11 Temmuz 2010 Pazar

Ararat Agirî Ağrı... Nihat Gültekin

”Bazid ilçesinin en önemli sevdası olan Ağrı Dağı, bir doğa harikasıdır. Yaklaştıkça büyüklüğü ve güzelliği ile insanı hayran bırakan, zirvesinden kar eksik olmayan bu heybetli dağ, bölge insanının yaşamının her kesitine, her karesine yüzyıllardan bu yana damgasını vuragelmiştir.”




Ağrı dağının eteklerinde yaşayan çocuklara okullarda öncelikle şu öğretilir: ”Ağrı Dağı Türkiye’nin en büyük dağıdır.” Diğer yandan normal yaşamlarını sürdüren Bazidli herkes şu yeminle yaşamın bir anından itibaren tanışır: ”Bi van cotê Gilîdaxan (İkiz dağın başı için).” Bizler de dağla ilgili bu iki çarpıcı notla yaşamımızın çocukluk yılları boyunca, diğer akranlarımız gibi hislerle yaşadık. Yaşamımızın ilerleyen safhalarında ise şu gerçekle karşılaştık: ”Ağrı Dağı’nın eteklerinde yaşayan insanlar, Tanrıya en yakın insanlardır.”

Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı, Bazid ilçesinin en önemli sevdası, bir doğa harikasıdır. Yaklaştıkça büyüklüğü ve güzelliği ile insanı hayran bırakan, zirvesinden kar eksik olmayan bu heybetli dağ, bölge insanının yaşamının her kesitine, her karesine yüzyıllardan bu yana damgasını vuragelmiştir. Yüzyıllardır gezginlerin ve bilginlerin dikkatini çeken Ağrı Dağı ülkemizde ve dünyada türkülere, efsanelere, araştırma ve mitolojiye en çok konu olan dağ ünvanını da taşımaktadır. Nitekim Nuh tufanı öncesinde Hz.Nuh ve bindiği geminin sular çekilince bu dağda karaya oturduğu asırlardır söylenegelmiştir. Ağrı Dağı’nın, tarih araştırmacılarının ve bilim insanlarının ilgi odağı olmasının bir nedeni de budur.
Bu dağın Bazid ovasından yekpare bir kitle halinde birden yükselivermesi, onun şahane görüntüsünün temel sırrı olsa gerek. Himalaya ve Antlar gibi ulu dağlarda bu yükselme tabaka tabaka olduğu için, onlar, birdenbire yükselen Ağrı Dağı’nın bu görkeminden yoksundur.
Doruk bölgesi kükürtlü bir tabaka ile kaplı olduğundan kar tutmamaktadır. Ancak doruğun biraz aşağısından başlayarak bin metrelik bir bölüm, sürekli kar altındadır. Kürdistan’ın ve Türkiye’nin en büyük buzulu da burada bulunmaktadır.

Çeşitli topluluklar Ağrı Dağı’nı kendi dillerinde adlandırılmıştır. Kürtçe’de Gilîdax, Türkçe’de Eğri dağ da denilen Ağrı Dağı’nın en yaygın adı Ararat’tır. Farsça’da Kuh-i Nuh, Ermenice de Masis, Arapça’da Cebel ûl Haris (Büyük Ağrı) adıyla anılmaktadır. Ararat adının Nuh efsanesinden geldiği belirtilir. M.Ö. Ortadoğu tarihinin en geleneksel kaynağı olarak bilinen eski Ahid’in (Tevrat) beş kitabından ilki olan Tekvin’de Ararat ilk kez şöyle geçmektedir; ”Ve gemi yedinci ayda, ayın on yedinci gününde Ararat dağları üzerine oturdu.” (8.Bap 4.Ayet)
Bu nedenle bütün güzellik ve ihtişamının yanında birçok din tarafından kutsal ve efsanevi bir değer de taşımaktadır. Ağrı Dağı, Nuh’un efsanevi gemisinin bulunması için dünyanın her tarafından dağcı, jeolog ve arkeologların inceleme ve araştırma kaynağı olmaktadır.
Taban çapı 30 kilometreyi aşan Ağrı Dağı, il topraklarının yaklaşık yüzde onbirini kapsayan bir alana oturur. Denizden yüksekliği 5165 metreyi bulan Büyük Ağrı, açık havalarda yüzlerce kilometre uzaklardan bile görünmektedir.
Bazid ovasının kuzeydoğusunda yükselen ve 5165 metreyle sadece Ortadoğu’nun değil, aynı zamanda Avrupa’nın en yüksek zirvesi olan volkanik Ağrı Dağı, büyük turizm potansiyeline sahiptir. Burası dağcılık sporuyla ilgilenenlerin aradığı bütün özelliklere sahiptir. Amatör dağcıların rahatlıkla çıkabileceği kolay güzergahları olduğu gibi profesyonel dağcıların zorlukla tırmandıkları yerleri de vardır. Tırmanış mesafesinin yüksek olması ve çıkışın başladığı yere kadar motorlu araçlarla gidilebilmesi de önemli bir avantajdır. İşte bu gizemli ve heybetli dağa ulaşmak için Bazid en önemli eşiktir. Asırlardır birçok gezginin uğrak yeri olan ilçe, dağ turizmi açısından uzun yılların donanımı ve deneyimine sahiptir.

Ağrı Dağı’nın ilk tırmanışı kayıtlara göre, 9 Ekim 1829 tarihinde Prof. Frederic Von Parat tarafından gerçekleştirilmiştir. Bölgede yaşanan savaştan dolayı son 9 sene boyunca tırmanışa kapalı olan dağda, tırmanışların 2000 yılı başında tekrar başlatılması sevindirici bir haldır. Bazidli Halis Çeven uzun yıllardır rehber olarak zirve tırmanışlarını organize ediyor. Ağrı Dağı’nın bir hissediş olayı olduğunu anlatıyor. Bugüne kadar tahminen 500 sefer zirveye tırmanmışları organize etmiştir. Gruplara rehberlik yapmış. Ağrı Dağı’nın eteklerinde bulunan köylerinde çocukken çobanlık yapan Halis Çeven bir gün zirveye çıkmanın heyecenı, merakı ve korkusu ile yaşamış. Bu son yıllarda Bazid’de turistleri zirveye çıkarmak için bazı şirketler kurulmuş, profesyonel rehberler ile çalışılmış. Turist başına alınan paralar Dağcılık Federasyonu adına bankaya yatırılıyor. Bu paraların akibetleri bilinmiyor. Bazidliler bu paraların, özellikle Ağrı Dağı ve çevresi için hizmet olarak turizmin geliştirilmesi amacıyla geri döndürülmesinden yanadır. Ama bugüne kadar yapılan tüm başvurular yanıtsız kalmış. Sopek şirketinin Bazid temsilcisi Aydın Alkan da buraya daha fazla turist çekmek için uğraştıklarını, fakat şu anki çabaların çok yetersiz olduğunu anlatıyor. İlerde burada yapılacak hizmetlerle buranın bir turizm cennetine dönüşeceğini anlatıyor. Bazid’de bulunan tüm şirketlerin, kendi rehberleri ile gelen turistlere dağı anlatmaları, zirve tırmanışında yardımcı olmaları kayıt edilmesi gereken bir konudur. Çünkü yaz sezonunda yüzlerce insan, gruplar halinde zirveye çıkıyor. Zirve tırmanışı en az iki, en çok da beş günde gerçekleşiyor. Bazen kışın da çok zor olmasına rağmen zirve tırmanışları olmaktadır.

Dağa çıkanlar arasında çok ilginç olaylara da rastlanılmaktadır. Örneğin Bazidli olarak dağa zirve yapanlar çok az olmasına rağmen, hatta dağa çıkılmayacağı inancı hala varlığını sürdürürken, 2001’de Everest’e, bir yıl sonra 7 zirvelere tırmanan, 2008’de Puncak Jaya’da zirve yapan görme özürlü dağcı Erik Weihenmayer, Ağrı Dağı’nda da zirveyi görmeyi başardı. Türkiye’den Gökmen Önay’ın rehberliğiyle tamamlanan Ağrı Dağı zirve tırmanışına, görme engelli Erik Weihenmayer’in yanı sıra kardeşi Edwin Albert Weihenmayer, Slovenyalı Blaz Groselj, İranlı Bahar Ganjavi, Behrouz Khabbaz Beheshti, bedensel engelli Seyed Hasan Moghimi de katıldı. Ararat’ın zirvesine çıkma yaz boyunca devam ediyor. Çıkanlar arasında çeşitli ülkelerden gelen, çeşitli yaşlarda olan insanları bulmak mümkün.

Ağrı Dağı’nda yöre halkının kışın hayvan barınağı (kom) olarak kullandığı büyük mağaralar da ayrıca turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Ağrı ve Iğdır illeri sınırları içerisinde bulunan Büyük Ağrı Dağı ile Küçük Ağrı Dağı’nı kapsayan alanın ”Ağrı Dağı Milli Parkı” olarak belirlenmesi, Türkiye Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 14.10.2004 tarihli ve 6669 sayılı yazısı üzerine, 2873 sayılı Milli Parklar kanununun 3. maddesine göre Bakanlar Kurulunca 01.11.2004 tarihinde kararlaştırılmıştır. Böylece Ağrı Dağı Türkiye’nin 35. Milli Park özelliğine sahip alanı olmuştur.

Bazid ilçesindeki ve dağın eteğindeki bütün evler ve evlerin pencereleri Ağrı Dağı’na dönüktür. Sabahları ilk ışıklarla gözler başı dumanlı dağa açılır, geceleri yine son sözler dağa söylenir. Son dualar, son umutlar, son düşler, son türküler, son aşklar, son sevinçler dağa anlatılır. İlçemizde Ağrı Dağı’na çıkmak bir ayrıcalık olarak bilinir. Bu ayrıcalığı yaşayanlardan biri olarak Ağrı zirvesi ile kucaklaştıktan sonra Ağrı’sız yaşamanın imkansızlığı duygusunu taşıyorum. Yirmi dakikaya sığan bir zaman dilimini hayal etmek bile zordu; ama insan zirveden hangi tarafa bakarsa baksın, insanlar, doğa, şehir, ülke sınırları ve hayal edebildiği, düşündüğü her şey tarif edilemez bir güzelliğe sahiptir. Duydukları, hissettikleri ise anlatılamaz derecededir. Zirvede, dağın insana muazzam bir güç, moral, ruh ve özgüven verdiğini insan daha iyi anlıyor ve hissediyor. Eski insanların dağı neden tanrı katına çıkardığını da daha iyi anlıyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder