18 Temmuz 2010 Pazar

Nezîrê CIBO/ İHSAN NURİ PAŞA

İHSAN NURİ PAŞA
(1893-1976)






Nezîrê CIBO



“Devlet, senin rahat ve mutluluğun için her şeye hazırdır… Hangi ülkeyi istiyorsan, oraya atayalım. Pasaport verelim, istediğin ülkede yaşamını sürdür. Maaşını al. Tebriz konsolosu bizzat getirip pasa- portunu teslim edecek.”

Ağrı Direnişinden vazgeçirmek için vaatlerde bulunan Türk heyetine ve sözcüsü İbrahim Tali Bey’e İhsan Nuri Paşa şöyle cevap veriyordu:

“Benim yurdum burası ve hiçbir ihtiyacım yok. Devletin vereceği sözlere güvenmiyorum.. Ben Hoybun askeri lideri ve Kürt silahlı kuvvetlerinin genel kumandanıyım. Bu görevde Hoybun’un emriyle bulu nuyorum ve Hoybun’un mensubu olmaktan şeref duyuyorum. Görevim Türkiye’nin, Kürdistan’ın bağımsızlığını tanımasına ve onun ordularından boşaltmasına dek savaşı yürütmektir.. Hoybun’a yapmak istediğiniz siyasi teklifleriniz varsa onları Hoybun’a takdim ederim. Muhtelif şahıslara para ve mevki vaatleriyle müracaatlarda bulunmak faydasızdır. Çünkü çözümlenecek sorun şahsi bir sorun olmayıp ulusal bir sorundur.”[1]

İ. Nuri Paşa’nın, sunulan rahat ve huzurlu yaşamı reddedip, kendisini Kürt davasına adadığını söyleyebilmek için sanırım, yukarıdaki sözleri yeterli bir kanıttır. İhsan Nuri Paşanın ismi anılınca kuşkusuz akla gelen ilk şey Ağrı İsyanıdır. O isyanın askeri komutanı ve lideridir. Yaşam öyküsünü derli toplu ele almak ve irdelemek aynı zamanda söz konusu tarihi kesitin berraklaşmasını da sağlayacaktır. Bu anlamda konu oldukça önem arz eder. Amacımız; bir dergi yazısının elverdiği ölçülerde konuya parmak basmak ve küçük de olsa bir katkı sağlamaktır.

İhsan Nuri Paşa geleneksel Kürt liderlerinden farklı bir portre çizmektedir. Sahip olduğu misyon ve kariyerini ne mensubu olduğu aşiretten ne de dini bir otoriteden almaktadır. O her şeyden önce Osmanlı ordusunun eğitimli bir subayıdır. Yaşamının büyük bir bölümünü savaş alanlarında geçirmiş, defalarca ölümcül yaralar almış bir asker ve gerilla lideridir ama bundan da öte aydın, yazar ve diplomat kişiliğiyle de tanınır. Kent kökenli, entelektüel bir kişiliktir. Geleneksel, kimi Kürt liderlerinden farklı olarak Kürt meselesini, bölgesel veya aşiretsel sınırlara hapsetmeden, ulusal bir çerçevede ele almış bilinçli, ilkeli bir dava ve örgüt adamıdır.

Çok kısıtlı imkânlara rağmen Kürt tarihi, folkloru, kültürüyle ilgili oldukça değerli çalışmalar yapmıştır. Zorlu ve çileli bir yaşama rağmen ideallerinden taviz vermemiş, yılmaz bir savaşçıdır.

Yine bu çileli ve zorlu yaşama rağmen, en kötü anlarında bile yanından ayırmadığı Türk kökenli eşi Yaşar Hanım’la olan birlikteliğini son nefesine kadar sürdürmüş, örnek bir aile babası ve aşk adamıdır.

Uzun boylu (iki metreyi aşkın), beyaz tenli, düzgün ve daima kısa tutulan bıyıklarıyla, güzel bir fiziğe sahiptir.

Oldukça çok yönlü ve çok renkli bu Kürt şahsiyetini daha yakından tanıma ve tanıtmaya çalışacağız ancak bir noktaya değinmeden geçemeyeceğim.

Paşanın yaşamını konu alan bu çalışmada amacımız iyi bilinen asker, gerilla lideri İhsan Nuri’nin yanı sıra, bilinmeyen sıradan İhsan Nuri’yi de araştırmaktı. Doğrusu kolay veri elde edeceğime inanıyordum. Ancak kısa bir araştırmadan sonra yanıldığımı anladım. Bu kadar tanınmış ve Kürt dünyasında çok haklı bir üne sahip kişiliğin yaşamının bu yanıyla ilgili ulaşılabilecek pek yeterli verinin olmadığını gördüm ve cahilliğime yandım. Mıhemed Cemil Rojbeyan’in Bergeh dergisinde kaleme aldıklarını hariç tutarsak onunla ilgili elimizde elle tutulur bir biyografik verinin olduğunu söylemek zor. Son dönemlerde başta Ağrı İsyanı olmak üzere, öncülük ettiği siyasi askeri etkinliklerle ilgili oldukça değerli çalışmalar yapılmıştır. Rohat Alakom’un Hoybun Örgütü ve Ağrı Ayaklanması, Yılmaz Çamlıbel’in Gilîdax Bêxwedî Nîn e, M. Kalman’ın Belge, Tanık ve Yaşayanlarıyla Ağrı Direnişi, Kemal Süphandağ’ın Ağrı Direnişi ve Haydaranlılar, Cemil Gündoğan’ın 1924 Beytüşşebap İsyanı ve Şeyh Sait Ayaklanmasına Etkileri bunlardan bazılarıdır. Elbette hepsi de çok değerli ve yararlı araştırmalar. Ne var ki söz konusu araştırmaların hepsi onun bir yönünü, yani askeri ve siyasi yönünü konu almıştır. Doğal olarak bu çalışmalarda İ. Nuri Paşayı bir asker, bir gerilla komutanı, bir kahraman olarak görüyoruz. Oysa bu tiplemelerin dışında da bir İ. Nuri vardır. Bitlis’te doğmuş, o daracık sokaklarında oynamış, varlıklı bir Kürt ailesinin çocuğu, iyi eğitim almış aydın bir aile babası, özcesi sıradan İ. Nuri’yi de tanımak isterdik. Doğrusu politize olmayan, hamasi söylemden uzak yanıyla tanışmak hem çok keyifli hem daha yararlı olurdu diye düşünüyorum. Ancak bu anlamda yeterli veriye ulaşamdık. Elimizdeki imkânlarla onu tanıtmaya çalışacağız.



Çocukluk ve Eğitim Yılları

İhsan Nuri Paşa 1893’te Bitlis’te doğdu. Cibranlı Kürt Aşiretinin ileri gelenlerinden Ali Quli’ nin oğludur. ‘Quli’ aynı zamanda aile ismidir. Kürtler arasında ‘Mala Quli’ olarak anılırlar. Ilköğretimini Bitlis’te yaptı. Çocukluğu aile ismini taşıyan Quli mahallesinde geçti. İlköğretimini bitirdikten sonra Osmanlı Devletinin aşiret reislerinin çocukları için kurduğu Aşiret Mekteplerine gönderildi. Bu okullar önceleri Arap ve Arnavut gibi Osmanlı egemenliğinde yaşayan ulusların aşiret reisleri veya ileri gelenlerinin çocuklarını devşirmek ve devlete sadık “kullar” haline getirmek için

II. Abdülhamit tarafından kurulmuştu. Sonradan Kürt aşiret reislerinin çocukları da bu okullara alınmaya başlandı. Amaç aynı. Kürt çocuklarını asimile etmek, devlete ve onun politik hedeflerine sadık memurlar olarak yetiştirmek ve böylelikle Kürt aşiretleri üzerinde etkili olmak. İhsan Nuri önce bu amaçla açılan Erzincan’daki okullara gönderildi. Burada askeri rüştiye mektebini başarıyla bitirir. Daha sonra Istanbul’daki Harp Okulunda eğitimine devam eder. 1910 yılında yani 17 yaşında teğmen olarak harbiyeden mezun oldu. Artık Osmanlı ordusunun genç bir subayıdır. Mehmet Uzun, Paşanın yaşamının bu kesitini şöyle özetliyor:

“Cibrili İhsan Nuri Bey. Bitlisin eski mahallesi Ali Koli’de geçen güzel bir çocukluk, Istanbul “Harbiye”de, askeri okulda uçarı günleri ve Kürt davasıyla tanışma, özgürlük için beslenen umutlar… Ardından subaylık günleri…”[2]



Osmanlı Ordusundaki Subaylık Yılları

İhsan Nuri’nin Harbiye’den mezun olduğu bu tarihlerde Osmanlı Devletinin “hasta adam” olduğu dönemdir. Imparatorluk sürekli toprak kaybetmekte, yüzyıllarca egemenlik altında tutulan uluslar artık özgürlük isti-yor ve isyan etmektedirler. Özellikle balkanlar kaynamaktadır. Bu uluslardan biride Arnavutlardır. Işte kaderin bir cilvesi, daha sonra özgürlük isteyen bir ulusun isyancı lideri olacak genç İhsan Nuri’nin ilk görevi, özgürlük isteyen Arnavutluk isyancılarına karşı gönderilen askeri birlikte yer almak olmuştur. Ardından Arabistan’da görevlendirildi. Burada da milliyetçi Arap etkinliklerine karşı bir Osmanlı subayı olarak mücadele etti. Özellikle Yemen’de kaldığı iki yılı aşkın bir süre zarfında bu tür olaylarla uğraşmak zorunda kaldı. Milliyetçi Araplar yer yer eylemler düzenlemekteler. Bu yıllar İ. Nuri’nin resmi devlet politikalarının etkisinde ve emrinde olduğu yıllardır. Yemen’de 33 ay görevli kalır. Buradaki görevi sona erince 93. Alay’ın yaveri olarak Beyzon’a yollanır. Bir süre sonra başlayan 1. Dünya Savaşında Doğu Cephesinde görev aldı ve Ruslara karşı savaştı.

Ittihatçı Enver Paşa’nın ütopik, Turancı emelleri uğruna on binlerce asker Kafkas dağlarında soğuktan, açlıktan ya da Rus saldırıları sonucunda kırıldı. Böylece Rus orduları Doğu Anadolu’da ilerlemeye başlar. Kısa bir süre sonrada Bitlis’e ulaşırlar. Fanatik Alman hayranı Enver Paşa, başkomutan sıfatıyla Istanbul’da ayaküstüne ayak atıp “zafer yakındır” diye keyif çatarken İhsan Nuri Paşa, Rus ilerleyişini durdurmaya çalışan birkaç subaydan biri olarak çarpışmaktadır. Bu çarpışmaların birinde (Nerman’da) yaralanır. Çarın orduları Erzurum’a varmak üzereyken, tedavi için cephe gerisine yollanır. Ancak bu yolculuk çok zorlu olur. Kargaburun yakınlarında şiddetli kar ve tipiden dolayı ayakları donma tehlikesi geçirir. Tedavi için Erzincan’a götürülür ve orada bir süre tedavi altında kalır. Iyileştikten sonra 9. Orduda görevlendirilir. Bu orduya bağlı Gürcistan’ın Ojorketi kentinde gezici bir jandarma birliğinin komutanlığını üstlenir. Aynı sıfatla bir süre kentin yönetimini ele alan komitede yer alır.

1. Dünya savaşının sona ermesiyle İ. Nuri İstanbul’a gelir(1918). Savaş sona ermiş ancak Osmanlı Devleti için felaket başlamıştır. Topraklarının büyük bölümünü kaybetmiş, elde kalan Anadolu toprakları yer yer işgal edilmiştir. Mondros imzalanmış, Istanbul fiilen işgal edilmiştir. Siyasi ortam çok karışıktır. Anadoludaki azınlıklar yer yer örgütlenmektedir. Istanbul’da bulunan Kürt aydınları da Kürt Teali Cemiyeti adıyla bir cemiyet kurmuşlardır.

İ. Nuri Paşa bu sıralarda Batı Anadolu’da ilerlemekte olan Yunan Ordusuna karşı Türk Ordusunun bir subayı olarak çarpıştı (1919). Bir süre sonra tekrar Istanbul’a görevli olarak döner. Garnizon Subayları Komutanı olarak atanır. Bu görevdeyken, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın hükümlerini uygulama taraftarı olan Osmanlı Yönetimine karşı tavır alır. Hükümet karşıtı subaylarla birlikte hareket eder. Yunan ilerleyişine karşı savaşmayı örgütleyen bu subayların oluşturduğu bir komitede yer alır ve komitenin sekreterliğini yapar. Bu komitenin görevi, Padişah yönetimine bağlı eski subayları görevden uzaklaştırılıp yerlerine genç ve M. Kemal liderliğinde başlayan direniş yanlısı subayları görevlendirmekti. Fakat bu çok riskli bir girişimdi. Komitede yer alan birçok subay geri adım atar ve padişah yönetimine doğrudan karşı koymaya cesaret edemez. Yalnızca İ. Nuri ve birkaç subay arkadaşı kararlıca davranır. Mondros hükümleri uyarınca Istanbul hükümetinin orduyu dağıtmasına karşı çıkar. Dağıtılmakta olan orduya alay komutanı vasfıyla 9. Orduya bir mektup yollayarak bağlılık bildirir. O sıralar Mondros şartlarına uymayıp dağıtılmayan, örgütlü kalan tek ordu 9. Orduydu. İ. Nuri Paşa, komutasına aldığı alayla Anadolu’daki direniş hareketine karşı olan Damat Ferit Paşa hükümetine isyan eder ve hükümetin düşüşünü hızlandırır. Bu gelişme M. Kemalin Anadolu’daki durumunu oldukça iyileştirmiş ve Sivas kongresini başarıyla toplamasına ortam hazırlamıştır. Kongreyi engelleme gücü bulamayan D. Ferit istifa etmek zorunda kalır. Doğal olarak İ. Nuri Istanbul’da sevilmeyen kişi ilan edilir. Çalışmalarından rahatsız olanlar onu şehirden uzaklaştırmak istiyordu.

Bu sırada Kemalistler de Sovyet’ lerle ilişki kurma çareleri arıyorlardı. Anadolu’da başlatılan direniş hareketinin Sovyet desteğine ihtiyacı vardı. Işte bu isteklerini Sovyetlere bildirmek için onu Bakü’ye göndermek istiyorlardı. Ancak o memleketi Bitlis’e gitmek istediğini bildirdi. Türk komutanlar onun Kürdistan Teali Cemiyeti’yle ilişkilerini biliyor ve bu anlamda ona güvenmiyorlardı. Bunun için de Kürdistan’a gitmesini istemiyorlardı. O sıralar Itilaf Devletleri Istanbul’u resmen işgal etme hazırlıkları yapıyorlardı. Tam bu sıralarda İ. Nuri izin koparıp Bitlis’e hareket eder. Ancak Trabzon’a vardı ğında, bağlı olduğu 9. Ordu Komutanı Rüştü Paşa’nın emriyle Kızıl Ordu yetkileriyle görüşmek üzere Bakû’ye gönderilir. Görevi, Kızıl Ordu birliklerini Osmanlı – Rus sınırına kaydırmak ve böylece Anadolu’daki işgal güçlerine karşı sınır güvenliğini sağlama konusunda Sovyet yetkililerini ikna etmektir. Ancak o sıralar Azerbaycan’da henüz sosyalist yönetim kurulmamıştı. Bolşevikler bölgede gizli faaliyet sürdürüyorlardı. İ. Nuri onlarla görüşmek için haber gönderip görüşme talebinde bulundu. Bu arada Azerbaycan’da iktidarda bulunan Musavvat Partisi yetkilileriyle de temaslar kurdu. Bu temaslar sonucunda yörede bulunan bazı İngiliz subaylarının tutuklanmasını sağladı. Bu tavrı Bolşevikleri fazlasıyla sevindirdi. Azeri sosyalistler Kızıl Ordunun yardımıyla iktidara gelince I.Nuri ve başkanlık ettiği heyet nihayet onlarla görüşmelere oturabildiler. Bu görüşmelerden oldukça yararlı sonuçlar alındığı, Sovyetlerin Kemalist harekete daha sonra verdiği destekten anlaşılmaktadır.

Bolşeviklerle yapılan bu görüşmelerden sonra yanındaki heyet ve bazı Azerilerle Iran’a oradan da Türkiye’ye geçti. Erzurum Hasankale’de kurulması tasarlanan 12. Ordu’nun kuruluş çalışmalarına katılır. Daha sonra kurulan aynı orduda görev alır. Bu ordu aslında Kazım Karabekir’e bağlı 15. Kolordunun bir devamıdır. Ermenilere karşı kullanmak için yeniden örgütlendirilmiştir. İ. Nuri bir süre sonra başlayan( Eylül 1920) Türk-Ermeni savaşına katılır. Çarpışmalar sırasında yine yaralanır ve tedavi için Sarıkamış’a gönderilir, orada tedavi edilir.

İhsan Nuri’nin bundan sonraki yeni görevi Çıldır( Ardahan) Alay Komutanlığıdır. Görev yerine ulaştı- ğında Gürcü işgaliyle karşılaşır. Hemen Gürcü yetkilerle görüşür ve işgale son verilmesini söyler. Ancak, Çıldır’ın TBMM kararıyla Gürcistan’a verildiğini öğrenir. Bundan sonra yaptığı yoğun çalışmaların sonunda bölgenin tamamen Gürcü işgaline girmesine engel olur. Bu arada Kürt ve Ermenilere karşı uyguladığı acımasız uygulamalarıyla tanınan Türk komutanlarından Deli Halit Bey de bölgede görevlidir. Halit Bey Ermenilerin yerlerinden sürülmesi ve yolda imha etme planlarına İhsan Nuri’yi ortak yapmak istiyor. Ancak o, “Hayatımda hiçbir zaman kadın, çocuk ve yaşlıların incinmesi, katledilmesi ve asılması olmadı, olmayacak” diyerek emirlerine karşı çıkar. Halit Bey’in eline geçen Gürcü ve Ermeniler anında katlediliyorlardı. İhsan Nuri’nin elinde bulunan Ermeni ve Gürcü esirler katledilmekten kurtuluyordu. Bu tutumla Ermeni ve Gürcülerin sevgisini kazanırken, Deli Halit’in nefretini kazanıyordu. Hatta üst rütbeli subaylar arasında yapılan bir toplantıda “Siz bana İhsan Nuri’yi verin, ben de size rütbelerimden birini vereyim” diyerek nefretini gizleyemiyordu. Ayrıca üstün emirlerine uymama gerekçesiyle askeri mahkemeye vermek istiyordu, Ancak Deli Halit’in tayini başka bir yere çıkınca, yargılanma olasılığı da ortadan kalktı.

Bir süre sonra Çıldır’daki birliği dağıtılınca, Osmanlı-İran sınırında bulunan Beyazıt’taki birliğin başına atanır. Işte burada yaşamının bundan sonraki bölümünü birlikte geçireceği can yoldaşı Yaşar Hanım’la tanışır. Bir süre sonra da evlenirler. Musul sorunu nedeniyle İngilizlerle yaşanan gerginlik baş gösterince, o zamanlar Diyarbakır’a bağlı Beşiri’de bulunan birliğin komutalığına atandı. Birlikler savaşa hazırlanıyordu. İhsan Nuri Bey, bölgedeki askeri birliklere savaş üzerine konferanslar verdi. Beşiri’den sonra Silvan’a bölük komutanı olarak atandı. Bir ara Siirt’te Gezici Mitralyöz Teftiş Görevlisi olarak bulundu.



Kürt Özgürlük Hareketine Katılışı

İhsan Nuri Paşa’nın Kürt milli duyguların yoğun yaşadığı bir aileden geldiği bilinmektedir. Aileden aldığı milli duygular okul sıralarında daha da olgunlaştı ve gelişti. Erzincan’daki Aşiret mektebinde yörenin en önemli aile ve aşiret reislerinin çocuklarıyla tanıştı. Ancak yaşamındaki asıl değişim Istanbul’a gelişiyle başlar. Yaşamını derinden etkileyen, düşüncelerinin şekillenmesini sağlayan birçok şahsiyetle burada tanışır, birçok tarihi kaynağı ve kitabı burada okuma fırsatı bulur. Batının milliyetçi, özgürlükçü düşünceleriyle burada, harbiyedeki öğrenim yılları sırasında haşir neşir olur.

I. Dünya Savaşı bütün insanlığı etkilediği gibi onun da yaşamını derinden etkiler. Görev nedeniyle Istanbul’dan uzaklaşmak zorunda kalır. Savaştan sonra geldiği Istanbul’da yine hayatının en önemli dönemeçlerinden birine girer; Kürdistan Teali Cemiyetinin (KTC) üyeleriyle tanışır. Bir yandan bu cemiyetin çalışmalarına katılırken diğer yandan işgal karşıtı faaliyetlerini Anadolu’da yoğunlaştıran M. Kemal yanlısı faaliyetleri destekler. Bu çalışmalarından rahatsız olan Osmanlı yöneticileri ve bazı komutanlar onu Istanbul’dan uzaklaştırmak isterler. Bu nedenle Bakü’ye göndermeye çalışırlar. KTC ise onu memleketi Bitlis’e, cemiyetin çalışmalarını taşımak ve örgütlemek için göndermek ister. Bunun üzerine İhsan Nuri komutanlarına memleketine gitmek istediğini söyler. Ne var ki komutanları buna razı olmazlar çünkü onun KTC’nin hedefleri doğrultusunda çalışmalar yapacağından çeki- niyorlar. Bu arada Jîn dergisinde yayınlanan bir makalesi komutanlarını iyiden iyiye kuşkulandırır. Onların kaygılarını gidermek isteyen İhsan Nuri, “Ben Kürdüm ve Kürt halkının ulusal demokratik haklarına kavuşmasını istiyorum. Ama Bitlis’e gitmeyeceğim” der. Bu sözlerine karşılık komutanı Kemalettin Sami Bey Kemalist hareketin Kürtlere karşı izlediği o bilinen, oyalayıcı ve hiçbir zaman yerine getirilemeyen vaatler içeren politikaya uygun bir söylemle; “Biz Kürt halkının haklarına karşı değiliz. Biz Kürtlerin temsilcileriyle görüşüp isteklerini kabul etmek istiyoruz. Fakat Kürdistan Teali Cemiyeti’ nin yayın organı Jîn’de M. Kemal ve onun ulusal güçlerine çok sert eleştiriler var. Anlaşılıyor ki onlar kendilerini bizden uzak tutmak istiyorlar.” der.[3] Bu sözler üzerine İhsan Nuri; “Eğer görüş ve inançlarınız böyleyse, ben iki güç arasında aracılık yapabilirim.” diye karşılık verir. Hatta daha sonra Jîn dergisinde yayınlamak üzere bu konuyu ele alan bir makale yazar, ancak nedense bu makale yayınlatılmaz. Ne var ki verilen sözlerin tutulmaması, böyle bir arabuluculuk gerçekleşmediği gibi, İhsan Nuri’nin giderek Kemalistlere olan inancını da yitirmesine neden olacaktır. 1. Dünya Savaşı sırasında Doğu cephesinde bulunması, Kürtlere karşı izlenen politikaları yakından takip etme imkânını bulur. Savaş bitiminde yine aynı bölgede Ermenilerle yapılan savaşlara katılır. Sarıkamış’ta tedavi gördüğü sırada, onun gibi Kürtlere karşı izlenen politikalardan hoşnut olmayan ve Osmanlı ordusundan ayrılan subay ve askerlerle ilişkiye geçerek onları örgütlemeye çalışır. Ancak bunun 12. Ordu komutanlığınca öğrenilmesi üzerine hakkında tahkikat başlatılır. Yapılan tahkikat sonucunda suç sayılacak bir kanıt bulunamaz. Böylece yargılanmaktan kurtulur.

Savaş sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketine katılır. Yunanistan’la olan savaş boyunca Kürtlere verilen yukardaki türden sözlerin savaş sonunda yerine getirilmemesi I.Nuri Paşanın Kemalist hareketten tamamen kopmasına neden olur. Artık Kürt özgürlük haraketinin en ön saflarında yer alacak.



Azadi Örgütüne Girirşi ve Beytüşşebap İsyanı

Birinci Dünya Savaşı yılları boyunca, Araplar ve diğer Müslüman uluslar, İngiliz ya da Fransızların yanında Osmanlılara silah çevirirken Kürtler hemen bütün cephelerde Türklerle birlikte savaştılar. Savaşın sonunda Anadolu’nun işgale uğramasıyla en büyük direnişi gösteren yine Kürtler oldu. Işgal güçlerin giremediği tek yer Kürt illeri oldu. Işgale karşı Anadolu’da başlayan ulusal mücadele yıllarında Kürtler aynı vefayı göstermiş ve Türkleri yalnız bırakmamışlardır. Mücadele yılları boyunca “Bu mücadele Kürt ve Türk halklarının özgürlük mücadelesidir.” “TBMM Kürt ve Türk halklarının meclisidir” diyen Kemalistler, Anadolu işgalden kurtarıldıktan sonra sözlerini unuttular. Artık Anadolu’da yalnızca Türk milleti vardı. Bırakın Kürt haklarını, Kürt diye bir etnik yapının bile olmadığını ileri sürmeye başladılar. Tüm bunlar Kürtleri hayal kırıklığına uğratıyordu ve giderek Kemalist Hareketten kopmaya başlıyorlardı. Bir süre sonrada kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiğine inanmış ve örgütlenmeye başlamışlardı. Mondros’un imzalandığı sıralarda (1918), legal olarak faaliyet gösteren Kürt Teali Cemiyetini kurarak ulusal istemlerini dile getirmeye başladılar. Yunanların Anadolu’dan çıkartılması, saltanatın sona ermesi ve ardından Cumhuriyetin ilanıyla devam eden süreçte şartlar Kürtler için daha da zorlaştı. Artık legal mücadele imkânı da kalmadı. Cumhuriyetin ilanıyla gelen inkârcı yaklaşım ve baskılar Kürtleri daha ses getirici mücadele yöntemlerini seçmeye yöneltti. Erzurum’da Cıbranlı Halit, Bitlisli Yusuf Ziya Bey, Hasenanlı Halit, Hacı Musa vb. Kürt liderlerinin önderliğinde illegal olarak kurulan ve Azadi olarak da bilinen Kürdistan Bağımsızlık Komitesi işte böyle bir ortamda doğdu. Örgüt kısa zamanda Kemalistlerden umudunu kesmiş Kürt ulusalcı kesimlerin odağı haline gelir. Kürt illerinin birçoğunda şubeleri açılır. Azadi örgütü, Kürt Teali Cemiyeti’nin ılımlı ve barışçı yöntemlerinden farklı olarak silahlı mücadeleyi esas almış ve Kürtleri bağımsızlığa kavuşturmayı hedeflemiştir.

İ. Nuri Paşa, örgüte sonradan dâhil olmakla birlikte kısa bir sürede örgütün en önemli şahsiyetlerden biri haline gelir. Siirt’te Gezici Teftiş Görevlisi olarak bulunduğu sıralarda örgütle ilişkiye geçer ve daha sonra örgütün Siirt şubesi başkanlığını üstlenir. Hakkâri yöresinde Nasturilerin çıkarttığı huzursuzlukları bastırmak için gönderilen alayda Azadi’nin ileri gelen Kürt kökenli subaylarından Rasim, Xurşit, Tevfik Cemil ve Yusuf Ziya Bey’in kardeşi Rıza’nın da bulunduğu 7. Kolorduya bağlı 18. Alayda görev alır. Alay Beytüşşebap’a vardığı sırada Azadi’den gelen emirle kendisine bağlı 350 kişilik askeri birlik ve Kürt kökenli subaylarla birlikte alayın cephaneliğini alarak dağa çıkar. Böylece isyan başlar(3-4 1924) Birçok kaynakta isyanın, Azadi lideri Yusuf Ziya Bey’den gelen şifreli bir telgrafın İhsan Nuri ve arkadaşları tarafından yanlış çözülmesi nedeniyle zamansız başladığını söyler. İsyan yenilgiyle sonuçlanır. Yenilginin neden ve sonuçları ne olursa olsun, İ. Nuri’nin liderliğinde başlayan Beytüşşebap isyanı, Cumhuriyet döneminde Kürtlerin ilk ciddi ve planlı isyan hareketidir denilebilir.

Yenilgi üzerine Xurşit Bey Zaxo kentine kaçar. Bitlisli Ali Rıza Bey tutuklanır. İhsan Nuri Bey ve arkadaşları; Tevfik Cemil, Vanlı Rasim Bey, kendi kuvvetleriyle birlikte önce Şırnaka giderler. Arkadaşlarının bir kısmı burada ayrılırlar. Geri kalanlarla birlikte Suriye’ye, oradan da İngiliz işgalinde bulunan Irak’a geçerler. İngilizler İhsan Nuri’ye kendileriyle çalışması için teklifte bulunurlar. Anacak bu teklifi “Ben Kürt Halkının özgürlüğü için mücadele etmek istiyorum. Bir birliğin görevlisi olarak İngilizlere hizmet edemem.” diyerek reddeder. Bir süre daha Irak’ta kalır. Bu sıralarda Kuzey Kürtleri Şeyh Sait liderliğinde isyan ederler. İhsan Nuri ve arkadaşları Iran’a geçerler. Oradan Isyana katılmak için Türkiye’ye geçerler. Milli Aşiretine konuk olurlar. Ne var ki onlar varıncaya kadar isyan yenilgiyle sonuçlanmış ve isyanın lider kadrosu tutuklanmıştır. Bunun üzerine tekrar Irak’a dönerler. Irak’ta Rewanduzlu Seyit Taha’nın evine konuk olurlar. Mardinli Tevfik Bey onlardan ayrılır ve Suriye’ye geçer. İhsan Nuri, Seyit Taha’nın kardeşi Seyit Muslih ve diğer arkadaşları Nehri’ye giderler. Burada Türk askeriyle çatışmaya girerler ve bölgeden uzaklaşmak zorunda kalırlar. Şıkak bölgesinde Sımko Ağanın yanına giderler. İ. Nuri’nin yakın dostu ve yoldaşı Rasim Bey Şıkaklılar tarafından öldürülür. Xurşit Bey de Irak’a döner. Bu arada Sımko İran güçlerine yenilir ve Irak’a kaçmak zorunda kalır. İhsan Nuri de Iran yetkililerine teslim olur. Onu Zencan kentine götürürler. Burada bir süre gözetim altında tutulur. Buradan, bir fırsatını bulur ve gizlice Hoy kentine gider. Iran Kürtlerinden Hasan Sıtkı Hayderi’nin evine sığınır. Ağrı İsyanı başlayalı bir yıl olmuştur. Artık bütün dikkatini buraya yoğunlaştırır.



Ağrı Hareketi

Yazımızın giriş bölümünde belirttiğimiz gibi, İ. Nuri paşanın ismi anılınca akla gelen ilk şey Ağrı Hareketi’dir. Hareketin asıl lideri odur. Oysa yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi, isyan, başladığında o Iran’dadır. Olaylar onun dışında başlamıştır. Kendisi daha sonra müdahil olmuştur. Bu nedenle hareketin nasıl başladığından kısaca söz etmek gerekir.

Ağrı Hareketinin ilk kıvılcımını Celali Aşiretinin Hesse Sori ailesinden olan ve halk arasında Bro Heski Tello olarak tanınan Ibrahim Ağa çakmıştır. Bro Heski Tello, birçok Kürt gibi 1. Dünya savaşında Ruslara karşı Türk ordusunun yanında yer almış ve savaşmıştır. Savaştan sonra da “Kürdistan toprakları Ermenilere verilecek” söylemini akıllıca kullanan Kemalist hareketin propagandasının da etkisiyle yine birçok Kürt gibi Bro da Ermenilere karşı savaştı. Ermenilerin Doğu Anadolu’dan çıkartılmasıyla Ağrı’ya yerleşti. Evi Ağrı eteklerindeydi. Ticaretle uğraşıyordu. Şeyh Sait Isyanında tavır almadı ve isyana katılmadı. İsyandan sonra başlayan baskılar ve sürgünlerin kendisine dokunacağını aklına bile getirmiyordu; ona “dikkatli ol” diyenlere “Ben devlete çok büyük yardımlarda bulundum. Bugünde devletin dostuyum. Beni sürgüne göndermesi için bir neden yok.” diyordu. Ama yanılıyordu. Türk askeri onu sürgüne yollamak için çok beklemedi. Bir sabah erkenden askerler kapısına dayandı. Bro teslim olmadı ve Ağrıya çıktı. Kısa sürede sürgün politikasından etkilenenler, hükümetin politikalarından rahatsız olan Kürt milliyetçileri, Şeyh Sait isyanından sonra etrafa dağılanlar, çıkartılan affa rağmen teslim olmayanlar Bro’nun etrafında toplandılar. Böylece Karacadağ’daki isyan alevleri daha sönmeden Ağrı Dağında yeniden yükseldi(1926).

İ. Nuri bu sıralar Iran’dadır. İsyan, Xoybun’nun örgütleme faaliyetlerini doğrudan ele alması ve İhsan Nuri Paşayı “askeri temsilci” sıfatıyla atamasıyla biçim değiştirecektir. “Becerekli bir askeri örgütçü olan İhsan Nuri, İbrahim Paşa adıyla bilinen, Celali Aşiretlerinin reisi, Tello’dan Haski(Hasike) nin emrindeki kuvvetleri yeniden düzenlemesi ve Kürt devletinin temellerini yaratmayı başardı.”[4] Bir yandan askeri faaliyetleri yeniden örgütleyen İhsan Nuri öte yandan başbakanıyla, bakanlarıyla, bayrağıyla, ordusuyla, gazetesiyle Ağrıda fiili bir devlet örgütlenmesi yarattı. Bro Heski’nin başkanlığında çeşitli sivil yönetim organları oluşturuldu. Çok kısıtlı imkânlarla “Agrî” adıyla gazete çıkartıldı. Bir telsiz sistemi kuruldu. Ağrı zirvesine üç renkli Kürt bayrağı dikildi. Türkiye-Iran sınırı yakınındaki Türkmen isimli köyün adını “Kurdawa” olarak değiştirdi ve burayı Bağımsız Kürdistan başkenti ilan etti. Ağrı’ya ve ilçelerine Bağımsız Kürt Hükümeti’ni temsilen vali ve kaymakam atadı.

Bu çalışmalar yapılırken çarpışmalarda giderek şiddetleniyordu. Türk Hükümeti İ. Nuri’nin hareket liderliğini ele geçirmesinden oldukça tedirgin oluyordu. Çünkü onun yeteneklerini yakından biliyordu. Bu nedenle askeri önlemler daha bir titizlikle sürdürülürken dış destek almasını engellemek için her çareye başvuruluyordu; özellikle “…İngilizlerin nazarında kıymetinin düşürülmesi için, ‘İhsan Nuri Paşa’nın Türk ajanı olduğunu’ belirten telgraflar yazılarak… İngilizlerin eline geçmesi sağlanmıştı. Ki İngilizler İhsan Nuri’ye güvenmesinler”[5] ve yardım etmesinler. Öte yandan Doğubeyazıt’ tan kalkan 28. Jandarma Alayına bağlı birlikler harekete geçer. Ancak çıkan çatışmalarda ordu birlikleri yenilgiye uğrar ve Doğubeyazıt’a çekilmek zorunda kalır.

Hükümet askeri yöntemlerle başarı sağlayamayınca ‘barışçı yöntemler’ devreye soktu. TBMM oluşturduğu “uzlaşma” komisyonunu bölgeye gönderdi. Komisyonda Kürt illerinden 12 mebus vardı. Kürt heyetine İhsan Nuri başkanlık ediyordu. Komisyon hükümetin isyancılar için genel af ilan edeceğini, İ. Nuri için devlet yönetiminde yüksek bir mevki verileceği vaadinde bulunuyordu. Buna karşılık isyancılar silahlarını bırakacak ve hükümet güçlerine teslim olacaktı.

İhsan Nuri bu teklifleri reddetti ve savaşın, ‘ancak Türkiye’nin Kürt ulusal haklarını tanımasıyla durabileceğini’ belirtti. Bundan sonra çarpışmalar daha da şiddetlendi. 1930 yılının başlarında kuzeydoğu Kürt illerinin önemli bir bölümü isyancıların elindeydi. Aynı yılın ortalarından itibaren hükümet güçleri büyük bir hava ve kara harekâtı başlattılar. Diğer yandan geliştirilen diplomatik girişimler sonucunda Ağrı Savaşçıları kıskaca alındı. Hükümetin başlattığı büyük saldırı, silah ve cephane kıtlığı, dışardan ve içerden yeterli desteğin gelmemesi, bölgenin en büyük devleti Sovyet Rusya’nın Türkiye’yi desteklemesi ve daha da kötüsü; Türkiye ile Iran asında yapılan diplomatik manevralar isyanın sonunu getirdi. Iki ülke arasında bir sınır düzenlemesi yapılarak Van’ın bir bölümü İran’a verilip, Küçük Ağrı Dağı Türkiye sınırları içine alındı. Böylece isyancılara Iran yolu kapanmış oldu. Aynı tarihlerde Iranın kendi tarafında başlattığı askeri harekât sonucunda, 1930 Eylül’ünde bölge tamamen hükümet güçlerinin kontrolüne girdi. Daha sonra da Adana Ağırceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamalarda 34 kişi idam cezasına çarpıtıldı.

İ. Nuri bazı arkadaşlarıyla birlikteyenilgiden sonra İran’a geçti. Bir müddet sonra oradan Suriye’ye geçtiğini görüyoruz. Bu tarihlerde(1930) Suriye, Fransız mandası altındadır. Fransız yetkilerle görüşür ve adamlarıyla birlikte Suriye’ye yerleşmek istediğini iletir. Yetkililer silahlarını teslim etme şartıyla, Fransız nüfuzunda bulunan Beyrut’a yerleşmesine izin verdiler. (Rohat Alakom, Hoybun Örgütü ve Ağrı Ayaklanması) İ. Nuri ve beş arkadaşı bir süre burada kalırlar. Ancak daha sonra tekrar Iran’a geçer. Öldüğü tarih olan 1976’ya kadar burada, çok zor şartlar altında yaşar. O zor şartlara, SAVAK’ın sıkı takibat ve gözetimine ve her türlü imkânsızlığa rağmen, yaşamı boyunca, Kürt davasına, bazen yazdığı yazılarla, bazen yaptığı uluslar arası görüşmeler ya da katıldığı konferanslarla, yazdığı kitaplarla, hizmet etmeye devam etmiştir.

2. Dünya Savaşı sırasında Türk Hükümetinin baskısıyla Iran makamlarınca tutuklandı. Onun yeni bir isyan hareketini başlatmasından korkuyorlardı. Bir süre hapis kalır. İran, Müttefik güçlerin kontrolüne girmesiyle serbest kalır. 18 Mart 1976’da bir caddeyi karşıdan karşıya geçmek isterken, hızla gelen bir motosikletin çarpmasıyla ağır yaralanır. Bir hafta komada kalır. 25 Mart 1976 günü sabaha karşı saat 06.00 da efsanevi gerilla lideri, büyük Kürt yurtseveri İ. Nuri Paşa hayata veda eder. İran istihbarat örgütü SAVAK’ın baskıları altında bir grup Kürt yurtseverinin katıldığı mütevazı bir merasimle Behişt-i Zehra Mezarlığında defnedildi. Mezarının numarası; 9/ 58,12’dir.

Bazı Kürt çevreleri Paşanın ölümünün sıradan bir kazadan çok, planlı bir suikast sonucu olduğu inancındadır.



Yazın Hayatı ve Eserleri

İ. Nuri’nin belirgin bir özelliği, hatta geleneksel birçok Kürt liderlerinden ayıran bir diğer özelliği, okuma yazmaya önem veren entelektüel kişiliğidir. Eğitimli bir asker, ulusal bir lider olduğu kadar o aynı zamanda kalemi güçlü bir yazardır da. Ulusal bir lider olarak diplomatik ve askeri alanda mücadeleyi sürdürürken, basın yayının, kültürel etkinliğin daha özcesi kalemin gücünü kullanmayı ihmal etmemiştir. 1. Dünya Savaşının sona ermesiyle geldiği Istanbul’da yaptığı ilk işlerden biri Kürt davasını iç ve dış kamuoyuna tanıtmaya çalışmak olmuştur. Bu amaçla Kemal Fevzi ve Memduh Selim Bey gibi Kürt aydınları tarafından çıkartılan Jîn dergisinde Kürt tarihi ve kültürü üzerine makaleler yazmaya başlar. Bu makalelerden biri “Wilson Ilkeleri ve Kürtler” başlığını taşıyordu. Yine aynı dergi için Kürtlerle Kemalist hareket arsındaki ilişkileri ele alan bir makale daha yazar.

İ. Nuri, Ağrı Hareketi’nin devam ettiği sırada, Ağrı doruklarında Kürtçe olarak “Agrî ve Gaziya Welat” isimli iki gazete çıkartır. Bu gazetelerde Cemşid imzasıyla yazılar yazar. Anılarında “Agrî” gazetesinden bahseder: “Ben Ağrıda Kürtçe, “Agrî” adında bir gazete çıkarttım. Bu gazete için yeteri kadar kâğıt bulunamadı, bu nedenle çok az basılıyordu. Matbaa da yoktu, elle yazılıyordu, bir kısmı da Ağrı’da kaynatılıp sonradan soğutulan jelatine yazarak yayınlıyordum…”[6] Yine ayaklanmanın hedef ve amaçlarını “Li Agirî Agir Dibare” başlıklı bir bülten şeklinde yayımladı. Aynı bülten yurt içi ve yurt dışına gönderilerek kamuoyu yaratılmaya çalışıldı.[7]

Irandaki yaşamı boyunca SAVAK tarafından sürekli izlendiğinden çalışma imkânı çok zordu. Bu şartlar altında bile en ufak imkânları değerlendirdiğini görüyoruz. 1945’te Beyrut’ta çıkan Ronahî dergisinde bir makalesi yayınlanır. Bu makalesinde Kürt gençlerine milli birlik ve beraberlik konusunda nasihatlerde bulunur. 12 Temmuz 1945’te Kürt davasını dünya kamuoyuna bildirme amacıyla uzun bir mektup yayınlatır. Bu mektubun bir kopyası, 1949 yılında Kamuran Bedirhan tarafından Paris’te çıkartılan Bulletin Du Centre d’Etudes Kurdes dergisinin 6. sayısında yayımlandı.

1960 yılında Doğu Berlin’de toplanan Avrupa Kürt Öğrencileri Cemiyeti’nin Kongresine davetli olarak katılır ve bir konuşma yapar.

İ. Nuri Paşanın yazdığı çeşitli yazı ve makalelerin dışında Ağrı Dağı Isyanı ve Kürtlerin Kökeni isimli iki kitabı vardır. Ağrı Dağı Isyanı kitabında; isyana sebep olan etmenleri, tarihi süreç içinde Türk Hükümetlerinin Kürt sorununa yaklaşım tarzlarını, isyan boyunca meydana gelen gelişmeleri, isyanın yenilgiyle sonuçlanmasının nedenlerini ve daha birçok detayı anlatılıyor. Yakın Kürt tarihinin önemli bir kesitini birinci elden anlatan çok nadir kaynaklardan biridir. Ikinci kitabı olan Kürtlerin Kökeni ise Kürt tarihini ve Kürtlerin kökenlerini araştıran bir tarih kitabıdır. Bu kitabı yazmaktaki amacını şöyle anlatmaktadır:

“Amacım Kürt ve Kürdistan tarihi yazmak olmayıp varlığı diğer ırklar nezdinde yok sayılmak üzere kararlaştırılan Irani kökenden bir topluma hizmetim söz konusudur. Hem de bu çilekeş büyük ulusun Irani kökeninin şanından yoksun oluşuna engel olmaya ve onları tanıtmaya gayret edeceğim.”[8]















KAYNAKÇA



1. İ. Nuri Paşa, Ağrı Dağı Isyanı, Med Yay.

2. M. Kalman, Ağrı Direnişi (1926-1930) Peri Yay.

3. Hasan Ünlü, A. Halik Aydın, Kürt Önder ve Aydınlarının Biyografileri.

4. Kemal Süphandağ, Ağrı Direnişi ve Haydaranlılar, Fırat Yay.

5. Kadriş Cemil Paşa, Doza Kürdistan, Özge Yay

6. Yılmaz Çamlıbel, Serhıldan Çiyayê Agriyê, Deng, yay.

7. H. Hişyar Serdî, Görüş ve Anılarım, Med Yay.

8. Dr. Nuri Dêrsimi, Hatıratım, Doz Yay.

9. Mehmet Uzun, Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Belge Yay.

10. Rohat Alakom, Hoybun Örgütü ve Ağrı Ayaklanması, Avesta Yay.

11.Faik Bulut, Devlet Gözüyle Türkiye’de Kürt İsyanları, Yön yay. s. 79-80

12. Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası




--------------------------------------------------------------------------------

[1] G. Sasuni, Kürd Ulusal Hareketleri ve 15. yy Günümüze Kürd-Ermeni İlişkileri

[2] Mehmet Uzun, Yitik Bir Aşkın Gölgesinde

[3] M. Kalman, Belge, Tanık ve Yaşayanlarıyla Ağrı Direnişi

[4] Prof. Dr.Celilê Celil başkanlığında Kürt Komisyonu, Yeni ve Yakın Çağda Kürt Siyaset Tarihi

[5] Yaşar Karadoğan, Katliam ve Kendi Bindiği Dalı Kesmek

[6] Aktaran, Naci Kutlay

[7] Devletin Gözüyle Türkye’de Kürt İsyanları, Yön Yay.)

[8] İhsan Nuri Paşa, Ağrı Dağı İsyanı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder