30 Nisan 2012 Pazartesi

Yılmaz Çamlıbel: Hutbe


Ergenekon’un temel hedeflerinden birisi de, devlet ve toplumu kendi ideolojisine uygun bir biçimde, yeniden yapılandırmaktır. Bu nedenle camilerde okunacak hutbeler, merkezi bir yerden hazırlanmakta, gelen cemaate okunmak üzere tüm camilerdeki imamlara yollanmaktadır. Verilen emrin uygulanıp uygulanmadığını izlemek için de, camilere ajanlar yollanmaktadır.


Bu ajanlar aynı zamanda, camiye gelen insanları, bunların siyasi eğilimlerini ve bağlı oldukları tarikatları da tesbit edip, yukarıya rapor etmektedirler. Kısacası tüm kurumlar gibi mabetler de, Ergenekon terör örgütünün denetimi altındadır.

Peki hutbeler neden merkezileştiriliyor ve izleme altına alınıyor? Diğer bir deyişle hutbe okumanın dindeki yeri, anlamı ve gücü nedir? Hutbe, neden Kemalisler için bu kadar önemlidir?

İslam felsefesine ve hukukuna göre hutbe okumak dini değil siyasi bir eylemdir. Çünkü  müslümanlar için Cuma Namazı, mali, idari, ahlaki ve siyasi konuların tartışıldığı bir toplantıdır. Namazı kıldıran kişinin görevi, tartışılan konuları İslam felsefesi ve İslam hukukuna (Mecelle) göre çözmektir. Yani mollalar, kamuyla vatandaş arasındaki sorunları, islam hukukuna ve törelerine göre çözüme kavuşturan hukukçulardır.

Müslümanların devr-i saadet (Mutlu günler) dedikleri dönemdeki devlet başkanı olan halifeler, camide toplanan insanların oylarıyla seçiliyordu. Ama namaz kıldıran kişilerin seçilmeleri veya atanmaları söz konusu değildi. Her hangi bir kişi cemaate namaz kıldırırdı.

Emevi Arap Aşiretinin İslam devletini ele geçirmesinden sonra, her konuda olduğu gibi bu konuda da, ciddi bir düzen değişikliği yapıldı. O gündan sonra devlet, camilere molla atamaya başladı. Yani bu günkü Kemalist ve Ergenekoncular gibi islam dini, devletin yönlendirmesi, denetimi ve kontrolü altına alındı. Buna bağlı olarak vaazlerin içeriği ve okunma nedeni de, ciddi bir değişime uğradı.

Eskiden hutbelerde sadece Allahın ve Peygamberin adı geçerdi. Ama Emevi iktidarıyla birlikte atanmış mollalar hutbeleri, kendisini atayan sultanın adına okuyorlardı. Yani İslam dini ve mukaddes kitabı Kuran, Allahın emrinden çıkarılıp sultanların emrine konuluyordu. Atanmış mollalar, kamuyla vatandaş arasındaki sorunları, artık sultanların çıkarı doğrultusunda çözmeye başladılar.

Bu durum, Abbasiler döneminde de ayni şekilde devam etti. Arapları devre dışına atan ve İslamiyeti kendi emrine alan Osmanlı padişahları ise, bu durumu daha da pekiştirdiler.

Şimdi de Osmanlıyı devre dışına atan, Padişahlık ve halifiliğe son veren, Kemalist döneme bir bakalım. Onlar da, kurdukları Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla, islam dinini CHP’nin güdümüne aldılar.

1950 yılındaki seçimi kazanıp iktidara gelen Demokrat Parti, İslam dinini CHP’nin emrinden çıkarıp Türk burjuva sınfının emrine soktu. Günümüz Kemalistleri, İslam dinini yeniden kanatlarının altına almık için, Ergenekon aracılığıyla büyük bir atak başlatmış bulunuyorlar. Ergenekon kavgasını kim kazanırsa kazansın, sonuç değişmeyecektir. Yani islam dinini yeniden Allahın emrine koyacak bir sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Ne zaman böylesine çetrefilli bir yazı yazsam veya konuşma yapsam, kendime hep şu soruyu sorarım. “Peki Kürtler bunun neresinde?”

Bundan yüz sene önceki zamanlarda, Mervanî, Bedirxanî, Pehlevî, Barzan, Ardelen mirleri, kendi adlarına hutbe okutma cesaretini göstermişlerdir. En son 1926-1932 yılları arasında yürütülen Ağrı ulusal kurtuluş mücadelesi döneminde, Melle Silêman isimli yurtsever bir molla, Qerekose (Ağrı) Camiinde, Îhsan Nûrî Paşa adına hutbe okumuştur. Peki günümüz Kürtleri bu konuda ne yapıyor, ne yapmayı düşünüyorlar?

Türk derin devletinin mutfağında hazırlanıp camilerde okunan hutbelerde “Karada, havada, denizde Türk ulusunun birliği, ülkenin bütünlüğü için savaşan kahraman ordumuzu muzaffer eyle ya Rabbi. Düşmanlarımızı kahret ya Rabbi.” biçimindeki sözlere “Amin” diyorlar. Ben, bu amine bir şey demek istiyorum, ama aile terbiyem buna el vermediği için, yazmaktan vaz geçiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder