14 Şubat 2019 Perşembe

Çanakkale'den Zilan'a

Diyarbakır büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Fırat Anlı'nın dedesinin de Çanakkale'de savaşıp şehit olduğunu acaba kaç kişi biliyor. Bunları anlatmamın nedeni siyasilerin dilinden düşmeyen "kardeşlik" vurgularına kanıt bulmak değil aksine bunun ne kadar sahte olduğunu göstermek.


Bu ülkede ne zaman kardeşlik ve birlikte yaşama vurgusu yapılsa, gösterilen yegane örnek hep Çanakkale savaşı ve Türklerle Kürtlerin birlikte verdiği mücadeledir.



Resmi tarihin, uydurulmuş, kahramanlık hikayelerini tarih diye sunduğu bir ülkede, Çanakkale savaşıyla ilgili yazılanların, çizilenlerin ne kadar gerçek olduğu büyük bir muamma.

Örneğin Çanakkale bir Osmanlı savaşı olmasına rağmen şimdiye kadar sanki Kemalist cumhuriyetin bir marifetiymiş gibi sunuldu ve bu algı halen devam ettiriliyor.

1915’te, Çanakkale Savaşlarında Osmanlı kuvvetlerini yöneten Alman amiral Otto Liman von Sanders olmasına rağmen bugün onun ve diğer komutanların adı hiç geçmiyor.

Ama emrindeki albaylardan sadece birisi olan Mustafa Kemal, bildiğiniz gibi savaşın tek fatihi olarak resmi tarih sayfalarını süslüyor.

Son zamanlarda "öteki tarih" araştırmacıları bu uydurulmuş tarihi mizansenlerini, yer değiştirmiş "kahraman"larla "hain"leri irdelemeye başlamasına rağmen, genel kanıyı değiştiren, gerçekleri toplumun geneline ulaştıran bir seviyeye çıkmadı. Diğer taraftan yıllarca babadan kalma yanlışlarla büyüyen toplumun da bunları duymak istediğini de pek sanmıyorum.

Çanakkale savaşıyla ilgili büyük bir muamma ve tartışma konusu da oraya gidip savaşan Kürtler.

Son zamanlarda özellikle milliyetçi, ırkçı, faşist kesimlerde Kürtlerin Çanakkale'ye gidip savaşmadığı yönündeki tezler yüksek sesle dillendiriliyor.

Ancak hem resmi devlet arşivleri, hem bağımsız tarihçilerin araştırmaları hem de yurtdışında yapılan tarih incelemelerine baktığımızda Kürtlerin Çanakkale’de savaştığı gerçekliğini inkar edilemez bir olay.

At sırtında ya da yaya olarak yüzlerce kilometre ötelerden gelip savaştılar. Dahası o dönem Kürt coğrafyasına yakın birçok Osmanlı toprağında da savaş vardı. Çoğu zaten oralarda cephedeydi.

Devletin resmi arşivlerinde Çanakkale'ye giden birçok Kürt ailesinin ismi geçiyor.

Avrupa’da eğitim gören çocuklarını bile çağırıp 6 kişiyi cepheye gönderen Cemil Paşa ailesi örneğin... 3’ü kardeş 6 gencini savaşa yazdıran ve Çanakkale'den hiçbiri geri dönmeyen Pötürgeli Sofuoğulları ailesi mesela.

Galatasaray'ın kuruluş yıllarında futbol oynayan ve tahsili nedeniyle askerden muaf olmasına rağmen askerlik şubesinin kapısında geceleyip kaydını yapan ve Çanakkale'ye gidip savaşan Kürt futbolcu Celal İbrahim de bunlardan sadece biri.

Bugün Kürt siyasal hareketinin ünlü simalarından birisi olan ve yıllarca cezaevinde kalan Diyarbakır büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Fırat Anlı'nın dedesinin de Çanakkale'de savaşıp şehit olduğunu acaba kaç kişi biliyor.

Bunları anlatmamın nedeni siyasilerin dilinden düşmeyen "kardeşlik" vurgularına kanıt bulmak değil aksine bunun ne kadar sahte olduğunu göstermek.

Bu gördüğünüz fotoğraf tam 100 yıl önce İstanbul Dolmabahçe'de çekildi. Onlarca Kürt süvari Gelibolu'ya geçip savaşmak için orada bekliyor.

Her ne kadar inkar edilse de bunun gibi kayda geçmeyen yüzlerce kişi yalınayak üstü başı yırtık gelip Çanakkale'de savaştı. Peki sonrasında ne oldu? İşte orası çok ibretlik.

Çanakkale'deki zafere rağmen Osmanlı yıkıldı yerine yeni bir cumhuriyet kuruldu. Kurtuluş savaşında destekleri alınan, kanları dökülen Kürtlere verilen tüm sözlerse her zamanki gibi çabuk unutuldu.

Önce inkar sonra imha başladı. İsitklal Mahkemeleri gibi sabah gözaltına alınanın akşam idam edildiği yargılamalarla Kürtler sistematik bir şekilde asimilasyon ve imhaya tabi tutuldu.

1915'te böyle Çanakkale'ye savaşmak için gidenlerin çocukları sadece 15 yıl sonra Zilan'da bombalandı, katledildi, gebe kadınların karnı deşildi.

Bitmedi 8 yıl sonra Dersim'de daha kötüsü yapıldı. Onlar artık Çanakkale'de yardıma gelen, “kurtuluş savaşı”nda omuz omuza savaştıkları "kahraman Kürt"ler değil "bombalanması, imha edilmesi gereken şakiler"di!

90 yıllık cumhuriyetin her kilometresinde Kürtlerin inkar ve imhasının bir örneği var. 90'lı yıllarda faili meçhullerle katliamların, zorbalıkların her türlüsü denendi.

"Kardeşlik", demokrasi,barış ve eşitlik vurgusunu en çok yapan iktidarın dönemindeyse 12 yaşındaki Kürt çocukları evlerinin önünde "terörist" diye katledildi ve bu maalesef münferit değildi. Onlarcası aynı akıbete kurban gitti.

Daha birkaç ay öncesine kadar Cizre'de tekrarlanan(12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın katledilmesi) bir gerçek.

Tüm yaptıklarını taçlandıransa şüphesiz, zulümlerini adaletsizliğe mahkum ettikleri Roboski katliamı.

Daha söylenecek çok şey anlatacak çok örnek var ancak kıymeti var mı bilinmez. Yanlış anlaşılmasın "kardeşlik" ve "birlikte yaşama ülküsü" tabi ki çok şirin ve kulağa hoş geliyor ancak bu ülkede Kürtler için pratik bir karşılığı yok.

Bu terimler Kürtlerin ulusal-kültürel-hukuki-sosyal-ekonomik ve devletleşme gibi tüm haklarını gasp etmek, onları kandırmak için uydurulmuş terimlerdir.

Daha bugün müzakere masasında bile meselenin kendisi hemencecik inkar ediliyor.

Bir halkın ulusal davasının, ağır bedelleri ödediği meselesinin karşılığında teklif edilen yol, su, elektrik gibi tüm muz cumhuriyetlerinin bile yapmak zorunda olduğu basit devlet hizmetleri.

İşin tuhaf ve en sinir bozucu tarafıysa bu politika yıllardır sadece Türkiye’de değil Kürtlerin yaşadığı diğer 3 parçada da aynen uygulanıyor ve maalesef başarılı olmasının sebebi o politikanın uygulayıcıları değil bizzat tarihlerinden ibret almayan Kürtler!


twitter.com/normalgasteci

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder