23 Temmuz 2010 Cuma

Xoybun; Özgürlük Mücadelesi / İsmail YILDIZ

Mizgîn/Sayı 40 - Xoybun, kendi dönemine ışık tutan bir hareket… Belki şartlar ve koşullar zor olsa dahi asla yerinde saymadan nasıl bir mücadele verileceğini gösteren mücadele mirasını halkına bırakmış olan bir kuruluş…

Xoybun örgütlenmesi, başlı başına Kürt tarihinin en önemli çalışmalarından biridir. Ayakta kalma mücadelesi, bağımsızlık ve özgürlük özlemlerinin gerçekleşmesi için ortaya konulan hassasiyetler, fedakârlıklar, yiğitlik ve kahramanlık manzaralarıyla doludur adeta… Xoybun hareketi 1907'de Lübnan'da başlatılır. Bunun için dönemin önde gelen Kürt liderleri, özel görüşmeler sonucu yine dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal şartlarına göre bir mücadele verilmesi gerektiğinin altını çizerler.

Hareketin yöneticiliğini de Bedirxan ailesiyle beraber Kürdistan'ın dört bir yanından gelen Kürt liderler üstlenmişlerdir. Sürgün yaşamı içerisinde hapsolan Süreyya Bedirxan ve ailesi, tıpkı babası ve dedesi gibi vatan hasretiyle yanıp tutuşmuşlardı. Vatan hasretinin ne olduğunu en iyi onlar anlayabilirdi…

Bedirxan Ailesi:
Süreyya Bedirxan'ın büyük babası Mir Bedirxan (1851-1926), Cizre Botan Emirliği'nin son emiriydi. Tarihçiler, 1846'da Osmanlı İmparatorluğu'na karşı, Kürt tarihindeki ilk ulusal ayaklanmanın Mir Bedirxan önderliğinde gerçekleştirildiğini belirtirler. Bu ayaklanma ve ardından gelen yenilgi, hem Kürdistan ve hem de Mir Bedirxan'ın temsil ettiği Aziziyan ailesi için bir dönüm noktası olmuştur. Şöyle ki; Kürtlerin emirlik şeklindeki yönetimleri son bulur, yerine 'Kürdistan Eyalet Yönetimi' adlı doğrudan Osmanlı'nın merkez yönetimi idaresine bağlı yeni bir sistem getirilir. Aynı zamanda bu olay, bahsi geçen köklü ailenin sonsuz sürgün yaşantısının başlangıcı demekti. Mir Bedirxan ve ailesi Cizre'den alınarak İstanbul'a, ardından Girit Adası'na sürgüne gönderilirler. Mir Bedirxan 1868'de sürgün olduğu Şam'da vefat eder. Onun gibi dört karısı, çocukları ve torunları da kendi ana memleketlerinden uzakta yaşarlar. Ailenin büyük bir bölümü sürgün olarak İstanbul'a ve Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer bölgelerine yerleşmek zorunda bırakılırlar. Süreyya Bedirxan'ın babası Emin Ali Bedirxan, ailenin en önde gelen üyesidir ve özellikle 1900-1920 yılları arasında Osmanlı imparatorluğu'nda yüksek mevkilerde bulunmuştur.

Bilindiği gibi Emin Ali Bedirxan, pek çok Kürtçe yayının editörü ve Kürt Teali Cemiyeti'nin de genel sekreteriydi. Kürt Teali Cemiyeti; 1910 yılında önemli Kürt aileleri ve aydınları tarafından İstanbul'da kurulan en büyük Kürt organizasyonudur. Emin Ali Bedirxan, derin bilgisi ve aydın kimliğinin ortaya çıkardığı otoriteyle hem kendi ailesinin ve hem de dönemindeki Kürtlerin lideri oldu. Sürgün sırasında Bedirxanlar, birleşip pek çok toplantılar yaparlar. Bu yolla kendi ana memleketlerine dönebilmenin yollarını arayıp, şartlarını buna göre hazırlarlardır.

Süreyya Bedirxan ise Emin Ali Bedirxan'ın en büyük oğludur. Çerkez olan annesi, doğumunun hemen ardından ölünce, babası bir kez daha evlenir. Emin Ali Bedirxan'ın yeni eşi Semiha hanımdan beş oğlu ve bir kızı olur; Celadet, Kamuran, Tevfik, Hikmet, Safter ve Meziyet Bedirxan'ın, Süreyya Bedirxan'ın kardeşleriyle arası daima çok iyiydi. Erkek kardeşlerinden ikisi Celadet ve Kamuran, Kürt kültürel hayatında çok önemli bir rol üstlenir. Celadet Ali Bedirxan, Latin alfabeleriyle Kürtçe alfabenin ve bugün bile kullanılan Kürtçe gramerin kurucusudur. Şam'da yayınladığı; Hawar (1932-1943) ve Ronahi (1942-1943) adlı Kürtçe dergiler, modern Kürt edebiyatı tarihinde önemli bir yere sahiptir. Celadet Bedirxan, bu yayınlarla Kürt kültürü adına yeni bir yaklaşıma öncülük etmiştir. Bugün dahi Kürt dili çalışmalarında, kendisinin engin bilgilerinden faydalanılmaktadır. Aynı zamanda yurtseverlik noktasında saygı duyulacak bir kişiliğe sahip idi.

Kamuran Bedirxan da erkek kardeşi Celadet gibi aktif bir yayıncı ve yazardı. Oldukça önemli ve nitelikli bir gazete olan Roja Nû'yu (1943-1946) ve Stêr (1946) adlı ilavesini yayınlamıştır. 1947'de yılında vefat eder ancak kadar Paris'teki Sorborne Üniversitesi'nde Kürdoloji eğitimi verir. Kürtçe, Türkçe, Fransızca ve Almanca olmak üzere 30 kadar edebi çalışması yayınlanır.

En büyük kardeşi Süreyya Bedirxan da diğer kardeşleri kadar editörlük yeteneğine sahiptir. Babası ve kardeşleri gibi hem yazarlık ve hem de gazetecilik yapar. Kürtler hakkında, pek çok edebi kitap yazar. Modern çağın en büyük Kürt organizasyonu olan Xoybun'un kurulmasında ve yönetilmesinde de kardeşlerine yardım eder. 1906 yılında, büyük sıkıntılar onları beklemekte idi. Çetin koşullarda, uzun vadeli sürgün hayatı, tüm ailenin önünde bir karabasan gibi beklemekteydi. O yıllarda, yaklaşık 3.000 kişi sürgüne gönderilmişti. Bu; küçümsenemeyecek, ciddi bir rakamdı. Dünyanın dört bir parçasına sürgün edilen Bedirxan'lar, diğer Kürtlerdeki gibi birçok çileden, dertten ve eziyetten paylarını almışlardı. Fakat Kürt halkının direnişçi ruhu, asla yenilgiyi kabul etmezdi. Tekrar bir araya gelme çabalarına girişildi. Silahlı mücadele ve sözlü, yazılı mücadeleye dönüşen yaşamları bu platformda da kısıtlı imkânlarla düşmanlarına, Kürtlerin ne kadar güçlü bir halk olduğunu göstermiştir. Bir süre sonra Süreyya Bedirxan, Kürt hareketine katılarak Kürtçe gazeteler yayınlamaya başlar.

19. yüzyıl, genellikle ulusçuluğun ve ulusal devletlerin ortaya çıktığı bir çağ olarak tanımlanır. Lozan Antlaşması'yla Türkiye'deki yeni cumhuriyet yönetimi, uluslararası alanda yasallık kazanır. Böylece Kürt bağımsızlık sorunu gündemden kalkar. Bundan sonra Kemalistler, Kürdistan'da serbestlik hakkı kazanırlar. 1924-1925'te Kürdistan'da Piranlı lider Şêx Said önderliğinde bir kıyam başlar. II. Ayaklanma ise 1928-1932'de, Ağrı'da Xoybun tarafından organize edilir. Prens Süreyya'nın yönetimsel bir pozisyonunun olduğu Xoybun, bağımsız bir Kürt devleti ilan eder ve Kürt Hükümeti kurulur.

Şêx Said kıyamından sonra, bir kısım Kürt savaşçısı Irak, İran ve Suriye'ye sığınır. Orada eskiden beri bulunan Kürt aydınları "Kürt Milli Liga"sını oluşturmuştu. Fakat örgütlenme zayıftı. Kürdistan'daki katliamlar, bu aydınları harekete geçirmişti. Artık ulusal çapta bir örgütlenmenin gerekli olduğu fikrine varıldı. Bu sıralarda birbirinden kopuk da olsa direnişler devam ediyordu. Bu direnişlerin tek merkezden yönetilmesi önem kazandı. Ama Kürtlerin kendi aralarındaki aşiretsel çelişkiler, kan davaları, düşmanlıklar, toprak vs. sorunlar, birliğin önündeki en büyük engeldi. Bu aydınlar 1925 yılından itibaren dağınık bir şekilde savaşan Kürtleri bir program altında toplayıp milli sorunun çözümü için bir araya getirmek isterler.
Bir başka kaynakta ise Xoybun'un kuruluş dönemi şöyle anlatılır:

"Şêx Said kıyamında teslim olmayanlar sağa-sola kaçışmıştır. Bazıları kimi bölgelerde devam eden yerel ve küçük çaplı direnişlere katılmıştır. İşte, Şêx Said Kıyamı'ndan kaçanların bir kısmı çıkan affa rağmen teslim olmaz. 1926 yılında Celali aşiretinden Bro Heski Telli, Ağrı Dağı'nda ayaklanmayı başlatıp dağa çıkar. 1927 yılında İhsan Nuri Ağrı'ya yetişir. Xoybun Komitesi tarafından Ağrı'ya gönderilen üç renkli bayrak "Ala Serxwebuna Kurdistan" aynı yılda Ağrı Dağı'nda dalgalanmaya başlar. Zaten Ağrı direnişi, bir yerde Şêx Said Kıyamı'nın devamı biçiminde de değerlendirilir."

Birlik yönündeki çabalar 1926-1927 yılları arasında devam eder. Özellikle de 1927 yılında seri halde birçok toplantı yapılır. Sonuçta 1927'nin sonbaharında "Kürt Milli Kurultayı" yapılır. Toplantıya; mülteciler, ülke dışındaki Kürt gruplarının temsilcileri ile direniş halindeki bölgelerin temsilcileri katılır. Böylece Xoybun'un temelleri atılır. Kürt Milli Genel Kurultayı amaç olarak Kuzey Kürdistan'ın bağımsızlığını önüne koyar. 5 Ekim 1927 yılında Kürdistan Teali Cemiyeti, Teşkilat-ı İçtimaiye, Kürt Millet Fırkası ve Kürt Ulusal Birliği veya (Kürt İstiklal Komitesi) adlı Kürt örgütleri birleşerek Xoybun Cemiyeti'ni kurar. Xoybun, işte bu koşullarda ortaya çıkar. Çeşitli bölgelerde örgütlü gruplar oluşturmaya çalışılır. Ayrıca birliği sağlamak için, bir kardeşlik andını kabul eder ve yayımlar.

Yeni organizasyonda Kürt liderlerinden; Memduh Selim, Mehmet Şükrü Segban, Mevlanazade Rıfat, İhsan Nuri ve diğerlerinin yanı sıra Bedirxanlardan; Süreyya Bedirxan, amcası Halil, Rami, Celadet ve Kamuran Bedirxan da yer alırlar. Organizasyonun programı, ilişkileri ve planları modern Kürt tarihinin analizi açısından kendi içinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Organizasyonun bütün dünya ile bağlantıları vardı. Bu çalışma, Kürdistan'ın bütün parçalarından katılımlarla gerçekleştirilmiş, görkemli bir tarih olacaktı…

Ağrı Direnişi Ve Lideri İhsan Nuri Paşa
İhsan Nuri Paşa, 1893 yılında Bitlis vilayetinde Eli Qulî sokağında dünyaya gelir. İlköğrenimini burada tamamladıktan sonra İstanbul'daki Harp Okulu'nda yüksek öğrenim görür. Teğmen rütbesiyle Osmanlı ordusunun saflarına katılır. Birçok görevde aktif rol alır. Yaralanır, ölüm tehlikeleriyle karşı karşıya gelir.
Ağrı'da bu savaş sürerken, uzak bir yerde de Kürt Ulusal Kongresi toplanmıştı. Bu kongre (Xoybun: İstiklal) Xoybun ismiyle yeni bir komite oluşturulur. Xoybun Komitesi, İhsan Nuri'yi olağanüstü-askeri komiser seçerek savaşın yönetimini kendisine teslim eder. Her yönden Kürt kahramanları Ağrı'ya gelmeye başlarlar. Kürdistan'ın diğer bölgelerindeki savaşçılar, Ağrı savaşçılarından ilham alıyorlardı. Çünkü Ağrı, Kürt ulusunun bağımsızlık savaşının merkezi haline gelmişti. Amaçları; örgütlü bir gerilla savaşını adım adım tüm ülkeye yayıp, sömürgedeki halkı toplu ayaklanmaya götürmekti.

Ağrı'daki askeri örgütlenme daha da geliştirilir. Ağrı'nın genç peşmergeleri üniforma giyerler. Erlerin "kûm" denilen kenarsız şapkalarının önünde küçük ve büyük Ağrı'nın sembolü olan metal bir arma vardır. Subaylarda ise divit uçlu kalem vardır. Üçü, birbirine yapışık bir halde, hançerin kabzasından çıkan güneşin ışınları altına giriyorlardı. İhtilalin modern bir tarzda planlanması ve belli bir programa sahip oluşu, ayaklanmanın önemini daha da arttırmaktadır. 28 Ekim 1927'de Kürdistan'ın bağımsızlığı ilan edilir. Kürdistan'ın geçici başkenti Ağrı kabul edilir.

Direniş Önderlerine Gönderilen Mektuplar
1927 sürgün yasasından sonra birçok Kürt, Batı Anadolu'ya sürgün edilince doğal olarak Ağrı direnişine olan ilgi arttı. Af kanunları çıkarıldı, fakat tüm direnişçiler afla kandırılacak kişiler değillerdi. Devletin amacı direniş merkezini tasfiye etmekti. Af da direnişin kırılmasında ciddi bir rol oynayabilirdi. Daha önce heyetler, askerler yollayan devlet yetkilileri mektup da yolladı. Birçok kıyam da, direnişte olduğu gibi taktiksel yaklaşımlarla zaman kazanılıp, Kürtler yumuşatılmak isteniyordu. Mektuplarda makam mevki sözleri veriliyordu. Maddi olanaklar sıralanıp, verilen bu büyük mücadele bu şekilde bitirilmek isteniyordu.

Yükselerek ilerleyen Kürt hareketi; öyle büyük olanaklarla değil, kısıtlı imkânlarla yürütülmeye çalışılıyordu. Xoybun'un merkezinin Güneybatı Kürdistan’da (yani şuan) Suriye'de olması, istenilen sevk ve idarenin yapılmasında bir olumsuzluk olarak ortaya çıkıyordu. Sadece kuryeler aracılığıyla mücadeleye önderlik etmek zordu. Xoybun Örgütü'nün başarılı olması, ancak bazı etkenlere bağlıydı. Bu etkenler bir araya getirilmek için uğraşılar verildi. Fakat kanın gövdeyi götürdüğü bir dönemde 5 yıl boyunca verilen Ağrı Direnişi, büyük baskılara maruz bırakıldı. Kıyamın bastırılmasından sonra, kıyama katılmayanlar dahi suçlanarak katlediliyordu.

Sonuç olarak;
Xoybun Cemiyeti, Ağrı bölgesinde kurtarılan topraklarla birlikte yarı devlet konumuna geldi. O dönem şartlarında bir devlet için temel olabilecek adımlar atıldı. Düzenli Kürt peşmerge ordusunun ilk temelleri atıldı. Kurtarılan tüm topraklarda, Kürt bayrağı dalgalandırıldı. Esir alınan askerler, savaş kurallarına göre insani muamele gördü. Yapılan her eylemin raporu tutuldu. Her şey bir tüzük ve program çerçevesinde yapıldı. Xoybun mühürü, bir devlet mühürü gibi işlevselleştirildi…

Basında ise bu haberler çarpıtılarak veriliyordu. Türklerin Ağrı'ya son saldırısına The Times gazetesine göre Van ve Beyazıd bölgesine Türk savaş erkânlığı; 60 bin asker, onlarca uçaktan oluşan bir kuvvet göndermiş ve bunların en az yarısı harekâta katılmış. Yine bu gazeteye göre binlerce Kürt silahlı savaşçısı, Ağrı'ya yerleşmiş ve burayı tutmuşlar. Fakat değil bin, yalnızca 500 Kürt savaşçısı bulunmuş olsaydı, savaşın neticesi başka olurdu.

Zamanın bize gösterdiği şu ki, Kürtler ancak birlik halindeyken zafer ve özgürlüğü yaşayacaktır. Sıkıntılı ve zor şartlar altında verilen bu müthiş mücadeleler, aynı zamanda birlik-beraberlik duyguları içerisinde zaferlerle karşılık verecektir inşallah…

Sonuç her ne olursa olsun Xoybun, kendi imkânları doğrultusunda Kürdistan'da güzel çalışmalar yapmıştır. Bunlar, tarihe gurur duyulacak pratikler olarak geçmiştir.



Kaynaklar:
Kürt Davası ve Xoybun: Prens Süreyya Bedirxan
Ağrı Dağı İsyanı: İhsan Nuri Paşa
Belge, Tanık ve Yaşamlarıyla Ağrı direnişi(1926-1930):M. Kalman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder