2 Mart 2012 Cuma

REŞO DAĞLARIN PİRİ


Reşo ismi, halkın sempatisinden dolayı kısalttığı Reşit isminden gelir. Babasının ismi Süleyman’dır. Onun için de Reşoyê Silo diye anılır. Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra gündeme gelen 1926 sürgününde Batı Anadolu’ya gönderilmek istenmiş, o da Bekirê Qulîxan gibi beylerle birlikte dağa çıkıp Ağrı
İsyanlarına katılmıştı. O günden sonra da bir daha Zilan dağlarından inmedi. Ağrı İsyanlarıı vahşi bir katliamla sonuçlanınca, eşi Zeyno’nun öldürüleceğini hesap ederek onu yanına aldı. Zeyno da en az Reşo kadar cesaretli ve yiğitti. Reşo adamlarıyla birlikte 1931’in kışına kadar direnir, Zilan bölgesi boşalttığı için Reşo’ya bağlı direnişçiler arasında açlık başlar. Bunun üzerine Reşo birkaç akrabasıyla karısı Zeyno ile Zeyno’nun iki kardeşini yanına alarak Tendürek dağı yakınlarındaki Devetaş mevkisine çekilir. Reşoyê Silo, Zilan’daki Çakırbeg karakol baskınına katılan direnişçilerden biriydi. Yöredeki pek çok çatışmalarda Nadir Beyin (Kör Hüseyin Paşa'nın oğlu) yanında yer alan Reşo, Ağrı dağındaki direniş merkezinin dağılmasıyla birlikte sınırdaki dağlarda faaliyetlerini sürdürdü.

Reşo bir efsaneydi. 1931 kışında, Reşo’nun Devetaş adında bir mağarada olduğunu duyan Türk askeri, milisler eşliğinde bölgeye operasyon düzenlerler. Reşo’nun silahı tutukluluk yapar. Reşo esir düşer. Askerlerin önünü düşüp mağaraya giderler. Tek derdi eşi Zeyno’dur.

O günü milis Şükrü Yardımcı İbrahim Bey şöyle anlatıyor: ‘Söz Reşo, gidelim eşin Zeyno da teslim olsun, size dokunmayacağım.’ Reşo önde biz arkada, Zeyno’nun saklandığı Tendürek dağındaki Devetaş mağarasına gittik. Mağarayı sardığımızda Zeyno bizi fark etti. Bir anda üzerimize kurşun yağdırdı. Reşo dayanmadı; ‘Zeyno beni yakaladılar, bundan sonrası fayda etmez, silahını bırak’diye bağırdı. Bunun üzerine Zeyno da: ‘Hani sen Emer ailesinin yiğidiydin, ölürüm de teslim olmam diyordun? Ne oldu, neden teslim oldun?’Reşo da: ‘Zeyno ben teslim olmadım, tüfeğim bana hainlik etti. Yoksa teslim olmazdım, bensiz mi savaşacaksın?’ Bu sözler üzerine Zeyno mağaradan çıkıp, tüfeğini yere attı. İbrahim Bey sordu: ‘Zeyno bak işte seni de, kocanı da yakaladım. Şimdi söyle bakalım ben mi yiğidim yoksa kocan Reşit Bey mi?’ Zeyno gülerek: ‘Sen Reşit beyin köpeği bile olamazsın. Bizi öldüreceksin biliyorum. Reşit beyin tüfeğini geri ver, 20 metre uzaklaşalım öyle vur’ dedi ve devam etti: ‘Emrinde yüzlerce asker ve milis var ve arkanda da bir devlet var. Benim kocamın da sadece bir tüfeği var. O tüfek de hainlik etti.’ Dedi ikisi de öldürüldü ”

Reşo efsanesi bitmemişti, yeni başlamıştı. Dengbêj Şakiro, Reşo’yu da stranlaştırdı. Bu stran da dilden dile dolaştı. Elime geçen fotoğraflar, sadece Reşo’nun katline ışık tutmuyor. Aynı zamanda bütün bir katliamın en net tanığı…yıllar sonra eski bir asker, İran’dan Reşonun ailesine bir mektup ile bir fotoğraf göndermişti… Mektup Arap harfleriyle yazılıydı… Mektupta Reşo’nun katline dair birkaç ayrıntı daha vardı : “İbrahim Bey Reşo’ya sordu:

-Seni nasıl öldürmemi istiyorsun?

Reşo da:

-Tüfeğim tutukluluk yaptı, o tüfeği ağzıma sık… dedi

Fotoğraftaki kişi Reşo’ydu. Ağzından kan geliyordu… Üzerinde pahalı olduğu ve İran’dan alındığı beli olan İngiliz kumaşından elbiseler vardı. Temiz yüzlü, saçları taralı bu direnişçinin kafasını keserlerken saçına bir de bez bağladılar, saçı yüzüne dükülmesin, herkes onu tanısın diye… Aynı şeyi ondan önce Beşiri’de Yado’ya, ondan sonra da Dersim’de Alişer’e yapıldı… Yani kafaları kesildi... Eşi Zeyno'nun da kafası kesilerek köy köy dolaştırıldıktan sonra, Ağrı tümenine götürüldü. Reşo ve eşi Zeyno'nun kafaları 20 gün boyunca Ağrı tümeninin tel örgülerine asılı olarak bırakıldı.

** Not: Yayınladığımız fotoğraflar Kürt katliamlarına dair en eski ve ilk fotoğraflardır. Çünkü bugüne kadar Kürt katliamlarına dair ilk fotoğraflar 1938 Dersim katliamına dairdir. Bu fotoğraflar Dersim katliamından 8 yıl öncesine aittir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder