12 Nisan 2018 Perşembe

Tarihin karanlık sayfasında Zilan katliamı!

Van'ın Erciş ilçesinde 14 Temmuz 2013 tarihinde yaşanan Zilan katliamının yıl dönümü bölgede buruk bir hava yaratırken katliamdan sağ kalanlar geçen 83 yıla rağmen yaşanan acıyı dün gibi hatırlıyor. Yıllardır yaşanan katliamın halen devlet tarafından neden işletildiğine yönelik açıklamanın yapılmaması ve dönemin arşivlerinin açılmaması devletin Zilan katliamına karşı vurdumduymazlığını açığa çıkarıyor.


14 Temmuz 1930 tarihinde köylerinin askerler tarafından kuşatıldığı ve verilen vaatlerin ölüm vaatleri olduğundan habersiz binlerce suçsuz günahsız kürdün ölüm yıl dönümünde yaşanan acılar bölgede buruk bir hava oluştururken, yaşanan katliamda sağ olarak kurtulanları gündeme yansıyan ifadeleri insanların kanını donduruyor. Eli kınalı gelinler, ak sakallı dedeler, torunlarına Mem Ü Zin hikayerini anlatan nineler, gülümsemesi ve göz yaşları yanaklarında kurumayan çocuklar, karnındaki çocuğu ile sevinen hamile anneler, Kürt olmanın en ağır bedelini 83 yıl önce canları ile ödedi. Binlerce kadın çocuk ve yaşlı demeden korku ve şaşkın bakışlara aldırmadan katliamı gerçekleştirenler, Zilanlıların mal varlıları ile ödüllendirilip cezalandırılmazken, günümüzdeki hükümetin katliam yıl dönümünde katliama değinmemesi, yıllar sonra katliam zihniyetinin değişmediğini açığa çıkarıyor. Katliamın ardından 83 yıl geçmesine rağmen, devletin halen katliamla ilgili arşivlerin açmaması, katliamın üzerini kapatıp tarihin karanlık kuyularına atma çabası, yaşanan insanlık dışı uygulamayı nasıl meşrulaştırdığını açık bir dille ifade ediyor. Zilan katliamını gündeme getirmekten kaçınan devlet yetkilileri ve yargı organları, yaşananlar yetmezmiş gibi katliamla ilgili haber yapmaya çalışan gazetecilerin haber özgürlüklerine saldırarak, haklarında soruşturma açma acizliğinde bulunması, yıllar sonra Kürtlere yönelik geliştiren nefretin yapılan uygulamalarla halen taze kaldığını ispatlıyor.

“Hamile kadınların karınları deşildi”

Zilan katliamı sırasında asker olduğunu ifade eden bir askerin iddiaları insanın kanını donduracak nitelikte. Zilan katliamı sırasında Diyarbakır’da askerlik yaptığını belirten Mirza Efendi, tanık olduğu Zilan katliamında şu ifadelere yer veriyor.”Zilan Katliamında ben Diyarbakır’da askerdim. Diyarbakır’dan bölgeye sevk edilen askeri birliklerin içinde ben de vardım. Bölgeye intikal ettiğimizde katliam yeni yapılmıştı. Bizler firar edenler ya da katliamdan kurtulup gizlenenlerin bulunması ile görevliydik. Yakılan Cakırbey köyünde bu amaçla arama tarama yapıyorduk, daha önce katledilen ve yakılan köyün yıkıntıları arasında sağ kalan insan arıyorduk. Aramalar neticesinde iki kişi bulundu. Her ikisini de alıp komutanın yanına getirdiler. Bizler de arama faaliyetini tamamlayıp orada toplandık. Yakalananlardan biri 80’lik ihtiyar bir adamdı. Diğeri ise, halinden doğumunun çok yakın olduğu belli olan hamile bir kadındı” açıklamalarına yer veren dönemin askeri yaşadığı olayları aynen şöyle aktarıyor.”Komutan, yaşlı adama bir iki tekme atıp;Bu adam zaten gebermiş, iki kişi kadının kollarından tutsun dedi.İki asker, daha önce gördüğü dehşetinde etkisiyle tir,tir titreyen zavallı kadının kollarından tuttu.Komutan;içinizde bu kadının karnını deşip piçini çıkaracak bir gönüllü çıksın diye bağırdı. Bir kaç kez seslendi, askerlerden bir ses çıkmadı. Bunun üzerine bu işi gerçekleştirecek kişiye 40 gün mükâfat izni var dedi. Bir asker gönüllü olarak çıktı. İki kolundan kıskıvrak tutulmuş zavallı kadının karnını süngüyle yardı. Kadıncağız hemen öldü. Çocuk yaşıyordu. Komutan; Bakın bakalım, erkek mi kız mı diye sordu. Asker erkek diye cevapladı, Komutan Piç in erkek olduğunu tahmin etmiştim dedi.

"O Zülmü kafir müslümana yapmazdı"

Yaşanılan katliam sırasında 12 yaşlarında olduğunu belirten Dino Elçi isimli 95 yaşındaki Zilanlı askerin itiraflarını doğrulayacak nitelikte. Katliam sırasından cesetlerin altında yaralı olarak kurtulduğunu dile getiren Elçi, “Orada yaşananları kafir Müslüman’a yapmazdı. Küçük çocukların bile askerin nasıl bir katil olduğunu anlamış cesetlerin altında sessizce bekliyordu. bir çocuk ortalık sessizliğe bürününce emekleyip gidip ölen annesinin memesini emmeye çalıştı. Çocuk annesinin memesini ararken bir asker süngü ile çocuğun sırtını delip çocuğu öldürdü” ifadeleri ile Zilan katliamını vahşet verici boyunu böyle özetledi. Bir başka tanık ise şu sözlerle katliamı anlatıyor.”Bizim evimiz o tarihte Hevırzong köyündeydi. Hasan abdal köyündeki akrabalarımızın çoğu katledilmişti. Amcalarım, dedem de dahil. Fakat bizim köye karışmadılar. Babam, akrabalarımızın imdadına koşmak, en azından ölüleri gömmek için, gece katliamın yapıldığı Cebeliye gider. Anlattığına göre; köpekler insan etine alıştıklarından kendilerine de saldırıyorlarmış. O sahaya zor bela girebilmişler. Sahaya girdiklerinde köpeklerce yiyilmiş, büyük bîr kısmı tanınmaz halde olan yüzlerce cesetle karşılaşmışlar. Katledilenler ancak gece kimse görmeden gizlice ve topluca toprağa verilmiş. O yörede aradan geçen en yıllık süreye rağmen hala insan kemiklerine rastlamak mümkündür. “

“Askerler, genç kız ve kadınların cesetlerine tecavüz ediyorlardı”


Ahmet Yıldız ismindeki bu tanığın ifadeleri katliamı işleyen askerlerin nasıl insanlıktan çıktığını ve ölü kadınların bedenlerini nasıl kirlettiğini nefret dolu ifade ile şöyle aktarıyor.”Aşê Davuda ceset doluydu, Ağustos sıcağında cesetler şişmiş, kokuyordu. Askerler, genç kız ve kadınların cesetlerine tecavüz ediyorlardı, Aşê Davuda (Davutlar değirmeni), Erciş kız yatılı ilköğretim bölge okulunun bulunduğu yerdir, Van –Erciş yolu üzerinde bulunuyor ya. En büyük toplu katliamlardan bir de orda yapıldı. Ben o zamanlarda. Askerlere erzak taşırdım. Birkaç defa Aşê Davuda’da kamp kurmuş olan askerlere erzak götürdüm, kendi gözlerimle gördüm. Cenazeleri üstü üste kule şeklinde yığmışlardı. Hiç unutmam, askerler cenazelerin arasına girip güzel kadın ve kızların cesetlerine tecavüz ediyorlardı” dedi.

“İnsanların Kafa derisi yüzüldü”

Kakil Erdem isimli mağdur tanık katliamın işlendiği sırada 12 yaşında olduğunu ifade ediyor.Erdem yaşanan katliam sırasında saklanarak tanık olduğu olayı şöyle anlatıyor.“Askerler, hamile kadınların karnını deşiyorlardı. Hamile kadınları öldürüp, çocuklarını karınlarından çıkarıyorlardı. İnsanları gözlerimin önünde kesiyorlardı. Benim gözümün önünde 3 akrabamın kafa derisini yüzdüler. İki kardeşi ağaçlarla döverek öldürdüklerini gördüm’ dedi. Katliamın başladığı sırada dağlara kaçtığını ve saklandığı yerden olup biteni izlediğini belirten Erdem, ‘Günlerce dağlarda aç kaldık. Askerler gittikten sonra köye geri döndük. 35 akrabamı öldürmüşlerdi. Birçok insanı gözümün önünde kestiler. Benim en büyük ağabeyim de sağ, o da bu olayları gördü’ diye konuştu. Katliam emrini İsmet İnönü’nün verdiğini anlatan Erdem, ‘O katliamı hiç unutamadım. Esir alınanları da öldürdüler. Bu katliamda ölenlerin çoğu Kurtuluş Savaşı’nda savaşmış insanlardı.

“Biz ateş etmeseydik subaylar bizi vuracaktı”

Katliamın yaşandığı sırada asker olduğunu ve yaşanların halen gözlerinin önünde film şeridi ile geçtiğini ifade eden ve ismini can güvenliği nedeni ile vermek istemeyen bir asker yaşadığı askerlik süresinde tanık olduğu ve uygulamak zorunda kaldığı insanlık dışı vahşeti şöyle aktarıyor. ”Toplam 44 köy ateşe verilir ve yaklaşık 15 bin kişi de Ceme Gürceme vadisinde, birbirlerine bağlanarak toplu bir şekilde vahşice katledilir. Kadın, çocuk ve bebeler dahil herkesi, bölgedeki bütün köylerin halkını, binlerce insanı, Zilan deresine doldurdular. Etraflarını makineli tüfeklerle çevirdiler. Makineli tüfeklerin başında bizler, yani erler vardı. Ellerimiz tetikteydi ve namlular topluluğa dönüktü. Bizim arkamızda erbaşlar sıralanmıştı. Elleri tüfeklerin tetiğinde namluyu bize yöneltmişlerdi. Onların arkasında, üçüncü sırada subaylar tabancaların namlusuna mermiyi sürmüş bekliyorlardı. Biz ateş etmesek erbaşlar bizi vuracaklardı. Onlar bizi vurmazsa subaylar onları ve bizi vuracaklardı. Tetiğe bastık. Binlerce mermi deredeki insan topluluğunun üzerine ateş kustu. Kadınların, çocukların, yaşlı, genç erkeklerin korkunç çığlıkları dereyi sardı. Bir süre sonra çığlıklar iniltiye dönüştü. Ve sonra iniltiler de kesildi. Yaşlı ve genç erkeklerin yanında, binlerce kadının, çocuğun, kundaktaki bebeklerin cesetleri bir kan gölü içinde bırakıldı. Kurda, kuşa yem edildi. Bir süre sonra cesetler koktu, çürümeye terk edildi.’

“Ailemden sadece ben sağ kaldım”


‘Yüzbaşı Derviş Bey’e bağlı askerler, isyana kalkışacağız diye bir anda Zilan Deresi’ndeki 7 köye baskın yaparak, taramaya başladılar. Herkesi öldürmeye başladılar. Kısa bir süre içinde ortalık cesetlerle doldu. Ben de kaçarken yere düştüm” ifadelerini kullanan Tayfune Zilani cesetlerin altında kurtulduğunu ifade ederek cesetlerin altındayken yaşadığı kan dondurucu dramı şöyle aktarıyor. “Cesetlerin altında kaldım. Benim öldüğümü zannettiler. Bütün cesetleri üst üste yığdılar, ben de cesetlerin altında kaldım. Askerler gittikten sonra ortaya çıktım. Ancak ailemden sadece ben sağ kalmıştım. Babam, annem ve bütün akrabalarım öldürülmüştü. Çok az kişi sağ kurtuldu. Kurtulanlar da benim gibi akli dengelerini yitirdiler.’

Dönemin gazetelerinin yaşanan katliamı meşrulaştıran ifadeler içerikli attıkları manşet ise şöyle.

Vakit Gazetesi13 Temmuz 1930

“Asiler 5 günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da harekat devam ediyor. Dünden beri harekat sahasında eşkıya kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahv etmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur.”

Cumhuriyet Gazetesi 16 Temmuz 1930

Zilan Deresi’nde gerçekleşen olayı şu şekilde duyurur; “Ağrı eteklerinde eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılarak ahalisi Erciş’e sevk edilip ve orada iskan olunmuştur. Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı 15 binden fazladır. Harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lepalep cesetle dolmuştu.”

Dönemin iktidarlarına göre ise; “İsyan mıntıkasında işlenen fiiller suç sayılmaz” dı. Bölge, “serbest atış alan”ıydı. 20 Temmuz 1931 tarih ve 1850 Sayılı Kanunla bu teyid edilmişti:

Madde 1: Erciş, Zilan, Ağrı dağ havalisinde vuku bulan isyanda, bunu müteakip Birinci Umumi Müfettişlik mıntıkası ve Erzincan Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve te’dip hareketleri münasebetiyle 20 Haziran 1930’dan 1 Kanun-ı Evvel 1930 tarihine kadar askeri kuvvetler ve devlet memurları ve bunlar ile birlikte hareket eden bekçi, korucu, milis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla alakadar vak’aların tenkili emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken işlenmiş ef’al ve hareket suç sayılmaz.

Zilan’ın aydınlatmaması katliamı meşrulaştırıyor

1930 yılında Ağrı'daki Kürt isyanı sırasında gerçekleştirilen Zilan Katliamı, Türkiye tarihinin yeterince araştırılıp aydınlatılmamış ve büyük ölçüde gizli kalması yaşanan katliamı meşrulaştırırken, Zilan'da aralarında çocuklarında bulunduğu binlerce insanın sistemli bir şekilde öldürülmesini, hapis cezaları, aile ve köylerin topluca ülkenin batısına sürülmesi ve mülklerine el konulması geçmişte Kürtlere yönelik oluşan öfkeyi açığa çıkarıyor.Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan 1938 yılına bu güne kadar Kürtler özgürlüklerini talep etmek için 18 ayaklanma gördü. Bu ayaklamaların 17'si Doğu Anadolu'da çıkarken, 16'sı Kürt isyanıydı. Şeyh Sait İsyanı (1925) ve Dersim Olayları (1937-1938) ile birlikte, Zilan'da yaşananlar, ülke genelinde denetimin sağlamlaştırılmaya çalışıldığı Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Kürtlere karşı uygulanan şiddetin örneklerinden biriydi. Yaşanan isyanların içeriğine ve nedenlerine bakıldığında isyanların en önemli nedenlerden biri Kürtlere karşı yürütülen ırkçı politikalar olduğu gözetleniliyor.

Muhbirler öldürülen Zilanlıların mal varlığı ile ödüllendiriliyor

Yaşanan katliamın ardından öldürülen binlerce masum Kürdün mal varlıklarının Erciş’teki yerli halka ve katliam sırasında milislik yapıp Kürtleri devlete ihbar eden ailelere dağıtıldı. Kürtlere ait arsalar ve araziler ise devlet tarafından el konularak kamulaştırıldı. Şu anda bu arsaların TİGEM’in denetiminde olduğu gözlemlenebilirken halen döneme ait mezarlıkların bile köylülere iade edilmemesi dikkat çekiyor.

Katliamın AİHM’ye taşındı

Zilanlılar, katliamların resmen tanınması ve el konulan mülklerin iadesi için başlatılan onlarca hukuk mücadelesine rağmen, hiçbir sonuç alamadı. Zilanlılar, son çare olarak davayı AİHM’ye taşımak zorunda kalıyor. Mehmet Gürbüz isimli bir Zilanlı’nın yıllardır yürüttüğü hukuk mücadelesi sonuçsuz kalması üzerine, hukuk arayışını AİHM’de yürütmek zorunda kalıyor. Henüz AİHM’den sonuç alamayan Gürbüz’ün yürüttüğü mücadelenin önüne bu seferde KCK engeli takıldı. Erciş’te 15 Mayıs 2012 tarihinde KCK adı altında yapılan operasyonda çok sayıda Kürt siyasetçiyle birlikte Mehmet Gürbüz’de gözaltına alınıp tutuklanılarak ceza evine gönderiliyor. Şu anda Van F tipi kapalı ceza evinde tutuklu bulunan Mehmet Gürbüz’ün, AİHM’de yürüttüğü davanın ne aşamadı olduğu ise merak konusu.

Gazetecilerin haber özgürlüğüne saldırıldı.

Geçtiğimiz yıllarda dönemin DİHA muhabirleri Oktay Candemir ve Ercan Öksüz'ün,Kakil Erdem simli bir Zilan tanığının ifadelerini haberleştirdikleri için "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" başlıklı Ceza Yasa'sının (TCK) 216. madde uyarınca ve üçer yıla kadar hapisleri istenmişti.Yaşanan bu durum Zilan ovasında yıllar önce yaşanan katliamı gün yüzüne çıkarmayan adaletin gazetecilerin bu haberi yaptığı için böyle bir girişimde bulunması kamuoyunda derin endişelerin yaratılmasına neden olmuştu.Gazetecilerin yargılandığı talep şu “TCK'nın 216. maddesine göre, "(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

haberercis.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder