11 Ağustos 2012 Cumartesi

Ağrı İsyanı'nda karikatürler (NİHAD GÜLTEKİN)


Toplum olarak geçmiş tarihlerde yaşanan sorunları halen de ne yazık ki arşivleyemedik. Tarihimizin bize bıraktığı emanetleri hala gün yüzüne çıkaramamaktan dolayı içerleniyoruz. Yazılamayan o kadar şey var ki son yüz yıllık tarihimizde. Bir toplumun, varlığını sürdürebilmesi için kesinlikle bir belleğin olması gerekir.
Toplumun hafızası demek, toplumun varlığını sürdürmesi demektir, yani kültürün sürdürülmesini yaşatmak anlamına gelir. Belleksiz bir toplumun varlığını sürdürmesi oldukça güç. Sözlü kültürün korunması kadar görsel açıdan da arşivlerin olması gerekiyor. Bellek oluşturmak istiyorsak ya da belleği yeniden diriltmek istiyorsak, Ağrı Dağı direnişini konu alan belgesel, film, resim sergileri yapmak şart. Ağrı Dağı direnişi hakkında hala filmler yapılmadı ve yeterli kadar kitap yazılmadı. Kürtlerin toplumsal belleği için kesinlikle bu alandaki çalışmalara ihtiyacı var. Ağrı Dağı direnişi sırasında Kürtleri aşağılamak için çizilen karikatürlerden belgesel-film yapma ve kitap yazımı toplumsal belleğimize bir ivme kazandıracağı inancındayım.

1925-1940 yılları arasında yaşanan ayaklanmalarda olup bitenler basına da yansıdı. 1925 Şêx Said Ayaklanması ve 1938 Dêrsim Ayaklanması'nda görüldüğü gibi 1926-32 yılları arasında cereyan eden Ağrı direnişinde de basına yansıyan birçok haber oldu. Yaşanan olaylar karikatürize edildi, çarşaf çarşaf dönemin gazetelerinde yayınlandı. Rohat Alakom, Bir Türk Subayının Ağrı İsyanı Anıları kitabının son kısmına "Karikatürlerle Ağrı isyanı" adıyla bir albüm yayınlamış. Bir anlamıyla karikatürdekiler ile kitabın içindekiler birebir örtüşüyor. 15 karikatür, dönemin çeşitli gazetelerinden alınmış. Karikatürlerin dili son derece sert, kullandığı dil aynı oranda sert ve şiddet ağırlıklı. Emin Karaca'nın Ağrı Eteklerinde İsyan (Bir Kürt Ayaklanmasının Anatomisi) adlı kitabında da karikatürler var. Oradaki karikatürlerin dili de aynı içerikte.
Bazı karikatürlerde yazılanları aşağıya alarak konunun daha iyi anlaşılacağı kanısındayım. Dönemin Milliyet Gazetesi, Ağrı Kürt ayaklanmasının bastırıldığını ilk sayfasına yerleştirildiği bir mezarla karikatürize etmiş. Bir kayalık zirveye oturtulan mezarın sarıklı, yüksek dikili taşına Kürtlerin ölümünü şu sözlerle kamuoyuna duyurur:
- "Muhayyel Kurdistan burada meftundur" (Hayali Kürdistan burada gömülüdür) Milliyet, 19.09.1930
- "Eşkıya mahvedildi. Ağrı tepelerine sığınanlarda yakalanıyor. Rus hududuna yaklaşanlar ateşle karşılandı. Hareket bitmiş gibidir." Cumhuriyet, 14.07.1930
- "Ordumuza şeref veren muvaffakiyet. Eşkıya çekirge mücadelesi usulle tepelendi." Vakit, 17.07.1930
En büyük katliam, Zîlan Deresi'nde gerçekleştirildi. Devletin bir yarı resmi organı gibi çalışan Cumhuriyet Gazetesi de "Zilan Harekâtında imha edilen eşkıya miktarı 15 binden fazladır. Yalnız bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin ediliyor. Zilan deresinde sıkışan 5 şaki de teslim olmuştur. Burada ki harp pek müthiş bir tarzda cereyan etmiş, Zilan deresi lebalep ecsat (cesetler) ile dolmuştur" şeklinde olayı vermiştir.
Türk basınında buna benzer onlarca haber var. Dönemin Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'ün olduğu bu yıllar ayaklanmalar süreci olarak kesintisiz olarak süregelen bir dönem. Öyle anlaşılıyor ki Ağrı isyanında olduğu gibi, Şêx Said ve Dêrsim isyanlarında da buna benzer haberler azımsanmayacak kadar. Her üç isyanda da Kürtlerin yaşadıkları eziyetler, ölümler, işkenceler ve aşağılanmalar hep aynı metotla yazılmış, basına yansımıştır. Yine öyle anlaşılıyor ki Kürtler kutsal topraklarından sürgün edilmek durumunda da kalmışlardır. Bu anlamıyla Türk medyasının, geçmişte Kürtlere karşı çok büyük bir karşıtlık temelinde oynadığı rolü aradan 80 yıl geçmesine rağmen hala aynı noktadan sürdürdüğünü belirtebiliriz. Geçmişteki yalan, dolan ve karalama üzerine bugünlere gelinen bir medya gerçeği ile karşı karşıyayız. Kürtlerin isimleri hep olumsuz kavramlarla anılmış, bugün de öyle maalesef. Talancı, yol kesen, eşkıya ve insan öldüren, katil vs. olarak geçmektedir. Ara ara bazı bağımsız ve objektif sesler çıksa da pek yaşam hakkı bulamamış, yasaklanmış ve nefessiz bırakılmışlardır.
Ağrı direnişi ile ilgili kitapların birçoğunda dönemin gazetelerine gönderme yapılmış, haber alınmıştır. Öyle anlaşılıyor ki yazarların çoğu konuyu araştırırken dönemin Cumhuriyet, Vakit, Milliyet vs. gazetelerini gözden geçirmişlerdir. Oradaki haberlerin büyük bir kısmında sanki modaymış gibi karikatürler kullanılmış ve Kürtlere en ağır hakaretler yapıldığı görülmektedir. Bu karikatürlerle haber yapılması insanın doğal olarak dikkatini çekiyor. Çeşitli motiflerle o dönemi çok iyi dile getiren şiddet eğilimli karikatürler şimdilerde internet sitelerinde ve kitaplarda yayınlanmaktadır. Daha çok askeri ve saldırgan eğilimler ön planda. Türk tarafı, askeri daha çok hep güçlü, hep haklı, diğer taraftan da Kürtler bir grup olarak esir alındıkları, hiçbir şey yapamaz durumdaki motifleri ön plandadır. Kürtlerin kökünün kurutulduğu, daha çok bir süpürge ile temizlenme motifi üzerinden verilmiştir. Süpürge ile Türk tarafı Kürt tarafını temizliyor bir anlamıyla. Bir diğer karikatürde, o dönem Ağrı direnişine karşı kullanılan uçakların saldırı pozisyonunda iken Kürtlerin de kaçış durumunda olduğu görülmektedir. Yine Kürtler, bir oyuncak gibi İran, Suriye ve Irak arasında gösterilmektedir.
İnsan şimdi düşünüyor, medyanın Kürtlere karşı oynadığı bu olumsuz ve uğursuz rolden dolayı hala Türklerin büyük bir çoğunluğu Kürtlere karşı önyargılarla dolu. Karikatürlerle Kürt imajı oldukça olumsuz zihinlere kazınmış. Türklerin zihnine yansıyan bu kötü imaj hala güncelliğini korumaktadır. Diğer yandan Kürtler arasında da bir imaj yaratılmıştır. Türklerin Kürtlere bakışının karikatürlerini hiç ama hiç unutmadılar. Bu gün yine bu karikatürlerle bizler 1930'lu yıllardaki propagandaları gözlerimizle görüyor, günümüzde olup bitenleri tekrar tekrar hissediyoruz.

Kaynak: Özgür Politika Gazetesi Politik ART eki http://politikart1.blogspot.de/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder