21 Temmuz 2010 Çarşamba

Roman-Yitik bir aşkın gölgesinde (Ağrı isyanı) Mehmed uzun



cumhuriyet dönemi ve Ağrı isyanıdır. Yurt dışında eğitim görmüş ince, zarif, entelektüel, saçlarına kır düşmüş Memduh Selim beyin sürgün gittiği Antakya’daki mazbut yaşantısına eklenen genç Feriha hanımın aşkıdır. Bu mütevazi yaşamın aşkı dillere destan yaşanırken Memduh Selim bey içinden kopup geldiği Kürdistan’nın acısını, ahını da kendisiyle birlikte Antakya’ya kadar getirmiştir. Ateş topu haline gelmiş Kürdistan artık onu çağırıyordu.

Başı dumanlı Ararat, destanların, efsanelerin güzelleştirdiği dağı Ağrı.. Yani Kuhi Nuh, Kürtçe Agirî. Farsça Nuh Dağı yani. Masis, Ermenice. Yani Cebel el Haris, Arapça. Ağrı insanlık tarihinin en eski gemisinin mekanı, ve bu kez yüreği aşkla dolu Memduh Selim beyi bağrına konuk etmişti. Zirvesi karlı, teği yemyeşil, çağlayanların, kuş cennetinin ve isyanın coşkusunun içinde karşılanan Memduh Selim bey, isyanın başına geçti. Bu kaçıncı isyan, bu kaçıncı çığlıktı. Çok geçmedi. Gökyüzünü dolduran savaş uçakları, sayıları yüzbinlere varan ordu birlikleri başı dumanlı Ararat’ı ateşe vermeye baslamıştı. Ararat’ın eteğinden yükselen duman, zirvesine kadar ulaşmış çığlığa dönüşerek göğün sidre makamına erişmişti. Ölü gözleriyle bu vahşeti izleyen çocuklar, hançerlenen kadınlar, üst üste yığılmış cesetlerden çıkan ses Kürt’ün ölü sessizliğini arıyordu. Yenilgi, mağlubiyet, boynu büküklük yine onların kaderiydi.

Kıyamet kopmuş, yer inliyor, dağ bağırıyordu. Börtü böcek yuvalarına kaçıyor. Her yere savaşanların ve ölümün sesi egemen olmasına rağmen ordu komutanı Salih Paşa habire yeni güç isteyerek katliamın boyutunu büyütmeye çabalıyordu. Geride parçalanmış, gözleri çıkarılmış kafalar, karınları delinmiş bağırsakları dışarıda ölüler, ölüler, ölüler, sayıklayan yaralılar, bebek çığlıkları, ölüm ve ölümün soğuk yüzü adeta Ağrı’nın yüzü olmuştu. Salih Paşa,üç yüzün üzerinde köyü ateşe verdi. Onbinin üzerinde mazlum Kürt katledildi. Evlerini, yurtlarını, canlarının bir parçası haline gelmiş hayvanlarını, dahası ezan sesi yerine teslim ol çağrıları yapılan minarelerini geride bırakanlar, İçanadolu’ya doğru göç yollarına düştüler. Katliamı gözü kör sağır dünya izliyordu izlemesine de, gıkı çıkmıyordu.

Katliamın acı haberi Antakya’ya da ulaştı. Yüreği yanan Feriha hanım Memduh Selim beyin de katledildiği haberini almıştı.Yas, matem ve yenilmiş aşkın sessizliğiyle ailesi tarafından zengin birisiyle evlendirilerek Suriye yollarına düşürüldü Feriha hanım. Aylar sonra Antakya’ya ulaşan Memduh Selim beyi bekleyen yıkımdı. Ağrının zirvesindeki kanla yüreği yarılmış, aşk acısını çekerken bu kez Türkiye’ye devredilen Antakya’dan da sürgün yollarına çıkarak Suriye’ye yerleşti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder