11 Temmuz 2010 Pazar

Hozan Serhed




Ozan Serhat(Süleyman Alpdoğan) Em Ji Te Bîr Nakin!
Şehîd Namirin!

Ozan Serhat, on yıl önce şehitler kervanına katıldı. Müziğinin nağmeleri ülkesinin dört bir yanInda yankılanmaya devam ediyor. Ozan Serhat şarkı söylemeye devam ediyor: ‘Payize’, ‘Ağrı’nın İsyan Kızı ‘Hewlêr’...

Ülkemizde herkes ölüm sessizliğine bürünmüştü bir zamanlar. Alabildiğine korkutulmuş ve sindirilmişti insanlarımız. Umudun ışıkları ortaya çıkana kadar da bu sessizliklerini ve korkularını korumuşlardı. Kürdistan ismi akla hüzün getirir her zaman. Yaralıdır çünkü. Kan kaybediyor, kuru bir inat yüzünden. İşte o acılı ülkede dünyaya gelmiş Ozan Serhat. Diğer adıyla Süleyman Alpdoğan, babasının memur olmasından dolayı Ağrı’ın Eleşkirt ilçesinde, 24 Temmuz 1970 tarihinde dünyaya gelir.

Daha sonraları ‘Ağrı’nın İsyan Kızı’ söyleyecekti Semah Yüce için. Ve dinleyen herkesin tüylerini diken diken edecekti. Gerillalara verdiği bir konserden çekilen bir kayıttan kulaklara çalınan öksürük sesi yüreklerimize ateş düşürecekti. Ağrılı güzel bir insan için şarkı besteleyeceğini bilemezdi şüphesiz. Çünkü o yılları hatırlayamacak kadar küçüktü. Çünkü doğduktan bir yıl sonra babası ölür. Acılı olan ülkesi gibi yetimdir artık. Babasının vefatından sonra annesi çocuklarını alarak Patnos’a yerleşir. Liseye kadar tüm okullarını Patnos’ta okur. Okulda hep başarılıdır. Bu başarısı sanat yaşamını da yansır. Hep yenilikler peşinde koşar ve başarılı da olur. Ozan Serhat’ın katıldığı konser ve programların görüntülerini tekrardan izlediğimiz zaman onun başarı grafiğini daha net bir biçimde görebiliyoruz.

İnadına saz, inadına sanat...

Evet, henüz yedi yaşındayken abisinin bağlamasını çalmaya başlar. Ağabeyi, Ozan Serhat’ın bağlama çalmasını istemez. Kıracağını sanmıştır ya da bozacağını. Yükseğe asar bağlamayı ağabeyi. Yalnız pes etmez Ozan Serhat. Direnir çalmak için. Ondaki isteği gören abisi pes etmiştir artık. Ozan Serhat çok kısa bir sürede öğrenmiştir bağlama çalmasını. Türkçe kaset çıkarır. Başarılı olmayan bu kaset çalışmasından sonra vazgeçmez inadından. Kararlıdır. Sanatçı olmak gibi bir hayali vardır. Ve daha sonra İzmir Ege Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nı kazanır. 1800 kişi katılmış sınava ve Ozan Serhat onca katılımcının arasında ikinci olmuştur. Okul yıllarında Kürt müziğiyle ilgilenmeye başlar. Bu tutumuyla ağabeyini şaşırtır. Okuldayken ulusal mücadele onu etkilemiştir artık. Bu arada da evlenir ve 1991 yılının temmuz ayında eşiyle birlikte özgürlük mücadelesine katılır. Eşi yakalanır. Kendisi ise Mahsum Korkmaz Akademisi’ne ulaşmayı başarır. Müzik bilgisi ve deneyimleri göz önünde bulundurularak Avrupa’ya gönderilir.

Ülkesinin dört bir yanına ağıt...

Müziğinin nağmelerini ülkesinin dört bir yanına yaymaya başlar. Ozan Serhat sadece sesiyle değil bağlamasıyla, tüm bedeniyle şarkıya katılıp, şarkı kesilir. Gökyüzünden kan akmıştı o coğrafyada bunu biliyordu. Ortalık kızıl kana boyanmıştı. Katar katar insan selinin gözlerinde umut vardı artık. Umut ışıkları ülkesinin dört bir yanına yaymıştı, Ozan Serhat şarkı söylemeye devam ediyordu. Acılı coğrafyanın insanları canı gönülden dinleyerek, sevdalarına daha bir candan sarılıyorlardı. Sivas’ta 35 can yakıldığında onlar için bir stran söyler Ozan Serhat. 1996’da ülkeye dönüş yapar. Zap’ta kalır bir süre. Sonra da Hewlêr’e gidip MKM’nin bünyesinde sanatsal çalışmalarına devam eder. Gerillarla birlikte çekilen görüntüleri Kürt televizyonunda gösterilir. Herkes onu huşu içinde dinler. Kimi zaman da ağlarlar onu dinleyenler. Ozan Serhat’ın sesine sinmiştir ülkesinin hüzünleri. Can yoldaşları şehit düştükçe onlar için besteler yapar.

Serhat’tan Botan’a sevda...

Ozan Serhat stranlarını okuyordu: ‘Mizgîna leheng/ Mizgîna Çelenk’ ya da ‘Hewlêr’ parçasını. Bu ağıtlar yürekleri söküp alırcasına, herkesi hüzne ve gözyaşına boğuyordu. İhanete bulaşanlar Hewlêr’de katliam yapmışlardı. Ve Ozan Serhat ‘Hewlêr’ şarkısıyla ihaneti lanetliyordu.

Kadim dilinde okuduğu şarkılar binlerce yılın acılarını alıp gün yüzüne çıkarıyordu. O kadim dilki dengbejlerin, mirlerin, aşıkların diliydi. Kadim zamanlardan beri bu dil inci gibi dökülürdü ağızlardan. Ozan Serhat’ın ağzından da inci gibi dökülüyordu nağmeler. Onu dinleyenler, davalarına bir gönülle değil, bin gönülle bağlanıyorlardı. O seski, yüz binlerce kişinin yüreğine cesaret ve inanç üflemişti. Ozan Serhat’ın sesi sihirliydi. Kelimenin tam anlamıyla büyüleyiciydi. Nice taş kalplileri yumuşatıp birer insana çevirmişti. Dengbêjler tüm hünerlerini Ozan Serhat’a yüklemişlerdi sanki. Onun yüreğinde ise Botan’a geçip klip çekme hevesi vardı. Dayatır kendisini ve sonunda Botan’a gitmesi için izin alır. Yola çıkarlar. Hakkari’de Türk ordusuyla çatışmaya girerler ve Ozan Serhat sağ yakalanır. Ozan Serhat’ı sesini kesmek için işkenceyle öldürürler. 10 Temmuz 1999’da şehit düşer. Artık dilinin kesileceğini sanırlar bu yöntemle. Ama yanıldılar, Ozan Serhat sesiyle ve duruşuyla hala yaşamakta. Dilindeki nağmeler hala yüreklerimizi muma çevirmekte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder