafyanın da kullanıldığı insan kaçırarak cinayetler işleme yerine, toplu tutuklamalar yapıyordu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Sekiz günlük yazı serisinde, bir halkı, planlı bir kaos ve kırım darbeleriyle sindirerek, susturmayı amaçlayan, 1920’de Koçgiri’de başlayıp, Kürdistan’ı baştan başa dolaştıktan sonra 1940’da Dersim toprağına dökülen 20 yıllık kanlı bir nehri özetlemeye çalıştım.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kanlı nehir, planlı bir Kürdistan fethi projesiydi. “İsyan” yalanıyla örtülü ve içinde soykırım barındırıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İnsanları kurşunlayarak, süngüden geçirerek, yakarak bitirmeye kalkışmak soykırımdır. Ama ağır cezaların dayatımıyla bir halkın dilini yasaklamak da soykırımdır.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürtler, disiplinle örgütlenmiş, çağ teknolojisinin son ürünü silahlarına sahip, donanımlı bir ordu tarafından kuşatılmıştı. İnsanlığı utandıran bir ölüm çağıydı. Kuşatılmışlık içindeki her köy, dağın her kıvrımı yangın yeriydi. Yanan, tek tek insan ve giderek insanlıktı. Hâlâ sorgulanmamış, hesap defteri açılmamış...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18766" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_06022012-103835-1328521115.95.jpg" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 369px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; width: 570px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Yirmi yıl boyunca akmış kan nehrinin çağıltıları, yeni doğmuş bebeklerin, henüz konuşmaya başlamamış çocukların, analar, babalar, ihtiyarların son iniltileridir. Doğmamış bebeklerin ruhu çırpındı yüzeylerinde...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sekiz günlük kırım tarihi özetinde, insanlık yangını kurbanlarının trajedisini örneklerle ifade etmek imkansızdı. Bu anlatım, daha çok romancılara düşüyor. Özellikle, kan kokan havada doğan, dağlara sinmiş acıların ağıdını içlerinde hisseden Kürt yazarlara...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Diri diri yakma&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Daha önceki bölümlerde de değindik. Kürdistan taarruzu bir savaş değildi. Sivil kırımdı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Savaşlar, öteden beri “şövalyelik” kabul ediliyordu. Karşı karşıya gelen savaşçılar boğazlaşsalar da, elinde silah olmayan sivil insanlar savaş dışı, bebekler, kadınlar, ihtiyarlar dokunulmazdı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hatta, savaşların da bir kuralı, hukuksal vicdanı vardı. Ama Kürdistan kırımında vicdanın sesi de yoktu. Doğa düşman, insan büsbütün düşmandı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Genelkurmayı’nın yayımladığı kitapta yakılan evlerin alevleri arasından fırlayan insanların kurşunlanarak öldürüldükleri yazılıyor. Birinci ve İkinci dünya savaşlarının tarihinde, benzerinin yaşandığı kaydedilmiyor.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px; text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt="" id="18765" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_06022012-103831-1328521111.84.jpg" style="color: #666666; font-size: 11px; height: 352px; width: 570px;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;Hitler mi? Hitler rejimi kurbanlarını öldürdükten ya da gazla zehirledikten sonra cesetlerini yakıyordu. İnsanların diri diri yakıldığı notu, burada da yok.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Vagonlar&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yerlerinden yurtlarından edilerek, dilini bilmedikleri, geleneklerine, yaşama biçimlerine yabancı oldukları uzaklıklara sürgüne gönderilen ailelerin, insanların sayısı da bilinmiyor.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Sürgün kafileleri bir araya toplanıp, yazın sıcakta, kışın soğukta bazan günlerce tutulduktan sonra, penceresiz, kapısız, tuvaleti olmayan kara vagonlara doldurularak, günlerce süren yolculuklarla naklediliyordu. Açlık bir yana, kadını, erkeği, bebeğiyle bir arada olan insanların tuvalet sorunu utanç, ama varsa onuru başkasına aitti, bu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bunların sürgün yerlerinde huzur buldukları, vicdanın sıcaklığıyla karşılandıkları söylenemez. Alay ediliyor, hakaret görüyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Şeyh Said ailesinden Melik Fırat’ın anlatımıyla, bazı yerlerde paralarıyla ekmek bile alamıyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Rakamların dili&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Öte yandan, sistematik kırım kurbanlarının tam da değil, yaklaşık sayısı hep meçhul kaldı. Çünkü katledenler, sayısız yerde insanları rakam olarak da kayda geçmeyi değersiz buldular. Tutulan rakamlar ise geneli ifadeden yoksundur. Bazı bölgelerdeki kurban sayısı hiç kayıtlara geçmedi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Daha sonraki aşamalarda Türk kaynakları ve Kürtlerin edinebildikleri rakamlarla, kırımın insani boyutları tesbite çalışıldı. En son Nuri Fırat, Xoybun cemiyetinin verilerine dayarak soykırımın bir tablosunu çıkardı. Xoybun’ın açıklamasına göre, yalnız bir yılda (1930) 15 bin 206 kişi katledildi, 213 köy yakılıp, yıkıldı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dizi sürecinde, Şeyh Said’in idamından hemen sonra kırıma geçildiğini söylerken, hareketin başladığı bölgeden adeta intikam alındığını yazmıştık. Nuri Fırat, Xoybun cemiyetinin verilerini dayanak yapıp, Lice örneğini vererek söylediklerimizi doğruluyor&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Lice’nin isimleri tek tek sıralanan 30 köyü 1925’ten 1928’e kadar saldırıya uğruyor, toplam 6 bin 803 kişinin yaşadığı bu köylerde, yalnızca 239 kişi kurtulabiliyordu. Biştet, Herak, Matmor, Derçem, Cemalaş, Fıtetir, Engul, Marki, Gulli ve Ferhat köylerinde ise bir tek insan canlı kalmıyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Hani’de öldürülen insan sayısı bin üçyüz elli yedidir. Elyanda 1706, Genç’te ise 1094’tür.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Yanmış yıkılmış Kürdistan’da terör&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İkinci Dünya Savaşı’nın ayak sesleriyle, Kürdistan’da taarruzlar durdu. Fetihçilere göre zaten halk ezilmiş, öldürülmesi gereken yok edilmiş, her yer yakılmıştı. Fethedilmiş Kürdistan duman tüten enkazdı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ülke “yasak bölge”ydi. Askeri kollar dolaşıyordu. Dövme, süvme var ama, artık kırım sesi yoktu. Geride kalanlar, kayıplarının yasını tutarak, hayata yeniden tutunmaya başladılar.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Artık Kürt yoktu. Sözü bile ağır cezalık suç, ama olmayan Kürtler sıkı takip altındaydı. Kürt sözü ilk defa, Musa Anter tarafından, 1958’de Diyarbakır’da yayımlanan “İleri Yurt” gazetesinde telafuz edilince, Türk basını “tehlike çanları” çalmaya başladı. Basının “Kürtçülük uyanıyor” yayınları üzerine, DP iktidarı, rastgele bir hamleyle, çoğu birbirini de tanıyaman 50 Kürt gencini “Kürt devletini kurmaya kalkışma” suçlamasıyla tutukluyor, bunlardan biri cezaevinde ölüyor, dava “49’lular olayı” olarak tarihe geçiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu devlet terörünün yeni yüzüydü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1962 yılında, İnönü başkanlığındaki koalisyon hükümetinde, Diyarbakırlı Yusuf Azizoğlu Sağlık Bakanı’ydı. Aynı hükümetin İçişleri Bakanı CHP’li Hıfzı Oğuz Bekata, Azizoğlu Kürt öğrencilerinin kurdukları derneklere yardım ederek, Kürt illerine yatırım yaparak Kürtçülüğü teşvik gerekçesiyle suçluyor, yeni bir terör dalgası bılklanıyordu. Bu arada, Türk ırkçılığının teorisyenlerinden Nihal Atsız, Kürtlere sınır ötesini gösterince, üniversiteli bir grup Kürt, karşı bildiriyle protesto ediyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ama bu dönemde Kürt kelimesinin telafuz edilmeye başlaması Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile oldu. İlk defa (1968) “Doğu Mitingleri” düzenlendi. Bu mitinglerde, “cezaevi değil fabrika” sloganlarının yanında, Kürtçe kelimeler de duyulmaya başlandı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;İlk kitlesel kaynamaydı, bu. Demirel hükümeti, ertesi yıl “komando harekatı” ile cevap verdi. Ordu birlikleri silah toplama adı altında köyleri ablukaya alıyor, evleri arıyor, insanlara eziyet ediyor, dövüyordu. İhtiyarların çırılçıplak soyulup, erkeklik organlarına ip bağlayarak köy meydanlarında dolaştırılması, bu dönemde yaşandı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu olaylar, özellikle üniversitede okuyan Kürt öğrenciler arasında, yeni devinmelere neden oldu. Devrimci Doğu Kültür Derneği’nin kurulması bu süreçtedir. Artık Kürdistan meselesi Türk sol örgütlerinin içinde de tartışılıyordu. TİP, kongre bildirisinde Kürtlerin varlığını kabul ediyordu. (Parti, bu yüzden daha sonra mahkemece kapatılacaktı)&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ve PKK&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1970’lerin başında, üniversitelerde okuyan Kürt gençleri, daha çok Türk sol örgütleri içinde aktifti. Yeri geldiğinde, ya da fırsatını bulduklarında Kürdistan meselesini dillendiriyor, ama genel olarak “sosyalizm gelecek Kürtler de baskıdan kurtulacak” cevabıyla susturuluyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Daha sonra Tansu Çiller’e danışman olacak kadar savrulan, isteyen bütün ırkçı partilere danışmanlık hizmeti veren, eski dostumuz Erhan Göksel, o tarihlerde TİP’liydi. Kemalist çizgiye daha yakın olan Behice Boran fraksiyonundaydı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Erhan Göksel anlatmıştı:&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;“Bizler, Ankara Devrimci Yüksek Öğrenci Derneği’ndeydik. Abdullah Öcalan da bizimleydi. Fakat toplantılarda Kürt meselesini devamlı olarak gündeme getiriyordu. Bunun üzerine, Behice Boran onu dernekten atın dedi. Attık.”&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Kürdistan meselesini, Türk solunun içinde de özgürce ifade etme imkanı yoktu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan, bundan sonra yanındaki bir-iki kişiyle, ayrı bir örgütlenme için arayışa&lt;/b&gt;&lt;img alt="" id="18767" src="http://www.ozgur-gundem.com/common/nuce/images/2012/02//nuce_06022012-103840-1328521120.41.jpg" style="color: #666666; float: right; font-size: 11px; height: 452px; margin-bottom: 7px; margin-left: 7px; margin-right: 7px; margin-top: 7px; width: 300px;" /&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;geçiyor, bir araya getirilebilen bir avuç öğrenciyle, 1974 yılında ilk toplantıyı gerçekleştiriyordu. Bu ilk nüve, çekirdek kadro ve başlangıçtı. Daha sonra Ankara dışına taşıyor, dar kapsamlı da olsa, bulunan taraftarlarla, Kürdistan’da örgütlenme başlıyor ve 1978 yılında kongre yapılıyor, Partiya Karkerê Kurdistan (PKK) şekilleniyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;PKK, 1978 yılında çıkışını ilan ediyor, ama Kürtler mesafeli bakıyor, hatta uzak duruyorlardı. Çünkü, Türk sol hareketleri örneği vardı. Onlar yanıp sönen kıvılcım niteliğinde kalmış, Kürtlere bakış açılarıyla da olumlu bir izlenim bırakmamışlardı. Acaba PKK de bunların bir versiyonu muydu?&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Öte yandan devlet, Kürtlerin ilgisini köreltmek amacıyla, dini ve ırkçı motifler de kullanarak, basın yoluyla ağır bir karalama propagandası yürütüyordu. Ermeni örgütü ASALA’nın ortaya çıktığı süreçti. Ermenilik, hakaret ve küfür unsuruydu. PKK’yi ASALA ile bağdaştırıyorlardı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bir yandan da mezhep olgusunu öne çıkarıyor, Sünni Kürtlerin ilgisini kesmek, hatta Alevi Kemalistleri bile karşı çıkmaya iten söylemle “Öcalan Alevidir” diyorlardı. 12 Eylül rejimi ise uçaklarla yağdırdığı propaganda afiş ve broşürleriyle, PKK’nin dinsizliğini işliyor, ASALA ile bütünleştiriyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Oysa PKK hareketi, Şeyh Said’in el atıp, başarmaya fırsat bulamadığı bir olguyu ilk defa gerçekleştirmiş Alevisi, Sünnisi, Yezidisiyle her inançtan Kürtleri bir araya getiren Kürdistan çatısı altında toplamayı başarmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ancak karşı propaganda, 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh’ta patlayan ilk tüfek ve onu izleyen süreçte etkisini kaybetmeye başladı. Kürt gençleri ilgi duyuyorlardı, artık. Katılımlar çoğalıyor, sıradan Kürtlerin ilgisi değişiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Devleti, beklenmeyen büyüme karşısında adeta şaşkındı. Umutsuz bir çırpınışla, sivil halkı da hedef alan 1925 uygulamalarına dönmüş, 1925’in “Umumi Müfettişliği”ni, Olaganüstü Hal Valiliği adıyla geri getirmiş, yine o dönemin benzeri Asayış Bölge komutanlıklarını ihdas etmişti.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;1990’a gelindiğinde PKK, binlerce gerillayı barandıran, kitle tabanı yer edip, yayılmış bir hareketti. Bir bakıma bu, öncüsünü bulmuş halkın isyanıydı. Genel başkaldırı...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Türk Devleti ise kendi kanunlarını da geçersiz kılmış, Anayasa’daki mülkiyet hakkını ortadan kaldırmıştı. Kürt köyleri ateşe verilip, insanlara “nereye isterseniz gidin” denilerek yol gösteriliyordu. 2000 yılına gelindiğinde enkaz haline gelmiş köy sayısı 4 bindi. 4 milyon Kürt kendi ülkesinde, ya da dünyanın dört bir yanında mülteciydi.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Ama mücadele yayılarak sürüyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bu arada mafyanın da devreye sokulduğu, ölüm timlerinin şehir ve kasaba sokaklarında insan avladığı dönemdi. Faili meçhul adıyla sokaklarda cinayetler işleniyor, evlerden, işyerlerinden alınan Kürtler işkenceden sonra katlediliyor, kimilerinin cesedi de bulunmuyor, ama halk desteğinin önüne geçemiyordu. Türk Devleti, dağlarda ise gerillanın tüfeğine karşılık top, tank, uçak ve helikopterlerle savaşıyor, buna rağmen, hedeflediği mevzileri ele geçiremiyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Öte yandan TC, yayılan başkaldırıyı bastırmak için, başta Amerika ve NATO ülkeleri olmak üzere uluslararası destek alıyordu. İsrail’den de destek satın alınıyor; hareketin lideri Abdullah Öcalan, bu sayede ele geçiriliyordu.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Bütün Kürt hareketleri, liderle sınırlı kalmıştı. Baş koparıldıktan sonra, hareket sönmüştü. Yine öyle sanılarak, liderin peşine dönmüş, ancak bu defa hesap tutmamış, hareket canlılığını sürdürmüştü.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;2012 yılına gelindiğinde, hareketin kitle tabanı meydan gösterilerinde yüz binleri buluyor, Kürdistani parti 3 milyon seçmenin oyunu alıyordu. TC, son çare olarak bir yanda dağlara kimyasal bombalar boca ediyor, öbür yanda değiştirdiği taktikle artık mafyanın da kullanıldığı insan kaçırarak cinayetler işleme yerine, toplu tutuklamalar yapıyordu. 2012 yılının başında seçilmişi, harekete destek vereniyle 8 bin Kürt toplama kampları niteliğinde cezaevlerinde toplatılmıştı.&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;Dağlar hâlâ bombalanıyor, ama Kürtler için kazanımsa eğer, artık Kürdüm demek suç değildi. Kürdistan ve Kürtlerin statüsünde henüz hukuksal bir değişiklik yok, ama Türkler bile istemeseler de Kürtçe avazlar, kılamlar dinliyorlardı...&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;em style="color: #666666;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 13px;"&gt;BİTTİ&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="color: #666666; font-size: 11px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;span style="font-size: 13px;"&gt;NOT:&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;em style="color: #666666;"&gt;Hayali İsyanlar Gölgesinde Kürt Kırımı dosyanın önceki gün yayımlanan “Zilan Deresi kan ağlıyor...” başlıklı bölümü, yanlışlıkla 6. bölüm olarak geçmiştir. Doğrusu 7. bölümdür. Düzeltir, okuyucularımızda özür dileriz.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-7311533370901716681?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/7311533370901716681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/hayali-isyanlar-golgesinde-kurt-kirimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7311533370901716681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7311533370901716681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/hayali-isyanlar-golgesinde-kurt-kirimi.html' title='HAYALİ İSYANLAR GÖLGESİNDE KÜRT KIRIMI 1'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-3568477878655545678</id><published>2012-02-06T06:33:00.001-08:00</published><updated>2012-02-06T06:33:37.030-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><title type='text'>Ağrı İsyanlarını anlatan bir kaset</title><content type='html'>Bandeke (kasêt) ku qala Serhildanên Serhildanên Agirî dike.&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/iJtHYx7ZecU" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-3568477878655545678?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/3568477878655545678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlarn-anlatan-bir-kaset.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/3568477878655545678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/3568477878655545678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlarn-anlatan-bir-kaset.html' title='Ağrı İsyanlarını anlatan bir kaset'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/iJtHYx7ZecU/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-6409538960319216733</id><published>2012-02-06T06:24:00.000-08:00</published><updated>2012-02-06T06:24:18.585-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><title type='text'>Ağrı İsyanları Destanı (Video)</title><content type='html'>Destana yek ji serokên Serhildanên Agirî Seyîtxan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ağrı İsyanları liderlerinden Seyîtxan'ın (Seyithan) destanı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/VrQt8pq-PyY" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-6409538960319216733?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/6409538960319216733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlar-destan-video.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/6409538960319216733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/6409538960319216733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlar-destan-video.html' title='Ağrı İsyanları Destanı (Video)'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/VrQt8pq-PyY/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-3984033618800855015</id><published>2012-02-04T14:34:00.001-08:00</published><updated>2012-02-06T06:40:40.533-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><title type='text'>Ağrı İsyanları Videoları / Vîdeoyên Serhildanên Agirî</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/WeK8fD5QjJ8" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/2hHmnaKS8Ck" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/L7375Zu84Yg" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/aIQmQaP1Q2A" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/kSVr5gGSG3s" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/sOL9a-0emAk" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/-srmHjhbLmo" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/dC5_nQOpzlQ" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/bvrJ0_qMDTc" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/uot0Oj4uOVs" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/sZlEi12z0Jc" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/bquXUYRZ6Ng" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/erJipmnpFdY" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/fgkxBeRH-JI" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/erJipmnpFdY" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/psQMp16Z-a4" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/SOz-xVCUtBM" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/natZ1Bi3N5Q" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/BS5CbMIhJzc" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/COmpeitv27I" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/dC5_nQOpzlQ" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/-cjEg8BpqTU" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Ugl7T0NjiOA" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/TDTSROvNmmQ" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/hjM5-U6Ifrw" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/G1e7RGWzXfU" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/_xCmITFAilg" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/bVBJT8BM3Lg" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/1_8uHCVm4KE" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/COmpeitv27I" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/_MHo1EB4hYM" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/gFIEq4C-6Gc" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/pD5fa1Tlzho" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/YlivoA7JfK8" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/U-Q-xQeE3xc" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-3984033618800855015?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/3984033618800855015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/3984033618800855015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/3984033618800855015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/blog-post.html' title='Ağrı İsyanları Videoları / Vîdeoyên Serhildanên Agirî'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/WeK8fD5QjJ8/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-452008153272572990</id><published>2012-02-03T08:50:00.000-08:00</published><updated>2012-02-06T06:44:45.631-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><title type='text'>2 Yeni Klîp - 2 Klîbên Nû</title><content type='html'>Hiseyno - Agirî&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" src="http://www.youtube.com/embed/ZkVtFNV-Uc0?fs=1" width="459"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Teyrê Xerîb - Şêx Zahir&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/U-Q-xQeE3xc" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-452008153272572990?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/452008153272572990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/hiseyno-agiri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/452008153272572990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/452008153272572990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/hiseyno-agiri.html' title='2 Yeni Klîp - 2 Klîbên Nû'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/ZkVtFNV-Uc0/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-1419801779905035412</id><published>2012-02-02T16:12:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T16:12:43.259-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>AĞRI İSYANI'NINDA SEYİT RIZA'NIN TUTUMU</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KSE8YyU7tjI/TysmORVzJLI/AAAAAAAACaU/DSld3o_Ihxc/s1600/dersim.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-KSE8YyU7tjI/TysmORVzJLI/AAAAAAAACaU/DSld3o_Ihxc/s320/dersim.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk hükümeti Şeyh Sait isyanını bastırmıştı ama Dersim hattındaki Koçan (Koçlar) aşireti saldırılara başlamıştı. Bu sıralarda Hoybun örgütü, yeni bir Kürtçü ayaklanma çıkartmak için yürüttüğü hazırlıkları tamamlamış ve Ağrı bölgesinde silahlı eylemlere başlamıştı. Ağrı İsyanı diye bilinen bu isyan alevlendiğinde, Seyit Rıza, isyancıları desteklemek için harekete geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o gerçekleri yine Seyit Rıza'nın adamı Baytar Nuri şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1925-1926'dan beri Ağrı'da toplanmış olan Kürt kahramanlarının faaliyeti, yukarıda bahsettiğimiz gibi, 1930 yılı iktidalarında daha fazla alevlenmiş ve bütün Kürdistan'ı şamil bir mahiyet almak istidadını haiz bulunmuş olduğunu Dersimli Seyit Rızaya haber vererek bu hareketi desteklemek vacip olduğunu bildirmiştim. Bunun üzerine, Seyit Rıza ve Keçelan aşiretleri 1930 yılı ilkbaharında isyan ederek, Erzurum ve Erzincan mıntıkalarında bulunan Türk kuvvetlerine şiddetle taarruza başladılar. Seyit Rıza'nın bağladığı bu isyan mıntıkası, günden güne genişleniyor ve Türkler için korkunç bir mahiyet alıyordu. Bu sebeple Türk hükümeti, Müşir Fevzi paşayı bu havaliye göndermeğe mecbur kalmıştı. Halbuki, Fevzi paşanın bu memuriyetinin hakiki mahiyeti gizli tutuluyor ve gelen ordunun güya yıllardan beri asker ve vergi vermekten istinkaf eden Plömer ilçesinin Danziğ, Aşkirek ve Harsi köyleri ve civarı halkını kanuna itaata icbar maksadıyla gönderilmiş olduğu ileri sürülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(... ) Seyit Rıza, Batı Dersim'den Plömer aşiretlerine külliyetli yardım göndermiş ve Briman, Hayderan, Demnan aşiretleri de yardıma yetişerek, Türklerle işbirliği yapan Kürt milis kuvvetlerine külli telefat verdirmişlerdir. Netice itibarıyla, Türkler pek büyük zayiat vermiş olmalarına rağmen Dersim'e girememişlerdir. Dersim kuvvetleri ise, Erzincan üzerine yaptıkları bir hücumda, bir Türk taburunu muhasara ve imha ve gerek bunların ve gerekse bunlara yardımda bulunmuş olan Türk köylerinin silah, mühimmat ve mevaşisini iğtinam ederek Dersim'e dönmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu başarılar üzerine Balan, Lolan ve Karsan aşiretleri dahi hücuma geçmişler ve Erzincanı tehdide başlamışlardır.&lt;br /&gt;Dersimliler Merh gedigi denilen mevkide külliyetli tahşidat yaptıktan sonra, esir almış oldukları Plömer kaymakamı vasıtasıyla Türk ordusuna bir ültimatum göndererek teslim olmalarını ihtar etmişler ise de, ordu kumandanı Rüştü aldığı yeni takviye kuvvetine güvenerek harekele geçmiş ve Erzincana civar olan Abbasan aşireti köylerini yakmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27-10-1930 tarihinde Dersim kuvvetleri Türk askeri birliklerine karşı taarruza geçmiş ve kendileri bir kişi bile zayiat vermeden, önemli Türk kuvvetlerini imha etmişlerdir. Bu muharebelerde, on birinci tabur kumandanı Sırrı, bütün muhimmatıyla teslim olmuş ve zaferden ümidi kesen Albay Rüştü istirahat etmek behanesiyle kuvvetlerini geriye çekmiştir.&lt;br /&gt;Ağrı savaşlarından geri dönmekte olan Üçüncü Fırka kumandanı Ömer Halis paşa, 7-11-1930 tarihinde Erzincanda Rüştü kuvvetler ile birleşerek, Dersimlilere karsı taarruza başlamış ve hiç bir netice elde edemeksizin savaşa son vermeğe mecbur kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kışın basması, Dersimlilerin en çetin tehassungahlara sığınması, şiddetli soğukların hüküm sürmesi ve Dersim kuvvetlerinin mükemmel mukavemeti karşısında aciz kalan Halis paşa orduları, savaşı terke ve ilkbaharda yeni harp hazırlıklarına başlamak bahanesiyle geri çekilmeğe mecbur kalmışlardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça&lt;br /&gt;Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ&lt;br /&gt;Yazar: Rıza Zelyut&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-1419801779905035412?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/1419801779905035412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agri-isyanininda-seyit-rizanin-tutumu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1419801779905035412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1419801779905035412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agri-isyanininda-seyit-rizanin-tutumu.html' title='AĞRI İSYANI&apos;NINDA SEYİT RIZA&apos;NIN TUTUMU'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-KSE8YyU7tjI/TysmORVzJLI/AAAAAAAACaU/DSld3o_Ihxc/s72-c/dersim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-7179182690486282005</id><published>2012-02-02T16:05:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T16:06:02.682-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BÎYOGRAFÎ'/><title type='text'>İHSAN NURİ PAŞA</title><content type='html'>&lt;b style="background-color: #ece5b6; font-family: arial; font-size: small; text-align: justify;"&gt;&lt;img align="left" border="2" height="266" src="http://www.kolkhoba.org/678.jpg" width="300" /&gt;İhsan Nuri Paşa, Ağrı isyanlarını yönetmiş Kürt siyaset adamıdır. Hoybûn cemiyetinin askeri liderliğini ve Kürt silahlı kuvvetlerinin genel kumandanlığını yapmıştır. 1893'te Bitlis’te doğmuştur. Cibranlı aşiretinin ileri gelenlerinden Ali Quli’nin oğludur. İlköğrenimini Bitlis'te tamamladıktan sonra Erzincan Askeri Rüştiye Mektebine kaydolmuştur. Rüştiyeden mezun olduktan sonra İstanbul'daki Harbiye Mektebine girmiş ve 1910'da Harbiyeyi bitirerek teğmen rütbesiyle &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;b style="background-color: #ece5b6; font-family: arial; font-size: small; text-align: justify;"&gt;Osmanlı ordusuna katılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arnavutluk'ta kurtuluş hareketini bastırma harekâtına katılmış ve daha sonra Yemen'e yollanarak orada 33 ay kalmıştır. Yemen’den döndükten sonra Beyzon'daki 93. alayın yaveri olarak görevlendirilmiştir. 1. dünya savaşı başladığında Kafkasya cephesinde Rusya ordusuyla savaşmıştır. Ancak Nerman'da yaralanmış ve tedavi için Erzincan'a getirilmiştir. Tedavi bitince 9. ordunun mıntıkasında görevlendirilmiş ve Gürcistan'ın Ojorketi kentini işgal ettikten sonra kentte seyyar jandarmaların başına geçmiştir. 1. dünya savaşı bittikten sonra Kürdistan Teali Cemiyeti ile temasa geçmiştir. 30 Mart 1919'da Jîn dergisinde Wilson prensipleri üzerine bir yazısı yayımlanmıştır. Kurtuluş savaşı başlayınca İstanbul'dan Trabzon'a geçmiş ve Rüştü Paşa'nın emriyle Bakü'ye yollanan bir heyette yer almıştır. Heyet Bolşeviklerin iktidara geçmesinden sonra Anadolu'ya dönmek istemiştir. İzin verilmeyince bazı Azerilerle birlikte İran Azerbaycanı'na geçmiştir. Hasankale’ye giderek Kâzım Karabekir'in emrine girmiş ve Eylül 1920'de patlak veren Ermenistan seferine katılmıştır. Bu harekette ikinci kez yaralanarak tedavi için Sarıkamış'a nakledilmiştir. Çıldır'ı Gürcistan'a karşı savunmuş ve bölgenin tamamen Gürcü işgaline girmesine engel olmuştur. Çıldır'daki birlikleri dağıtıldıktan sonra sırasıyla Doğubeyazıt, Beşiri'ye atanmıştır. Daha sonra Silvan'a atanmış ve seyyar mitralyöz teftiş görevlisi olarak Siirt'te bulunmuştur. Bu arada Cibranlı Halit'in önderliğindeki Azadî örgütüne katılmıştır.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="background-color: #ece5b6; text-align: justify;"&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-size: x-small;"&gt; Nesturi isyanını bastırmak için Şırnak'tan Beytüşşebap'a nakledilen 7. kolorduya bağlı 18. piyade alayında görev almıştır. Azadi cemiyetinden gelen emirle kendisine bağlı 350 kişilik askeri birlik ve Kürt subaylarla birlikte alayın cephaneliğini alarak dağa çıkarak isyan başlatmıştır. İsyan yenilgiyle sonuçlanınca arkadaşları ise beraber Fransız Suriye mandasına sığınmışlardır. Oradan Şengal bölgesine geçtiğinde İngilizler Irak'ta askeri görev vermek istemiştir. Fakat “Ben Kürt halkının özgürlüğü için mücadele etmek istiyorum. Bir birliğin görevlisi olarak İngilizlere hizmet edemem” diyerek teklifi reddetmiş ve arkadaşları ile birlikte İran'a geçmiştir. İran'da tutuklanarak Zencan'a yollanmıştır. Zencan'dan gizlice ayrılarak Hoy'a gitmiştir. 1927'de Hoybûn cemiyetinin kararıyla 20 kişiyle birlikte Erzurum bölgesine gitmiştir. Türkiye ordusu peşlerine düşerek bir kaç kez çarpışmışlardır. Ağrı isyanları esnasında, Ağrı doruklarında Kürtçe olarak “Agrî ve Gaziya Welat” isimli iki gazete çıkartmış ve bu gazetelerde Cemşid imzasıyla yazılar yazmıştır. Türkiye ve İran'ın işbirliğinin sonucu 3. Ağrı dağı isyanı bastırılınca tekrar İran'a sığınmak zorunda kalmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-size: x-small;"&gt; 18 Mart 1976'da Tahran'da caddeden karşıya geçerken kendisine bir motosiklet çarpmıştır. Ağır yaralanarak hastaneye kaldırılmış, yedi günlük komadan sonra 25 Mart'ta vefat etmiştir. Kürt meselesini millî bir çerçevede ele almış bilinçli ve ilkeli bir dava adamı olan İhsan Nuri Paşa, Kürt tarihi, folkloru, kültürüyle ilgili oldukça değerli çalışmalar yapmıştır. Yazdığı çeşitli yazı ve makalelerin dışında “Ağrı dağı isyanı” ve “Kürtlerin kökeni” isimli iki kitabı vardır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="background-color: #ece5b6; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="background-color: #ece5b6; font-family: arial; font-size: small; text-align: justify;"&gt;Kaynak: &amp;nbsp;&lt;/b&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.kolkhoba.org/turha678.htm"&gt;http://www.kolkhoba.org/turha678.htm&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-7179182690486282005?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/7179182690486282005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/ihsan-nuri-pasa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7179182690486282005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7179182690486282005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/ihsan-nuri-pasa.html' title='İHSAN NURİ PAŞA'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-7702998766723425414</id><published>2012-02-02T15:41:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T15:41:25.245-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Kocatepe Ünv Yüksek Lisans Tezi: Ağrı İsyanları</title><content type='html'>Afyon KOCATEPE Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstütüsü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="color: red;"&gt;Her ne kadar çarpıtmalar varsada, okumanızda fayda var)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Okumak için yandaki linki tıklayın:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.belgeler.com/blg/12ys/1926-1930-agri-isyanlari-1926-1930-agri-rebellion"&gt;http://www.belgeler.com/blg/12ys/1926-1930-agri-isyanlari-1926-1930-agri-rebellion&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-7702998766723425414?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/7702998766723425414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/kocatepe-unv-yuksek-lisans-tezi-agr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7702998766723425414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7702998766723425414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/kocatepe-unv-yuksek-lisans-tezi-agr.html' title='Kocatepe Ünv Yüksek Lisans Tezi: Ağrı İsyanları'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-2309530214709496728</id><published>2012-02-02T15:23:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T15:23:32.991-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Türk Kaynaklarında Xoybûn (hoybun) Örgütü</title><content type='html'>Hoybun Cemiyeti ve Türkiye'ye Karşı FaaliyetleriDoç. Dr. Yusuf Sarınay ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 40, Cilt: XIV, Mart 1998&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yukarıdaki yazıdanda örgütün ne kadar kötülendiğini tahmin etmişsinizdir, sonuçda araştıran Kemalist bir dergidir, ama Ağrı İsyanları ile alakalı olduğu için, kötüleyici ve çarpıtıcı bir yazıda olsa, sizinle paylaşmak zorundayız diye düşündük.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;(çok azda olsa içinde bazı gerçekler var)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Okumak için yandaki linki tıklayın:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.scribd.com/doc/26026288/Hoybun-Cemiyeti-ve-Turkiye-ye-Kar%C5%9F%C4%B1-Faaliyetleri-Kurt-Ermeni-%C4%B0ttifak%C4%B1"&gt;http://www.scribd.com/doc/26026288/Hoybun-Cemiyeti-ve-Turkiye-ye-Kar%C5%9F%C4%B1-Faaliyetleri-Kurt-Ermeni-%C4%B0ttifak%C4%B1&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-2309530214709496728?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/2309530214709496728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/turk-kaynaklarnda-xoybun-hoybun-orgutu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2309530214709496728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2309530214709496728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/turk-kaynaklarnda-xoybun-hoybun-orgutu.html' title='Türk Kaynaklarında Xoybûn (hoybun) Örgütü'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-4610584625561047255</id><published>2012-02-02T15:18:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T15:19:09.029-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>Fırat Üniversitesi: Ağrı İsyanları Tezi</title><content type='html'>&lt;span style="color: red;"&gt;Aşağıdaki linkde verilan tez, Elazığ Fırat Üniversitesi Mehmet KÖÇER tarafından tez olarak sunulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Her ne kadar çarpıtmalar olsada, Bilgilerin çoğu gerçekleri yansıtmıyor olsada, böyle bir tezden takipçi arkadaşları haberdar etmek istedik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tezi Okumak için bu linki tıklayın:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.scribd.com/niketlug/d/44241716-A%C4%9ERI-%C4%B0SYANLARINDA-YABANCI-PARMA%C4%9EI-1926-1930"&gt;http://www.scribd.com/niketlug/d/44241716-A%C4%9ERI-%C4%B0SYANLARINDA-YABANCI-PARMA%C4%9EI-1926-1930&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-4610584625561047255?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/4610584625561047255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/frat-universitesi-agr-isyanlar-tezi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4610584625561047255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4610584625561047255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/frat-universitesi-agr-isyanlar-tezi.html' title='Fırat Üniversitesi: Ağrı İsyanları Tezi'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-4292665034705214756</id><published>2012-02-02T15:09:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T15:09:52.007-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pitûk Kitap'/><title type='text'>Ağrı İsyanları: Kitap</title><content type='html'>Sadece böyle bir kitabın varlığından takipçi arkadaşları haberdar etmek istedik. Aksi halde kimsenin satın almasını tafsiye etmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uC8j0g4Vrq0/TysWksbaE2I/AAAAAAAACaM/Rk55XlF_8nE/s1600/a%C4%9Fr%C4%B1+isyan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-uC8j0g4Vrq0/TysWksbaE2I/AAAAAAAACaM/Rk55XlF_8nE/s320/a%C4%9Fr%C4%B1+isyan.jpg" width="218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı İsyanlarını konu alan &lt;span style="color: red;"&gt;Dağları Bekleyen Kız &lt;/span&gt;adlı roman. İsyanı küçümsüyor ve savaşçıları feci bir şekilde kötülüyor. Çünkü kitabın yazarı, İsyan döneminde Ağrı'ya gelmiş olan ırkçı, milliyetçi ve aşırı kafatasçı &lt;span style="color: red;"&gt;Esat Mahmut Karakurt&lt;/span&gt;'tur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapda gerçekler tamamıyla çarpıtıyor ve İsyan'ın amacı anlatılmıyor. Tarafsız bir şekilde yazılmamış. Kitapda sürekli Ağrılılar (Kürtlere) yabani, barbar vs benzetmeler yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar Ağrılıları, Ağrıda o dönem olmayan hastane için, bunlar doktor, hastene bilmez gibi saçma şeylerle suçluyor (olmayan hasteneye nasıl gidilir? olmayan okulda nasıl okunur?) bunlarda yazarın nasıl sapıttığının örnekleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;KİTABIN ADI : DAĞLARI BEKLEYEN KIZ&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;KİTABIN YAZARI : Esat Mahmut KARAKURT&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;YAYINEVİ : ÖTÜKEN BASIM YILI : 1989&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;KİTABIN ÖZETİ &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Karaköse vilayetinin bir kasabası ve bir askeri hava alanı. Nöbetçi başçavuş, Binbaşı İhsan’a göreve giden uçakların geri döndüğünü haber eder.Yalnız on uçak olan filo dokuz uçakla geri döner. Yzb. Nuri, Mülazım Celal Bey’in uçağının filodan ayrılıp intahar saldırısı yaptığını söylerler. Yzb. Nuri sözünü bitirmeden celal Beyin uçağı havada beliri verir. Mülazım Celal ağır yaralı olarak uçaktan çıkarılır ve gönül rahatlığı ile son sözlerini söyler.etrafına toplanan subaylar arasından mülazım ismail’e annesini ve kız kardeşini emanet edip,vefeat eder.Defin işlemleri sırasında filo geriye kalan dokuz uçağıyla yeni bir görev alır.Zor bir uçuştan sonra filo tekrar döner; ama mülazım Servet göğsünden yaralanmıştır. Bnb. İhsan yanına Yzb.Nuri ve Mülazım Adnan’I yanına alarak Mülazım Servet’I ziyarete gider. Servet yerli halktan Mahmut Efendinin eindekalmaktadır ve evin kızı Nermine’ye aşıktır. Servet Adnn’a Nermine’den bahseder, isterse Mahmut Efendi’nin evinde kalabileceğini, ama Nermineye yaralı olduğunu söylememesini telkin eder.Mülazım Adnan bir askerin rehberliğinde Nermine’nin evine gider. Nermine Adnan’ın söylediklerine inanamaz , Servet’in görev sırasında şehit düştüğünü zanneder. Aradan üç hafta geçer Mülazım Servet iyileşir ve Nermine ile nişanlanır. İlerki günlerin birinde bir uçus sırasında servetin uçağı düşman makineli tüfekleri tarafından taranır , servet ağır yaralanır ve sonraki günlerde vefat eder. Ağrı dağı eteklerinde konuşlanmış olan eşkiya &amp;nbsp;sinsilesini imha etmek için bir bombardıman planlanır ;ancak öncelikle bombardıman için gerekli istihbaratların toplanması gerekiyordur. Bu zor görev için en uygun kişi Mülayim Adnan seçilir. Bir sis bulutu arasında düz bir araziye iniş yapan uçaktan iner ve zor görevi için yola koyulur. Birkaç saatlik bir yürüyüşten sonra Adnan bir eşkiyaya rastlar ve şeyhin nerede olduğunu bir derdinin anlatacağını söyler. Bir hindlik sezmiyen eşkiya Adnan’I doğruca eşkıya başının yanına götürür. Yolda Adnan tanıdık bir yüzer astlar,evet o yüz yıllar önce öldüğünü zannettikleri Ahmet Ast.sb’a aittir. Ahmet yıllar önce esir edilmiş fakat bir türlü kaçmayı &amp;nbsp;başaramamıştır. Bu süre zarfında düşman mühimmat ve silahların sayısın ezberlemiş ve çeşitli dokümanlar ele geçirmiştir. Adnan ve Ahmet bir plan yapı oradan kaçmak isterler. Ahmet mülazım Adnan’ın yanına gerekli evrak ve haritaları çaldıktan sonra ertesi gün gelecektir. Ancak bir kaç gün geçmesine rağmen Ahmet gelmez Adnan bu durumu tehlikeli görür ve kendisini almaya gelen uçağa binmek için yola koyulur.Kendisini almaya gelen uçağı gören eşkiyalar Adnan’a seslenmeyebaşlarlar. Uçağa ateş etmek için mitralyözlerin başındaki eşkiyalar yardım isterler , bir an için Adnan şok olur ama sonradan farkına varır ki onu bir eşkıya sanmaktadırlar. Adnan beylik tabancasını çıkarır ve mitralyözün başında bulunan bir erkek eşkiyayı öldürür ; fakat mitralyözün başındaki diğer kadın eşkıyayı öldüremez.Bir müddet sonra iki Türk subayı ve Şeyhin kızı olduğu sanılan bir kız farkında olmadan derin bir sohbete başlarlar. Adnan’a konuşlandıkları yerler ve silahları hakkında çok önemli bilgiler verir. Ertesi sabay Adnan planladığı gibi düz araziye inen uçakla gideceğini şeyhinkızı zeynep’e bildirir. Zeynep onun gitmesini istemediğini o giderse yapamayacağını söyler. Ardından Zeynep’I aramaya gelen eşkiyalar Adnan’I görür ve Zeynep ardından Adnan’ın bir casus bir Türk subayı olduğunu haykırmaya başlar. Şakiler Ahmet başçavuşu karargahtan evrak çalarken yakaladıklarını ve öldürdüklerini açıklarlar. Şimdi Ahmet’in neden gelmediği açığa kavuşur. Türk uçakları günlük bombardımanlarına başlarlar. Bu arada şakiler can telaşına düşerler, bu fırsatı değerlendiren Zeynep, Adnan’ın ellerini çözer. Ardından kamptan kaçmayı başarır. Ahmet Başçavuş ve Zeynep’ten elde ettiği çok önemli bilgilerle komutanlar tarafından bir harekat planı hazırlanır. Şeyhin kampı yerle bir edilir ve bazı şakiler rehin alınır rehinler arasında Zeynep’te vardır. Yaralı olan Zeynep tedavi görmesi için hastahaneye kaldırılır. Zeynep bütün bu bilgilei vermesine rağmen bir haindir, üstelik Servet’in uçağını o düşürmüştür. Olup bitenleri hastahanede öğrenir ve çok üzülür. Adnan’a Nermine ile konuşmak istediğini söyler. Nermine ertesi gün gelir ve Zeynep ona Servet’I kendisinin vurmadığını , onu yanlış değerlendirdiklerini söyler. Nermine ile beraber kucaklaşıp ağlarlar. Hain olarak görülsede verdiği harita ve bilgiler sayesinde kamp dağıtılmış ve artın yeni nişanlıların mutsuz olmasını engellemiştir. Adnan ile Zeynep Erzurum’a gitmeye kara verirler ancak iki süngülü asker onlara yaklaşır ve zeynep’in tutuklanması için emir olduğunu söyler. Zeynep yargılanır ;fakat savcı idam isteminde bulunur. Yargıç ise verdiği bilgilerin yaraılığı , yzb. Adnan’I kurtarması ve pişmalığı nedeniyle beraatine kara verir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-4292665034705214756?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/4292665034705214756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlar-kitap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4292665034705214756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4292665034705214756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/agr-isyanlar-kitap.html' title='Ağrı İsyanları: Kitap'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-uC8j0g4Vrq0/TysWksbaE2I/AAAAAAAACaM/Rk55XlF_8nE/s72-c/a%C4%9Fr%C4%B1+isyan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-2577569203200323332</id><published>2012-02-02T14:50:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T14:50:27.615-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>CUMHURİYET GAZETESİ VE KÜRTLER</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;1930 Ağrı İsyanı’ndan sonra Cumhuriyet gazetesinde Kürtler şöyle tasvir ediliyor:&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-LahIjv1yn10/TysTCxzVDgI/AAAAAAAACaE/FTyJKxrW4G0/s1600/ROJNAMEY%C3%8AN+W%C3%8A+DEM%C3%8A+(39).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-LahIjv1yn10/TysTCxzVDgI/AAAAAAAACaE/FTyJKxrW4G0/s320/ROJNAMEY%C3%8AN+W%C3%8A+DEM%C3%8A+(39).jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta abdalca düşündüklerini gösteriyor… Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;" 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;“Ağrı Dağı Harekatı Bu Hafta Başlıyor” başlığı altında şöyle yazıyor:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar şaki kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türkün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır.Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur… Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil harekatına başlanacaktır. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı’da tarama harekatına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkanı tasavvur edilemez.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;(”Ağrı Dağı Harekatı Bu Hafta Başlıyor”,Cumhuriyet, 16 Temmuz 1930)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gazeteci Yusuf Mazhar, isyan bölgesini gezdikten sonra kaleme aldığı “Ararat Eteklerinde” başlıklı yazı dizisinde şöyle diyor:&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Bunlar - tarihin şehadeti ile sabittir ki - Amerika’nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar… Dessas ve bediî hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmiştirler. Siyasî ve medenî teşkilata istinad eden buradaki Türk köylüleri, hükümet ve idarenüfuzunun za’fa uğraması üzerine başkaldıran vahşi Kürt aşiretlerinin önünden ya kaçmışlar,yahut Kürtleşmişler de yalnız köylerinin isimlerini bırakmışlar.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;(Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde”,Cumhuriyet, 18 Ağustos 1930, sayfa: 3)*** &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intişar eder fakat bastıkları yere zarar verir mahluklardır. Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini -aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde - körletmişlerdir.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;(Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde”,Cumhuriyet, 19 Ağustos 1930, sayfa: 3)*** &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Bu Kürtler zahireyi değirmende öğütmeyi bilmezler. … Bunlarda istiklal ve hürriyet hisleri temelinden mefkut ve ruhları izzet-i nefisten mütecerrittir. Bana bu sözleri söyleyen Kürt delikanlısı buralar Rusların işgaline uğrayınca hicret ederek on dört yaşından on dokuzyaşına kadar Gazi Ayıntap’ta yaşamış olduğu cihetle biraz insanı andırıyordu. Yoksa bunlar meramlarını, maksatlarını en basit mantikî kıyaslarla yahut en adi misallerle ifadeye kadir değildirler. Bu Kürt kitlesindeki karanlık ruhu, kaba hissiyatı, hunhar temayülatı kırmak mümkün olmadığına kaniim. Bunu uzun bir tekamülden beklemek bunların zaman zaman böyle isyanlar çıkararak yahut memlekette asayişi bozarak veyahut hırsızlık ederek hükümetin daima meşgul olmasına halkın mütemadiyen mutarrız olmasına sebep olur.” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;(Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde”, &amp;nbsp;Cumhuriyet , 20 Ağustos 1930, sayfa: 3)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-2577569203200323332?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/2577569203200323332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/cumhuriyet-gazetesi-ve-kurtler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2577569203200323332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2577569203200323332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/cumhuriyet-gazetesi-ve-kurtler.html' title='CUMHURİYET GAZETESİ VE KÜRTLER'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-LahIjv1yn10/TysTCxzVDgI/AAAAAAAACaE/FTyJKxrW4G0/s72-c/ROJNAMEY%C3%8AN+W%C3%8A+DEM%C3%8A+(39).jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-1706020500508573463</id><published>2012-02-01T16:15:00.000-08:00</published><updated>2012-02-01T16:15:44.885-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RESİMLER - WÊNE'/><title type='text'>Ferzende Beg</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EDVJKH-XcPM/TynVp48vo8I/AAAAAAAACZ8/H7u7TUMgiqM/s1600/Ferzende+N%C3%BB.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-EDVJKH-XcPM/TynVp48vo8I/AAAAAAAACZ8/H7u7TUMgiqM/s320/Ferzende+N%C3%BB.jpg" width="225" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ferzende Beh hem Ağrı isyanlarına hemde Şeyh Said isyanına katılmıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-1706020500508573463?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/1706020500508573463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/ferzende-beg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1706020500508573463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1706020500508573463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/ferzende-beg.html' title='Ferzende Beg'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-EDVJKH-XcPM/TynVp48vo8I/AAAAAAAACZ8/H7u7TUMgiqM/s72-c/Ferzende+N%C3%BB.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-36142834033395523</id><published>2012-02-01T12:46:00.000-08:00</published><updated>2012-02-01T12:47:17.378-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BÎYOGRAFÎ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>Şakiro - Kilama Seyîtxan (Serhildanên Agirî)</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" src="http://www.youtube.com/embed/qpwf0d_g1UA?fs=1" width="459"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-36142834033395523?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/36142834033395523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/sakiro-kilama-seyitxan-serhildanen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/36142834033395523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/36142834033395523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/02/sakiro-kilama-seyitxan-serhildanen.html' title='Şakiro - Kilama Seyîtxan (Serhildanên Agirî)'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/qpwf0d_g1UA/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-3970332142935939710</id><published>2012-01-30T11:54:00.000-08:00</published><updated>2012-01-30T11:56:25.843-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BÎYOGRAFÎ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Ferzo'nun Öldürülüp Ağrı'ya Getirilmesi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-uazI0Kokx-A/Tyb1Saam_YI/AAAAAAAACZ0/eMhNcGfEHCA/s1600/ferzo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-uazI0Kokx-A/Tyb1Saam_YI/AAAAAAAACZ0/eMhNcGfEHCA/s320/ferzo.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Nedim Dit: Feyzo (Feyzulla), Ağrı Dağı Direnişi Fedai Destelerinden birinin savaşçı elemanlarındandır. Karayazı civarında Çemê Reş'te girişti savaşta, kendisi gibi savaşçı elemanlardan Elîyê Feqî Silê ile birlikte öldürülecektir. Ardından ikisinin kafası son derece vahşi bir biçimde kesilir ve Ağrı Kolordusu'nun önünde direklere çakılarak bir hafta süreyle "teşhir" edilir. Bunları,&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Reso'nun (1907 - 1983) epik stranlarından biri olan " Weylo " stranının analizinde yansıtmaya çalıştım (bkz. "Dengbêj Geleneğinin Sonu ya da Bu Geleneğin Son Halkası : Reso " &amp;nbsp; Yazının tamamı için link:&amp;nbsp;&lt;a href="http://ararat-welat.blogspot.com/2011/01/nedim-dit-dengbej-geleneginin-sonu-ya.html"&gt;http://ararat-welat.blogspot.com/2011/01/nedim-dit-dengbej-geleneginin-sonu-ya.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-3970332142935939710?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/3970332142935939710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/ferzonun-oldurulup-agrya-getirilmesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/3970332142935939710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/3970332142935939710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/ferzonun-oldurulup-agrya-getirilmesi.html' title='Ferzo&apos;nun Öldürülüp Ağrı&apos;ya Getirilmesi'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-uazI0Kokx-A/Tyb1Saam_YI/AAAAAAAACZ0/eMhNcGfEHCA/s72-c/ferzo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-4775710252346350108</id><published>2012-01-30T11:52:00.000-08:00</published><updated>2012-01-30T11:52:35.140-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Şêx Ehmed Barzanî</title><content type='html'>Şêx Ehmed Barzanî piştgirî dabû sehildanên Agirî...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-n07vHgTero8/Tyb0W9ZCdxI/AAAAAAAACZk/3kkcwW_MzXc/s1600/Sh%C3%AAx+Ehmed+Barzan%C3%AE.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-n07vHgTero8/Tyb0W9ZCdxI/AAAAAAAACZk/3kkcwW_MzXc/s320/Sh%C3%AAx+Ehmed+Barzan%C3%AE.jpg" width="233" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şêx Ehmed Barzanî an jî Xudan (* 1896; † 11'ê rêbendanê 1969 li Bexda), yek ji giregirên têkoşeriya kurd, mezinê êla Barzaniyan, şoreşgerekî navdar bû. Bi taybetî di nava salên 1920 heya 1930'yî de li dijî dagirkeriya Îraqê têkoşineke mezin daye.&lt;br /&gt;Kurê Şêx Mihemed Barzanî bû û yek ji pênc kurên bavê xwe bû&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;. Van her pênc birayan jî bo kurdan û azadkirina Kurdistanê têkoşîn dane. Di pêngava sala 1914'yê de, birayê wî yê mezin Evdilselam Barzanî ji aliyê rejîma Îraqê ve tê dardekirin. Barê şoreşê bi giranî dikeve stûyê wî.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serhildan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herçendî mercên kurd tê de bûn gelek xirab bûn jî, Ehmed Barzanî xweseriyeke di binê siya ingîlîzan de napejirîne. Êla Barzaniyan bi giştî wê demê hin li dijî berjewendperestiya ingîlîzan û ereban têdikoşin, him jî di nava kurdan de li yekîtiyekê digerin.&lt;br /&gt;Ehmed Barzanî sala 1931'ê de li dijî Brîtanyayê jî dikeve nava şer. Artêşa esmanî ya îngilîzan baregehên Barzaniyan bombebaran dikin. Ehmed Barzanî bi dizî derbasê Bakurê Kurdistanê dibe. Li wir ji aliyê romiyan (tirkan) ve tê girtin. Sala 1935'ê ji destê tirkan xilas dibe, vedigere Başûrê Kurdistanê.&lt;br /&gt;Ji aliyê îngilîzan ve wî û malbata wî sirgûnê başûrê Îraqê dikin. Ehmed Barzanî li sirgûnê têkilî bi kurdan re datîne, wan ji nû ve birêxistin dike û sala 1937'ê li dijî artêşa ereban şerekê dijwar lidardixe. Ewçend bi merdî û wêrekî şer dike, fermandarê ereban hurmetê jê re nîşan dide. Fermandar Abdul Cabar al Barjnî pirr şûnde dibe hevalê Ehmed Barzanî.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehmed Barzanî di heman demê de bi Xoybûnê re têkildar e û bi hemî hêza xwe alîkariyê dide serhildana Agiriyê ya Îhsan Nûrî Paşa serokatiya wê dike. Piştî têkçûna Agiriyê, xwedî li penaberan derdikeve. İsmet İnönü giliyê Ehmed Barzanî bi serokwezîrê Îraqê Nûrî as Sadî dike. Inonu dibêje "heger hûn li dijî Ehmed Barzanî tevbigerin, dê Tirkiye jî alîkariyê bide artêşa Îraqê".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevlî xebatê Komara Mahabadê dibe. Tê girtin (1947) û wî teslîmê ereban dikin. Cezayê îdamê didin wî lê paşê cezayê werdigerînîn ser dirêjiya temenê. Dema key Abd al Karîm Qasim ji text tê daxistin, sala 1958'ê ji zîndanê azad dibe. Ji ber ku bi giranî nexweş ketibû, paşê jiyana xwe jidest dide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miroveke oldar, laîk û xwezaparêz bûye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çavkaniyên rojavayî dibêjin ew gelek dijî bikaranîna olê bo siyasetê bûye. Ango laîk bûye. Hin çavkanî viya gelek bipêş de dibin, dibêjin Ehmed Barzanî bûye ateîst heya xrîstiyan.&lt;br /&gt;Di tevahiya jiyana xwe de bi karê xwezaparêziyê ve mijûl bûye. Ji bo parastiya daristanan gelek qedexe derxsitiye.&lt;br /&gt;Bo xwezaya Kurdistanê bê parastin gelek ferman derxistine. Hin ji wan ev in:&lt;br /&gt;Li cihên xetereya erozyonê heye, birrîna daran qedexe ye, herwiha darên ku mirov mecbûrê siya wan in&lt;br /&gt;Ji pêdiviyê zêdetir, karê berhevkirina hingivê qedexe ye&lt;br /&gt;Kujtina marên ne jehrdar in, qedexe ye&lt;br /&gt;Girtina masiyan bi dînamît an rêbazên din ên ekstrem qedexe ye&lt;br /&gt;Di dema ducanî, kurtiyê de nêçîra ajalan qedexe ye, herwiha ajalên hebûna wan di xetereyê de ye, hejmara wan kêm in jî&lt;br /&gt;Li dijî jiyana eşîrtiyê, ya zêde bûye. Gotiye "serokên êlan, malbatan heger hebin jî, bila kesên bikêr in viya bikin, ne ku wekî berê be".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xQdPj6dH7sg/Tyb05aGGxiI/AAAAAAAACZs/WONvPzMKHic/s1600/ehmed+barzani.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/-xQdPj6dH7sg/Tyb05aGGxiI/AAAAAAAACZs/WONvPzMKHic/s320/ehmed+barzani.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: #f9f9f9; font-family: sans-serif; font-size: 15px; line-height: 20px; text-align: left;"&gt;Topên artêşa Îraqê, Şîrvana Mezin topbaran dikin, tîrmeh 1932.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f9f9f9; font-family: sans-serif; font-size: 15px; line-height: 20px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #f9f9f9; font-family: sans-serif; font-size: 15px; line-height: 20px; text-align: left;"&gt;Çavkanî: Wîkîpedîa Kurdî.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-4775710252346350108?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/4775710252346350108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/sex-ehmed-barzani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4775710252346350108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4775710252346350108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/sex-ehmed-barzani.html' title='Şêx Ehmed Barzanî'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-n07vHgTero8/Tyb0W9ZCdxI/AAAAAAAACZk/3kkcwW_MzXc/s72-c/Sh%C3%AAx+Ehmed+Barzan%C3%AE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-1750975788438079372</id><published>2012-01-20T11:10:00.000-08:00</published><updated>2012-01-20T11:12:14.282-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>Klîbeke Nû / Yeni Klip</title><content type='html'>Kazo - Serhildanên Agirî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" src="http://www.youtube.com/embed/pD5fa1Tlzho?fs=1" width="459"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-1750975788438079372?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/1750975788438079372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/kazo-serhildanen-agiri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1750975788438079372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1750975788438079372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/kazo-serhildanen-agiri.html' title='Klîbeke Nû / Yeni Klip'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/pD5fa1Tlzho/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-6895574446409498155</id><published>2012-01-03T14:43:00.000-08:00</published><updated>2012-01-03T14:44:50.571-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VİDEO'/><title type='text'>Di Derbarê Serhildanên Agirî De Klîbeke Nû</title><content type='html'>Kemalê Amedê - Biroyê Hesikê Têlî (Serhildanên Agirî)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="270" src="http://www.youtube.com/embed/gFIEq4C-6Gc?fs=1" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-6895574446409498155?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/6895574446409498155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/kemale-amede-biroye-hesike-teli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/6895574446409498155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/6895574446409498155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2012/01/kemale-amede-biroye-hesike-teli.html' title='Di Derbarê Serhildanên Agirî De Klîbeke Nû'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/gFIEq4C-6Gc/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-5966288600830567580</id><published>2011-12-19T17:19:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T17:19:06.103-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>Diğer Dersim yani Zilan Deresi</title><content type='html'>&lt;div class="resim_baslik_ozet" style="background-color: white; font-family: 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px; height: 170px; margin-bottom: 10px; margin-top: 10px; text-align: left;"&gt;&lt;img align="left" alt="Zilan Katliamı" height="160" src="http://serhatgundem.com/resim.php?resim=resimler/2af150.jpg&amp;amp;en=240&amp;amp;boy=160" style="border-bottom-style: none; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-image: initial; border-left-style: none; border-left-width: 0px; border-right-style: none; border-right-width: 0px; border-top-style: none; border-top-width: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 10px;" width="240" /&gt;&lt;div class="baslik_ozet"&gt;&lt;div class="basligi" style="color: red; font-size: 18px; margin-bottom: 10px; text-decoration: none;"&gt;&lt;b&gt;Zilan Katliamı&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="tarih" style="color: #999999; margin-top: 5px; text-decoration: none;"&gt;&lt;b&gt;4 Aralık 2011 / Pazar&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ozet" style="font-size: 12px; margin-bottom: 5px; margin-top: 5px; text-decoration: none;"&gt;&lt;b&gt;Gazetede yazıldığına göre, "Zilan harekâtında imha edilen eşkıya miktarı 15 binden fazladır. Yalnız bir müfreze önünde düşüp ölenler 1.000 kişi tahmin edilmektedir. Buradaki harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lebalep ecsad ile dolmuştur."&lt;br style="clear: both;" /&gt;&lt;br style="clear: both;" /&gt;&lt;br style="clear: both;" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="haber_metin" style="background-color: white; font-family: 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; margin-bottom: 20px; text-align: left;"&gt;&lt;div class="content content_12" id="news_content" style="font-family: Verdana; line-height: 16px;"&gt;&lt;table border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" style="border-collapse: collapse;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td align="left" style="font-size: 12px; line-height: 16px;" width="100%"&gt;&lt;span style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Diğer Dersim'leri de tartışmaya hazır mıyız&lt;br /&gt;'Zilan'ı duymazlıktan gelen solcularımızın kulakları çınlasın'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04.12.2011 - 13:05&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 1 ay önce CHP'li Hüseyin Aygün'ün açıklamalarıyla başlayan Dersim tartışmaları, hala devam ediyor. Zaman gazetesinin tarih yazılarıyla öne çıkan yazarı Mustafa Armağan da bugünkü köşesinde Dersim tartışmalarına değindi, ancak Armağan'ın dikkat çektiği başka bir konu vardı: Diğer Dersim'ler..&lt;br /&gt;Armağan, diğer Dersim'lerden olduğunu iddia ettiği Zilan Katliamı'nı yazdı bugünkü köşesinde..&lt;br /&gt;İşte Armağan'ın o yazısı:&lt;br /&gt;Bu defaki Dersim tartışması, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün 10 Kasım 2011 tarihli Zaman'da çıkan demeciyle başladı ve bu konuda en son konuşması gereken Deniz Baykal'ın açıklamasıyla doruğuna ulaştı.&lt;br /&gt;Baykal'a göre Dersim tartışması bir "tuzak"tı ve CHP bu tuzağa düşmeyecekti. Oysa bu bir "tuzak" ise, buna düşmemenin yolu, onu görmezden gelmek değil, tanıyıp bu kabuk bağlamış yaranın sahiplerinden özür dilemekten geçmez miydi?&lt;br /&gt;Bu defaki Dersim 'açılımı', uzun bir süredir bu köşeden benim de kendi imkânlarımla katkıda bulunduğum yakın tarihin aydınlanması girişimleri için çok önemli bir adım oldu. Bunun arkası gelecek ve başka Dersim'ler de birer ikişer gün yüzüne çıkacak. Bakın, şimdiden sıraya girdiler bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZİLAN KATLİAMI&lt;br /&gt;Cumhuriyet devrinde yaşanan bu 'öteki Dersim'lerden birisi de, 1930 yazında gerçekleştirilen Zilan katliamıdır. Öyle ki, bu katliam, yapıldığı tarihte -Zilan'ı duymazlıktan gelen solcularımızın kulakları çınlasın- Zürih'te toplanan Sosyalist Enternasyonal tarafından kınanmış, dünya kamuoyunun dikkatlerini "Türk oligarşisi"nin Kürt halkını kurban ettiğine çekmiş, bölgede işlenen "kanlı suçlar"ın kapitalist ülkeler tarafından görmezlikten gelindiğini ifade ederek bunu protesto etmiştir. (W. Jwaideh, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi, İletişim: 2004, s. 413-4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZİLAN'DA NE OLDU?&lt;br /&gt;1925 yılında patlak veren Şeyh Said ayaklanmasının şiddetle bastırılması ve ardından gelen kitlesel zorunlu iskân uygulaması adeta Kürt milliyetçiliğinin gelişmesi için uygun bir zemin hazırlamış oldu. 1927 baharında bir Kürt Milli kongresi toplandığını ve kongrede bütün milliyetçi örgütlerin dağıtılarak hepsinin Hoybun (Bağımsızlık) adlı bir örgüt çatısı altında birleştirilmesine karar verdi. Ve bir bayrağı da olan minyatür bir devletin Ağrı Dağı eteklerinde kurulduğunu görüyoruz.&lt;br /&gt;İLK ATEŞ KÜRTLERDEN GELDİ&lt;br /&gt;Önceleri şaşırtıcı bir şekilde uzlaşmacı davranan Türk yetkilileri müsait davrandılar ama Kürt milliyetçileri bunun bir tuzak olduğu inancıyla anlaşmaya yanaşmadılar. Bunun üzerine Türk devleti Mayıs 1930'da 4. ve 6. Kolordulara Salih (Omurtak) Paşa komutasında hareket emri verdi. Yine de ilk ateş, Kürtlerden geldi. 11 Haziran'da başlayan hücum ilk aşamada başarılı oldu, Türk ordusu Ağrı Dağı'ndan atıldı.&lt;br /&gt;TÜRK ASKERİ KONTROLÜ ELE GEÇİRDİ&lt;br /&gt;Ancak savaş uzayıp yayıldıkça kimin daha dayanıklı olduğu anlaşılıyordu. En son 2 Eylül'de meydana gelen büyük bir çarpışmada Kürt kuvvetleri Türk askerini Diyarbakır'a doğru geriletmeyi başardılar ama bu başarı, aynı zamanda kuvvetlerinin son damlasını kullandıkları anlamına geliyordu. Üstün asker sayısı ve ikmal imkânlarıyla Türk askeri kontrolü ele geçirdi ve isyancılar dağıldı; Kürtlerin komutanı İhsan Nuri İran'a kaçmayı başardı. Bir isyan daha bastırılmış oluyordu.&lt;br /&gt;Ancak iş orada kalmadı. İsyanın bastırılmasını ağır ve kesin cezai tedbirler, yani tehcir (zorunlu göç), toplu tutuklamalar ve alelacele infazlar takip etti. Bölgedeki Kürt köyleri uçaklarla bombalanıp ateşe verildi. Bugün hâlâ son tanıkları hayatta olan sivillerin katledildiğini biliyoruz.&lt;br /&gt;'Nereden biliyoruz?' diye soracaksınız haklı olarak. Tabii günün birinde bir Başbakan çıkıp da Dersim'de öldürülenlerin resmi sayısını açıkladığı gibi Zilan deresinde öldürülenlerin sayısını açıklayıncaya kadar da kesin ölü sayısını bilemeyeceğiz. Ancak devrin gazetelerinde, özellikle Cumhuriyet gazetesinde önemli bilgiler var. Aşağıda bu bilgilerin bir kısmını o gazetelerden aktaracağım.&lt;br /&gt;Mesela 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet'te bir yandan Ağrı Dağı harekâtının yeni başladığı ifade edilirken öbür taraftan uçaklarımızın bombardımanın devam ettiğini okuyoruz. Robert Olson'un tezi böylece doğrulanıyor. Biz daha çok Sabiha Gökçen'in Dersim'i bombalamasına takmış durumdayız ama açık gerçek şudur: Kürt isyancıların ve köylerin bombalanması sayesinde stajını tamamlamıştır Türk Hava Kuvvetleri!&lt;br /&gt;16 Temmuz tarihli Cumhuriyet'i okumaya devam ediyoruz:&lt;br /&gt;"Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1.500 kadar şaki kalmıştır. Tayyarelerimiz bilafasıla (aralıksız) uçuşlara devam ederek, şakiler üzerinde çok yakından bombardıman ediyorlar. Hava ateşi süreksiz devam etmekte, Ağrı daimi infilak ve ateş içinde inlemektedir. (...) Süvarilerin yetişemediği yerlerde Türk'ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir."&lt;br /&gt;Fakat operasyon sadece Ağrı Dağı'nda değil, daha güneyde, Van Gölü'nün kuzeyindeki Erciş'te, Zilan deresinde de bütün hızıyla devam etmektedir. Aynı gazeteye göre Ağrı eteklerinde eşkıyaya iltica eden köyler ahalisi Erciş'e sevk olunmuştur.&lt;br /&gt;Gazetede yazıldığına göre, "Zilan harekâtında imha edilen eşkıya miktarı 15 binden fazladır. Yalnız bir müfreze önünde düşüp ölenler 1.000 kişi tahmin edilmektedir. Buradaki harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lebalep ecsad ile dolmuştur."&lt;br /&gt;Bu nasıl bir bilgidir? Zilan deresinin ağzına kadar cesetle dolduğunu bildiren gazetedeki haberin bir kısmı devletin okuru gaza getirmek için verdiği yanlı bilgiler olsa dahi, Ağrı Dağı harekâtının henüz başlamadığı hesaba katılırsa Zilan deresinde öldürülen 15 bin kişinin hepsinin eşkıya ya da bugünkü deyimle terörist olması mümkün müdür? Akla mantığa sığmayan bu veriyi sunanlar, sadece Zilan'da 15 bin teröristin bulunmasının ne anlama geleceğini anlaşılan kimsenin fark etmeyeceğini zannetmektedir. Bu açıkça bir katliamdır ve katliamın Dersim'de veya Zilan'da olmasının bir önemi olmamak gerekir. Dersim için ayağa kalkan Türkiye'nin Sünni Van'a bağlı Erçiş'teki Zilan halkı için de sesini yükseltmesi gerekmez mi?&lt;br /&gt;Velhasıl diğer Dersim'leri de tartışmaya hazır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: serhatgundem.com&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-5966288600830567580?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/5966288600830567580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/diger-dersim-yani-zilan-deresi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/5966288600830567580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/5966288600830567580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/diger-dersim-yani-zilan-deresi.html' title='Diğer Dersim yani Zilan Deresi'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-792239305163108091</id><published>2011-12-19T17:01:00.001-08:00</published><updated>2011-12-19T17:01:53.128-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Merhaba 1938 -Baskın Oran</title><content type='html'>Irak’a başarılı bir hava operasyonu yaptık. Son model uçaklarımız nokta atışıyla terörist yuvalarını dağıttı. Üstelik kış günü ve gece vakti. İki şey söylenebilir:&lt;br /&gt;1) “Terör sorunu K. Irak’ı vurmadan bitmez” dediğimize göre bu iş herhalde artık bitmektedir;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2) Uluslararası bir tepki gelmemiştir.&lt;br /&gt;Galiba, 1938 yılındayız. Çünkü bunlar o yıl da gerçekleşmişti.&lt;br /&gt;İnsanüstü önlemler&lt;br /&gt;Şeyh Sait isyanının hemen ardından Takrir-i Sükun Kanunu ve askerî harekatla yetinmeyip bir de gizli reform planı yaptık: Eylül 1925 Şark Islahat Planı. Burada her şeyi inceden inceye hesapladık. Kimi önlemler şöyleydi:&lt;br /&gt;- Ermenilerden kalan arazinin Kürtlere kiraya dahi verilmemesi ve buraların evleri, hayvanları, tarım araçları ve bir yıllık geçimleri hükümet tarafından sağlanacak biçimde Balkan ve Kafkas göçmenleriyle iskan edilmesi. On yıl içinde buraya 500.000 göçmen yerleştirilmesi (md. 5).&lt;br /&gt;- İsyanı bastırma masraflarının bölge halkına ödetilmesi (md. 8).&lt;br /&gt;- Bölgedeki “tali memuriyetlere dahi Kürt memur tayin” edilmemesi. Burada görev yapacak jandarma dahil bilumum memurlara “tahsisat-ı fevkaladelerinin” yüzde 75’i oranında zam verilmesi, ordu mensuplarına “1 ilâ 5 nefer tayını” oranında zam yapılması (md. 10).&lt;br /&gt;- “Aslen Türk olup, Kürtlüğe mağlup olmaya başlayan” il ve ilçelerdeki devlet dairelerinde, okullarda, “çarşı ve pazarlarda Türkçeden maada lisan kullananlar”ın hükümet ve belediye emirlerine karşı gelmekten ve mukavemetten cezalandırılması (md. 13). (Bu ceza Kürtçe ve Arapça kelime başına 5 kuruş olarak gerçekleşecektir).&lt;br /&gt;- “Aslen Türk olan fakat Kürtlüğe” asimile olmak üzere bulunan veya Arapça konuşan yerlerde acilen yatılı okullar ve “mükemmel kız mektepleri” açılması (md. 14).&lt;br /&gt;- Fırat’ın batısındaki dağınık Kürt yerleşimlerinde Kürtçe konuşmanın “behemehal” yasaklanması ve “kız mekteplerine ehemmiyet verilerek kadınların Türkçe konuşmaları[nı] temin” (md. 16).&lt;br /&gt;- Halktan para toplayarak “hükümet binaları ve jandarma karakolları ve askeriye ve hudut karakolları”nın inşası (md. 17). Bu binaların telefon ve telsiz gibi modern araçlarla donatılması (md. 20). Kaçakçılığa karşı “zırhlı otomobil” alınması (md. 22).&lt;br /&gt;- Bölgeye “ecnebi bir şahıs veya müessesenin” izinsiz girmesine engel olunması (md. 24).&lt;br /&gt;İran’ı bile işgal ettik&lt;br /&gt;Bunlara rağmen eşkıya 1930 Ağrı’da yeniden ayaklandı. Günün basını şöyle anlatıyor: “Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltihak eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı on beş bin kadardır. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur. Bir hafta içinde Ağrı Dağı tenkil harekatına başlanacaktır. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı’da tarama harekatına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkanı tasavvur edilemez.” (Cumhuriyet, 16.07.1930).&lt;br /&gt;Yine de isyancılar sıkıştıklarında İran’a ait K.Ağrı’ya geçip kurtuluyorlardı. O kadar kararlı hareket ettik ki, İran’ı güzellikle ikna edemeyince girip orayı işgal etmekten çekinmedik. K. Ağrı’yı topraklarımıza kattık. İsyan bitti. Kimsenin de hiçbir sesi çıkmadı (Türk Dış Politikası-1, İstanbul, İletişim Yay., s. 362).&lt;br /&gt;Burada da askerî harekatla yetinmedik, “gayet mahrem ve zata mahsus” bir Türkleştirme genelgesi yayınladık (Mehmet Bayrak, Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri – gizli belgeler, araştırmalar, notlar, Ankara, Öz-Ge Yay., s. 506-9):&lt;br /&gt;- “Yabancı lehçelerle görüşen köyler”den küçük dağınık olanları “civar Türk köylerine” dağıtılacaktır (md. 3).&lt;br /&gt;- “Bilhassa kadınlar arasında” Türkçenin yaygınlaştırılmasına çalışılacak, “Türk kızlarının Türkçe konuşmayan köylülerle evlendirilmesi teşvik” edilecek, “Türkçe bilmeyen köylü kadınları şehirlere celbed[il]erek Türk evlerine münasip hizmet ve suretlerle” yerleştirecektir (md. 10).&lt;br /&gt;- “Dahiliye Vekili” imzalı genelge şöyle bitiyordu: “… hülasa dillerini, âdetlerini ve dileklerini Türk yapmak, Türkün tarihine ve bahtına bağlamak her Türk’e teveccüh eden milli ve mühim bir vazifedir”.&lt;br /&gt;Meseleyi kesin bitirmeye doğru: Dersim 1938&lt;br /&gt;Ülke içinde fesat kaynağı olarak bir tek Dersim kalmıştı. Dağlar yüzünden girmek zordu. “Dersim temizlenmezse bu mesele bitmez” diyorduk. Çok planlı-programlı hareket ederek onu da bitirdik:&lt;br /&gt;- Lider düzeyi: Şeyh Sait isyanından sonra 1927 ve 34’te iskan yasaları çıkartarak elebaşlarını batıya sürdük;&lt;br /&gt;- Altyapı düzeyi: Dersim’e kolayca asker nakletmek için yöreyi kara ve demiryollarıyla ördük. Ahşap köprü ve karakolları betondan yaptık;&lt;br /&gt;- Yasa düzeyi: 1935’te buranın adını değiştirecek “Tunceli Kanunu”nu çıkararak yörede farklı bir hukuk uygulamaya başladık. Bir korgenerali “Korkomutan” adıyla vali yaptık ve kendisinin “tecil” etmediği durumlarda idam cezalarının derhal infaz edilmesini öngördük (kanun md. 33).&lt;br /&gt;- Uluslararası hukuk düzeyi: 1937’de Sadabad Paktı’nı imzalayarak, İran ve Irak’a kaçmak isteyecek şakilerin (çoğulu: eşkıya; o zamanlar adları böyle idi) geri verilmesini sağlama bağladık (Pakt md. 7). &lt;br /&gt;C.Bayar’ın, 1 Kasım 1938’de, hasta olan Atatürk’ün şu sözlerini okuyarak Meclis’i açması olayı bağlıyordu: “Tunceli’deki toplu şekavet hadiseleri bir daha tekerrür etmemek üzere tarihe devrolunmuştur” (Der. Nimet Arsan, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, I. Cilt, Ankara, TİTE, 1961, s.406).&lt;br /&gt;Bütün bunlar 3 noktada özetlenebilir:&lt;br /&gt;1) Çok kararlı davrandık. Günün en son silah ve iletişim teknolojisini kullanarak bütün gücümüzle vurduk;&lt;br /&gt;2) Askerî harekatla yetinmedik; komple reform planları yaparak herkesin Türkleşmesi için düşünülebilecek bütün önlemleri aldık;&lt;br /&gt;3) Uluslararası ortam fevkalade müsaitti. 1929 Büyük Bunalımı’ndan ve özellikle de 1933’te Hitler’in iktidara gelmesinden sonra, dünyanın ağzının içine baktığı İngiltere ve Fransa, hızla savaşa giden ortamda Almanya’ya yanaşmasın diye Türkiye’nin ağzının içine bakıyordu. Atatürk bundan ustaca yararlanmasını bildi. Bu fevkalade uluslararası koşullarda ve Kürtlerin intelligentsiasının bulunmadığı bir dönemde bu önlemler teker teker gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;Ve böylece bütün isyan odaklarını yok ettik. Mutlak bir iç barış sağladık. Hiçbir ülkeden de en ufak itiraz gelmedi. Atatürk’ün önderliğinde herkes Türk oldu.&lt;br /&gt;Anlamıyorum&lt;br /&gt;Fakat hiç anlamıyorum. Bütün bu insanüstü çabalarımıza rağmen bu “eşkıya” meselesi hortladı da hortladı. Tek farkı, 1970 ve 80’lerde “bölücü ve anarşist”, şimdi de “terörist” adını alması. Hiç kuşku yok, bunun sebebi bizim büyük devlet olmamızı istemeyen dost ve müttefiklerimizdir. Son biçimiyle de, misyoner faaliyetleri. Başka sebep düşünemiyorum. Çünkü biz yapılabilecek her şeyi hiç eksiksiz yapmıştık.&lt;br /&gt;Ve şimdi 1938’i televizyondan izledikçe titriyorum. 1938’e dönmek ve orada kalmak istiyorum. İstiyorum da, Atatürk devrinde en müsait iç ve dış durumlarda olamayan şimdi nasıl olacak?&lt;br /&gt;Biz acaba neyi eksik bıraktık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: minidev.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-792239305163108091?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/792239305163108091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/merhaba-1938-baskn-oran.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/792239305163108091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/792239305163108091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/merhaba-1938-baskn-oran.html' title='Merhaba 1938 -Baskın Oran'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-883714485538031971</id><published>2011-12-19T16:59:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T16:59:18.656-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><title type='text'>Kardeşlik masalının ölüsü...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Z0zubvx3csM/Tu_dn7bZAoI/AAAAAAAAB-Y/U7TweHePeK4/s1600/12.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-Z0zubvx3csM/Tu_dn7bZAoI/AAAAAAAAB-Y/U7TweHePeK4/s1600/12.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kimse, yalanlarla bezenip, önümüze sürülen uyduruk tarihle bizi kandırmaya kalkışıp, "Kürtlerle Türklerin tarihi kardeşliği„ demesin. Kardeş, kardeşin canına kıyıp soyunu kurutmaya, evini, yurdunu yangına vermeye, dilini, ülkesinin adını, baştan başa bütün değerlerini yasaklayamaya, onu kendine benzetmeye yeminli olabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kardeşlik buysa eğer, Kürtler neden 200 yıldan beri kurtuluş savaşı veriyorlardı? Masalların hepsi düzmece. Kürtlerin kardeşçe yaşayacağı bir Türk devleti de yoktu, çünkü. &lt;br /&gt;Türklerin, örgütlü olarak tarih sahnesine çıkışı yüz yıl önce (1908) ve ilk devletleri de TC’dir. "Çanakkale'de kardeşçe, birlikte öldük" söylemi de uyduruk, kara masaldır. Türk devleti yok, Osmanlı var ve Kürtler, tıpkı Araplar, Rumlar Ermeniler gibi tebaaydı. Üstelik 1908 yılına kadar askerlik de yapmıyorlardı. Mecburi askerlik kanunu, çıktığında cin görmüş gibi kaçtılar. Çanakkalede ölen Kürtler varsa eğer, zorla götürülenlerdir.&lt;br /&gt;Galipler, birinci büyük savaştan sonra, Osmanlı mülkü üstünde 24 ayrı devlet kurdular. TC bunlardan biri, halkı Osmanlı kalıntılarıydı. Şefleri, bir gece yarısı sofrasında hepsini "Türk„ yaptılar. Bir tek Kürtler yurtları, kimlikleri, kişilik ve kültürleriyle "ayrık„ kaldılar. Irkçı güdü, bundan sonra onları, Ermenilerin akibetine uğratıp, "buharlaştırma„ taarruzuna geçtiler. 1920’de Koçgiri’de başlayan, 1925 Haziran’ında bütün Kürdistana yayılarak sürdürülen soykırım, Dersim’de noktalandı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Soykırımın en vahşi örneği, Dersim’den önce Zilan’da uygulandı.&lt;br /&gt;Bugün olduğu gibi, dün de rüşvet, çıkar bekçiliği ve tetikçilik karşılığında, dış güçlerin desteğiyle gerçekleştirilen soykırımdı, Zilan.&lt;br /&gt;1930’da, askeri destek almak için, Ararat (Gılida- Ağıri) dağının doğusundaki Kürt topraklarını, İran’a verdiler. Stalin’e rüşvet olarak, Batıya karşı tetikçilik sözü verdiler.&lt;br /&gt;İran ve Rusya’nın yardımıyla, Kürdistan’ın binlerce kilometre karelik "Geli é Zilan„ (onlar derenin ne, Geli’nin ne anlama geldiğini bilmediklerinden Zilan deresi diyorlar) ve yaylalarını çembere alıp, havadan bomba yağdırdılar, yerden top, mitralyöz ateşine tuttular. Erişebildiklerini süngüleyerek, (onlar, silahsız, savunmasız kadınlara, ihtiyar ve çocuklara karşı pek merhastır) soylar kurttular. Sivil katliamı, iftiharla 15 bin diye açıkladılar. Bugünkü besleme medyanın başlangıcı olan gazeteleri, insan oğlunun utancını övünme yaparak, "Zilan deresi leba leb cesetlerle doldu„ manşetleri attılar.&lt;br /&gt;Bugünkü Kürdistan direnişi de, buna karşılık soykırım da dünün devamıdır. Devir, teslimle gelen ırkçı dehşetin yürütücü yüzleri, bugün Türklerden daha sıkı Türk görünme histerisiyle zalimleşen Gürcü Recep Tayyip ile karmakarışık kimlikli Fetullah Gülendir. Aktörler ve yöntemlerden başka, kırımın değişen yüzü yok.&lt;br /&gt;1920-1940’larda, Ermenilere yapılanların benzeri uygulandı. Başaramadılar. Aynısını 1900’larda denediler. Başa çıkmanın imkansızlığını anlayınca, kitlesel kırımı bırakıp, öncüler olan aydınlara, yazar, sanatçı, köyde, kasaba ve şehirlerde önder kadrolara yöneldiler. Bu terör yıllarında, Milli Güvenik Kurulu kararı uyarınca asker, mafya ve kiralık Kürtlerden oluşan ölüm mangaları, "faili meçhul„ adıyla 17 bin 500 cinayet işlediler. Ordu dört bin köyü enkaza çevirdi. Dört milyon kişi mültecileşti.&lt;br /&gt;Ama, Kürdistan’ın direnişi kırılamadı. Bir bakıma vahşet yağmurları yenilgileri oldu. Yine Milli Güvenlik Kurulu kararıyla, dehşete "güler yüzlü maske„ takmak, üstüne de AKP’nin yalan masalı "din kardeşliği„ kılıfını geçirmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;Recep Tayyip, ağzında "din kardeşliği„ söylemiyle ortalıkta dolanıyor, kimsenin ona kanmadığını görünce, olan aklını da kaybedercesine, baykuş (pum) gibi Kürdistan enkazına tüneyerek, &amp;nbsp;ırkçı histeriyle tehditler savuruyor, "kadın da olsa, çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayacağız„ diye haykırıyor, ertesi gün yalnız Diyarbakırda çoğu çocuk 10 tane ölü toplanıyordu. Utanmazlık bu ya, yeniden "kardeşlik„ diye kıvırıyor, pıtırak gibi biten Kürt televizyonlarıyla başa çıkamayınca, Milli Güvenlik Kurulunun kararıyla yayına geçen televizyonu gösterip, "bakın size ne verdim?„ diyordu.&lt;br /&gt;Oysa Kürtler, o menzilde değildi, artık. Kendi yurtlarında, onurlarıyla yaşamak istiyor, "ya hep, ya da hiç„ diyorlardı. TC ise şaşkındı. Kürtleri kandıramamış, kırım ve yangınlar nafile çıkmıştı. Bunun üzerine toplama kamplarıyla Kürtleri rehin alma planını devreye soktular. Besleme medya ve kalemlerini propaganda borazanı yaparak…&lt;br /&gt;Medya suç uydurup ilan ediyor, mahkemeler günde ortalama 50-100 kişiyi tutukluyor, Recep Tayyip, toplama kamplarının mimarı olmakla övünüyor, " tutuklamaların ardında ben varım„ &amp;nbsp;diyor, sonra utanıp, sıkılmadan bize " insaniyet„ dersi veriyor, hatta hukuktan bahsediyordu.&lt;br /&gt;Oysa başa, Atatürk dönemine dönülmüştü. O dönemde de önce ceza veriliyor, sonra gerekçe uyduruluyordu.&lt;br /&gt;Öte yandan Türk ordusu, Kürdistan dağlarında otlayan keçiyi, gezinen tilkiyi havaya uçuracak, mayın olarak misket bombaları yağdırıyor, dağlara kesintisiz füze altında tutuyor, gerilla karşılık verince besleme kalemler, "PKK şiddeti tırmandı„ utanmazlığı ile yayına geçiyordu.&lt;br /&gt;Ama artık çok geç. Kürtler örgütlü. Halk olarak, dize gelmesi imkansız. Beton duvarların gerisinde hapsedilenlerin sayısı 15 bin kişiyi buluyor. Ama mahpusların yeri hemen dolduruluyor. Kin dağları ise yükseliyor. "Kardeşlik masalı„nın kırıntısı da berhava oluyor.&lt;br /&gt;Kürdistan, ses veriyor:&lt;br /&gt;"Herkes kendi evine…„&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom-color: rgb(226, 226, 226); border-bottom-style: dotted; border-bottom-width: 1px; border-image: initial; border-left-color: rgb(226, 226, 226); border-left-style: dotted; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(226, 226, 226); border-right-style: dotted; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(226, 226, 226); border-top-style: dotted; border-top-width: 1px; color: #333333; float: left; font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; height: 240px; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 8px; padding-bottom: 5px; padding-left: 5px; padding-right: 5px; padding-top: 5px; position: relative; width: 152px;"&gt;&lt;div class="about" style="color: #4f849f; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;b style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;AHMET KAHRAMAN&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="about" style="color: grey; font-size: 9px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;akahraman61@hotmail.com&lt;/div&gt;&lt;div class="about" style="color: grey; font-size: 9px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="about" style="color: grey; font-size: 9px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;YENİ ÖZGÜR POLİTİKA&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-883714485538031971?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/883714485538031971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/kardeslik-masalnn-olusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/883714485538031971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/883714485538031971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/kardeslik-masalnn-olusu.html' title='Kardeşlik masalının ölüsü...'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Z0zubvx3csM/Tu_dn7bZAoI/AAAAAAAAB-Y/U7TweHePeK4/s72-c/12.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-1622193265048124503</id><published>2011-12-16T08:11:00.000-08:00</published><updated>2011-12-16T08:12:11.186-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RESİMLER - WÊNE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BÎYOGRAFÎ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANI - BÎRANÎN'/><title type='text'>XALIS BEG FOTOĞRAFLAR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5SM0xtfWWcs/TutsNm2reZI/AAAAAAAAB9Q/6-nDnHA8ZN4/s1600/Halis+%25C3%2596ZT%25C3%259CRK.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-5SM0xtfWWcs/TutsNm2reZI/AAAAAAAAB9Q/6-nDnHA8ZN4/s320/Halis+%25C3%2596ZT%25C3%259CRK.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;XALIS BEG&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-173xfrcSCKQ/TutsTbacQ4I/AAAAAAAAB9Y/00ao4vi6w80/s1600/Halis+bey+ve+arkada%25C5%259Flar%25C4%25B1+yas%25C4%25B1+ada+halis+sa%25C4%259Fda+ayakda+olanlardan+%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://3.bp.blogspot.com/-173xfrcSCKQ/TutsTbacQ4I/AAAAAAAAB9Y/00ao4vi6w80/s320/Halis+bey+ve+arkada%25C5%259Flar%25C4%25B1+yas%25C4%25B1+ada+halis+sa%25C4%259Fda+ayakda+olanlardan+%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCnc%25C3%25BC.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Halis bey ve arkadaşları yasıS ada... Halis sağda ayakda olanlardan üçüncü&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jHsNWf2o4Pg/TutsdL_anZI/AAAAAAAAB9g/6PcKtzVpeO8/s1600/Halis+bey+husametin+ve+Salih+beyler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-jHsNWf2o4Pg/TutsdL_anZI/AAAAAAAAB9g/6PcKtzVpeO8/s320/Halis+bey+husametin+ve+Salih+beyler.jpg" width="238" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Halis bey husametin ve Salih beyler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-O_t1irtMBoI/TutshwcMdeI/AAAAAAAAB9o/-RLtxE7HhW0/s1600/Halis+bey+Celal+bayar+%25C5%259Feyh+Kas%25C4%25B1m+kufrevi+Geliye+zila+daki+yasklamayi+kald%25C4%25B1rmak+i%25C3%25A7in+Celal+bayarla+gurusme.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="http://3.bp.blogspot.com/-O_t1irtMBoI/TutshwcMdeI/AAAAAAAAB9o/-RLtxE7HhW0/s320/Halis+bey+Celal+bayar+%25C5%259Feyh+Kas%25C4%25B1m+kufrevi+Geliye+zila+daki+yasklamayi+kald%25C4%25B1rmak+i%25C3%25A7in+Celal+bayarla+gurusme.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Halis bey (Xalis Beg) Celal bayar şeyh Kasım kufrevi Geliye zilan daki yasaklamayi kaldırmak için Celal bayarla görüşmede...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mzOT7LbB00k/TutsujWK2xI/AAAAAAAAB9w/UlJT5pJCkzk/s1600/Abdulmecid+dedemiz+ve+torunlar%25C4%25B1+Dedem+Ferzende+Ve+ninem+Han%25C4%25B1m.....jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-mzOT7LbB00k/TutsujWK2xI/AAAAAAAAB9w/UlJT5pJCkzk/s320/Abdulmecid+dedemiz+ve+torunlar%25C4%25B1+Dedem+Ferzende+Ve+ninem+Han%25C4%25B1m.....jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Ebdilmecît Begê Sîpkî ve torunları Ferzende Ve &amp;nbsp;Hanım....&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;(Xalis Beg Ebdilmecît Beg'in oğludur)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;XALIS BEG KİMDİR:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;sîpkî aşiretinin lideri Aptulmecit beg’in oğludur.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çevrede zenginliği ve yurtseverleri ile tanınan bu ailede sürgüne yollanmıştı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ağrı savaşlarının başlaması üzerine , Xalis beg bazı akrabalarıyla kaçıp Ağrı’ya gitti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bilgi, donanım ve becerisiyle harekete değerli hizmetlerde bulundu.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalis beg, Ağrı Kürt cumhuriyetinin Beyazıt valisi ve Ağrı savaş konseyi üyesiydi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Savaşın kaybedilmesi üzerine, oda iran’a geçti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Daha sonra yeniden türkiyeye döndü.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1950 ve 54 yıllarında yapılan genel seçimlerde, demokrat partiden iki dönem Ağrı milletvekili seçildi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalis beg 24 eylül 1977 tarihinde vefat etti ve Ağrı’nın Tutak ilçesinde aile mezarlığında defnedildi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;başka bir kaynağa göre Xalis Beg:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Halis Öztürk (Sipkanlı Halis Bey, d. 1889 - ö. 24 Eylül 1977), Kürt siyasetçi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ağrı'nın Tutak ilçesinde Sipkan (Sipki) aşiret reislerinden ve Hamidiye Alayları'nın komutanlarından Abdülmecid Bey'in oğlu olarak dünyaya geldi. Çiftçilikle uğraştıktan sonra Ağrı ayaklanmaları sırasında etkin rolü oynadı. Mehmet Ali Kışlalı'nın aktardığına göre, Halis Bey Ağrı ayaklanmalarını başlatanlardan biri olup bir ara tutuklanıp Erzurum'dan Trabzon'a götürüldüğü sırada kaçtığını belirten kaynaklar vardır.[2] Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti ile yapılan barış görüşmesine Ağrı Cumhuriyeti'nin delegesi olarak katıldı. Ağrı İsyanı'nın bastırılmasından sonra İran'a geçti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Daha sonra aftan yararanarak Türkiye'ye döndü. 9., 10. ve 11. olmak üzere üç dönemde Demokrat Parti'den Ağrı milletvekili seçildi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;27 Mayıs Darbesi'nden sonra tutuklanarak Yassıada'ya sürüldü ve yargılandı. Türkçesi çok az olduğu için duruşmalarda Kürtçe/Türkçe karışımı ifade verdi. Anayasa'yı tağyir ve ihlâl ettikleri ve ayaklar altına aldıklarına dair suçlamalarına karşın Vallahi hâkim bey Anayasa'nın ayaklarımızın altında olduğunu bilseydim hiç çiğner miydim ? diye yanıtladı. Yassıada Yüksek Adalet Divanı'nca Anayasayı çiğnediği gerekçesiyle 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Yassıada ve Kayseri hapishanesinde kaldığı dönemin koğuş arkadaşı Abdülmelik Fırat, Fırat Mahzun Akar adlı anılarında Halis Öztürk'ün çok zeki ve espirili bir kişiliğe sahip olduğu yazmaktadır. Yassıada'nın canlı tanıklarından Samet Ağaoğlu, Marmara'da Bir Ada adlı eserinde Halis Öztürk'ün başkanın küçültücü bütün sorularını şivesi kadar tatlı espirileri ile karşıladığını yazmaktadır. 24 Eylül 1977'de öldü.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Üç eşi, 13 kızı ve 7 oğlu vardır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aşağıdaki ağıt Xalis beg üzerine yakılmıştır:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sabahtır savaş başladı, dağdan dağa&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Rom askeri sarmış, Xanım’ın babası&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sêrxûnların koçyiğidi Xalıs beg’in siperini.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalıs beg haykırdı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ehmed oğlum, yiğit ol, yiğitçe çarpış&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Zalimdir kara Rom’un askeri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kesmiş Murat nehri’nin geçiş yerini&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hele bir bak, akşamdan beri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kurutmuş damlarımızın, yiğitlerimizin kökünü&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ateş düşün ocağına korkak Rom’un&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nasıl kurnazca sarıyorlar Xanım’ın babasının siperini&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kaçak gülü xanım’ın, hey ben öleyim&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Evet yiğidim, sabah yine başladı savaş&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mîrim, Viran Bane’de, dağın yamaçlarında&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yok mudur bir hayır, hasenat sahibi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Haber ulaştırsın sürgündeki (babam) Evdilmecit beg’e&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Evi yıkılasıca, desin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gaddar bir yara almış, sağ eline, parmaklarına.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Türk devleti 1934 yılında çıkardığı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bir kanunla herkesi bir soyisim almaya mecbur etti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu kanun uygulandığı sırada, memurlar istediği gibi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ve akılları estiği gibi herkese bir isim veriyorlardı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Memur gelen vatandaşın şekline bakarak bir soyisim yapıştırıyordu.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Zaten halkın esası okuma yazma bilmiyordu.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Memur bir şeyler yazıyordu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ve vatandaşa Senin soyismin "Satılmış", "Delioğlu", "Katırcı" vs...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kürdistan'da aynı durum yaşamasına rağmen, bir çok tanınmış Kürd ailesine&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Türklükle doğrudan ilişkili isimler verilirdu.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mesele "Türk", "Bozkurt", "Turanlı" ve "Öztürk" gibi.. Sayın M.E Bozarslan'ın "Kemal Paşa Weledê Kê ye?" adlı eserinde anlatığı bir hikaye var.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tamda bizim bu soyisim tartışmalarına denk düşüyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir çoklarınız Abdulmecid Sibkî'nin ailesini duymuşsunuz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu aileden gelenlerden bir Xalis Beydir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalis Bey "Ağri Direnişi" sırasında İhsan Nuri, Broyê Hesikê Telolarla&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;birlikte önemli rol alan insanlardan biriydi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ağrı İsyanın bastırılmasından sonra Xalis Begê Sibkî' de bir çok Kürd&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ileri gelenleri gibi sürgüne gönderilmişti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1946'dan sonra Türk devleti demokrasiye ve çok partili sisteme geçeceği imajını yaratmak ve a la Turca bir demokrasi oynamak&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;seçimlere gitti..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;O dönem Demokrat Parti CHP'ye karşı seçimlere katıldı ve kazandı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Demokrat Parti saflarında sürgünden dönen çok Kürd vardı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Prof. İzzetin Doğan'ın babası, Abdulmelik Firat, Halis Öztürk gibi.. Kürdler DP saflarında milletvekili olmuşlardı..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Artık Xalis Begê Sibkî, Halis Öztürk olmuştu.. Neyise Xalis Beg Ankara gidiyor. Meclis açıldığında milletvekilleri kendi aralarında tanışıyorlar.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu esnada bir milletvekili ismini ve "Öztürk" soyismini söyledikten sonra Antalya Milletvekili olduğunu söylüyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalis Beg Antalya milletvekilinin "Öztürk" soyismini taşımasına şaşırıyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ve atılıyor: Kusura bakmayınız siz Anrtalya milletvekilisi olduğunuzu söylediniz değilmi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Milletvekili: Evet ben Antalya milletvekiliyim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalis Beg: Siz aslen Antalyalımısınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Milletvekili: Evet ben aslen Antalyalıyım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalis Beg daha da şaşırıyor ve kendisine siz aslen Antalyalısınız, Antalya Milletvekilisiniz ve soyisminiz "Öztürk"?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Milletvekili: " Evet öyledir" diyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Xalis Beg gülerek Milletvekiliye:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Kim sizin Türklüğünüzden kuşkulanarak "Öztürk" soyisimini size verdi" diye hayretler içinde bir durum tespiti yapıyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hazırlayan: Agirî Ararat&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;12.12.2011&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-1622193265048124503?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/1622193265048124503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/xalis-beg-fotograflar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1622193265048124503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/1622193265048124503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/xalis-beg-fotograflar.html' title='XALIS BEG FOTOĞRAFLAR'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-5SM0xtfWWcs/TutsNm2reZI/AAAAAAAAB9Q/6-nDnHA8ZN4/s72-c/Halis+%25C3%2596ZT%25C3%259CRK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-5829614486426979063</id><published>2011-12-12T15:15:00.000-08:00</published><updated>2011-12-12T15:15:59.718-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Milli Şef'in sürgünle 'terbiye ettiği' iller</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: Arial; font-size: 15px; font-weight: bold;"&gt;CHP lideri Baykal'ın Balyoz soruşturmasında gözaltına alımları 'Malta Sürgünü' olarak değrelendirmesine karşı çıkan Başbakan 1938'e gözaltılmasını istemişti. Milli Şef dönemi sürgünleri yeniden gündeme taşındı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-XT5ivRDXuww/TuaK2QP36GI/AAAAAAAAB9I/MDrHTTI9-6U/s1600/72146.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-XT5ivRDXuww/TuaK2QP36GI/AAAAAAAAB9I/MDrHTTI9-6U/s1600/72146.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" style="background-color: white;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;Baykal'ın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt; 'Malta' benzetmesi ‘Dersim Sürgünü’nü hatırlattı. CHP iktidarında yapılan operasyonda 40 bin kişinin de öldürüldüğü ortaya çıktı."Cumhuriyet Dönemi İsyanları" isimli bir çalışma hazırlayan Prof. Dr. Özer, "Tunceli Sürgünü"nün vesikasını açıkladı: Dersim ile birlikte toplam 13 şehirden 25 bin kişi batıya sürgün edildi. Dersim’de yaklaşık 40 bin kişi hayatını kaybetti...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 9pt;"&gt;CHP lideri Baykal'ın Balyoz soruşturması kapsamındaki gözaltıları "Malta sürgünü" diye nitelendirmesine, Başbakan Erdoğan'ın "Malta sürgünlerini hatırlatanlar 1938'e dönsünler. Sayın İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemdeki Tunceli sürgünlerine baksınlar. İlçe ilçe, köy köy bu ülkenin insanları nerelere, nasıl sürgün edilmişler ona baksınlar. Eğer daha ileri giderlerse bunların vesikasını da açıklarım" sözleriyle yanıt vermesinin ardından Tunceli'de, 1937 ile 1938 yılları arasında yaşananlar yeniden gündeme geldi.&lt;br /&gt;"5 Büyük Tarihi Kavşakta Kürtler ve Türkler" isimli kitabında Dersim isyanını anlatan ve "Cumhuriyet Dönemi İsyanları" isimli bir çalışmasının hazırlıklarını sürdüren Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Özer, arşivlerin tam olarak açılmamasına rağmen, tespit edilen rakamlarla o dönemde bölgede yaşanan sürgünleri anlattı. Özer, Cumhuriyet döneminin ilk 15 yılı boyunca, 1925'te Şeyh Sait, 1930'da ise Ağrı isyanı olduğunu hatırlattı.&lt;br /&gt;Özer, Tunceli'de yaşananlarla ilgili ise "Bir yerde devlet yıllardır Osmanlı'dan beri dize getiremediği Dersim'i halletmek için ve baskı altında tutabilmek için bir hareket düzenliyor. Yıllar boyunca "Dersim'e sefer olur, zafer olmaz" diye söylenmiş. 1935'te Bakanlar Kurulu bu tarihi psikolojiden kurtulabilmek için Dersim'in ismini Tunceli olarak değiştirdi. Daha sonra 1937'de başlayan ve 1938'de süren süreç yaşandı" dedi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ZORUNLU İSKANA TABİ TUTULUYOR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;O dönemde yaşanan birçok trajedi olduğunu belirten Özer, Dersim'in daha sonra yasaklı bölge ilan edildiğini belirterek, "Dersimliler 1938'de zorunlu iskana tabi tutuluyor. Yerlerinden yurtlarından edilerek batıya göç ettiriliyorlar. Ata baba topraklarından, köklerinden, yaşam biçimlerinden, kültürlerinden kurtarılarak batı illerine sürgüne gönderiliyorlar. Bu iskan kanunu ile sadece Dersim bölgesi değil, doğudaki illerden de sürgüne gönderilenler oldu" dedi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;BAKANLAR KURULU KARARI SONRASI BAŞLAYAN ZULÜM&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Özer, tespit edilebildiği kadarıyla sürgün rakamlarını da şöyle açıkladı: "Dersim, Erzincan, Bitlis, Siirt, Van, Bingöl, Diyarbakır, Ağrı, Muş, Erzurum, Elazığ, Kars, Malatya ve Mardin illerinden 5 bin 74 haneden, 25 bin 831 kişi batıya sürülüyor. Bu rakam daha sonra kimilerine göre 27 bin kimilerine göre 30 bin kişiyi aşıyor. Ama, bunların yarısına yakını Dersimli. Dersim'den 12 bin kişinin sürgün edildiği tahmin ediliyor ama tespit edilebilen, Bakanlar Kurulu'nun 6 Ağustos 1938 tarihli kararı ile 1246 haneden 5 bin kişi tespit edildiği kadarıyla 15 şehrin 50 kasabasına bağlı, 922 köye zorunlu göçe tabi tutuluyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;VESİKALARI VAR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, Denizli'ye 158 hane 161 köye, Aydın'a 100 hane 100 köye, Bilecik'e 100 hane 50 köye, Bursa'ya 200 hane 100 köye, Balıkesir'e 104 hane 77 köye, Isparta'ya 20 hane 20 köye, Kütahya'ya 24 hane 23 köye, Burdur'a 62 kişi merkez ve 2 ilçeye, Muğla'ya 28 hane 28 köye, Eskişehir'e 50 hane 50 köye, Çanakkale'ye 150 hane 150 köye, Edirme'ye 50 hane 50 köye, Kırklareli'ne 50 hane 25 köye, Zonguldak'a 30 hane, Tekirdağ'a 75 hane 75 köye mecburi iskana tabi tutularak yerleştiriliyor. Kendi aralarındaki iletişimi kesebilmek için ayrı ayrı köylere yerleştiriliyor. Ellerinde nereye yerleştirildiklerine dair vesikalar var."&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;TARiHiMiZiN EN BÜYÜK KiTLE KIRIMI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ahmet Özer, Dersim'de 40 bine yakın ölü, 10-12 bine yakın da sürgünün olduğunun tahmin edildiğini ifade ederken, "Dersim istatistikleri tam olarak yok. Arşivler kapalı. Bu arşivlerin araştırmacılara açılması lazım" diye yakındı. Özer, 1947'de çıkarılan 5098 sayılı kanunla, yaklaşık 10 sene sonra bu oturma zorunluluğunun kaldırıldığını, ancak "yasaklı bölge" uygulamasının ise 1950'ye kadar devam ettiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;TERBİYE ETME POLİTİKASI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Özer, " 1938'de yaşananlar Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kitle kırımı olarak değerlendirilebilir. Zaten bugün yaşadığımız sorunlar Cumhuriyet'in Kürtler'i Türkleştirme, Alevileri sünnileştirme, Sünnileri de laiklik sopası ile terbiye etme politikalarından kaynaklıdır. Bu sorunların çözümü için 2 şey gerekir, birincisi tarihle yüzleşmek ve barışmak, ikincisi de farklılıkları teke indirgemekten vazgeçip, zenginlik olarak görerek toplumsal barışı sağlamaktır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: yoksulkul.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-5829614486426979063?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/5829614486426979063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/milli-sefin-surgunle-terbiye-ettigi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/5829614486426979063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/5829614486426979063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/milli-sefin-surgunle-terbiye-ettigi.html' title='Milli Şef&apos;in sürgünle &apos;terbiye ettiği&apos; iller'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-XT5ivRDXuww/TuaK2QP36GI/AAAAAAAAB9I/MDrHTTI9-6U/s72-c/72146.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-4714459742455151910</id><published>2011-12-12T15:08:00.000-08:00</published><updated>2011-12-12T15:10:20.004-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>TANIKLARIN ANLATIMIYLA ZİLAN DERESİ KATLİAMI</title><content type='html'>&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Tarihe kara bir leke olarak geçen zilan Deresi katliamı 15.000 cıvarında kürdün hayatına mal olmuştur. Ağrı isyanından sonra sağ kurtulanlar Vanın Erciş İlçesine Bağlı Zilan Köyü(Yeni İsmi:taşkapı Köyü)ne sığınmaya başladılar, Ferzende, Halis ve Şemıkanlı Temur 'un yönetimindeki isyancılar şeyh Resul idaresindeki gerillalarla güçlerini birleştirip, Zilan deresi yakınlarında 5.jandarma Seyyar Alayını bozguna uğratmıştı. Ayrıca Kor hüseyn Paşa, Emin paşa ve oğulları ile beraber halikanlı,Beliganlı ve Teze aşiretleride isyana destek verince, isyanda 5. seyyar jandarma Alayına büyük zayiatlar verilmişti. Bir çok komutan ve doktorları hayatını kaybetmişti. Bu gelişmeler üzerineAralık ilçesinde konuşlanan 9.Piyade Alayı 16.Temmuz 1930 yılında 42000 nüfusun sığındığı Zilan vadisine 10.000 asker yığınak yapılarakköye giriş ve çıkışlar tamamen kapatıldıktan sonra hem karadan hemde havadan katliama başladılar. Kaçıp kurtulamayan 15.000 kişi tamamen katledildi.(Katliamdan Kayın Validem EyşanA Mıhemed ile kız kardeşi Rabia o zamanlar 7 ve 9 yaşlarındayken cesetlerin altına gizlenerek kurtulmuşlardı.)&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img alt=" " height="160" src="http://www.semskiasireti.com/FileUpload/ds83562/File/z5.jpg" width="240" /&gt;&lt;img alt=" " height="400" src="http://www.semskiasireti.com/FileUpload/ds83562/File/z8.jpg" width="267" /&gt;ZİLAN KASABI&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11pt;"&gt;&lt;b&gt;Albay Derviş (Ahmed)(Kesin olmamakla beraber Bazı Kaynaklar Bu Şahsın Alpaslan türkeş’in babası olduğunu söylüyor)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px; text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif; font-size: 11pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: #ff6600;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Katliamın yaşandığı dönemde 45 köy ateşe verilerek yakıldı. O dönem devletin yarı resmi gazetesi durumunda olan Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında katliamı şöyle veriyordu: 'Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş'e sevk ve orda iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Buradaki harp, pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Zilan Deresi, lebalep cesetlerle dolmuştur.' Şimdi olayın vehametini iyice idrak etmek için canlı tanıkların beyanlarına kulak verelim:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;hr size="2" style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;" width="100%" /&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;KAKİL ERDEM:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Katliam tarihinde 17 yaşında bir genç olan, Kündük köyünde oturan 94 yaşındaki Kakil Erdem, katliamın sağ kalan ender tanıklarından biri. O günleri ömrü boyunca hiç unutamadığını belirten Erdem, 'Askerler, hamile kadınların karnını deşiyorlardı. Hamile kadınları öldürüp, çocuklarını karınlarından çıkarıyorlardı. İnsanları gözlerimin önünde kesiyorlardı. Benim gözümün önünde 3 akrabamın kafa derisini yüzdüler. İki kardeşi ağaçlarla döverek öldürdüklerini gördüm' dedi. Katliamın başladığı sırada dağlara kaçtığını ve saklandığı yerden olup biteni izlediğini belirten Erdem, 'Günlerce dağlarda aç kaldık. Askerler gittikten sonra köye geri döndük. 35 akrabamı öldürmüşlerdi. Birçok insanı gözümün önünde kestiler. Benim en büyük ağabeyim de sağ, o da bu olayları gördü' diye konuştu. Katliam emrini İsmet İnönü'nün verdiğini anlatan Erdem, 'O katliamı hiç unutamadım. Esir alınanları da öldürdüler. Bu katliamda ölenlerin çoğu Kurtuluş Savaşı'nda savaşmış insanlardı. Bu ülke için de savaştılar' dedi. Öldürülenlerin silahsız sivil insanlar olduğunu da belirten Erdem, 'Bugün de Kürtleri öldürmeye devam ediyorlar' şeklinde konuştu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;hr size="2" style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;" width="100%" /&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Mirza Efendi:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;“Hamile kadınların karınları deşildi” Zilan Katliamında ben Diyarbakır’da askerdim. Diyarbakır’dan bölgeye sevk edilen askeri birliklerin içinde ben de vardım. Bölgeye intikal ettiğimizde katliam yeni yapılmıştı. Bizler firar edenler ya da katliamdan kurtulup gizlenenlerin bulunması ile görevliydik. Yakılan Cakırbey köyünde bu amaçla arama tarama yapıyorduk, daha önce katledilen ve yakılan köyün yıkıntıları arasında sağ kalan insan arıyorduk. Aramalar neticesinde iki kişi bulundu. Her ikisini de alıp komutanın yanına getirdiler. Bizler de arama faaliyetini tamamlayıp orada toplandık. Yakalananlardan biri 80’lik ihtiyar bir adamdı. Diğeri ise, halinden doğumunun çok yakın olduğu belli olan hamile bir kadındı. Komutan, yaşlı adama bir iki tekme atıp; -Bu adam zaten gebermiş, iki kişi kadının kollarından tutsun dedi. İki asker, daha önce gördüğü dehşetinde etkisiyle tir tir titreyen zavallı kadının kollarından tuttu. Komutan; içinizde bu kadının karnını deşip piçini çıkaracak bir gönüllü çıksın diye bağırdı. Bir kaç kez seslendi, askerlerden bir ses çıkmadı. Bunun üzerine bu işi gerçekleştirecek kişiye 40 gün mükafat izni var dedi. Bir asker gönüllü olarak çıktı. İki kolundan kıskıvrak tutulmuş zavallı kadının karnını süngüyle yardı. Kadıncağız hemen öldü. Çocuk yaşıyordu. Komutan; Bakın bakalım,erkek mi kız mı diye sordu. Asker erkek diye cevapladı, Komutan; Piç in erkek olduğunu tahmin etmiştim dedi. Asker çocuğu da süngüleyip öldürdü. Bizim evimiz o tarihte Hevırzong köyündeydi. Hasanabdal köyündeki akrabalarımızın çoğu katl edilmişti. Amcalarım, dedem de dahil. Fakat bizim köye karışmadılar. Babam, akrabalarımızın imdadına koşmak, en azından ölüleri gömmek için, gece katliamın yapıldığı Cebeliye gider. Anlattığına göre; köpekler insan etine alıştıklarından kendilerine de saldırıyorlarmıs. O sahaya zor bela girebilmişler. Sahaya girdiklerinde köpeklerce yiyilmiş, büyük bîr kısmı tanınmaz halde olan yüzlerce cesetle karşılaşmışlar. Katledilenler ancak gece kimse görmeden gizlice ve topluca toprağa verilmiş. O yörede aradan geçen en yıllık süreye rağmen hala insan kemiklerine rastlamak mümkündür. “&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Ahmet Yıldız:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;“Askerler, genç kız ve kadınların cesetlerine tecavüz ediyorlardı” ’Aşê Davuda ceset doluydu, Ağustos sıcağında cesetler şişmiş, kokuyordu. Askerler, genç kız ve kadınların cesetlerine tecavüz ediyorlardı: “Aşê Davuda (Davutlar değirmeni), Erciş kız yatılı ilköğretim bölge okulunun bulunduğu yerdir, Van –Erciş yolu üzerinde bulunuyor ya. En büyük toplu katliamlardan bir de orda yapıldı. ben o zamanlarda. Askerlere erzak taşırdım. Birkaç defa Aşê Davuda’da kamp kurmuş olan askerlere erzak götürdüm; kendi gözlerimle gördüm. Cenazeleri üstü üste kule şeklinde yığmışlardı. Hiç unutmam, askerler cenazelerin arasına girip güzel kadın ve kızların cesetlerine tecavüz ediyorlardı.”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="color: red;"&gt;Abdülkadir Çelebi:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;“Cesetleri üst üste yığılmıştı” “Askerler köye yaklaştığında herkes kaçtı. Kaçamayan ele geçti. Babam beni ve annemi alarak kaçtık. Bonuzlu, Burhan, Kerx, Milk, Kunduk, Sarko, Gomik, Şorık, Milk bu köylülerin hepsini toplamışlardı. Babam Şeytanava’yı da topladılar dedi. Buradaki esirlerin tamamını Mülk’e getirdiler. Biz Boynuzlu köyünün uzağında bir çukura sığınmıştık. Askerlerin eline geçmeyen kaçan herkes oradaydı.” Toplanan bütün köylülerin Mülk’e götürüldüğünü ve silah seslerinin bir kendilerine geldiğini hatırladığını belirten Çelebi, “Cenazelerin altından 100’den fazla insan sağ çıkmıştı. Bazıları yaralıydı, bazıları da yara almamıştı” dedi. “Köylümüz olan iki çocukta cenazelerin altında çıkıp gelmişlerdi. Bir de Rabia vardı, kucağında bebeği vardı onunla kaçmıştı. Annem ‘Rabia kızım nereden geliyorsun’ dedi. O da cesetlerin altından çıktığını ve çocuğun uyuduğunu söyledi. Meğer çocuk ölmüştü. Gelirken çocuk ağlamasın askerlere ses gitmesin diye memeyi sürekli ağzında tutmuş çocuk boğulmuştu. Rabia’yı ve kucağında bebeğini hatırlıyorum. Askerler gidince cenazeleri defnetmeye gitti babamlar. Giderken üst üste yığılan cesetleri gördüm. Daha o manzara gözümün önündedir. Hiç bir zaman unutmadım” şeklinde konuştu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Mirze Akmaz:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;“Hem kurşunluyor hem de süngülüyorlardı” Zilan olayları yaşandığı dönemlerde 8 yaşındaymış. Akmaz yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “Bütün köylüleri topladılar. Askerler bizim etrafımızı sardı. Derviş bey atına binmişti. Bizi köprünün diğer tarafına geçirdiler ve Doğanci köyü ile birleştirdiler. Bizi Xeybi adasına getirip bir araya topladılar. Derviş Bey elini salladı üzerimize kurşun yağdı. Kurşun sesleri feryat figan iç içeydi. Sesler kesilince silah sesleri de sustu.” Cesetlerin arasından sağ çıkan Akmaz, anne babası ve kız kardeşinin üstüne kapandığını onların altında kaldığını hatırladığını kaydederek, “Sesler kesilince askerler cenazelerin içine girdi. Sağ kalanlara süngü ile vuruyorlardı. Bir kaç defa üst üste dolaştılar cenazelerin içinde. Bende anne ve babamın koynundan çıktım ikisi de üstüme kapanmıştı. Elbiselerimden kan damlıyordu. Hiç unutmam” diyor. Annesiyle babasının ve 2 ablasının yanı sıra amcası yengesi ve 9 amca çocuğunun katledildiğini söyleyen Akmaz, ailesinde sadece abisinin ve bir kız kardeşinin cesetlerin içinden çıktığını söylüyor.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Mela Ahmet yıldız:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;“Hayvanlar da öldürüldü” ’Gök kızıldı ve bulutlar ağlıyordu. Gözyaşları ise alev alevdi. … Bu mahşerden her canlı nasibini alıyordu. Kürtler koyun kılığına bürünüyorlar’’ diye koyun sürüleri bombalanıyordu. Ortasına bomba düşen koyun önce göğe savruluyor; sonra da yere düşüyordu.” Hacı Şebab Kandemir: “Ekinler yakıldı, su kuyularına beton döküldü.” 15 binden fazla kadın, çocuk ve yaşlı birbirlerine bağlanarak mitralyöz ateşine tutuldular. Hamile kadınların karınlarındaki çocuklar süngülendi. Ekinler yakıldı, su kuyularına beton döküldü. Heci Heyder Özer: “İnsanların kafatasları vücutlarından kopup havaya uçuyorlardı” Hepimiz oturduk. Bir kaç kız çocuğu beştaş oynuyorlardı, bazı çocuklar da mendil oyunu oynuyorlardı, hepsi de şen şakraktı. Tepelere xefif makineleri (mitralyöz) kurdular, yönlerini bize çevirdiler… İnsanların kafatasları vücutlarından kopup havaya uçuyorlardı, sonrada yağmur gibi gökyüzünden üzerimize et parçaları düşüyordu. Çığlıklar kesildikten sonra mitralyözler de durdu. Asker dağa vurup gitti” diyordu.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b&gt;Reşit Akmaz&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;800, belki de 1000’den fazlaydık. Bizi teker teker tahta köprünün üzerinden karşıya geçirdiler. Hiç unutmam, 10 yaşlarında bir erkek çocuk oynaya oynaya güle güle yanımızda yürüyordu. Adaxeybê vadisine geldiğimizde, Birden bir ses yükseldi: ‘Ateş serbest!’diye. Yağmur gibi üzerimize mermi yağdı. Çığlıklar, Allahu ekberler, Kelime-i Şehaddetler, ağlamalar, inlemeler, bebek sesleri, çocuk ağlamaları birbirine karıştı.” Heci Şebab Kandemir: “cenazeleri yakıyorlardı.” Seyid camisinden Êrşat mezarlığına kadar yolun her iki tarafı kurşuna dizilmiş insan cesetleriyle doluydu. Yazın başlarıydı. Kanları toprağın üzerinde simsiyah bir tabaka oluşturmuştu; annem yine gözlerimi kapattı. Korkmamam için… Erciş’in büyük camisi (Kara Yusuf Cami) var ya işte orasını cezaevi olarak kullanıyorlardı. Askerler Gelîyê Zilan’daki insanları gündüz getirip bu camiye kapatıyorlardı. Akşam olunca da götürüp öldürüyorlardı. Aşê Davuda’da ve Aşê keşiş’e götürüp öldürüyorlardı. Heyderbeg (Haydarbey) yolu üzerinde öldürüyorlardı. Örene (Wêrane) yolu üzerinde öldürüyorlardı. Yekmal yolu üzerinde öldürüyorlardı. Bu şekilde abartısız günde 200 kişiyi öldürüyorlardı. Esir kafileleri Erciş’e getirildiği zaman benle ailem de içindeydik. Êrşat köyüne geldiğimizde bazı evler yakılmıştı. Hala yanıyorlardı. işte bu ateşin içine cesetleri atıyordu askerler cenazeleri yakıyorlardı.”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930 ‘Ağrı eteklerinde eşkıyaya katılan köyler yakılarak, ahalisi Erciş’e sevk ve orda iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Yalnız, bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin ediliyor. Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. Buradaki harp, pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Zilan deresi, lebalep cesetlerle dolmuştur.’&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Vakit Gazetesi13 Temmuz 1930 “Asiler 5 günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da harekat devam ediyor. Dünden beri harekat sahasında eşkıya kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahv etmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur.”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Cumhuriyet Gazetesi&amp;nbsp; başka bir sayısında ise;16 Temmuz 1930 Zilan Deresi’nde gerçekleşen olayı şu şekilde duyurur; “Ağrı eteklerinde eşkiyaya iltica eden köyler tamamen yakılarak ahalisi Erciş’e sevk edilip ve orada iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı 15 binden fazladır.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lepalep cesetle dolmuştu.” Dönemin iktidarlarına göre ise; “İsyan mıntıkasında işlenen fiiller suç sayılmaz” dı. Bölge, “serbest atış alanı”ydı. 20 Temmuz 1931 tarih ve 1850 Sayılı Kanunla bu teyid edilmişti:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Madde 1: Erciş, Zilan, Ağrı dağ havalisinde vuku bulan isyanda, bunu müteakip Birinci Umumi Müfettişlik mıntıkası ve Erzincan Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve te’dip hareketleri münasebetiyle 20 Haziran 1930’dan 1 Kanun-ı Evvel 1930 tarihine kadar askeri kuvvetler ve devlet memurları ve bunlar ile birlikte hareket eden bekçi, korucu, milis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla alakadar vak’aların tenkili emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken işlenmiş ef’al ve hareket suç sayılmaz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Madde 2: Bu kanun neşri tarihinden itibaren muteberdir.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Madde 3: Bu kanunu icrasına Adliye ve Dahiliye vekilleri memurdur. Boşaltılan Zian çevresine bilhassa Kafkaslardan getirilen Türkmenler yerleştirildi.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Kaynak:yoksulkulhaber.com ve semskiasireti.com&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 10px;"&gt;22/11/2011&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; font-family: sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-4714459742455151910?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/4714459742455151910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/taniklarin-anlatimiyla-zilan-deresi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4714459742455151910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/4714459742455151910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/taniklarin-anlatimiyla-zilan-deresi.html' title='TANIKLARIN ANLATIMIYLA ZİLAN DERESİ KATLİAMI'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-7321915346154685698</id><published>2011-12-12T14:59:00.000-08:00</published><updated>2011-12-12T14:59:43.033-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BÎYOGRAFÎ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANI - BÎRANÎN'/><title type='text'>TEMURÊ ŞEMSKİ VE FETOYÊ ŞEMSKİ</title><content type='html'>&lt;b&gt;TEMURÊ ŞEMSKİ VE FETOYÊ ŞEMSKİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;b style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8dxFwIyHVPY/TuaFr0iXCyI/AAAAAAAAB9A/sjOo_zG89WM/s1600/ag%25C4%25B1ri.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-8dxFwIyHVPY/TuaFr0iXCyI/AAAAAAAAB9A/sjOo_zG89WM/s1600/ag%25C4%25B1ri.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Cumhuriyetin ilk yıllarında Şeyh Said’in idam edilmesinden sonra kendisine yakınlık duyanlar yavaş yavaş devlete baş kaldırmaya ve isyanlar çıkarmaya başlamışlardır.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nitekim Bunlardan en büyüğüde Ağrı isyanlarıdır, Iğdırlı Şeyh Zahir'de bu isyanlara katıılır.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Şeyh Zahirin yönetimindeki en önemli komutanlarından ikisi Fetoyê Şemskî, ile Temûrê &amp;nbsp;Şemski’dir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bu isimsiz kahramanlar'ın yanında ayrıca Çelxo,Celil, &amp;nbsp;Broyê Rindo ve Milanlı &amp;nbsp;Dırbaz’da bu büyük hareketin içinde bulunmuşlardır. &amp;nbsp;1927 Yılındaki çatışmaların birinde Celil Kafası kesilerek öldürülür ve aynı anda Tuzlucaya bağlı Güllüce köyünden 28 Şemsikanlı &amp;nbsp;Balık gölü Kıyısında öldürülerek cenazeleri göle atılır...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;AĞRI İSYANINA KATILMIŞ BİR GURUP &amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ağrı isyanını kırılmasından sonra Şeyh zahir Tendürek dağına çekildikten sonra İran hududundak Navur Gölü çevresine geçerler. Burada askerlerle aralarında çıkan çatışmada Şeyh Zahir yaralanır. Şemskanlı Çelxo ölür. Buradan Geliyé Géja’ya geçen direnişçilerin etrafı milis ve askerlerce çevrilir. Buradaki çatışmada direnşçilerden 14 kişi öldürülür. &amp;nbsp;Buradan Kevirê Bûk û Zava ya gelen direnişçilerin etrafı askerlerce çevrilir. Çıkan çatışmada Şeyh zahir şehit düşer.&amp;nbsp;Bu çatışmada 9 askerde öldürülür.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Emoyê Besê ile birlikte Şeyh Zahirin &amp;nbsp;en büyük kurmaylarından biri olan Fetoyê Şemskî ve Temûrê Şemski Şeyh Iğdır’ın Tecirli Köyü yakınlarındaki &amp;nbsp; çatışmada &amp;nbsp;şehit düşerler. Fetoyé Şemski’nin kahramanlığı bununla sınırlı değildir. İran askerlerine karşı savaşan ve Şêrê Qelaniyê (qeleni aslanı) olarak nam salan Ferzendeyê Hesenî &amp;nbsp;ve TahırXan ile birlikte Qeleni köprüsünde büyük kahramanlık göstermişlerdir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ne yazıktır ki günümüze &amp;nbsp;kılamlarda ve diroklarda sadece Ferzende ile Tahırxan’ın kahramanlıklarından bahsedilir. Yazının başında da belirttiğim gibi bunlar birer isimsiz kahramanlardır. &amp;nbsp;Kela Qeleniyé‘deki Çatışma sırasında, &amp;nbsp;Fetonun, kardeşi Çelxonun ve Temurun Ferzendeye çok yararı olduğu söylenir. &amp;nbsp; Bu savaştan &amp;nbsp;Feto,Çelxo &amp;nbsp;ve Temur &amp;nbsp;sağ çıkarlar ancak daha sonra Ferzende Azizan Aşiretinden Abdullah diye biri tarafından arkadan vurularak öldürülür. İşte bizim isimsiz kahramanlarımızdan bir küçük örnek sunduk sizlere..&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mehmet KEKLİK&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Yazı: www.semskiasireti.com adresinden alınmıştır...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;Diğer kaynaklara göre, Ferzende İran'da hapisteyken İran şahının emriyle ymeğine zehir katılıp öldürülür.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-7321915346154685698?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/7321915346154685698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/temure-semski-ve-fetoye-semski.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7321915346154685698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/7321915346154685698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/temure-semski-ve-fetoye-semski.html' title='TEMURÊ ŞEMSKİ VE FETOYÊ ŞEMSKİ'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8dxFwIyHVPY/TuaFr0iXCyI/AAAAAAAAB9A/sjOo_zG89WM/s72-c/ag%25C4%25B1ri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-2630786375803045832</id><published>2011-12-11T08:17:00.000-08:00</published><updated>2011-12-11T08:17:32.770-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Servet Gün/ Irkçı Kemalist Öğretinin Bir İdeologu: M. E. Bozkurt</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qQw3UKWynJo/TuTXWiupAwI/AAAAAAAAB84/lYHPX7m8soE/s1600/Mahmut_Esat_Bozkurt.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-qQw3UKWynJo/TuTXWiupAwI/AAAAAAAAB84/lYHPX7m8soE/s1600/Mahmut_Esat_Bozkurt.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kahraman  yaratma ve bunu giderek farklı toplumsal figürlere dönüştürme  motivasyonu, pek çok kaynaktan beslenebilmektedir. Mesela ‘ulusal  kurtuluş savaş’larının genel olarak böyle bir doğası vardır. Çünkü  savaş, beraberinde ikili politik değer geliştirir; kahraman ve hain  yaratma süreci kolaylaşır ve/veya otomatikleşir. Ve bu nedenledir ki,  gelinen aşamada kimse ‘hainin’ ya da ‘kahramanın’ kim olduğunu  sorgulamaz/sorgulayamaz. Fanon’un dediği gibi, “kimlik edinme süreci  otomatik hale gelir.” Ve artık Üst düzeyden alt düzeye kadar kahramanlar&lt;sup&gt;1&lt;/sup&gt; vardır/var edilmiştir.&lt;sup&gt;2&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonuç  itibariyle kahramana dönüştürülen lider hakkında üretilen efsaneler ve  onun karizması, giderek geniş bir alanda birer birleştirici faktör ve  hatta ideolojinin/resmi ideolojinin yerine geçebilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir  ideolojinin gücü, temsil ettiği kendi sosyal sınıfının gücünün  ideolojik plana yansımasıysa, ki tartışmamızın nesnesi olan süreç  emperyalizm çağıdır ve adı geçen bu sınıfların niteliği itibariyle  ilerici rol oynamaları en azından olanaklı değildir ve Cumhuriyeti kuran  kadroların bu niteliğini veri kabul edersek, ideolojik boşluğun resmi  ideolojiyle doldurulması bir ‘&lt;em&gt;zorunluluktu&lt;/em&gt;.’&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve  fakat böyle bir zorunluluğa dayanılarak yapılacak şeyler sınırlı  olacaktı. Çalışmamıza temel oluşturması açısından bu sınırlılıkların  birkaç yönü ön plana çıkarılacaktır:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;—  Bütün bir sürece pozitif değerler atfederek, oluşturulan bu değerlerin  kişi kültü yaratılarak, liderin kişiliği etrafında toplanması,&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;— Tek parti dönemi inkılaplarının abartılarak kitleler üzerinde etki yaratılmasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;— Ve asıl vurgulanması gereken ise, ihtiyaç duyulan resmi ideolojiyi oluşturacak &lt;em&gt;aydın&lt;/em&gt;lardır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu &lt;em&gt;aydın&lt;/em&gt;ların bir çoğu ittihatçıların devamı olan (ki M. E. Bozkurt da bu genellememizin içinde yer almaktadır.) cumhuriyet &lt;em&gt;aydın&lt;/em&gt;larıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cumhuriyet &lt;em&gt;aydın&lt;/em&gt;ları, resmi ideolojinin üretilmesi ve yayılması misyonuyla donatılmışlardı. Resmi ideolojiyi üretip yaymaya koşullanmış &lt;em&gt;aydın&lt;/em&gt;ların devletle olan ilişkileri ve devlet karşısındaki konumları, Osmanlı aydınlarında olduğu gibi &lt;em&gt;görece bağımsız&lt;/em&gt; değildir. Ve durum böyle olunca düşünsel alan kısıtlanmış, bağnaz ve tek tip düşünün yerleşmesi zorunlu kılınmıştı.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;3&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  Buna paralel bir başka saptamayı da şu noktada yapabiliriz, o da, Ulus  devletin inşası sürecinde mitsel/kutsallaştırıcı düşüncenin etkisine  ihtiyaç duyulmuş.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;4&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; Ve resmi ideolojinin üretilmesi noktasında araçsallaştırılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt’un yapıp ettikleri üzerinden fikir yürütmeye, dönemi  algılayışına ve buna paralel olarak da Kemalizm’e yönelik sistemleştirme  çabalarına yönelik incelememizi yukarıdaki veriler ışığında irdelemeye  çalışacağız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugünkü  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden; ancak o günün ismiyle  Darülfünun Hukuk Fakültesinden mezun olan ve daha sonra da İsviçre’de  Hukuk doktorası yapan M. E. Bozkurt, içinde yaşadığı dönemin teorize  edilmesinde &lt;em&gt;önemli&lt;/em&gt; işlev görmüştür. Bu işlevi şu sözüyle  özetleyecektir : ‘Büyük şefim ihtilalin hukuk tarihini Türk gençliğine  anlatmamı…’ istemişti. M. E. Bozkurt, Kemalizm’in önde gelen  teorisyenlerinden biridir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adını her ne kadar Kemalizm&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;5&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; olarak vaaz etmese de sistemin &lt;em&gt;Kemalize&lt;/em&gt;  edilmesinde ilk ciddi denemesi, 1924 yılında İzmir’de çıkan Sadayı Hak  gazetesine ‘Türk İhtilalinin Düsturları’ başlığıyla on iki yazısıyladır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt, ‘kurtuluş savaşı’ yıllarında Hakimiyeti Milliye ve  Anadolu’da Yeni Gün gazetelerinde yazılar yazmış ve kurulan yeni devleti  ‘sol’dan okumaya çalışmış ve bu çerçeve de bu yeni devleti ‘halk  devleti’ olarak tanımlamıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M. E. Bozkurt’un sistemi &lt;em&gt;Kemalize&lt;/em&gt;  etme çabasının önemli durağı, Atatürk İhtilali kitabıdır. M. Kemal’in  isteğiyle kaleme alınmış olması hasebiyle özellikle önemlidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M. E. Bozkurt, bir netlik olmasa da Türkiye’de sınıfsal bir yapının olduğunu kabul etmektedir. Bu yönüyle, &lt;em&gt;tek parti&lt;/em&gt;  dönemi ‘sınıfsız kaynaşmış ve imtiyazsız kitle’ anlayışından  ayrılmaktadır (M.E. Bozkurt, kendisine ait olan bu görüşlerle  çelişecektir. Çelişki, bu çalışmanın içinde verilmiştir)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt’un bütün bu özelliklerini ve görüşlerini gölgeleyen, domine  olan/öne çıkan asıl yanı, etnisist milliyetçilik anlayışıdır. Bozkurt’un  milliyetçilik anlayışıyla Kemalist milliyetçi anlayış yer yer ters  düşmektedir. Kemalist milliyetçiliğin temel tezi&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;6&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;, ‘ne mutlu Türküm diyene’ iken; Bozkurt’un temel tezi ‘ne mutlu Türküm diyebilene’dir.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;7&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M. E. Bozkurt’un ‘sol milliyetçi’ olarak tanımlanması, kuşkusuz üzerine kafa yorulması gereken bir &lt;em&gt;söyleme &lt;/em&gt;denk  gelse de, bizce M. E. Bozkurt’un milliyetçiliği su götürmez bir  gerçekliktir. Ve fakat ‘sol’culuğuna ilişkin ve hele ‘sol  Milliyetçi’liğe ilişkin vurgu, bizi meraklandıran bir serüvendir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O halde çalışmamız kuşkusuz ki Bozkurt’un milliyetçilik anlayışına odaklıdır; ama acaba diğer &lt;em&gt;söylem&lt;/em&gt;leri milliyetçilik ana damarını besleyen kılcal damarlar mıdır? Çalışmamızın temel sorunsalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mahmut Esat Bozkurt’un Fikriyatı&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;“Türkiye  Türklerindir. Türkiye beynelmilel münesebatında bilakayd u şart hür ve  müstakildir. Tanrı istemiş ki bütün eğilen başlar, solan tarihler içinde  Türkün başı eğilmesin, tarihi solmasın…Milli devlet, halk hakimiyeti  ancak böyle bir hareketin neticesi olabilirdi. Tarihin hiçbir safhası  eğilmeyen, dönmeyen ve daima yüksek duran Türkün başı, bu badirede de  yine yüksek ve vakur kaldı…İnsanlık vicdan, şeref ve haysiyet örneğini  Türk denilen abideden alsın…Türk milleti yenilmeyen, ölmeyen, yenilmesi  ve öldürülmesi mümkün olmayan bir millettir…”&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;8&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;Yeni kurulan Türk devletinin&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;9&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  alacağı şekil konusunda önemli ipuçları veren bu kısa alıntı, M. E.  Bozkurt’un milliyetçilik anlayışına önemli referans oluştursa da, biz  yine de onun milliyetçilik anlayışına bir alt başlık açıp  ayrıntılandıralım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Milliyetçilik Anlayışı&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye’de  yaşayan ve etnik olarak da Türk olmayan Türkiye vatandaşlarının bir  çoğu, eğer biliyorlarsa M. E. Bozkurt’u, 17 Eylül 1930’da Ödemiş’te  yaptığı şu &lt;em&gt;meşhur &lt;/em&gt;konuşmasından biliyorlar ya da duymuşlardır: &lt;em&gt;“Benim  fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türktür. Öztürk  olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır,  köle olmaktır.”&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;10&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; Bu cümlenin kurulduğu  tarihi dikkate alacak olursak, 1930’dur ve Ağrı İsyanı’nın hemen  ertesine denk gelmektedir. Aslında mesajın kime verilmek istendiği çok  açık olsa da, Kürtler şahsında diğer uluslara ve etnisitelere de gerekli  uyarıyı yapmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt yazılarında, Türk ve Türklüğün her şeyin üzerinde olduğunu  söyler: ” (…)bütün cihan bir yana milletim, milliyetim bir yana(…) o  kadar ki bana bütün dünyayı verseler ve karşılığı olarak, ve  karşılığında bir Türk gencinin burnun kanmasını isteseler, rıza vermem.  Bence bütün bir dünya, bir Türk’ün burnunun kanamasına değmez.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;11&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bozkurt’un  Türk Milli Sosyalizmi olarak nitelendirdiği Kemalizm’in milliyetçilik  anlayışı, ‘her şey Önce Türk milleti içindir. İslamlık, İnsanlık bundan  sonra gelir’ şeklinde onun yazılarında tarifleniyor. Bozkurt’un  yazılarında, genel olarak bu milliyetçi/faşizan hava görülmektedir.  Mesela, ‘Türk’ün en kötüsü Türk olmayandan iyidir’, ’öz Türkler’, ‘Öz  Türklerin Hakları’ ‘öz Türk köylüleri’&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;12&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;…vs&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türk milli sosyalizm’i olarak tariflediği Kemalizm’i, Hitler’in nasyonal sosyalizmi ile karşılaştırır ve şu tespiti yapar: “&lt;em&gt;Türk  ve Alman rejimleri her ikisi de milliyetçi olmakla beraber, aralarında  küçük bir fark vardır. Alman rejimi, milliyetçilikte raciste, yani  ırkçıdır.Türk rejimi ise ırkçı değildir. Daha çok kana değil kültüre ve  dile önem verir. Bununla beraber, Atatürk büyük nutkunda ‘kanını  taşıyandan başkasına inanma’ demiştir. Fakat bu tavsiye uygulamada  kültür ve dil birliği olarak ortaya çıkmıştır.&lt;/em&gt;”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;13&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  Görüldüğü gibi M. E. Bozkurt, Kemalist milliyetçilik ile  Hitlerci/faşizan milliyetçilik arasıda çok ciddi fark bulmuyor. Ve  Bozkurt, küçük fark olarak ortaya koyduğu argümanı ise, M. Kemal’in  nutukta söylediklerini referans göstererek ortadan kaldırıyor. Yine  vurgulanması gereken ikinci nokta, rejimlerden biri ırkçı ve öteki  değilse bu iki farkın hiç de ‘küçük’ olmayacağıdır. Ve hatta ciddi bir  nitelik farklılığından söz etmek gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir  diğer önemli nokta ise, dil ve kültür vurgusuna ilişkindir. Dil ve  kültür milliyetçiliğine yapılan vurgu, ırk prensibine yapılan vurguyla  ikame edilmemiş; aksine tamamlayıcı bir işlev görmüştür.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;14&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kemalizm  ile nasyonal sosyalizmin karşılaştırılmasına ve bu iki rejim arasında  bir koşutluk olduğuna Oran’ın bakışı ise aynı/benzer minvaldedir. Ve  Oran, yukarıda yaptığımız alıntıyı benzer yönleriyle aktardıktan sonra  şu notu düşmektedir: &lt;em&gt;“1930’larda Türk ocakları merkez binası  açılırken verdiği söylevde Hamdullah Suphi Tanrıöver çok daha ileri  gitmekte, ‘TBMM Reisi, Vekiller, Mebuslar, bütün Süfera (Büyükelçiler)  ve sefaretler erkanı’ önünde Türk Devrimi ile faşizmin ne kadar  benzeştiğini uzun uzun anlatmaktadır.”&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;15&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Hiç  unutmam’ diye başladığı ve Bekir Sami’nin Ankara Hükümeti’nin görevlisi  olarak gittiği Londra Konferansı’nı konu alan yazısında, Bekir Sami’nin  (Çerkez Bekir Sami) konferanstaki girişimlerini gerekçe göstererek,  Türk devleti işlerinin Türk’ten başkasına verilmemesi ve Türk devleti  işlerinin başına öz Türk’ten başkasının geç(iril)memesi gerektiğinin  altını çizer. Ve hemen arkasından ‘Atatürk ihtilalinin belirleyici yönü  Türk milliyetçiliğidir, Türk olmaktır’ deyip; İhtilalin bütün yönleriyle  bu prensibe dayandığını ve aksinin geriliğe dönüş ve hatta ölüm  olduğunu söyler. Ve devamla neden milliyetçiyiz’ i anlatmak için M.  Kemal’i referans alır, “&lt;em&gt;milletimizin kavi, mesut yaşayabilmesi için  devletin tamamen milli bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin,  teşkilatı dahilimize tamamen mutabık ve müstenit olması lazımdır. Milli  siyaset dediğimiz zaman kastettiğim mana ve medlul şudur: Hududu  milliyemiz dahilinde her şeyden evvel kendi kuvvetimize müsteniden  muhafazai mevcudiyet ederek millet ve memleketin hakiki saadet ve  umeranına çalışmak…&lt;/em&gt;”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;16&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; ve milliyetçi  siyaset anlayışını billurlaştırmak için, Osmanlı Dönemi’nde Türk  etnisitesinin ‘aşağılanmış’ halini pekiştireç olarak kullanır. “(Z)aman  oldu ki, Türküm! demek ayıp sayıldı, çünkü Türk hakaret makamında ve  bizzat Türkler tarafından bir birine kullanılır oldu.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;17&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  Burada da milli duygunun düşürüldüğünü savlayarak Naima’nın tarih  yazımını eleştirir: “Naima gibi devletin resmi tarihçisi bile, tarihin  bir çok yerlerinde Türk’ten bahsederken, ‘idraksiz’ Türk (Etraki bi  idrak) deyimini kullanır ve bunu kullanmakta bir sakınca görmez” diyerek  devamla, “zaman oldu ki Rum’u, Ermenisi hatta Yahudisi Osmanlılığı  benimsedi. Ne oldukları sorulduğu zaman; Rumum, Ermeniyim, Yahudiyim ve  hatta Çingeneyim demekten çekinmediler. Fakat milletlerin en arı soylusu  olan varlık, Türküm diyemiyor”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;18&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;du. M. E.  Bozkurt’un Türk Milliyetçiliği’ni kurgularken, geçmişe dönük acılar  çektiğini teslim etmemiz gerekir. Çünkü Osmanlı’nın yetmiş iki buçuk  milletinden buçuğunu oluşturan Çingeneler dahi buçuk halleriyle  çekinmeden Çingeneyim diyebiliyordu!.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt, Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nın Türk milliyetçiliğine  dayanan siyasetini över ve vatanı ‘baştan yarattığını’ söyler&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;19&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;. Yaratılan bu vatanda ekonomik, sosyal ve siyasal egemenlik Türklerindir ve ‘giderek de yalnız Türk’ün olacaktır’ der.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;20&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  Aslında ‘Türk Devrimi’nin yeni bir Türk uygarlığı kurmayı amaçladığını  vaaz eder. Çünkü M. E. Bozkurt, “Türk milletinin her milletten üstün bir  geçmişi vardır. Bu üstün gelenekler ve bu zengin anekdotlar onu her  vakit görgüce yüksek ve üstün tutmuştur”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;21&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  diyerek, bir şekilde Osmanlı Devlet yapısı içindeki Türk konumunu  atlamıştır/atlamak istemiştir. Atatürk İhtilali’nin belirleyici yönünün  Türk milliyetçiliği olması ve bu prensibin geçmişi temizlemesinde  anlatılmak istenen tam da geçmişiyle yüzleşmeme/hesaplaşmama isteğinin  bir sonucudur. M. E. Bozkurt, yakın tarihle hesaplaşmanın yerine uzak  tarihin &lt;em&gt;icat edilmesi&lt;/em&gt; kolaylığına kaçmıştı.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;22&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  Milliyetçilik bahsine ekleyebileceğimiz bir başka boyut da: Ülkede  yaşayan ‘azınlık’larla ilgili olarak değerlendirmesidir. Yakın tarihiyle  ilgili bu yönlü hesapları bitmemiştir. 1936’da azınlıklar üzerine  yazdığı bir makalede, Osmanlı Meb’usan meclisinde, Rum Meb’usun, ‘Benim  Türklüğüm Osmanlı Bankası Türklüğü kadardır’ söylemini ve buna benzer  bazı olayları gerekçe göstererek&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;23&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;,  ‘azınlıklar’ın Türk toplumuna entegre olamadıkları ya da daha doğru bir  deyişle asimle olmadıkları için eleştirmekte ve hala kendi dillerini  konuşan ‘azınlıklar’ın artık Türkçe konuşmaları ve soyadlarını  Türkçeleştirmelerini/Türkçüleştirmelerini&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;24&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; zorunlu görmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Dil Vurgusu&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkçe  konuşup ve yazmanın ‘ulusal kurtuluşun esaslarından biri’ olduğunu  savlayan Bozkurt’a göre, dili olmayan bir millet dünya karşısında varım  diyemez. Bu çerçevede hukuk yerine hak kelimesini bilinçli kullandığını  söyler ve “Devletler Arası Hak terimi kullanıyoruz. Çünkü Türkçedir. Ve  Türkçe olmayan her terimden güzeldir.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;25&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; Bu  argümanını M. Kemal’de idealize ederek geliştirir: “ Atatürk’ün dilde  yapmak istediği temizlik, onu tam anlamıyla mümkün olduğu kadar öz  Türkçe haline koyma davasıdır&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;26&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;. Bu ise onun başardığı işlerin en büyüklerindendir hatta en büyüğüdür.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;27&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  M. Kemal’in yalnız vatanı kurtarmakla kalmadığını ve fakat ona eski  canlılığı ve çevikliği verecek çareleri de düşündüğünü va’z etmektedir.  Dil meselesi çerçevesinde, Firdevsi’nin Fars ırkını ölümsüzleştirmesi  gibi M. Kemal’in de Türk Irkını ölümsüzleştirdiğini örneklemektedir.  Dilin önemini pekiştirmek adına, Alman Şairi Arnt’ın ‘dil bir milletin  yarısıdır’ vurgusuna ‘bence dil bir milletin yarısı değil, fakat  hepsidir…’&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;28&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; katkısını yaparak; dilin  önemini M. Kemal şahsında güçlendirmektedir. Devamla, Bozkurt’a göre,  divan edebiyatı ve onu sürdürenler eliyle kaybolmaya yüz tutmuş Türk  diline, büyük gayret sarf ederek büyük bir ivme kazandıran M. Kemal’dir.  O, “sadece bugünkü Türkiye için değil; yarınki Türk dünyası, Türk  birliği için de en radikal bir güvençtir”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;29&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  derken ‘Türk dünyası’ imgesiyle ya da Türk birliği klişesiyle ‘ittihatçı  düşün’ün (Turancı ya da panTürkist) etkisinde olduğu gerçekliğinden  kaçmamaktadır/kaçamamaktadır&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;30&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt’un Dil üzerindeki düşüncelerine dair analiz edebileceğimiz  bir diğer vurgusu, ‘Redslob’un Mütalaası’ başlığıyla ve ondan yaptığı  alıntıya ilişkindir: ”Reform zamanında halk dili ruhların hayatında  derin kökler salar. Bu suretle milli dil yeniden ele geçen imanın dili  olur…”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;31&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; ve dolaylı da olsa dile bu  vesileyle aşkın bir anlam yükler. Bununla yetinmez ve Kuran’ı  Türkçeleştirdiği için M. Kemal’i kutlar. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“(…)Yedi  asırlık bir tahakküme, saray ve sultanlar ananesine hatime çekiliyordu.  Türk tarihinde yeni bir dönüm günü , Türkiye halk devleti tarihi  başlıyordu(…)”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;32&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; söylemi, yeni kurulan devletinin ‘halkçı niteliği’ne ilişkin bir retoriktir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O halde M. E. Bozkurt’un halkçılıktan ve devletçilikten ne anladığına daha yakından bakmamız yerinde olur kanısındayım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Halkçılık&lt;sup&gt;33&lt;/sup&gt; ve Devletçilik Anlayışı&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt’a göre, Türkiye aslında bir halk devleti, bir halk  cumhuriyetidir. Çünkü İhtilalde Türk köylüsünün büyük payı vardır. Ve bu  nedenle ihtilale ‘Türk Köylü İhtilali’ bile denebileceğini söyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ona göre, diğer toplumsal kesimlere nazaran en ciddi katkıyı köylü yapmıştı. Bundan dolayıdır ki katkısı oranında pay alacaktı.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;34&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  Buradaki görüşlerini güçlendirebilmek için tarih(sizliğ)i referans  alır. Ve “biz Türklere laiklik gibi halkçılık da yabancı bir kurum  değildir. Demokratik Türklerin milli seciyelerinin bir sonucudur.” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oysa  bu cümlelerin kurulduğu döneme ve öncesine baktığımızda halkçılığın,  rejim adına nasıl araçsallaştırıldığını tespit edebiliriz. Milli  Mücadele olarak tariflenen dönemde halkçılık kavramı, özellikle  ittihatçıların radikal kanadını ve hatta meclisteki muhalefeti  etkisizleştirmek için kullanılıyordu. 1930’lu yıllara gelindiğinde ise  halkçılık, kitleleri denetim altında tutabilmek ya da kitlelerin  iktidardan kaçışını engellemek için gündemleştirilmiştir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M.  E. Bozkurt, mesleki temsil(sınıf yok meslek var prensibi) ile ilgili  yoğun çaba harcamıştı. Mesleki temsil prensibi , 1918’de kaleme alınan  Ziya Gökalp menşeyli bir yazıda şöyle tanımlanmıştı: “Bir cemiyette  terzi kunduracısız, kunduracı terzisiz, fırıncı kasapsız, kasap  fırıncısız, şair filozofsuz, filozof şairsiz, doktor avukatsız, avukat  doktorsuz kalmayı hiçbir zaman istemez. Bütün içtimai meslekler  birbirinin lazım ve melzümudur. O halde sınıflar kalkıp da onun yerine  meslek zümreleri kuvvetli bir surette teşekkül edince, içtimai Darwinizm  iflas ederek, cemiyet içinde dahili sulh hüküm sürmeye başlar.” Ziya  Gökalp, uzlaşmaz çelişkilere sahip bir toplum yerine solidarist bir  anlayışla; toplumu, birbirini tamamlayan ve birbirine gereksinim duyan  mesleklerden oluşmuş sayıyor. Ve aslında mesleki temsilin özünü de bu  anlayış oluşturuyor. Bu anlayışın halkçılık prensibinin hizmetine  sunulmasının yanı sıra, yeri gelmişken söylenmeli, siyasi partilere de  ihtiyaç duyulmaması için gerekçedir de. Öyle ki, aralarında uzlaşmaz  çelişkiler bulunmayan, sınıfsız bir toplumda tek bir siyasi parti yeter&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;35&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;de  artar! “Türk ulusunda ülkü, birlik varsa ve bu birlik içinde gayeye  erişmek isteniyorsa zorla partiler ihdas etmek nasıl mümkün olur. Böyle  mi olmak lazımdır. Yoksa sınıf ve zümreler yaratan partiler ihdas etmek  mi lazımdır”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;36&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; şeklinde sarf edilen bu cümle  M. E. Bozkurt’un tek partinin neden yeteceğine ve eğer ülkü ve birliğe  halel getirecekse, sınıfları reddetmeye dair verdiği samimi! bir  cevaptır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve  halkçılık bahsiyle ilgili son tahlilde şunu söyleyebiliriz; halktan  yana olduğu düşünülen/iddia edilen halkçılık prensibi, halka yabancı bir  kavram ve ideolojik bir manipülasyon olmaktan ileri gitmemiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Bize  uygun’ dediği ekonomik sistem; devletçilik ya da devlet  sosyalistliğidir. Devlet sosyalistliğini neden uygun gördüğünü “Almanya  bunun en büyük örneğidir. İç ve dış bakımdan ekonomik ve sosyal  kalkınmasını eski sosyal demokrasisine ve şimdiki devlet sosyalistliğine  borçludur” cümlesiyle açıklamıştır. Bozkurt’a göre, liberal ekonomiye  geçildiği, Tanzimat’la beraber Osmanlı ekonomisi imparatorluğun çöküşünü  hazırlamıştı. Bu nedenle ‘bize uyan’ sistem devletçiliktir, diyecektir.  Ve devamla, devletçi sistem ile komünist sistemi karşılaştırır ve  devletçiliğin komünizmden üstün olduğunu çünkü komünizmin  gerçekleşmeyeceğini ama devletçiliğin her daim gerçekleşeceğini ve  verimli olacağını vaaz eder.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;37&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; Devletçi sistemin haksızlıkları ve sömürüyü ortadan kaldıracağı yönünde de bir iddiası yoktur zaten.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Devletçilik  olarak tanımlanan ekonomik felsefenin milliyetçilikle arasındaki  ilişki, yerli sermayenin desteklenmesi şeklindedir. Ancak yabancı  sermayeye karşı en azından düşmanca bir tutum içine girilmeyeceğine dair  güvence verilmişti.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;38&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; Hem de M. Kemal  tarafından: “Kanunlarımıza uymak şartıyla yabancı sermayeye gereken  güvenliği sağlamaya her zaman hazırız” denmiştir. İzmir İktisat  Kongresinin açış konuşmasından bir cümle olan bu konuşmadan hemen sonra,  dönemin ekonomi bakanı olan M. E Bozkurt da: “…yeni Türkiye Ekonomi  Okulu’nun&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;39&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; yabancı sermayeye karşı bir  düşmanlığı olduğu sanılmasın. Türklerle aynı kanunlara ve şartlara bağlı  olunmak üzere yabancı sermayeye, hatta başka memleketlerden fazla,  kolaylık göstermeye hazırız” demiştir. Aynı konuşmasının devamında,  ”yeni Türkiye, bir Karma ekonomik sistem izlenmelidir. Ekonomik işler  kısmen devlet kısmen özel teşebbüs tarafından yapılmalıdır. Mesela,  büyük kredi müesseselerini, sanayi işlerini devlet idare edecektir.  Çünkü memleketimizin ekonomik durumu bunu gerektiriyor. Bazı ekonomik  konularda devletleştirme yoluna gideceğiz, bazı konuları özel teşebbüse  bırakacağız.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;40&lt;/sup&gt; &lt;/strong&gt;diyerek devletçi  ekonomikpolitik anlayışı sulandırmıştır. Ancak gerçek anlamda  devletçilikten 1930’lardan sonra bahsetmemiz mümkündür. Devletçiliğin,  hem ekonomik açıdan ve hem de siyasal açıdan ‘seçkin’lerin istemleriyle  ortaya konan ve uygulanan bir politika olduğunu söylemek yanlış olmaz.  Devletin resmi ideolojisinin kamu girişiminden değil fakat özel  girişimden yana olduğunu, M. Kemal’in “(…)fertlerin inkişaflarına mani  olmamak, onların her noktai nazardan olduğu gibi , bilhassa iktisadi  sahadaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde devlet kendi faaliyetleriyle  bir mania vucuda getirmemek prensiplerin en mühim esasıdır.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;41&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; cümlesinden anlıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son  tahlilde, 1929 dünya ekonomik bunalımın ortaya çıkmış olması, o güne  kadar dünya kapitalist sistemine eklemlenme gayreti içinde olan ve  ‘ihracat ekonomisi’ne dayalı dengeyi de sarsmış ve Türkiye ekonomisini  de ciddi bunalımın eşiğine getirmiştir. İşte, temelde sermaye birikimini  sürdürmeye dönük, devletçilik olarak tanımlanan ekonomi politikasını  koşullayan tarihsel pratik budur. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Resmi İdeolojiyi Kurgularken&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarih  yazıcılığı ya da tarih yapıcılığı, ki bu resmi ideolojinin inşa  sürecidir, resmi ideolojinin hizmetine sunulacak örnekler ve olaylarla  biçimlendirilir. Buradaki amaç ‘milli bilinç’ oluşturmak ve aşılamaktır.  Ve yine bu çerçevede yapılan başka bir şey, kişi kültü yaratmak ve ona  tapınmaktır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarihi  kahramanların yaptığına inanan M. E. Bozkurt, “ihtilallerin genişliği  ve kavrayışı şeflerin kafalarının dışa yansımasıdır. 1919 Türk ihtilali,  Atatürk’ün kafasının fotoğrafisinden başka bir şey değildir”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;42&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; diyerek şefinin &lt;em&gt;bilgeliğini&lt;/em&gt; kurgulamıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;M. E. Bozkurt, &lt;em&gt;İhtilali önceden bilen&lt;/em&gt; M. Kemal’i yüceltirken, siyasal bazı rejimleri, düşünürleri ve kişileri kullanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;İdeolojileri Karşılaştırıyor&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Karşılaştırmaya  başlarken, Türk Rejiminin niteliği nedir? Acaba komünist miyiz? Milli  sosyalist miyiz? Faşist miyiz? Yoksa klasik demokrat mıyız? gibi sorular  sorduktan sonra, Türk ihtilali’nin verisinin bunlardan hiç birisi  olmadığı ve hiç birisiyle ifade edilemeyeceğini saptar. M. E. Bozkurt’a  göre, yeni rejim, altı ok (milliyetçilik, cumhuriyetçilik, laiklik,  halkçılık, devletçilik, inkılapçılık) ile simgeselleşen Kemalizm’dir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kemalizm’i  komünizmden, Kemalizm’i milliyetçi olması hasebiyle ayırır. Bozkurt ,  “her şey ve her şey önce Türk milleti içindir. İslamlık ve insanlık  bundan sonra gelir” derken, komünizmi enternasyonal olduğu için  beğenmez. Komünizmin enternasyonalist olan boyutuna, “Komünizm, bütün  insanlığı bir rejim içine almak, komünist federasyon içinde yaşatma  davası güder, emperyalizmin şekli değiştirilmiştir” der. Komünizmin  proleterya diktatörlüğüne dayandığını; oysa Türk rejimi dediği  Kemalizm’in ne şekilde olursa olsun diktatörlüğü reddettiğini! va’z  eder. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Alman  rejimi ya da milli sosyalizm dediği rejimle Kemalizm arasında  birleşiklikler ve ayrıklıklar kurar. Bozkurt, ekonomik bakımdan bu iki  rejim arasında fark görmez; her iki rejim de devlet sosyalistliğini  benimsemiştir, mülkiyet hakkını ve ferdi tanır, der. Hitler diktatöryası  olarak tanımladığı Alman rejiminden, Türk rejimini ulus egemenliği  olarak ayırır, ferdi diktatörlüğü reddederek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geri  ve orta çağ rejimi dediği faşizm ile Kemalizm arasında bağ kurmaz.  Bozkurt’a göre, faşizm bir tür diktatörlük rejimidir, hükümdarlığı esas  alır ve emperyalisttir; oysa Türk rejiminde, millet kendi kendini temsil  eder ve rejim cumhuriyetçidir.&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;43&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kemalizm’i  dönemin yaygın ideolojileriyle karşılaştırdıktan sonra, yirminci  yüzyılda sadece Türkiye’nin değil ve fakat dünyanın, ekonomik, sosyal ve  siyasal sorunlarını çözeceği anahtarın Kemalizm olacağı: “Kemalist  sistemi bocalayan dünyaya, tutunabileceği destekler vermeye namzet”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;44&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  cümlesinden ve “dünya Komünizm’de mi karar kılacak? Yoksa faşizmde mi?  Bana öyle geliyor ki Kemalizm’de; çünkü Kemalizm yirminci asırdır.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;45&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; şeklindeki ifadelerinden çıkarılabilmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;M. Kemal’i Karşılaştırıyor&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fransız  İllutrastion Gazetesinin bir haberine (Atatürk’ün ölümüyle ilgili bir  haber) dikkat çekerek; ”Tarih çok büyükler gördü. İskenderleri,  Napolyonları, Büyük Pedroları, Waşingtonları(…)fakat yirminci asırda  büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu kırdı.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;46&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;  Atatürk ölebilir mi? diye soruyor. Ve devamla, Atatürk’ün yanında  tarihin büyükleri sayılan şu birkaç ismin ufak tefek şeylerdir ve buna  inanıyorum, siz de inanın demiştir. Ve eklemiş, “görüşlerim kişisel  kalmasın diye örnekleyeceğim”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;47&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Büyük  İskender’i ele almıştır. Bozkurt’a göre, B. İskender babası Flip’ten  zamanının en güçlü ordusunu devralmıştı; oysa Atatürk ne bulmuştu?  Bozkurt’a göre; düşmana batıracak bir iğne dahi bulamamıştı; hukuk  bakımından bağımsızlığına sahip bir vatan bile(…) Vatanın Sevr ile  bağımsızlığı yok edilmişti. Bozkurt, “iğne bile bulamadığı dediğim  zaman, aşırı konuştuğum sanılmasın(…)Birinci İnönü savaşı&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;48&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt;nda bir kısım askerimiz taşla dövüştü” der. Ona göre, Atatürk karşısında B. İskender’i karşılaştırmak sözkonusu dahi edilemez. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hele  Napolyon ile karşılaştırılmasına çok sinirlenir. Ve Atatürk’ü ‘bu  Korsikalı’yla karşılaştıranlara şu eleştiriyi yapar: “ bence bu gibiler,  tarihi bilgilerinden ziyade, dedikoduları yargı aracı olarak  kullanmaktadırlar.” Napolyon şahsında Atatürk’ü şu cümleyle yüceltir:  “Napolyon…Baltıktan Akdeniz’e kadar uzanan Fransız İmparatorluğu’nu  Saint Helen adasıyla trampa etti. Atatürk ise yoğu var etti.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sezar’a  gelince der, Roma’ya dışarıda hakim ancak içeride esir olması…Galler  fatihinin başarısı budur işte! Ve “Atatürk, Türk’ü dış bakımdan  bağımsızlığın, şeref ve haysiyetin ucuna yükseltti… İç bakımdan bütün  otoritelerin üstüne çıkardı… Atatürk, hiçten demir bir Türk devleti  kurdu” diyerek, bu kez de Sezar şahsında bir idealizasyona girişmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zamanımıza  daha yakın dediği ‘Washington’u hiç şüphelenmeden büyük adam olarak  konumlandırmış fakat Atatürk çapında mı?’ diye de sormuştur. Cevabı ise,  “bunu hiç ummayız” demiş ve bunu şu cümlesiyle &lt;em&gt;temel&lt;/em&gt;lendirmiştir:  “Atatürk’ün öldüğü gün bıraktığı eserle, Vaşington’un öldüğü gün  bıraktığı eseri bir mukayese ederseniz. Hakikat birden gözlerde belirir.  Vaşington karşısında yalnız İngilizleri buldu. Atatürk karşısında bütün  dünyayı buldu ve yendi…” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Birleşik  Amerika Devletleri’nin Ankara eski büyükelçisinin ‘üç Adam’ adlı  eserini referans gösterdiği AtatürkRoosweltMussolini ve Hitler  karşılaştırmasında, tabii ki ‘Atatürk’ün bunlara üstün olduğunu’  belirtmektedir. Hitler için; “O, Atatürk’ten örnek aldığını her zaman  söyledi” demiştir. Bir Alman tarihçisini alıntılayarak; “Zamanımızın bir  Alman tarihçisi, gerek nasyonal sosyalizm ve gerek faşizmin Mustafa  Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey  olmadıklarını söylüyor. Çok doğrudur, çok doğru bir görüştür. Kemalizm  otoriter bir demokrasidir ki kökleri halktadır. Türk milleti piramide  benzer, tabanı halk, tepesi yine halktan gelen baştır ki bizde buna şef  denir. Şef otoritesini yine halktan alır. Demokrasi de yine bunda başka  bir şey değildir”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;49&lt;/sup&gt; &lt;/strong&gt;diyerek, bu yaklaşımını kristalize etmeye çalışmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yukarıda  da belirttiğimiz gibi, sistemin teorize edilmesinde genel olarak  milliyetçilik, ana damar olarak sistemin kurgulanmasında dikkate  alınmıştı. Bu ise, kişi kültü yaratılarak ve diğer açılımlar şeklinde,  hep bu damarı beslemek üzere kurgulanmıştır. Ya da en azından ‘devrim’  dersleri profesörü’nün yazdıklarından böyle bir çıkarım yapabiliyoruz.  M. E. Bozkurt’un, diğer bazı incelemeleri de bahsettiğimiz bu düşünceye  hizmet etmiştir. O halde Bozkurt’un bu serüvenine de eşlik edelim &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Diğer Bazı İpuçları&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Devrim’in  teorisyeni M. E. Bozkurt’a göre, Yeni Türkiye’nin Osmanlı’dan farkı,  bir ‘halk devleti’ olmasıdır. Bu bağlamda Atatürk İhtilali, Türk  İhtilali deyimlerini kullanıyor. 1789 Fransız ihtilali, 1917 Sosyalist  ihtilali ve 1919 Atatürk ihtilalini, kategorik olarak tam ve eksiksiz  ihtilaller olarak ve aynı kategoride değerlendirmektedir. Ayrıca  ulusların ihtilal yapıp yapmama konusunda hakları olup olmadığını, bazı  düşünürlerin fikirlerine başvurarak netleştirmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Marks  ve Engels’in ihtilal üzerine düşüncelerinin kısa analizini yaptıktan  sonra, “şu ciheti de belirteyim ki ben komünist değilim . Türk  milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim” demiş ve eklemiş, “itiraf  etmem lazımdır ki, Marks’ın kritiklerinden demokrasi hesabına çok  faydalandım.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lenin’in  fikirleri üzerinden yürüttüğü İhtilal tartışmasında, Lenin’in Devlet ve  İhtilal adlı çalışmasının “ Bu bölümü yazmaya vakit bulamadım, yaptım.  Yapmak yazmaktan güzeldir. Son bölümü okumak isteyenler, Rusya’da  yaratılan eseri gözden geçirsinler.” Kısmını referans almış ve “  Atatürk, Lenin’in de aksine yazmaktan değil yalnız yapmaktan hoşlanıyor.  Büyük nutuk&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;50&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; ve ona ilişik vesikalar kitabını, işler başarıldıktan sonra yazdı. O, yapmadan yazmıyor. Yapmadan laf yok.”&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;51&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; diyerek, ‘&lt;em&gt;anlamlı&lt;/em&gt;’&lt;strong&gt;&lt;sup&gt;52&lt;/sup&gt;&lt;/strong&gt; bir karşılaştırma yapmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Laiklik  üzerine de kafa yoran M. E. Bozkurt’a göre, laik devlet anlayışı,  ‘Türklere zaten yabancı bir devlet sistemi değildir.’ Çünkü laiklik,  Turanlı bir kurumdur. Bunun reddine imkan yoktur; ki deliller ve  uygulama da bunu göstermektedir.&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Sonuç Yerine&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bozkurt,  ‘Atatürk İhtilali’ adlı ve M. Kemal’in onayından geçmiş kitabında ne  demişti? “Batı Medeniyeti ve herhangi bir medeniyet bir küldür; ayrıklık  kabul etmez. Ya hep alınır, yahut alınmaz. Tıpkı dinler gibi.” Evet, ya  hep almak! Neyin ‘ithal’ edileceğine nasıl karar verilecekti? Gerçi  ‘Yeni Türkiye’de nasılsa sınıflar yoktu! Sınıflar olmayınca sendikaya,  derneklere, birden fazla partiye de gerek yoktu! Hele İşçi haklarından  bahsetmenin gereçi hiç yoktu. O halde, &lt;em&gt;düzeltmek, düzenlemek&lt;/em&gt; konusunda karar vermek pek de zor değildi!.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kemalist ideoloji, ulus devleti &lt;em&gt;icat ederken&lt;/em&gt;  toplumun homojen olmasını, hem etnik ve hem de sınıfsal açıdan,  ‘devletin milletiyle bölünmez bir bütün’ olacak şekilde kurgulamıştır.  Binanın su basmanı yanılsamalar üzerine bu şekilde kurulunca devam eden  kısımları da benzer yanılsamalarla yükseltmek zorunluydu!.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beşikçi’nin  vurguladığı gibi, “Türkiye’de tarih, özellikle yakın tarih şüphesiz ki  yeniden yazılacaktır…Kemalizm’in dünyadaki ulusal kurtuluş savaşlarına  öncülük ettiği, şarkın köle, esir milletlerine ışık tuttuğu, onları  kölelikten ve esirlikten kurtardığı söylenmiş, bunun propagandası  yapılmıştır. Bu bilimsel bilgi diye sunulmuştur…işçi sınıfı ve öteki  emekçi sınıflar ve tabakalar da resmi tarih bilgilerinin oluşturduğu  düzenden rahatsızdırlar…Kemalizm’in burjuva niteliği ortaya çıksa da,  sömürgeci ve ırkçı niteliği hala gizlenmek istenmektedir…” &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir  Afrika Atasözüyle bitirmek anlamlı olacaktır: “Aslanlar kendi  tarihçilerine sahip olana kadar, avcılık öyküleri her zaman avcıyı  yüceltecektir.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Dipnotlar&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1)&lt;em&gt; Devletler Arası Hak&lt;/em&gt;  ‘Hukuku Düvel’ adlı çalışmasında M. Esat, Türk tarihinin en büyük  zaferlerinden biri olarak Lozan’ı tanımlarken; Lozan’a ‘asıl ergenekon  çıkışını buradan seyredeceklerdir’ yakıştırmasını yapmıştır. Ve daha bu  çalışmasının başında: Büyük İnönü’ye diye hitap eder ve … ‘Ulusal öcü  siz aldınız’ diyerek onu da kahramanlar listesine yazar. Ayrıntılar için  bakınız: Bozkurt, M. Esat,Devletler Arası Hak ‘Hukuku Düvel’, Ulusoğlu  Basımevi, Ankara 1940.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2)  G. Aksoy’un ‘Bir Lider Yaratmak ya da Kürtlerin Düşünsel Süreçlerini  Kavramak Üzerine’ adlı makalesinden kurulan bir parelel çıkarımdır.  Ayrınıtları için bakınız:www.rızgari.org&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3) Başkaya Fikret, &lt;em&gt;PARADİGMANIN İFLASI Resmi ideolojinin eleştirisine giriş, &lt;/em&gt;Özgür Üniversite Kitaplığı:32, 8.baskı 2002, ANKARA. S.10&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4) Bora, Tanıl,&lt;em&gt; Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Döneminde Devlet Telakkisi, &lt;/em&gt;Birikim, Sayı:9394, s.136 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;5) Edindiğimiz bilgiye göre M. E. Bozkurt Kemalizm kavramsallaştırmasını çok sonraları kullanıyor. Akşin Sina, &lt;em&gt;Türkiye’nin önünde Üç Model, &lt;/em&gt;Telos yayıncılık, 1997 İstanbul&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6)  Oysa genel olarak Lozan’la ancak özel olarak da Takriri Sükun ile  ittihatçı reel politiğin İslamosmanlı araçsal doğrultusu terk edilerek  ‘ırk Üzerine Müstenit bir Türk siyasi milliyeti’ni kurgulama programı,  Kemalizm’in ulusdevlet anlayışının ana eksenidir. Bakınız: Yusuf Akçura,  &lt;em&gt;‘Üç Tarzı Siyaset’ &lt;/em&gt;Türk Tarih Kurumu, Ankara. Aktaran: &lt;em&gt;Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce&lt;/em&gt; Cilt I.,İletişim Yayınları, İstanbul 2001&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;7) Uyar, Hakkı,&lt;em&gt;MODERN TÜRKİYE’DE SİYASİ DÜŞÜNCE KEMALİZM, Mahmut Esat Bozkurt &lt;/em&gt;Cilt2, İletişim Yayınları, 2.Baskı, 2002 İstanbul.s.214219&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;img alt="8)" class="wp-smiley" src="http://www.kovarabir.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif" /&gt; M. E. Bozkurt’un Sadayı Hak gazetesinde, 25 mayıs 1924’te ve 30 mayıs 1924’te yayınlanan &lt;em&gt;Türk İhtilalinin Düsturları I ve 6&lt;/em&gt;’dan aktaran; Uyar Hakkı, &lt;em&gt;Türk İhtilalinin Düsturları Ve Mahmut Esat Bozkurt,&lt;/em&gt; Tarih Ve Toplum, Mart 1992, Sayı:99 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;9)  ‘Yeni Türk Devleti’ Cumhuriyet’in zorunlu bir sonucu olarak, şekilsel  de olsa vatandaşlık kimliğine kuruculuk atfetmiştir. Yazıpçizdiklerinde  çokça bu devletin kurucusu saydığı vatandaşı ‘organizmacı Görüş’ içinde  ele alan M. E. Bozkurt: “Millet, devlet, hükümet ayrı şeyler değildir.  Hapsi bir anlamdadır ve hepsi millettir. Milletten başka bir şey  yoktur.” Diyerek aslında, vatandaşa nefes alacak alan bırakmaz. Bakınız:  Bora, Tanıl, &lt;em&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin&lt;/em&gt;…s.137&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;10) Uyar, Hakkı, &lt;em&gt;TÜRK DEVRİMİ’Nİ TEORİLEŞTİRME ÇABALARI: Mahmut Esat Bozkurt Örneği I&lt;/em&gt;, TARİH ve TOPLUM 1993/Sayı 119. s.267&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;11) Aynı yer&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;12) Uyar Hakkı,&lt;em&gt; TÜRK DEVRİMİ’Nİ TEORİLEŞTİRME ÇABALARI Mahmut Esat Bozkurt Örneği II,&lt;/em&gt; TARİH ve TOPLUM 1993/Sayı120. s. 335&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;13) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Atatürk İhtilali&lt;/em&gt;, Kaynak yayınları, 3. Basım 1995 İstanbul. S.228229&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;14) yaptığımız bu çıkarıma örnek olması açısından, devlet söyleminde sıkça kullanılan ‘ettırnak’ klişesi destekleyicidir. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;15) Oran, Baskın,&lt;em&gt; ATATÜRK MİLLİYETÇİLİçİ RESMİ İDEOLOJİ DIŞI BİR İNCELEME,&lt;/em&gt;Bilgi Yayınevi,4. Basım, 1997 İstanbul. S.4344&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;16) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Atatürk İhtilali&lt;/em&gt;, s.268269&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;17) a.g.e. s.249&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;18) a.g.e. s.250&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;19)  dikkat edilirse parlamenter sistem içindeki bir parti misyonundan çok  adeta ‘devletin aygıtı’ gibi tanımlanan CHF, devletparti özdeşliği  klişesi içerisinde tanımlanmalıdır. O halde Türkiye’de partili sisteme  geçişi Demokrat partiyle başlatmak yerinde olacaktır…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;20) Uyar Hakkı, ‘&lt;em&gt;Sol Milliyetçi’&lt;/em&gt; Bir…s. 115 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;21) Bozkurt, M. Esat, Atatürk İhtilali., s.288&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;22)  “Türkiye’de ırkçı milliyetçilik Türklük tinine(Türklük tini ,  Cumhuriyet mitosuyla özdeşleştirilir.çve] bu nedenle kurucu mitos  sıfatı, bu tinin ‘yeniden doğuşunu vurgularcasına’ Atatürk’tür…)ilişkin  jeneolojiyi sürdürmüş ve Türklük tininin tarihteki taşıyıcısı olarak 16  “Türk” devleti icat etmiştir. Zira Türklük tininin özünde yer alan ya da  ona hayatiyet veren ilke, ‘cihana hakimiyet’ ve ‘dünya nizamı  mefküreleri’dir…Ancak Büyük Türk milliyetçiliğini Kemalizm’in ilk  kurgusundan ayıran nokta, bu soyçizgisine Osmanlı’yı da dahil etmesi ve  ona büyük önem atfetmesi, hatta o uzakta kalmış ataların yanında,  ‘ecdad’ payesini layık görmesidir.”Aydın, Suavi, &lt;em&gt;Türkiye’de “Devlet Geleneği” Söylemi Üzerine&lt;/em&gt;, Birikim, Sayı:9394 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;23) Uyar, Hakkı, ‘Sol Milliyetçi’ Bir…s.117&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;24)  “Türk ve Türkmen adını Neredeyse yalnızca Oğuz kökenli halklar  kullanmaktadır…geç Orta Çağ’ın Orta Asya halklarında kendini Türk olarak  adlandırma bakımından içinden çıkılması güç bir belirsizlik bulunduğu  söylenebilir… bizim meselemiz, Türk adlandırmasına dayanan bir üst  kimliğin belirlenmesinden doğan aşkın bir bilinçle belirli bir tarihsel  (ama aslında tarihsiz) bir misyon yüklemenin imkanlarının tartışılması  olduğundan…”Osmanlı halklarının kendisine bu adı verip vermediği bir  araştırma konusuyken, ‘azınlıklar’ı Türkleştirme girişimini anlamak  zorlaşıyor. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: Aydın, Suavi, &lt;em&gt;KİMLİK SORUNU, ULUSALLIK VE “TÜRK KİMLİ⁄İ” &lt;/em&gt;,&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;ÖZGÜR ÜNİVERSİTE KİTAPLiğI:16, Öteki Yayınevi,1999 Ankara. S.96&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;25) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Devletler Arası Hak&lt;/em&gt;…,s. 8&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;26)  Bu ‘davanın’ kurumsallaştırılması, kuşkusuz ki M. Kemal’in ‘Dil  işlerini düzenlemenin zamanı gelmiştir’ emri; Dil Tetkik Cemiyeti ve  arkasından da Türk Dil Kurumu’nun kurulmasını zorunlu hale getirmiştir.  Oran’ın aktarımıyla, “Türk Tarih Tezinin etkisinde kalarak Türk dilinin  diğer dillerin anası olduğu savının ileri sürülmesi eğilimi  gösterilmiştir. Ve bu eğilim, ağustos 1936’da toplanan Üçüncü Türk Dil  Kurultayı’nda GüneşDil Kuramının açıklanmasına kadar varacaktır.” Oran  Baskın, s.202&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;27) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Atatürk İhtilali&lt;/em&gt;,…s.196&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;28) a.g.e., s.197&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;29) a.g.e.,s.197&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;30)  bu analizimizi güçlendirecek şu “…Türk birliğinin bir gün hakikat  olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile dünyaya gözlerimi onun  rüyaları içinde kapayacağım…” satırlar da M. E. Bozkurt’a aittir.  A.g.e., s142&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;31) a.g.e.,s.199&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;32) Bozkurt, M. Esat,&lt;em&gt; Türk ihtilalinin Düsturları,2&lt;/em&gt; Aktaran:H. Uyar, &lt;em&gt;TARİH ve TOPLUM&lt;/em&gt;, Mart1992/sayı:99,s.149 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;33)  Halkçılık, en geniş anlamda, halkın dışındaki bir seçkinler gurubunun  halk adına ve yararına bir şeyler yapmak istemesi olarak  tanımlanabilir.Halk kitlelerinin kendi kaderlerini tayin kendileri  tarafından değil ve fakat onlar adına seçkinler tarafından  ‘üstlenilmesi’dir. Ayrıntılar için bakınız:Başkaya, Fikret, Paradigmanın  İflası…,s.242&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;34)  bu düşüncesinin bir uzantısı olarak, mesleki temsil hakkını  savundu(Mesleki Temsil:Emekçi olanın temsil hakkı olmasıdır.seçim hakkı  sendikalar aracılığıyla kullanılacaktı. Ve fakat, mesleki temsilin  solidarizmi referans alması üzerinde aşağıda duracağız). Birinci  mecliste mesleki temsil hakkı kabul edilmemekle birlikte İktisat Vekili  olduğu İzmir İktisat Kongresinde de uygulatamadı. Ayrıntı için bakınız:  Uyar, ‘&lt;em&gt;Sol Milliyetçi&lt;/em&gt;’ bir…,s.118119 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;35)  1920’li yıllarda Türkiye’nin sınıfsız olduğunu söylemek bilim dışı  olmanın yanında…”Türkiye’de sosyal sınıfların yok olduğunu öne sürmek,  Türkiye’nin barbarlık çağında olduğunu söylemektir.” Hikmet  Kıvılcımlı’dan aktaran: Başkaya Fikret, a.g.e.,s247&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;36) a.g.e., s256&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;37) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Atatürk İhtilali&lt;/em&gt;,s. 242243&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;38)  Milliyetçi ideoloji yabancı sermaye karşısında yerel burjuvazinin  desteklenmesi olarak tezahür edecektir.Ancak kurtuluş savaşı sürecinden  başlanarak yabancı sermayeye asla karşı olunmamıştı. Oran, A.g.e., s.238&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;39) bu kavramla devletçilik kastedilmiştir&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;40) aktaran: Başkaya, a.g.e.s.202&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;41) aktaran: B. Oran, &lt;em&gt;Atatürk Milliyetçiliği&lt;/em&gt;,s.253&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;42) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Atatürk İhtalali,&lt;/em&gt;s.174&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;43) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Atatürk İhtilali,&lt;/em&gt; s.226229&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;44) Aktaran:Uyar,&lt;em&gt; Türk Devrimini&lt;/em&gt;…I,s.269&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;45) Aktaran: Uyar, &lt;em&gt;Türk Devrimini&lt;/em&gt;…I, s.270&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;46) Aynı yerde&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;47) Aynı yerde&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;48)  I. Ve II. İnönü Savaşları, Çerkez Ethem’e karşı, Kuvayi Milliye  içerisinde, İnönü’nün itibarını arttırmak için, icat edilen iki savaştır  aslında… Suavi Aydın’ın 21.11.2004’te, Özgür Üniversite’de &lt;em&gt;Resmi Tarihin Efsaneleri&lt;/em&gt;  başlığıyla verdiği konferanstan alınan nottur. Başkaya, alıntımızı  doğrulayacak şekilde şu cümlesiyle ışık tutuyor: “ …gerçekte olmayan şey  büyük bir zafer gibi gösteriliyor. Amaç, maddi bir güç haline gelen sol  hareketi tasfiye etmek. O kadar ileri gidiliyor ki, ‘keşif hareketi’  sonucu kazanılan zaferle İsmet Bey’in sadece Yunan Ordusunu yenilgiye  uğratmakla kalmadığı, ‘milletin makus talihini yendiçi’ efsanesi de  yayılıyor.”Başkaya, a.g.e., s. 241.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;49) Bozkurt, M. Esat, &lt;em&gt;Atatürk İhtilali&lt;/em&gt;, s.101107.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;50)  Büyük demesinin sebebi! “ o eserdir ki, günün birinde, milletlerden  birisi, istiklalini, hürriyetini, bütün varlığını kaybetmek tehlikesine  maruz kalsa, hatta kaybetse bile bunların nasıl kurtarılacağını öğreten  bir düstur, bir formüldür.” Bozkurt, a.g.e., s.145.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;51) Bozkurt, M. Esat, a.g.e., s.141144.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;52)  Yatık bir şekilde anlamlıdır. Çünkü, “olaylara Makyevelist bir  yaklaşımı olduğu; komitacı ve taktik yöntemlerle amaca ulaşmayı  yeğlerdi. Ve hatta onun teoriysen ol(a)mayışı bir erdem sayılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;10 Aralık 2011 / Ji aliyê         &lt;a href="http://www.kovarabir.com/author/kovarabir/" rel="author" title="Kovarabir tarafından yazılan yazılar"&gt;Kovarabir&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-2630786375803045832?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/2630786375803045832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/servet-gun-irkc-kemalist-ogretinin-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2630786375803045832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2630786375803045832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/servet-gun-irkc-kemalist-ogretinin-bir.html' title='Servet Gün/ Irkçı Kemalist Öğretinin Bir İdeologu: M. E. Bozkurt'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-qQw3UKWynJo/TuTXWiupAwI/AAAAAAAAB84/lYHPX7m8soE/s72-c/Mahmut_Esat_Bozkurt.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-2573327323732776613</id><published>2011-12-10T20:08:00.000-08:00</published><updated>2011-12-10T20:08:40.343-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nûçe'/><title type='text'>ÇIRA: Bila tevkujiyên Agirî û Zîlan jî bên aşkerakirin</title><content type='html'>&lt;span class="date" style="background-color: white; color: #666666; display: block; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 9px; line-height: 14px; margin-bottom: 4px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="date" style="display: block; margin-bottom: 4px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-size: 17px; line-height: 20px;"&gt;Diyarbekir 10 Kanûn (AKnews) – Serokê Komeleya Çand û Hunerê (ÇIRA), Ramazan Moray, bal kişand ku lêborînxwestina Serokwezîrê Tirkiyeyê Recep Tayip Erdoğan a ji bo tevkujiya Dêrsimê gaveke erênî ye û xwest tevkujiyên Agirî, Zîlan û Koçgirî jî bên aşkerakirin.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-size: 17px; line-height: 20px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: black; font-size: 17px; line-height: 20px; margin-bottom: 15px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;&lt;img align="right" alt="ciraleborin" height="177" id="1" src="http://static.aknews.com/images/cms-image-000095158.jpg" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" sub="ciraleborin" width="267" /&gt;Endamên ÇIRA’yê li ber Plazaya AZC’ê daxuyaniyek da çapameniyê. Rêveberên HAKPAR û Koma Diyalogê ya Dicle Firatê jî tevli daxuyaniyê bûn. Serokê ÇIRA’yê Ramazan Moray, di axaftina xwe de bal kişand ku Serokwezîrê Tirkiyeyê Recep Tayip Erdoğan bi lêborînxwestina tevkujiya Dêrsimê gaveke erênî avêtiye û wiha got:&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;“Lêborînxwestina serokwezîr girîng e lê têr nake. Divê dewlet derbarê tevkujiyên Zîlan, Agirî, Koçgirî û hemû karesatên bi destê dewletê hatine kirin, li xwe mikur bê, lêborîn bixwaze. Divê dewlet deriyê arşîvên xwe veke û hemû rastiyên di vî warî de bi aya giştî re parve bike.”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;&lt;img align="right" alt="ciraleborin" height="184" id="2" src="http://static.aknews.com/images/cms-image-000095157.jpg" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" sub="ciraleborin" width="277" /&gt;Moray, xwest dewlet cihên gorên rêberên kurdan Seyîd Riza, Şêx Seîd û Seîdê Kurdî jî aşkera bike.&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;Moray, operasyonên di bin navê KCK’ê de tên kirin jî rexne kir û ji bo aştî û diyalogê xwest operasyonên leşkerî û siyasî bên rawestandin.&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;md AKnews&lt;br /&gt;&lt;div style="color: black; font-size: 17px; line-height: 20px; margin-bottom: 15px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="date" style="color: #666666; display: block; font-size: 9px; line-height: 14px; margin-bottom: 4px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;-10/12/2011 12:48&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2556099928419976717-2573327323732776613?l=ararat-welat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ararat-welat.blogspot.com/feeds/2573327323732776613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/cira-bila-tevkujiyen-agiri-u-zilan-ji.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2573327323732776613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2556099928419976717/posts/default/2573327323732776613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ararat-welat.blogspot.com/2011/12/cira-bila-tevkujiyen-agiri-u-zilan-ji.html' title='ÇIRA: Bila tevkujiyên Agirî û Zîlan jî bên aşkerakirin'/><author><name>Welatagirî</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17054086073122120393</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='22' src='http://4.bp.blogspot.com/_NlAjJ2XGKo4/TDEus8QJ1rI/AAAAAAAAAAg/7j6XvEqznOs/S220/bayrak+a%C4%9Fr%C4%B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2556099928419976717.post-948694097713764659</id><published>2011-12-10T19:01:00.000-08:00</published><updated>2011-12-10T19:01:05.682-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serhildana Agirî (Ağrı isyanı)'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dîrok (tarih)'/><title type='text'>Zilan'da 15 Bin Kürt Katledildi</title><content type='html'>&lt;div class="image" style="background-color: white; text-align: left;"&gt;&lt;img align="left" alt="" src="http://www.haberdiyarbakir.com/images/news/18875.jpg" style="border-bottom-color: rgb(84, 84, 84); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(84, 84, 84); border-left-style: solid; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(84, 84, 84); border-right-style: solid; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(84, 84, 84); border-top-style: solid; border-top-width: 1px; height: 190px; margin-right: 8px; width: 250px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; height: 180px; text-align: left;"&gt;&lt;div class="date" style="color: #797979; font: normal normal 100 8pt/17px Verdana; height: 17px; margin-bottom: 5px; text-align: right;"&gt;29 Kasım 2011 Salı 09:04&lt;/div&gt;&lt;div class="short_content" style="font: normal normal normal 9pt/16px Verdana; margin-bottom: 5px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;AK Parti Diyarbakır eski milletvekili Cavit Torun, 1930’da Zilan Deresi'nde 15 bin Kürt’ün kurşuna dizildiğini söyledi.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="news_detail_content" style="background-color: white; clear: both; font: normal normal normal 9pt/20px Verdana; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 8px; text-align: left;"&gt;&lt;div class="content" id="news_content" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;AK Parti Diyarbakır eski milletvekili Cavit Torun, 1930'da 15 bin Kürt'ün kurşuna dizildiği Zilan Deresi katliamıyla devletin yüzleşmesini, Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'de yaşayan tüm halklardan özür dilemesini istedi.&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;Torun, Dersim katliamından söz edildiğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın özür dilediğini, 15 bin Kürt'ün katledildiği Zilan Deresi olayının Türkiye'nin hafızasında olmadığını kaydetti. Dersim katliamının öncesinde daha büyük katliamlar olduğunu ifade eden Torun, “Zilan Deresi'nde 30 Ağustos 1930 tarihinde 15 bin Kürt'ün katledilmesi olayı var. 40 köy yakılıyor. Zilan Deresi'nde katlediliyor. Bugün bunu konuşmuyoruz. Dersimle ilgili olarak çeşitli şekilde başkaldırısından söz ediliyor. Başkaldırıda ne olduğu ifade edilmiyor. Kim başkaldırmış, niye başkaldırmış, bunlar da ortaya konmalı ki mevzu çok iyi anlaşılabilsin. Başbakan bunu dile getirirken çok üzgün bir haldeydi. Gözleri doluyordu. Üzüldüğünü ortaya koydu. Oralarda insanlara zulüm, işkence yapılmış, katliam yapılmış olduğunu ifade etmiş oldu. İleride bu olay belki soykırım olarak da nitelendirilebilir. Aynı yıllarda Zilan Deresi'nde 15 bin insan katlediliyor. Günlerce bu katliamın eserleri oradan silinmiyor. Kuşlar, kurtlar, köpekler o insanların yiyor. Bu bilinen bir gerçek. Zilan Deresi'nde ne oldu, kim niçin yaptı, o yıllarda kim iktidarda var? İşin başında kimler var, emrini kimler veriyor? Bir takım operasyonlar yapılıyor. İçişleri Bakanı'nın bu operasyonlarda haberinin olmaması mümkün mü? O tarihte bir takım eylemler yapılıyor. Ordu 15 bin insanı öldürüyor. Dile kolay” diye konuştu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;Vatandaşın hatırasını anlattı&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;Cavit Torun, Zilan katliamına şahit olan vatandaşın hatırasını ise şöyle anlattı: “Zilan Deresi'nde olan biteni vatandaş nasıl anlatıyor? Şimdi oradan okuyacağım: Ağrı Dağı başkaldırısından sonra Zilan Vadisi'ne sığınan Kürtlere, dönemin Kolordu Kumandanı Salih Paşa tarafından yürütülen askeri harekâtla tam bir soykırım uygulanır. Türk uçakları tarafından Zilan bölgesi bombalanır, dağlar ve dereler ateş altına alınır. Bölgenin giriş ve çıkışları tutulur ve bölge on binlerce asker tarafından kuşatılır, katliam başlar. Yeni doğmuş bebekten, 90'lık ihtiyara kadar her yaş ve cinsiyetten insan; mitralyöze tutularak, süngülenerek, buğday başağı biçilircesine yok edilir. Toplam 44 köy ateşe verilir ve yaklaşık 15 bin kişi de Ceme Gürceme Vadisi'nde, birbirlerine bağlanarak toplu bir şekilde vahşice katledilir.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;Katliama katılan er anlatıyor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;Eski vekil Torun, katliama katılan erlerden birinin hatıralarından ise şunları aktardı: “Kadın, çocuk ve bebeler dahil herkesi, bölgedeki bütün köylerin halkını, binlerce insanı, Zilan Deresi'ne doldurdular. Etraflarını makineli tüfeklerle çevirdiler. Makineli tüfeklerin başında bizler, yani erler vardı. Ellerimiz tetikteydi ve namlular topluluğa dönüktü. Bizim arkamızda erbaşlar sıralanmıştı. Elleri tüfeklerin tetiğinde namluyu bize yöneltmişlerdi. Onların arkasında, üçüncü sırada subaylar tabancaların namlusuna mermiyi sürmüş bekliyorlardı. Biz ateş etmesek erbaşlar bizi vuracaklardı. Onlar bizi vurmazsa subaylar onları ve bizi vuracaklardı. Tetiğe bastık. Binlerce mermi deredeki insan topluluğunun üzerine ateş kustu. Kadınların, çocukların, yaşlı, genç erkeklerin korkunç çığlıkları dereyi sardı. Bir süre sonra çığlıklar iniltiye dönüştü. Ve sonra iniltiler de kesildi. Yaşlı ve genç erkeklerin yanında, binlerce kadının, çocuğun, kundaktaki bebeklerin cesetleri bir kan gölü içinde bırakıldı. Kurda, kuşa yem edildi. Bir süre sonra cesetler koktu, çürümeye terk edildi.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;“Cumhuriyet çok kanlı kurulmuş”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;“Cumhuriyetin kuruluşu ile ilgili 'Sallarda denize açılıp da mehtapta yürüyerek çok güzel bir şey oldu. Mehtap esti insanlar huzur içinde Osmanlıdan kurtuldu cumhuriyete kavuştu havamız var. Bize böyle düşünce veriliyor.' değerlendirmesinde bulunan Torun, “Bu düşünce sebebiyle, çok mükemmel teşkilat, ulus devlet oluşturulmuş. Bu itibarla şikayetleri nedir diye söyleniyor. Bunun yanlış olduğunu ifade ediyorum. Cumhuriyet çok kanlı kurulmuş. Bunu hepimizin çok iyi bilmesi lazım. Dersim'de meydana gelen olaylarda, 13 bin 862 kişi katlediliyor. Dersim'de bombalama işini yapanların içinde Sabiha Gökçen var. Atatürk'ün manevi kızı, pilotu. Hiç kimsenin haberi yok. Sabiha Gökçe'nin bu işi yapmış olduğundan kimsenden haber alamadı da, Sabiha Gökçen'den de mi bilgi almadı? Mümkün mü ki 13 bin 862 kişi öldürülecek de bu işten kimsenin haberi olmayacak.” şeklinde konuştu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;'İstiklal mahkemeleri tutanakları'&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Dersim tartışmasının ardından İstiklal Mahkemeleri arşivlerinin açılmasını dile getirdiğini hatırlatan Torun, Bülent Arınç'ın kendisine TBMM Başkanlığı döneminde İstiklal Mahkemesi arşivlerini okuduğunu aktardığını belirtti. Torun, şöyle devam etti: “Cumhuriyetin neyin üzerine kurulmuş olduğunu çok iyi görünüyor. 1925 yılında Ali Çetinkaya İstiklal Mahkemeleri'ni kuruyor. Ali Çetinkaya, Atatürk'ün çok yakın, saf arkadaşı, saf insanı. İstiklal Mahkemeleri'nde verilen kararlar bellidir. Bakanımız Bülent Arınç Bey 'Ben başkan olduğum dönemde bunları okudum. Kaç tane Dersim katliamı çıkar içinden. Bunları açıklamak Meclis Başkanlığı'nın görevi.' diyor. Keşke kendi başkanlığı döneminde açıklayabilseydi. Onun yapmadığını Cemil Çiçek açıklayabilecek mi bilmiyoruz, yapılması lazım.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font-size: x-small; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;“Araştırma komisyonu kurulsun”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font: normal normal normal 9pt/18px Verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: larger;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, sans-serif; font: normal normal normal 9pt/18px Verdana;"&gt;Başbakan Erdoğan'ın 'arşivler açık, herkes incelesin' dediğini ifade eden Cavit Torun, bireysel olarak arşivlerde çalışma yapılmasına izin verileceğini sanmadığını, verilse bile bunun kişisel çalışma olacağını vurguladı. Almanlar'ın Yahudilere karşı yaptıkları katliamla yüzleştiğini anlatan Torun, ''Türkiye de açsın. Yöntemi belli. En yetenekli kurum TBMM'dir. Bir ara
