25 Eylül 2010 Cumartesi

PEYVÊN HEREMA AGIRÎ

FERHENGA HEREMÎ (AGIRÎ)

mal mîrat=evi talan olma(daha çok sitem için kullanılır)
îşlik= gömlek
bişkok=düğme
têlîs= torba

17 Eylül 2010 Cuma

AĞRI YÖRESEL KELİMELERİ

YÖRESEL KELİMELER
Ağa: Büyük erkek kardeş, Ağabey
Ağartı: Yağ, peynir, süt yoğurt gibi yiyeceklerin genel adı
Ağız : Kız çocuklar
Ağıl: Hayvanların dışarıda kapatıldığı yer
Axırı: Sonu

8 Eylül 2010 Çarşamba

CEJNA WE PÎROZ NEBE


CEJNA WE PÎROZ NEBE

DIBÊJIN ÎRO CEJN E
DE BÊJIN XWÎŞK Û BIRANO EMÊ ÇAWA BIKIN CEJN Ê
WELATÊ ME DEST DIJMINAN DA YE
NAVÊ ME QEDEXEYE

7 Eylül 2010 Salı

ANNE BEN KÜRT MÜYÜM ?


çocukluğumuzun son demleri, artık yavaş yavaş büyüyoruz. büyüdüğümüzü belli etmek için büyükleri taklit ediyoruz. neden böyle yaptığımızı bildiğimiz falan yok sadece büyümek nedir bilmiyoruz büyüklere bakıp öğrenmek istiyoruz. ilkokul bitmiş, artık okulun orta yıllarında, bir yandan aşkı öğrenip diğer ayndan sırf zorunluluktan siyaseti öğreniyoruz...

en zor yanı buydu aslında yaşamın.. tenimiz esmerdi ve bu ülkenin doğusundan gelmek suçtu.... çocukluğumun uzun zamanı bu şehirde geçti, çocukluğumun uzun zamanını bu şehir çaldı. şimdi dönüp baktığımda geriye, nasıl geçti dese biri bana, bu yıla kadar nasıl geldin diye sorsa... tek kelime çıkar ağzımdan ; savaş....

hep bir savaş içinde, hep kavgalarla geçen çocukluk yaşadıktan sonra anlıyorum şairin, "doğdukları coğrafyadan dolayı kavgacı sanılan..." sözünü.. ama eklemek istediklerim oluyor hep o sözcüklere... doğdukları yerden dolayı her yerde ezilen, her yerde başkaldıran çocuklarız...

kendi toprakları kendilerine yasaklanıp, dillerine sürülen kelepçelerle aynı vatanın başka topraklarına sürülen, sürüldükleri yerlerde kalmaları yasaklanıp " geldiğin yere git" denilerek vatansızlaştırılan çocuklarız.. bir yandan bu ülkeyi vatan kabul edip, diğer yandan vatanında "vatan haini" ilan edilen bir nesil olarak büyüdük...

evde başka, sokakta başka dil konuştuk çoğu zaman... okulda tek dil türkçeydi ancak evde tek kelime türkçe konuşulmadı.. anne demeyi, baba demeyi okulda öğrendik ama her okul dönüşü evin kapısını "dayê ez birçî bûm" diye açtık. sonra türküler duyduk evde, camları, perdeleri kapatarak dinlediğimiz, ezberlediğimiz ancak sokakta ıslık olarak dahi çalamadığımız türküler...sonra o türkülerin anlamını öğrendik, öğrendikçe şaşırdık. sadece aşkı anlatıyordu şarkılar ve biz kendi dilimizde aşkı anlatmanın yasak olduğunu öğrendik...

sokakta öğrendik kart kurt seslerinden geldiğimizi ve insan etiyle beslendiğimizi ama uzun zaman evimize et girmedi ve ne kadar dikkatli baksamda yoktu kuyruklarımız...

büyümeye başladık, okulun orta yıllarında, yabancı dil diye ingilizce öğrendik...işte o vakitler evdeki dilimiz kürtçe, sokakta türkçeydi, yabancı dilimizde ingilizce... ama biz ne türktük ne ingiliz...kürtlüğümüz de gitgide unutturuluyordu bize...

üç dil ya da daha fazla dil bilip, hiçbir dile anadilimiz diyemeden büyüdük...

alışamadığımız bir şehirde, alışamasakta yaşamaya mecbur kaldık. etrafımızda herkes beyazdı, üst komşumuz tatar, alt komşumuz boşnaktı ve biz bu ülke de büyüdüğümüz halde esmer tenliyiz diye suçluyduk..

hangi dilde rüya görürsen o dil anadilindir demişti bir yazı, ama biz bazen kürtçe, bazen türkçe başka dil öğrendiğimizde de o dilde rüya görürdük....

sahi; anne, ben kürt müyüm?...


Agirî.

AĞRI İSYANLARI VE SONRASINDA TÜRK MEDYASI

Türk yöneticilerinin Ağrı isyanları döneminde Kürt halkına yönelik küçümseme, aşağılama ve hakaret üzerine oturtulmuş sistematik propagandası, Ağrı Ulasal başkaldırısı döneminden sonra, dahada hızlandırılmıştı.
Resmi söylemlerde, okul, kışla, sokak ve basında, Kürt halkına durmadan hakaret ediliyordu.

O günkü türk basınında yer alan bir yazar’ın Ağrı ile ilgili bir yazısının bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.

Esat Mahmut karakurt ismini duymuş, beklide romanlarını okumuşsunuzdur. Bu kişi, cumhuriyet döneminde tanınan ve saygı gören bir Türk aydın ve yazarıdır.
Çağdaş türk edebiyatının öncülerinden biri kabul edilmektedir.
Bu Kemalist aydın ve yazar, 1 Eylül 1930 tarihli akşam gazetesinde yayınlanan yazısında, Kürtler için şunları söylüyordu:

“… bir kısmı ise, şehirlerle alakalarını kesmişlerdir, göçebe hayatı geçirirler. Bunlar aşiretlerdir. Her aşiretin beyi, o aşiret efradının hakimi mutlakıdır, ferd kendi iradesine hakim değildir. Asiler, beyi ateşin içine gir dese, girer, işte şarktaki (Kürdistan) fesat mikroplarını bu aşiretler dağıtıyor.

Mesela bir aşiret tasavvur edin, 200 atlı çıkarır, fesat yapmak isteyen bir teşkilat, beyi para ile satın alınabildiği takdirde mesele halledilmiştir.
İstediğin zaman , istediğin yere bu 200 atlıyı sevk eder.
İşte bütün teşkilat şimdiye kadar bu heriflerden istifade ediyorlardı.
Son hadise bunların hakimiyetlerini ebediyen tarihe gömmüştür.
(son hadise diye övdüğü Ağrı’da ve Zilan deresinde yapılan katliamlar)

Birde dağlarda yaşayanlar vardır. Bunlara aşağı yukarı vahşi denilebilinir.
Hayatlarında hiçbir şeyin farkına varmamışlardır.
Bütün bildikleri sema ve kayadır.
Bir ayı yavrusu nasıl yaşarsa o da öyle yaşar.
Ağrı’daki bu nevidendir. Ağrı dağı’da vahşi ve korkunç bir dağdır.

Yaratıldığı günden beri zirvesinden kar eksik olmamıştır. Tepelerinden kopup gelen çığlarla birçok insanın cesedini uçurumlarda parçalamıştır.
Bu dağlarda kurtlar, ayılar bile yaşamaya cesaret edemiyor. İşte ordumuzun imhasına çalıştığı şakiler bu dağların tepesine tırmanmış bulunuyorlar.
Şimdi siz tasavvur edin. Bir kurdun, bir ayının bile dolaşmaya cesaret edemediği bu yalçın kayaların üzerinde yırtıcı bir hayvan hayatı yaşayanlar ne derece vahşidirler.

(ama esat mahmut’un unuttuğu bişey var, bizim halkımız onların barbarca katliamlarından o dağlara sığındılar, sevgili okuyucular siz düşünün, kurdun ve ayının çıkamadığı dağlara insanlar çıkıyorsa onları çıkartanların ne kadar barbar olduğunu siz hesaplayın)

Yedikleri çiğ bulgur ve ettir, çiğ eti çiğ bulgurla karıştırıp bir hamur haline getirip yiyiyorlarmış. (esat mahmut’un bu bassetiğide çiğ köftedir)

Su yerine yazın at ve eşşek sütü içiyorlar. Kışın’da kardan istifade ediyorlar.
Sırtlarında elbise, mintan yoktur. Ayaklarında bir don, omuzlarında bir koyun postu.

Ömürlerinde bir defa şehre gitmemiş olanlar vardır. Doktor, ilaç nedir bilmezler. Bir takım dağ otlarını kaynatıp ilaç niyetine kullanırlamış. Çoğu kızılbaş’tır. Her birinin dört beş karısı varmış.
İçlerinde kız çocuklarını öldürenlerine bile tesadüf ediliyormuş.
Velhasıl tam anlamıyla bir vahşet alemi.”

Çağdaş Türk edebiyatının öncülerinden sayılan bu Kemalist yazarın makalesindeki Kürt tarifine bilmemki ne demeli ?
Kamalist yazar kürtler ile dağda yaşayan vahşi hayvanları aynı kefeye koyuyor.

Kürtlerin doktor ilaç bilmediklerini, tedavilerini otlarla yaptıklarını söylüyor.
Ne yani Ağrı’da eczacı ve doktor vardı’da, bu nimetlerden yararlanmayı redmi ediyorlardı ?
Görüldüğü gibi bu Kemalist türk yazar, tıp ve eczacılık fakültelerinden mezun olanların Ağrı’da çalışmamalarının günahını da Kürtlere yüklemeye çalışıyor.

“Bunların çoğu kızılbaş’tır,” diyor. Halbuki Ağrı’da bir avuç Azeri’nin dışında, hiç Kızılbaş yoktur.
Burada yaşayan tüm Kürtler sünni’dir.
Adam tıpkı Kürtlük gibi aleviliğide aşağılık bir kimlik olarak görüyor.

Bu türk yazarı, Kürtlerin su yerine at ve eşşek sütü içtiklerini söylüyor. Bu zatı muhterem, galiba Kürtlerle Türkleri birbirine karıştırıyor.
Herkes çok iyi bilirki, türk tarihçiler, Türklerin Orta asyadan geldiklerini, oralarda at ve eşşek sütü içtiklerini söylüyorlar.

Kemalist aydınların Kürtlere bakışı işte bu şekildedir. Bu tam anlamıyla cehalet, kin, nefret, ve düşmanlık kokan bir mantıktır….

Ağrı’da o kadar katliam o kadar barbarlık yapıldı ne oldu ?
Kürtlüğümüzden vazmı geçtik ?
Dün dedelerimizi katlettiniz, hamile kadınların karınlarını süngülerle yardınız, küçücük çocukların karınlarını yardınız, erkeklerin kafalarını kesip liderinize götürdünüz, ödül için.
Ama bugün bizler yani onların torunları hala Kürdüz ve onların yolunda yürüyoruz, onlarda size baş eğmedi bizde eğmeyeceğiz.


Agirî.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Diyalog (17 Ağustos 2010)

BAZILARI VAR, KÖTÜ BİRŞEY OLDUMU HEMEN KÜRTLERDEN BİLİYORLAR, TOPLUMDA ŞÖYLE BİŞEY VAR İYİ OLMAYAN BİŞEY OLDUMU HEMEN ONU YAPAN KİŞİNİN KÜRTLÜĞÜ ONLARIN AKLINA GELİR, KÜRDÜN İYİ ŞEYLERİNDEDE YA BAŞKASINA MAL EDER YADA GÖRMEMİZLİKTEN GELİR BUNU BİZİM KENDİ İNSANIMIZDA YAPIYOR, BİLEREK DEĞİL CAHİLLİKTEN.

HATTA DÜNYADA OLAN KÖTÜ OLAYLARIDA KÜRT MİLLETİNE MAL EDENLERDE VAR.
ÖRNEK: GEÇEN GÜN AMCAMLA TV İZLİYORUZ, İNGİLTERENİN BİLMEM NERESİNDE BİRİ 28 YERİNDEN BIÇAKLANMIŞ,
AMCAM HEMEN ATLADI: AHA BAVO TI KURMANCA (KURDA) TIŞTEKÎ PAK DERDIKEVE (AHA BABAM HİÇ KÜRTDEN DÜZGÜN BİŞEY ÇIKARMI) DEDİ,
DEDİM: YAW AMCA EL İNSAF SENDE TURANCI TÜRKLER GİBİSİN ONLAR NASIL DÜNYAYI TÜRK YAPIYORSA SENDE DÜNYAYI KÜRT YAPTIN, GÖRMÜYORMUSUN ADAM İNGİLTERE DİYOR, HEM BAKSANA BUNUN NERESİ KÜRT , RESMEN ZENCİDİR BU.

DEDİM DİYORDUN YA KÜRT’DEN DÜZGÜN BİŞEY ÇIKMAZ, ÖYLEYSE SENDE DÜZGÜN DEĞİLSİN ÇÜNKÜ SENDE BİR KÜRTDEN ÇIKTIN ANNENDE BABANDA 77 SÜLALENDE BİRER KÜRTDEN ÇIKTILAR, SEN BU LAFI SÖYLEYEREK HEM KENDİNE HEM ANNENE HEM BABANA HEM 77 SÜLALENE HEMDE DOLAYLI OLARAK KÜRTLERDEN ÇIKMIŞ BÜYÜK ZATLARA HAKARET EDİYORSUN,
AYRICA GÜNAH İŞLİYORSUN, ÇÜNKÜ ALLAH’IN YARATTIĞINA YANLIŞ DEMEK GÜNAHTIR, YANİ İSLAMIN TABİRİ İLE KÜFÜRDÜR SEN KÜFRE GİRİYORSUN, ALLAH Û TEALA YANLIŞ BİŞEYMİ YAPTI ? ONUMU KAST EDİYORSUN ?
DEDİ TÖVBE ESTAFURULLAH
BEN BUNLARI DÜŞÜNEMEMİŞTİM…

DEDİM AMCA BİZ İNSANLIĞINI KAYB ETMEMİŞ BİR KAÇ HALKTAN BİRİYİZ,
ÖYLE HALKLAR VARKİ ANLATSAM İNANMAZSIN, ÇÜNKÜ İNSANIN BUNLARI YAPTIĞINA İNANAMAZSIN…
DİRİ DİRİ İNSAN YAKAN
CENAZERE İŞKENCE YAPAN
ALLAH IN VERDİĞİ DİLİ YASAKLAYAN
KÖY YAKAN
MÜSLÜMAN OLDUĞUNU SÖYLEYİPDE HERGÜN PUT ÖNÜNDE MARŞ OKUYAN
12 YAŞINDAKİ ÇOCUĞA 13 SIKAN
ÖLÜLERİN KULAKLARINI KESİP ANAHTARLIK YAPAN
İNANMAZSIN AMA MEZAR TAŞI ÇALAN HALKLAR BİLE VAR…

DEDİ: ALLAH ONLARI HELAK ETSİN NE DİYİM.

Nîhat Agirî