9 Ağustos 2010 Pazartesi

Dengbêj Kerem / Nihat gültekin

23 Kasim 2009
Yaşadığımız bu topraklarda Kürtler, tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan çok zengin bir sözlü edebiyata sahiptirler. Çeşitli nedenlerden dolayı yazılı edebiyat fazla gelişmedi.




Buna rağmen zengin bir Kürt klasik sözlü edebiyatının da olduğu bir gerçek. Kürtler tarihleri boyunca kültürlerini sözle icra etmek zorunda bırakılmıştır. Sözlü edebiyatın bugünlere ulaşmasında, toplumun önemli kesiminin hala kırsal yerlerde yaşıyor olması ve tarihin derinliklerinden gelen güçlü bir dengbêjlik geleneğinin etkisi olduğunu belirtebiliriz. Geçmişten günümüze, Kürt ses ve müzik sanatına büyük hizmetleri olan dengbêjlik geleneğinin eskisi gibi sürmediği de bir gerçek. Dengbêj kelimesi Kürtçede bir sözü sözle aktarmak anlamını içerir. ‘Deng’ ses, ‘Bêj’ söyle, aktar anlamındadır.

Bu son yıllara baktığımızda dengbêjlik geleneği, teknolojik gelişmelerin etkisiyle yeni müzik tarzlarının ortaya çıkması ve dengbêjlik sanatının bir çok nedenden kaynaklı olarak yeni döneme dönüşmenin imkanlarını bulamaması nedeniyle artık tarihe mal olmuş bir sanat dalı oldu. Halbuki sözlü edebiyat geleneğimizin vazgeçilmez parçası olan dengbêjlik, klasik operadan tutun çağdaş müzik tarzlarına uyarlanması için fazlasıyla malzeme sunmaktadır; yeter ki bu sanatın uzmanlarınca iyi araştırılıp özümsensin. Her ne kadar bazı yerlerde bazı kurumlar geliştirilmiş olsa da üzerinde daha fazla çalışılması gerektiği ortadadır. Bilindiği üzere eskiden dört mevsim boyunca dengbêjler, köy,kasaba ve ilçelerin gecelerinde bir ışık gibi evlerin aydınlatma rolü oynarlardı. Hele uzun kış gecelerinde, ya da düğünlerde, özel günlerde ve bayramlarda toplanan halka stranlar söylerken, dengbêjlerin toplum yaşamındaki yeri çok farklı idi. Ortamda kendisini dinleyen kişilerle çok güzel kevloklarla ilişki kurarlardı. Dengbêjler, toplulukla daha iyi bağlar kurabilmek için şarkıyı yarıda keserek, şarkının öyküsünü anlatmaya başlar, şarkıyı ise önemli bir yerinde kesip bir ertesi güne bırakırlardı. Bugün orta kuşak insanların hala özlemle andığı dengbêjlik geleneği, tarihimiz ve kültürümüzün ta kendisi idi.

Doğal olarak dengbêjlik kültüründen bahsettiğimizde ilk önce Serhad bölgesi akla gelir. Serhad bölgesinde tanınan en büyük dengbêjlerden biri de Dengbêj Kerem’dir. Dengbêj Kerem’in yaşamı, araştırılmayı hak eden önemli dersler ve sırlarla doludur. Bugün bile Dengbêj Kerem’in gerçek ismi neydi, ailesi nerede yaşıyordu, mezarı nerededir gibi soruları bilen çok az insan vardır. Dengbêj Kerem’in (KEREMO) özellikle yaşadığımız Bazîd ilçesinde misafir edilmediği ev ve köy hemen hemen yok gibidir. Ama çok acı bir gerçek ki, kimsede onun geride bıraktığı tek bir fotoğrafı bile yok. Dengbêj Kerem, 01.07.1922 tarihinde İran’da doğmuş, babasının adı Mehmet, annesinin adı Hanım idi. 1997 yılında da Bazid’de vefat ettiğinde 75 yaşında idi. 1977 Yılında Muradiye ilçesinden nakil olarak Bazîd’e gelmiştir. İkinci eşinin ismi Gezî’ydi ancak, bu eşiyle evlilik tarihi belli değil. Gezî diye anılan kişi, halk arasında Kejê diye anılan eşinin ta kendisidir. Dengbêj Kerem’in ilk eşinin ismi Fatê’dir. Kayıtlara evlilikleri geçmemiştir. 13.05.1928 Bazîd doğumlu olan Gezî, 28.02.2001 tarihinde vefat ediyor.

Dengbêj Kerem Kürt halk edebiyatı içinde çok önemli bir yere sahipti. Bir çok dengbêj gibi ismi pek çok kimse tarafından tam olarak bilinmemektedir. Asıl adı Kerem Kılıç’tır. Bölgede özelikle Serhad yöresinin hemen hemen her köyünde, ilçesinde bir anısı anlatılmasına rağmen kimse adını bilmezdi. Şu an bile ilçede ve civar yerlerde Keremê Dengbêj olarak bilinir, kimse isminin Kerem Kılıç olduğunu bilmez. Mezarını yaparken bu nedenle, ‘ismini ne yazalım’ diye ikileme girdik. Sonunda ailesinin ve arkadaşların ortak kararıyla, mezar taşına Dengbêj Kerem Kılıç yazmıştık.

Dengbêj Kerem’in yaşamı dedesinin Ağrı isyanında hayatını kaybetmesinden sonra tam bir trajediye dönüşür. O andan itibaren onun için büyük zorluklarla dolu bir yaşam başlıyor. Babasını da kaybettikten sonra annesi İran tarafında kalır, Dengbêj Kerem amcalarıyla birlikte Türkiye tarafına gelmek zorunda kalır. Amcaları Iğdır ili, Aralık ilçesine yerleşir. Hala orada olduklarını ve yaşadıklarını oğlu Mehmet’ten öğrendik. Fakat bir türlü birbirleriyle ilişkileri olmamıştır. Ağrı isyanının dağılmasından sonraki genel durum, özelde Dengbêj Kerem’in ailesinde de yaşanıyor. Dengbêj Kerem’in sanatsal büyüklüğünün bu yaşadığı dönemlerle ilgili olduğunu belirtebiliriz. Böylesine acı ve trajik bir süreç yaşamasaydı Dengbêj Kerem, dengbêjliğe ilgi duymayacağı gibi, belki dengbêj de olmazdı. Yani, böylesi bir süreci yaşamasaydı belki de böyle bir düzeyi yakalayamayacaktı.

Dengbêj Kerem gittiği her yerde büyük bir hayranlık uyandırır ve büyük bir ilgi kaynağı olurdu. Yüzyıllar öncesinden sözlü olarak bugünlere taşınmış ve kendisine aktarılmış aşk, kahramanlık ve toplumsal olayları dile getiren klam ve destanları ciddi bir dengbêjlik disiplini çerçevesinde okurdu. Ayrıca dinleyicilerine hoş anlar yaşatmayı da severdi. Gittiği her toplumda, o anın koşullarına, şartlarına göre anlık bazı üretimlerle evin genel durumuna uygun hikayeler, dörtlükler veya klamlar icra ederdi. Ama en büyük özelliği, Kürt edebiyatındaki destanları ve sözlü sanatı çok iyi icra etmiş olması ve günümüze taşımış olmasında saklıdır. Bu yönü, O’nun en büyük özelliğiydi. Bu anlamıyla kendi alanında çok ünlüdür, hala bu ünü tartışılıp, konuşulmaktadır.

Dengbêj Kerem, bölgenin önemli ve büyük ailelerine sık sık konuk olur. Van ilinde Kınyaz Kartal’a misafir olduğu bir dönemde, dönemin Başbakanı Ferit Melen, Van’ı ziyaret eder. Başbakanı havaalanında karşılayanlar arasında bulunan Dengbêj Kerem, Başbakanla biraz esprili bir sohbet ettikten sonra, başbakan, Dengbêj Kerem’e Ağrı Dağı’nın ağırlığını sorar. Dengbêj Kerem bu sorunun altında kalmaz ve hemen şu cevabı verir; ”Allah vermiş bir dağı; iki hamal, bir kantar gönder oraya dağı tart. O zaman ağırlığını öğrenirsin”.

Dengbêj Kerem kullandığı kavramlarla adeta yaşama ruh veriyor, söz ve klamlarıyla insanı adeta büyülüyordu. Ama genel anlamda insanı derinden hüzünlendiriyordu. Yaşamı boyunca insanı kahreden büyük maddi sıkıntılar içinde yaşadı. Dengbêj Kerem, vefatında önce Doğubayazıt’ta bir el arabasının üstünde, o felçli haliyle dolaştırılmaktaydı. Bu fotoğraf Kürt kültür tarihi için çok büyük bir ayıptı. Dengbêj Kerem dilenerek ölmemeliydi. Dengbêj Kerem yaşamının son yıllarını büyük bir yoksulluk ve sefalet içerisinde geçirmiştir. Hala da Dengbêj Kerem’in son yılları bir türlü kabul edilmemektedir.

Nice dengbêjler gibi Dengbêj Kerem de böyle aramızdan ayrıldı. Vefatına yakın zamanlarda yanında çok az insan vardı. Kürt sözlü edebiyatının üstatları böyle yok olup gittiler. İnsan doğal olarak araştırdıkça bunların böyle olmaması gerektiğini düşünemeden edemiyor. Zorlanmalar, hüzünlenmeler, ağlamalar normalleşiyor. Bilemiyorum ama buna bir son vermek için bir şeyler yapmak gerekir. Araştırdık ki bir çok insanın sonu böyle olmuş. Örneğin, Hesen Cizîrî, Zaxo’da vefat ettiğinde, evinde üç gün bekletildikten sonra cenazesi Zaxo Belediyesi tarafından kaldırıldı. Ayşe Şan yoksulluk içinde gurbette öldü. Son yolculuğuna uğurlayanların sayısı iki elin parmaklarının sayısından çok değildi. Nesrîn Şîrwan son yıllarını Bağdat sokaklarında parasız ve ilaçlarıyla beraber geçirdi. Şîrwan’ın bütün varlığı bohçası idi ve söz konusu bohçada da birkaç elbisesi ve ilaç reçeteleri vardı.

Reso ve Şakiro da gurbetin trajedisini yaşayarak aramızdan ayrıldılar. Şakiro tam da bu nedenle bir gazeteci-yazarımızın söyleşi ricalarını ret ettiğinde; “Ne zaman hangimize sahip çıktınız? Reso hepimizin ustasıydı, yoksulluk içinde öldü...” vs. dedi.
Ancak dengbêjlerin hiçbiri böyle bir sonu hak etmedi. Dengbêjler tarihin başlangıcından bugüne uzanan insanlığın kadim sesleriydi. Hala da insanlığın belleğinde böyle bir yerleri var. Dengbêjlerin çığlığı, yok edilmeye çalışılan bir kültürün, dünyaya ve insanlığa dağılan çığlığı idi. Yaşananların çığlığı, umudu, özlemi ve insanlığın hikâyesiydi dengbêjlerin dillendirdikleri...

Ermeni asıllı büyük Dengbêj Karapetê Xaço, ömrünün 95 yılını Kürtlere, onların klamlarına harcamıştı. Ölmeden önce, bir yerde şunları söylemişti: ‘Sahiplerim ve koruyucularım Kürtlerdir, ama 50 milyon Kürt benim karnımı doyuramıyor..!’ Büyük bir duyarsızlığa karşı bir çığlıktı, ama duyan olmadı. Bunlar yine birkaç sözle kendi durumlarını ortaya koydular, ama çoğu kadirşinas dengbêjlerimiz bu sözleri bile dile getirmediler. Bilemiyorum; bu durumlar yaşanmasın bir daha demekten öte başka ne diyebiliriz ki? Bu duyarsızlığa karşı Dengbêj Kerem’in mezarını ailesinin onayıyla, bir grup arkadaşla yaptık. Dileğimiz odur ki dengbêjlerimize, dengbêjlerimiz yaşamdayken sahip çıkan kurum ve kuruluşlarımız oluşsun. Dileğimiz odur ki; dengbêjlerimize, onlar yaşamdayken sahip çıkan duyarlı kurumlarımız ve insanlarımız olsun.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder