30 Nisan 2011 Cumartesi

Bedirxan Ailesi

Süreyya Bedirxan'ın büyük babası Mir Bedirxan (1851-1926), Cizre Botan Emirliği'nin son emiriydi. Tarihçiler, 1846'da Osmanlı İmparatorluğu'na karşı, Kürt tarihindeki ilk ulusal ayaklanmanın Mir Bedirxan önderliğinde gerçekleştirildiğini belirtirler. Bu ayaklanma ve ardından gelen yenilgi, hem Kürdistan ve hem de Mir Bedirxan'ın temsil ettiği Aziziyan ailesi için bir dönüm noktası olmuştur. Şöyle ki; Kürtlerin emirlik şeklindeki yönetimleri son bulur, yerine 'Kürdistan Eyalet Yönetimi' adlı doğrudan Osmanlı'nın merkez yönetimi idaresine bağlı yeni bir sistem getirilir. Aynı zamanda bu olay, bahsi geçen köklü ailenin sonsuz sürgün yaşantısının başlangıcı demekti. Mir Bedirxan ve ailesi Cizre'den alınarak İstanbul'a, ardından Girit Adası'na sürgüne gönderilirler. Mir Bedirxan 1868'de sürgün olduğu Şam'da vefat eder. Onun gibi dört karısı, çocukları ve torunları da kendi ana memleketlerinden uzakta yaşarlar. Ailenin büyük bir bölümü sürgün olarak İstanbul'a ve Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer bölgelerine yerleşmek zorunda bırakılırlar. Süreyya Bedirxan'ın babası Emin Ali Bedirxan, ailenin en önde gelen üyesidir ve özellikle 1900-1920 yılları arasında Osmanlı imparatorluğu'nda yüksek mevkilerde bulunmuştur.

Bilindiği gibi Emin Ali Bedirxan, pek çok Kürtçe yayının editörü ve Kürt Teali Cemiyeti'nin de genel sekreteriydi. Kürt Teali Cemiyeti; 1910 yılında önemli Kürt aileleri ve aydınları tarafından İstanbul'da kurulan en büyük Kürt organizasyonudur. Emin Ali Bedirxan, derin bilgisi ve aydın kimliğinin ortaya çıkardığı otoriteyle hem kendi ailesinin ve hem de dönemindeki Kürtlerin lideri oldu. Sürgün sırasında Bedirxanlar, birleşip pek çok toplantılar yaparlar. Bu yolla kendi ana memleketlerine dönebilmenin yollarını arayıp, şartlarını buna göre hazırlarlardır.

Süreyya Bedirxan ise Emin Ali Bedirxan'ın en büyük oğludur. Çerkez olan annesi, doğumunun hemen ardından ölünce, babası bir kez daha evlenir. Emin Ali Bedirxan'ın yeni eşi Semiha hanımdan beş oğlu ve bir kızı olur; Celadet, Kamuran, Tevfik, Hikmet, Safter ve Meziyet Bedirxan'ın, Süreyya Bedirxan'ın kardeşleriyle arası daima çok iyiydi. Erkek kardeşlerinden ikisi Celadet ve Kamuran, Kürt kültürel hayatında çok önemli bir rol üstlenir. Celadet Ali Bedirxan, Latin alfabeleriyle Kürtçe alfabenin ve bugün bile kullanılan Kürtçe gramerin kurucusudur. Şam'da yayınladığı; Hawar (1932-1943) ve Ronahi (1942-1943) adlı Kürtçe dergiler, modern Kürt edebiyatı tarihinde önemli bir yere sahiptir. Celadet Bedirxan, bu yayınlarla Kürt kültürü adına yeni bir yaklaşıma öncülük etmiştir. Bugün dahi Kürt dili çalışmalarında, kendisinin engin bilgilerinden faydalanılmaktadır. Aynı zamanda yurtseverlik noktasında saygı duyulacak bir kişiliğe sahip idi.

Kamuran Bedirxan da erkek kardeşi Celadet gibi aktif bir yayıncı ve yazardı. Oldukça önemli ve nitelikli bir gazete olan Roja Nû'yu (1943-1946) ve Stêr (1946) adlı ilavesini yayınlamıştır. 1947'de yılında vefat eder ancak kadar Paris'teki Sorborne Üniversitesi'nde Kürdoloji eğitimi verir. Kürtçe, Türkçe, Fransızca ve Almanca olmak üzere 30 kadar edebi çalışması yayınlanır.

En büyük kardeşi Süreyya Bedirxan da diğer kardeşleri kadar editörlük yeteneğine sahiptir. Babası ve kardeşleri gibi hem yazarlık ve hem de gazetecilik yapar. Kürtler hakkında, pek çok edebi kitap yazar. Modern çağın en büyük Kürt organizasyonu olan Xoybun'un kurulmasında ve yönetilmesinde de kardeşlerine yardım eder. 1906 yılında, büyük sıkıntılar onları beklemekte idi. Çetin koşullarda, uzun vadeli sürgün hayatı, tüm ailenin önünde bir karabasan gibi beklemekteydi. O yıllarda, yaklaşık 3.000 kişi sürgüne gönderilmişti. Bu; küçümsenemeyecek, ciddi bir rakamdı. Dünyanın dört bir parçasına sürgün edilen Bedirxan'lar, diğer Kürtlerdeki gibi birçok çileden, dertten ve eziyetten paylarını almışlardı. Fakat Kürt halkının direnişçi ruhu, asla yenilgiyi kabul etmezdi. Tekrar bir araya gelme çabalarına girişildi. Silahlı mücadele ve sözlü, yazılı mücadeleye dönüşen yaşamları bu platformda da kısıtlı imkânlarla düşmanlarına, Kürtlerin ne kadar güçlü bir halk olduğunu göstermiştir. Bir süre sonra Süreyya Bedirxan, Kürt hareketine katılarak Kürtçe gazeteler yayınlamaya başlar.

19. yüzyıl, genellikle ulusçuluğun ve ulusal devletlerin ortaya çıktığı bir çağ olarak tanımlanır. Lozan Antlaşması'yla Türkiye'deki yeni cumhuriyet yönetimi, uluslararası alanda yasallık kazanır. Böylece Kürt bağımsızlık sorunu gündemden kalkar. Bundan sonra Kemalistler, Kürdistan'da serbestlik hakkı kazanırlar. 1924-1925'te Kürdistan'da Piranlı lider Şêx Said önderliğinde bir kıyam başlar. II. Ayaklanma ise 1928-1932'de, Ağrı'da Xoybun tarafından organize edilir. Prens Süreyya'nın yönetimsel bir pozisyonunun olduğu Xoybun, bağımsız bir Kürt devleti ilan eder ve Kürt Hükümeti kurulur.

Şêx Said kıyamından sonra, bir kısım Kürt savaşçısı Irak, İran ve Suriye'ye sığınır. Orada eskiden beri bulunan Kürt aydınları "Kürt Milli Liga"sını oluşturmuştu. Fakat örgütlenme zayıftı. Kürdistan'daki katliamlar, bu aydınları harekete geçirmişti. Artık ulusal çapta bir örgütlenmenin gerekli olduğu fikrine varıldı. Bu sıralarda birbirinden kopuk da olsa direnişler devam ediyordu. Bu direnişlerin tek merkezden yönetilmesi önem kazandı. Ama Kürtlerin kendi aralarındaki aşiretsel çelişkiler, kan davaları, düşmanlıklar, toprak vs. sorunlar, birliğin önündeki en büyük engeldi. Bu aydınlar 1925 yılından itibaren dağınık bir şekilde savaşan Kürtleri bir program altında toplayıp milli sorunun çözümü için bir araya getirmek isterler.
Bir başka kaynakta ise Xoybun'un kuruluş dönemi şöyle anlatılır:

"Şêx Said kıyamında teslim olmayanlar sağa-sola kaçışmıştır. Bazıları kimi bölgelerde devam eden yerel ve küçük çaplı direnişlere katılmıştır. İşte, Şêx Said Kıyamı'ndan kaçanların bir kısmı çıkan affa rağmen teslim olmaz. 1926 yılında Celali aşiretinden Bro Heski Telli, Ağrı Dağı'nda ayaklanmayı başlatıp dağa çıkar. 1927 yılında İhsan Nuri Ağrı'ya yetişir. Xoybun Komitesi tarafından Ağrı'ya gönderilen üç renkli bayrak "Ala Serxwebuna Kurdistan" aynı yılda Ağrı Dağı'nda dalgalanmaya başlar. Zaten Ağrı direnişi, bir yerde Şêx Said Kıyamı'nın devamı biçiminde de değerlendirilir."

Birlik yönündeki çabalar 1926-1927 yılları arasında devam eder. Özellikle de 1927 yılında seri halde birçok toplantı yapılır. Sonuçta 1927'nin sonbaharında "Kürt Milli Kurultayı" yapılır. Toplantıya; mülteciler, ülke dışındaki Kürt gruplarının temsilcileri ile direniş halindeki bölgelerin temsilcileri katılır. Böylece Xoybun'un temelleri atılır. Kürt Milli Genel Kurultayı amaç olarak Kuzey Kürdistan'ın bağımsızlığını önüne koyar. 5 Ekim 1927 yılında Kürdistan Teali Cemiyeti, Teşkilat-ı İçtimaiye, Kürt Millet Fırkası ve Kürt Ulusal Birliği veya (Kürt İstiklal Komitesi) adlı Kürt örgütleri birleşerek Xoybun Cemiyeti'ni kurar. Xoybun, işte bu koşullarda ortaya çıkar. Çeşitli bölgelerde örgütlü gruplar oluşturmaya çalışılır. Ayrıca birliği sağlamak için, bir kardeşlik andını kabul eder ve yayımlar.

Yeni organizasyonda Kürt liderlerinden; Memduh Selim, Mehmet Şükrü Segban, Mevlanazade Rıfat, İhsan Nuri ve diğerlerinin yanı sıra Bedirxanlardan; Süreyya Bedirxan, amcası Halil, Rami, Celadet ve Kamuran Bedirxan da yer alırlar. Organizasyonun programı, ilişkileri ve planları modern Kürt tarihinin analizi açısından kendi içinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Organizasyonun bütün dünya ile bağlantıları vardı. Bu çalışma, Kürdistan'ın bütün parçalarından katılımlarla gerçekleştirilmiş, görkemli bir tarih olacaktı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder