23 Ocak 2011 Pazar

Bir Rus aristokratın gözüyle Ağrı dağı Koçerleri

Bir Rus aristokratın gözüyle Ağrı dağı Koçerleri

RAHMİ YAĞMUR /MAMET MUSTAFAYEV -ANF
15:12 / 23 Ocak 2011

MOSKOVA -


İsyanların, ayaklanmaların ve devrimciler için doğal bir karargâh olan Ağrı dağının değişmeyen diğer bir sahipleri ise Koçerler. Ararat’ın değişmeyen kavmi Koçerlerin klanları andıran arkaik yaşam tarzları bu dağın ulaşılmaz buzul zirvesi, sarp sırtları, sır kalan gölleri ve bahar kalan yayları onu efsanelerin dağı yapıyor.

1884’de Erivan’da Öğretim seminerleriyle ilgilenen W. Dievitsky yaz tatilini çevresini gezerek geçirmeye karar verir. O dönemde Rus Çarlığı ile Osmanlılar arasında sınır olan ve daha çok Kazak birlikleri tarafından korunan sınırın üzerindeki yaşam aynı zamanda bu günde gündeme getirilmeye çalışılan zorlama iddialara da bir cevap niteliğinde.

Dievitsky gezisi sırasında edindiği izlenimleri “Erivan eyaleti ve Kars illeri arasında tatil gezisi” başlığı altında yazdı. Bu notlar Kafkas aşiret ve bölgeyi tanıtım materyalleri içine konuldu. Ancak notlar 1896’da eğitim yönetimi yayınları içinde yayınlandı. Aynı yazının bir kısmı bu yıl Rusça yayın yapan kurdist.ru sitesinde yayınlandı .

ARARAT’A YOLCULUK

Dievitsky”nin notları şöyle başlıyor: ‘’Epey zamandır yaşadığım yerlerin çevresini tanımak istiyordum. Ararat’ı geçmek istiyorum çünkü burası Erivan’a da çok yakın.

Aralık’ın Kuzey tarafından sineklerle dolu bataklıklar var. Güney tarafındaki kumluklar Ararat’ın eteklerine kadar devam ediyor. Otluklar çok az. 1840 patlama ve depremlerinden sonra düşmüş büyük kaya parçaları var. Ondan sonra Ararat’ı ikiye bölen Axurin Ovası başlıyor.

Aralıktan başlayan yol Ararat’ın ortasına kadar küçük patikalar ve çalılıklarla devam ediyor. Birkaç mil boyunca hiç insana rastlamadık. Burada yaşayan insanlar yazın başlamasıyla birlikte sulara yakın konumlanmak için Ararat’ın tepesine kadar çıkıyorlar. Çünkü yazın eriyen kar suları sadece yukarılarda var, buralar insansız olmasına rağmen gezinti tehlikeli sayılıyor.

Kürtler ve Tatarlar tek gezenlere gezginlere talan için saldırabiliyor. Onun için subaylar en az birkaç Kazak atlıyı yanımda bulundurmamı öneriyorlar. İki eyaletin ortasında (Kars ve Erivan) arasındaki araziler Kürtlerin çadırlarıyla dolu. Onların yakınlarında büyük ve küçük hayvanlar otluyor. Çadırlar siyah bu zaten onların yün olduğunu gösteriyor. Üstleri yüksek olsa da etekleri ancak bir iki arşın ve hep bir tarafları açık kalıyor. Bazılarının içi iki üç parçaya ayrılmış. İçlerinde evli birkaç çocuk ve kardeşler aileleriyle birlikte yaşıyorlar.

Çadırların kendisi Romanlarınkine benziyor. Çadırlar aralarına alacakları koyunları çevreleyecek şekilde konumlanmış. Küçük bir eksiklik bile onların hayvanlarının talan edilmesine yol açabilir. Çünkü burada silahlarla bir birlerinin hayvanlarını talan ediyorlar. Oysa bu hayvanlar onların tek varlığı.

Bunları koruma, ele geçirme bazen ölüm ve kan davalarına yol açıyor. Bu sorunları sadece kendi aralarında değil Tatarlarla ile de yaşıyorlardı. Bazen Tatarlar yakında bulunan Kazak taburlarına gelip Kürtleri kendi hayvanlarını çalmakla suçluyor, ama aynı gün Kürtler Tatarları kendi eşeklerini yakalayıp kuyruklarını kestiği için suçluyorlar. Bazen bunlar öldürme ve yaralanmalara da yol açıyor. Gerçekte ise bu olaylar ancak onların yaşam tarzlarının değişmesiyle aşılabilir.

Buradaki Koçerlerin çoğu Persiya tarafından gelenlerdir. Kürtler bazen Rus taburlarına ait otlakları da işgal ediyorlar. Rus askerleri onları öldürmekle tehdit edip durdurabiliyor. Kürtler arasındaki çatışmalar Kazaklara zarar vermiyor. Onlar Kazaklara et yağ ve süt getirip karşılığında para alıyorlar. Bazen de aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için subaylara hediye olarak getiriyorlar.

KADINLAR YÜZLERİNİ KAPATMIYOR VE RAHAT HAREKET EDİYORLAR

Kürtler ve diğer insanlar (Ermeni, Tatar ve kazaklar) arasında çok fark görüyorum. Kürtlerin yüz hatları son derece belirgin ve net. Özellikle onların büyüklerinde ve önderlerinde bireysel onur çok belirgindir. Örneğin Tatarlar da olduğu gibi anlamsız ve soluk yüz hatları yok, yüzleri belirgin ve güzledir. Onların davranışlarında yağcılık veya kabadayılık görülmez. Kürtler çoğunca tıraş oluyorlar, yani pek sakal bırakmıyorlar sadece bıyık bırakıyorlar. Çoğunun gözü sarı yâda yeşildir. Saçlarını kökten veya orta kesiyorlar. Başlarına çevresine birkaç renkli kefiye bağladıkları başlık takıyorlar. Bazılarının iddia ettiği gibi bu renkler fazla bir şey ifade etmiyor daha çok kişisel zevkleriyle seçiyorlar. Kadınlar ise kafalarına (kofi) bir başlık takıyor ve çoğunca kırmızı giyiniyorlar. Kürt kadınları yüzlerini kapatmıyorlar yâda gizlemiyorlar. Süs olarak burunlarını delip mext dedikleri boncuk ve küçük takılar takıyorlar.

Akşam kaldığımız birliğin komutanı ve eşiyle çadırlarına gittik. Hemen hemen obanın bütün insanları bizi karşılamaya geldiler. Sağ ellerini sol omuzlarına koyarak selamlıyorlardı. Sonra da bizi çayırların üzerine serdikleri halılar üzerinde ağırladılar. Bize koyun kesip yemek yaptılar. Daha sonra kadınlar gelip komutanın eşiyle tanışıp çevresine oturup onunla sohbet ettiler. İçlerinde 17 yaşında olanı o kadar güzel ve alımlıydı ki, insan onunla konuşmaktan kendini alamıyordu. O ise bundan utanıyordu. Ama genel olarak kadınlar bize karşı çok rahat ve güler yüzlüydüler ve aynı rahatlık şaşırtıcı şekilde hepsinde var.

Çadırlarda nerdeyse birkaç nesil yaşıyordu. Her çadırda birkaç silah vardı. Ruslar ile Kürtler arasında siyah bir çizgi var. İlk bakışta büyük bir ormanlık gibi görünse de aslında çalılıklardan oluşan bir çizgi.

Buradan Erivan tarafına geçiyoruz. Burası Ermenilerin dini Ortodoks kilisesinin merkezi sayılan İçmezin kasabasıydı. Buradan ilerideki Tatar köyünün ismi Sıçanlı ve hemen yakınında Kazak sınır birlikleri var. Sıçanlı köyünde yüze yakın Tatar ve Kürt yaşıyor. Evler taştan ve çamurdan yapılmış. İçeri girildiğinde insanların çok yoksul olduğu görülüyor. Evlerinde oturacak bir yer yok ve üstlerinde yırtık ve eski elbiseler var. Köyün en zengini bir Ermeni ve buradaki halk onun topraklarında küçük miktarda bir karşılıkla çalışıyor.’’

EZİDİ GÖÇERLER

‘’Bugünkü gezimizi burada noktalayıp geri dönmeye karar verdik. Yer yer Kürt göçebe çadırlarının arasından geçen patikalardan ilerdik. Biraz yürüdükten sonra bize Kürt büyüklerinden Şemşedinovun çadırına geldiğimizi söylüyorlar. Etrafında birçok çadır bulunuyordu. Onun kendisi bizi karşıladı. Çocukları son derece güzel giyinmişti. Ama biz sadece biraz süt içip gitmeyi düşünüyorduk. Çadıra girip bakmak istedim. Çadır diğerleri gibiydi ama çok büyüktü. Çadırda birçok kadın vardı. Bazıları ekmek pişiriyorlardı ve etrafa sıcak ekmek kokuları yaktıkları tezek dumanına karışıyordu. Bazı kadınlar ise birkaç şiş dikilmiş basit bir tahta parçası ile yün temizliyordu. Kürt kadınları bu basit aletle yünü tüm artıklardan arındırıyordu. Kadınların içinde ev sahibinin kızı Kate Xanım hiçbir şey yapmadan oturuyordu. Çok güzel olmasa da etrafı altın sikkelerle bezenmiş başlığı ve kırmızı elbiseleriyle kendine uygun bir eş beklediği anlaşılıyordu. Kate Xanım biraz Rusça biliyordu ve onunla rahatça sohbet edebildik. Çadırın içi misafirler için çok iyi döşenmişti.

Akşam saatlerinde Rusya tarafına dönerken derin bir vadiye düştük. Vadinin bir tarafında Kürt çadırları vardı onların yakınında ise beyaz bir çadır bulunuyordu. Bu Ezidi büyüklerinden Hasan Ağanın çadırıydı. Öncüleri göndererek geldiğimizi haber verdik. Oraya varana kadar bizim için de yeni bir beyaz çadır kurmuşlardı. Bizi yeni çadırımıza Hasan Ağanın kardeşi götürdü.

Bize Ezidilerin Ermenilerle toprak konusunda anlaşmazlıklardan söz ediyordu. Bu topraklar Hasan Ağanın olmasına rağmen bir Ermeni beyi dava açıp rüşvet vermiş ve toprakların kendisinin olduğu yönünde karar çıkarmış. Ama Hasan Ağa Sürmeli Valisine gidip yeniden dava açınca olay Moskova’ya kadar gitmişti. Toprakların sadece yüzde 1’nin Ermeni beyine geri kalanın ise Hasan Ağaya ait olduğu anlaşılmış.

Bize iyi yemekler ve çaylar ikram ederek misafirperverliklerini gösteriyorlardı. Hasan Ağa Ezidilik konusunda bizimle çok iyi konuşuyordu. Oysa diğer Ezidiler dinleri hakkında konuşmayı pek sevmezlerdi. Onların dini bir nevi ‘Ateşe tapıcılık’ ile Hıristiyanlık karışımı bir şeydi. Onlar ‘şeytana’ çok saygı gösteriyorlardı. Şeytanın geçici olarak kovulmuş bir melek olduğunu ve af edilip geri döndüğünde onu terk etmeyen Ezidilere minnettarlık duyacağını düşünüyorlardı. Bu yüzden Ezidilerin yanında şeytana küfür etmek çok ayıp bir şeydi. Onların en büyük din büyükleri Musul’da yaşıyordu. Müslümanlar Ezidilerin takip edip öldürüyorlardı. Bu yüzden de onlar Ermenistan topraklarında yaşıyorlardı. Sınırdaki Kürtler Ezidilerin çok adil bir topluluk olarak görüyorlardı.

Bu sınırlarda yaşamak çok tehlikeliydi çünkü talanlar ve çatışmalarla doluydu. Burada Ezidiler Müslümanlar ve aşiretler arasında çatışmalar çok fazlaydı. Türk yetkililerle bu konuda yapılan görüşmelerden hiçbir sonuç alınamıyordu. Hükümet burada zayıf olduğundan tüm rol aşiret reislerinin elindeydi. Çoğu babandan oğla geçiyordu. Bu ağalara sürekli et süt ve koyun getiriyorlardı. Bu da Hasan Ağaya keyfine göre yaşamayı sağlıyordu. Hasan Ağa içki içiyor. Ayrıca çok iyi giyinmişti.

Çadıra gidip gezdiğimde orda 30 kişi kadar oldukların gördüm. Burada çocukları kızları ve hizmetçileri vardı. Bazıları ekmek bazıları yemek pişiriyor, bazıları peynir yapıyordu. Hapsinin yöneticiliğini karısı yapıyordu. Kadınlar bir Rus erkeğini görünce şaşırdılar ama utanmadılar. Yüzlerini kapatmıyorlardı içlerinde çok güzel kadınlar vardı. Ezidiler de kadın sahibi olmak için para (başlık parası) veriyorlardı, ama Müslümanlardaki kadar abartılı değil. Onlarda Müslümanlardaki gibi çok eşlilik yoktu, onlar sadece bir kadın alabiliyorlardı. Ama Müslüman Kürtler her ne kadar dinleri izin verse de genelde tek kadın sahibiydiler.’’

KAÇAN ASKERLERİN HİKÂYESİ

Doğuya doğru gidince Çingil boğazına gittim burada kazak bölüklerine uğradım. Askeri kampa ulaştığımda orada bulunan dört asker gördüm. Subay bana dört askerin buraya nasıl geldiğini anlattı. Söylediklerine göre onlar devriyedeyken sekiz silahlı Kürt görmüşler. Onlar gizlendikleri taşların arasından iniyorlarmış. Mutemelen Rusya tarafında yaşayan diğer Kürtlerin koyunları çalmak için gelmişler. Onlar askerleri görünce çatışma çıkmış. Askerler zayıf olduğunu anlayınca fırsat bulup kaçmışlar, geri dönmeye çekindikleri için de kazaklara sığınmışlar. Kazaklar onlarla alay ediyordu. Kürtler çok iyi silah kullanan usta talancılarmış bu yüzdende burada duruyorlar.”

ANF NEWS AGENCY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder