12 Temmuz 2010 Pazartesi

Kavalımın Sesindeki Büyü(Veysel Çamlıbel)

Affınıza sığınarak bir ricada bulunacağım. Bir anınızı da kavalın sesine verin diye önereceğim. Şıvanların, bêrivanların subaşlarında söylediği, Kürdî-li, sêgehî, çargehî, nehawendî makamların ötesinde çıkardığı şu kâmilimiz, ağabeyimiz, geçmişten geleceğe kocaman taşıdığı tecrübe, hayattan süzüp getirdiği taptaze dimağındakileri seslendiren büyülü Kavalına kulak verelim. Ondan alıp kendimize, çocuklarımıza ve de etrafımıza sunacağımız çokça şey var diyorum. Arzu sizin!

Hatırlatma babında, Kavalımın Sesindeki Büyü’nün birkaç şeyine tanıtma babında değinmeme müsaade buyurunuz:

Kavalımın Sesindeki Büyü, Ağrı’nın doruklarından ovalara şehirlere, Ağrının ak doruklarından ta yüceliklerinden, yaylaklara, ovalara, maviliklere, şehre metropollere uzanan, nice sırrı kulaklara, ufuklara vurur, aşkere eder.

Kavalımın Sesindeki Büyü; köyden başlayan, yola çıkan masalımızı, yol, iz uğramaz uzaklara ta uzaklara ulaştırır.

Kavalımın Sesindeki Büyü, Mirzê Mehemed’in sönmeyen yürek ateşini, bükülmez bileğinin akıbetini, hikâyesini dillendirir.

Kavalımın Sesindeki Büyü, Şirazlı Saadi’nin Tiryakisi olan Kürdi “Babam”ın hep yanı başında elinin altında tuttuğu kitaplar… Gülistan, Butsan ve edebiyat sevdasını, heyecanını sunar.

Kavalımın Sesindeki Büyü; ovaya yayılmış köylerden serin yaylalara doğru yolculuk, göç / koç hazırlıkları var. Martta Newroz sıralarında kuzlamış koyunları ile şenlenen özlenen zozanların sevdasını iletir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Ermeni Kirveler; solan renklerimizin yokluğundaki hüznünü inletir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Sevgili çocuklara anlatılan, binlerce yılın, binlerce deneyimin sonucu doğrulanmış, yaşamın imbiğinden süzülüp bizlere kadar akıp gelen öğütleri sıralar.

Kavalımın Sesindeki Büyü; size susturulan, sağırlaştırılan dilimizden Erivan’dan gelen konuşmaların heyecanını; üzerine patiskadan bir bez örtülmüş. Bezin kenarları renklerle nakışlı. Nakışlanan meleki tavustur, bir güldür bazen, kimi zaman bir saç örgüsü motifidir, bir çiçekli daldır ya da başka nakıştır, şeydir kulaklardan sızdırılan bir “yasak”lı sestir. Erîwan Radyosu söyleyip dururken; gittikçe yaşamımızda daha bir sıcaklık, daha bir derinlik ve anlam kazanan dilimiz, nefesimiz, sözümüz, müziğimizin yaratığı tililidir.

Erivan’ın sesi. Bir makamdan diğerine, bir telden diğerine… Kawus Axa, Meryemxan, Hesenê Cizrawî, Mehemed Arifê Cizrawiler, başkaca ünlü dengbêjler, stranbêjler… Cengâverlik kılamları, govend, halay stranları, sevda üzerine yankılanır… Ker û Kulik, Siyabend û Xecê, Dewrêşê Evdî, Binevşa Narîn û Mirê Hakarîyani, Evdalê Zeynikê, Usif û Zuleyxa’yı, Zembîlfiroş, Şengulo-Mengulo, Kum Sor, Mem û Zîn… Masallar, destanlar, efsaneler, atasözleri, hikâyeler, maniler, fabl örnekleri, radyofonik oyunlar halk bahçemizdeki, kültürümüzdeki bulunmaz sesler, sararıp solmaya yüzünü dönmüş farklı renkler, tatlar, dokunuşlar, kokular…

Kadınların yüzünde binlerce yılın hüznü, kederi, gizliliği insanlığın dağarcığında tazeler, duymayanlara ulaştırır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; insanların birbirlerini boğazlamadığı, dinleri, inançları, dilleri ve kültürleriyle kardeşçe bir arada yaşadığı bir yaşamın özlemini güçlendirir

Kavalımın Sesindeki Büyü; Farklılıklar, karşıtlıklar, karşıt yaşamlar mizah, güldürü için bir zengin ortam oluşturur. Binlerce yıllık tabular, yasaklar, korkular da mizahı doğurur, besler, büyütür. Yasaklar, korkular, hoşgörüsüzlükleri aşan mizahtır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; sürgün yollarına, uzaklardan uzaklara; Doğu’da, aydınlığın uç verdiği ufukların orada, uzunca süren gecenin karanlığı bir yanından usulca aralanan, üstüne ağır bir hava çökmüş vagonların sessizliğe bürünmüş, acı bir ıslık çalan rüzgârın eşliğinde yağmurun nasıl da dövüyor buğulanan camların, Mavi Tren beşik gibi salınıp geziniyor oradan oraya. Yolcular koltuklarına sere serpe yayılmış, rüyalarda, derin uykularda, geleceği rüyalarında gördükleri, tılsımlı, mutlu karmakarışık gördükleri ninnilerdir

Kavalımın Sesindeki Büyü; Ağrı’nın yün örme ak külahlı zirvesi çoktan kızıldan aka, sarıya, soluk renklere doğru dönmüş, parıldıyor. Zirvesinde toplanıp, Tendürek’e doğru savrulup dağılan bulut kümeleridir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Bin yılı aşan, yüzlerce yıl önceleri… Birçok büyük aşiretin birliğini, dirliğini kanatları altına alıp barındıran Kürdistan coğrafyası, üstündeki renkli insan dokusuyla çöllerde emirlikler, dağlarda, platolarda, ovalarda ise mirlikler halinde bir araya gelmiş insan topluluklarının tarifidir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Geçmişten geleceğe insan ve insanlık belli bir yolda, kendi kurallarınca ilerliyor. İnanç ve din dünyası ise şaşılası bir dünya. İnsanoğlu oldu olası maddi-manevi ihtiyaçlarını arayıp buluyor, ona ilişerek, ona tutunarak yaşıyor. Umutsuz, çaresiz kaldığı yerde de, birçok insanı şaşırtan olmadık inançlara, olmadık belirsizliklere sarılan tindir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Celalilerin dilindeki aşkı Gilîdax’ (Ağrı)a bağlılıktır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Şêresîyar, Çîçekgulçan, Tepebax, Bellebirc… Esintili yaylalar rüzgâr altında. Kürtler, Êzdi Kürtler, Ermeniler iç-içe, yan-yana. Oraya-buraya serpilmiş üç-beş ev, üç-beş başkaca aile… Azeriler, Terekemeler, Gürcüler, birkaç da Laz aile, rengârenk dilleri, inançları, düşleri, yasları, düğünleri ve şölenleriyle Bayazıtlılardır!

Kavalımın Sesindeki Büyü’de; aşiret sıcaklığı benzersiz bir sıcaklıktır. Kırsal yaşamın, karlı dağların, yaylaların, göçebeliğin gökkuşağı renkleriyle bezenmiş sıcaklığıdır.

Kavalımın Sesindeki Büyü’de; Evin kültür ve değerleri ayrı, okulunkiler ayrı. Cami ile kilise arasında bir yerde duruyoruz. Ne İsa kabul ediyor bizi, ne Musa, ne de Muhammet! Çatışma her yıl iyiden iyiye su yüzüne çıkıyor, derinleşiyor. Okuyup adam olmak! Bilgi, meslek, gelecek edinmek ne güzel! Güzel de, ya ben, ben ne olacağım? Beni ben yapan değerlerin arayışıdır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; kış, soğuk, diz boyu kar, aman vermez bir tipi, kış dediğim bitmek bilmeyen, günler, geceler boyu, aylarca süren vahşi bir güzelliktir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; zapt edilmez süvari Seyad’ın sürprizlerle dolu, , dilediği gibi yürüyemeyen. Bir sele kapılıp, sürüklenip gittiği olur ya insanın. Neredeyse bir çalı-çırpı gibi suyun üzerinde, istemediği bir yöne doğru akıp gidersin. Ax Seyad Axxx!..

Kavalımın Sesindeki Büyü; Vayy Seyad’ın ve onun gibi nicelerinin başına gelenlerin… Onun macerası sürdürmeye, anlatılmaya, dinlemeye değer. Öğretici, ders çıkarıcı bir macerasıdır. Mumcular Cezaevi Firarisi Seyad’ın, Kaçış sonrası kapısına dayandığı Eyzê Teyzenin korkulu sesine karışan hayrettir. “Ew kî ye?” diye bir kadın sesi içeriden, Eyzê Teyze’nin sesi bu, onun kadife sesi. “Ez im ez, Ez Seyad!” diyen heyecanlı Seyad; “Çabuk aç kapıyı!” Ağlayıp sızlayarak göğsünü dövüyor, sarılıp öpüyor kapıda dikilen Seyad’ı Eyzê Teyze. “Biliyorum, hapisten kaçtın” diyor. “Radyo da söylemiş, köylülerden duydum.” diyen hüzün, kaygı dolu anlık sevinçtir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; bazen ölüm uykusuna yatmış, firari yorgunun dinçliği kadar derin uykusuna sinsice salınan tuzaktır, ölümdür, tutsağa, verilen söze güvensizliktir. Zira Mumculardan Firari Seyad’ın Tiflis’te tulukluluğunun ardında, bir zamanlar viran olası Erzurum yolundaydı Seyad. Şimdi de ona Sibirya yolu gözüküyor. Kaderde bu da var. Sibirya mı? O da neresi? Sibirya!

Kavalımın Sesindeki Büyü; siyaset meydanındaki şenliktir, kanlı ve çöküntü ile biten büyük bir savaş ve içinde barındırdığı, düşünmek, araştırmak, öğrenmek ve sevmektir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Yaşamı sorgulamaktır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; bir avuç suda koparılan bir kıyamettir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Namı Büyük Eşkıya Hemîdê Axê’nin şeridir. Bayazıt… Çarşıda, yüz, bilemedin yüz elli dükkânlı çarşıda bir telaş, bir hengâme kimi zaman. İnsanlar gün olur telaşlıdır. Bazen şehrin merkezine, çarşıya kadar inen, birçok esnafın “şunların şerri bana bulaşmasın” diye oradan kaçışıp uzaklaştığı bir köy kavgasıdır olup biten.

Kavalımın Sesindeki Büyü, Bazen Ermeni Kürt dostluğu, bezende bunun tersi düşmanın sesine verilen kulağa kanmış, cahşlaşmış kavgadır, ölümdür, öldürmedir, acı ve kederdir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Ağrı Dağı, üç büyük iktidar gücünün; Osmanlı’nın, Çarlık Rusya’nın, İran’ın düğümlendiği, birçok zaman kapıştığı, hesaplaştığı bir belalı yerdir. Bayazıt ise uzayıp giden ovasıyla sırtını Ağrı’ya dayamış, adı onunla anlamlı olan bir şehirdir. Ağrıyı celaliler çepeçevre sarmış, hasretle, sevgiyle kuşatmışlığıdır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Ehmedê Xanî’nin düşüdür. Bir mirê miran arıyor düş dünyasında. Birlik arıyor Xanî, düşlerini, gerçekleşemeyen umutlarını ak kâğıtlara döküyor. Deniz aşırı yollar açılmış, ülke zenginlikleri taşınmaktadır Avrupa’ya. Avrupa da yaşam yükseliştedir. Bilim, fen, felsefe yükseliştedir. Aydınlanma dönemini, aklın uyanışını yaşanmaktadır Avrupa. Asya, Ortadoğu, Mezopotamya ana ise, alışılagelen yollardan gide-gele artık yorgundur. Kürdistan coğrafyası üzerinden Hint’e, Çine- Maç in’e uzanan kervan yolları körelmeye yüz tutmuş, duraksamış, hırpalanmış, kan revan içindeki jîyandır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Ağrıda gökkubenin derinliklerine uzanan, sarılı bulut kümesinden, İzmit’in, İzmir’e Adana’ya, Avrupa’ya ve bilcümle dünyaya, çetrefilli yaşama zorlanan yaşamdır. Nasılda sürülür yaşam, bir oyana bir buyana, Kürdi sebeplerle yaşatılan korku, savunma ve yok edilme telaşıdır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; İstanbul; Roma’nın, Bizans’ın, Osmanlı’nın yıkılan, dökülen kalıntılarını sırtında taşıyan, onlarca üst üste yığılıp kalmış dillerin, dinlerin, rengârenk kültürlerin silikleştiği, küllerinin sıcaklığını korumada zorlandığı büyük bir uygarlığın şehrindeki sefa ve yoruculuktur.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Heybetli, mağrur, geniş omuzlu; kartal burunlu bir gerilla komutanı, başında Barzan usulü bağlanmış sarığı, boynunda dürbünü, belinde yüzyıllar ötesini çağrıştıran, baba-ata yadigarı gümüş işlemeli hançeri. Çocukluğu dağlarda, aşiret yaşamı içinde geçmiş, iki yaşında annesiyle birlikte Osmanlı hapishanelerinde yatmış, orada ana sütü emmiş, öyle büyümüş biri. Soyu sopu, yedi ejdadı bütünüyle asi, gümüş işlemeli hançerli, çekirdekten gerillacı..Melle Mustafa Barzani; Yıl 1946, kanlı bir savaş sonrası… Melle Mustafa korkusuz, genç, enerjik… O şimdi çekirdek bir gerilla gücün başında, İran’a geçmiş, Mahabat Cumhuriyeti’nin heybetli komutanı. O ta Irak’tan koşup gelmiş, zar-zor bir araya getirilebilmiş askerin başına geçmiş, Mahabat’ta orta direk olmuş. Çarçıra Meydanı’ndaki resim karelerinde “İşte ben buradayım.” diyor.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Pala Bıyıklı Stalin’in resmine bakarken bile; Sosyalizm her türlü kötülükten, haksızlıktan kurtuluş mu? Görünürde bir başka kurtuluş da yok hani!.. Her derde deva olacak bir güzellik… Sosyalizm sımsıcak, yüreği tutuşturan bir yaman ütopyanın hatırlanışı muhasebesidir.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Diyarbakır’a gelince söz, orayı, oradakileri anlatabilmektir. Yüzyıllardır ölümler, acılar, ağıtlar, direnişler, cinayetler şehridir Diyarbakır. Halkın belleği Dengbêjlerin inceden inceye tutuşan dilleridir.. Diyarbakır Cezaevi özel olarak hazırlanmış, zebanileri özel olarak seçilmiş bir kahrolası cehennemdir. İnsanlar 24 saat ayakta, marşlar eşliğinde yürüyüşlerde, işkencede, dayanılır gibi olmayan bir kahırla, ölümle yüz yüze iç içe olmaktır.

Kavalımın Sesindeki Büyü; Kürt kim, nasıl bir kimlik? Kürtler, Mezozopotamya’ nın yerleşik, eski halklarından biri. Doğma büyüme bu iklimin insanları. Dilleri, kültürleri, renkleri, bütün yaşayan değerler olarak bu güne kadar gelebildiler. Ve yaşadıkları coğrafyada hep istilalar, savaşlar görmüş, barışı-huzuru yaşamamış, onunla uzun boylu tanışmamış bir halk. Ama kavalındaki sesin büyüsünde; hep barışa, onura ve kendisi olmaya hasret bir hoş sedadır yayılan. Kulak vermesini bilenler için, Veysel Çamlıbel’in “Kavalımın Sesindeki Büyü”sü geçmişi yazdığı kadar geleceği düşündüren ve yelken açtıran, roman, tarih, folklor, anı, deneme ve Kürt’ü ve coğrafyasını, yaşayışını ve özlemlerini çok yünlü dillendiren bir eser.. Eline beynine ve canına sağlık Veysel ağabey…

Veysel Çamlıbel
Pêrî Yayınları
Ebat: 21×13.5,
Sayfa: 336
ISBN: 975-9010-73-9
Fiyatı: 17 YTL

Ahmet ÖNAL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder