11 Temmuz 2010 Pazar

AĞRI İSYANININ EFSANEVİ LİDERİ İHSAN NURİ PAŞA

Ağrı İsyanı’nın ‘fevkalade kumandan’ı İhsan Nuri, 25 Mart 1976′da Tahran’da geçirdiği trafik kazası sonucu kaldırıldığı hastanede öldü.

1893′te Bitlis’te dünyaya gelen İhsan Nuri, Erzincan’da Askerî Rüştiye’yi, İstanbul’da Harp Okulu’nu bitirdi. Osmanlı’da teğmen rütbesiyle Arnavutluk, Yemen ve Gürcistan’da görev yaptı. Erzurum cephesinde Ruslara karşı savaşırken yaralandı. 1919′da Garnizon Subayları Temsilciler Kurulu’nun başkanlığına seçildi. Bu kurulun onayını alarak, Mustafa Kemal’e yardımcı olmak amacıyla bir alay askerle birlikte Damat Ferit Paşa hükümetine karşı isyan başlattı.

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin ‘doğal üyeler’ listesinde adı geçen İhsan Nuri, cemiyetin yayın organı Jin dergisinde Kürt tarihi ve kültürü üzerine yazılar yazdı. 1922 yılında Türkiye-İran sınırına komutan olarak atandı. Burada Azadî Örgütü ile ilişki kurdu ve örgütün Siirt şube başkanlığını üstlendi. Azadî’nin, Beytüşşebab’ta isyan başlatma kararı alması üzerine, yüzbaşı rütbesiyle askerî görev aldı ve üç teğmen ve 350 askerle birlikte, 3-4 Eylül 1924′te, yanına 18. Alayın cephanesini alarak ordudan firar etti. İsyan kısa sürede yenilgiye uğrayınca arkadaşlarıyla birlikte önce Suriye’ye, ardından Şeyh Mahmud Berzencî yönetimindeki Güney Kürdistan’a geçti.

Eylül 1927′de Xoybun’un isyan kararı alması üzerine Ağrı’ya gönderildi. Burada Baş Kumandanlık göreviyle yeni bir idari yapı kurdu. Türkiye - İran sınırı yakınındaki Türkmen isimli köyün adını Kurdawa olarak değiştirdi ve burayı Bağımsız Kürdistan Devleti’nin başkenti ilan etti. Ağrı’ya ve ilçelerine Bağımsız Kürt Hükümeti’ni temsilen vali ve kaymakam atadı ve Ağrı İsyanı’nın resmi yayın organı Agrî Gazetesi’ni çıkardı.



Ağrı Dağı İsyanı'nın lideri İhsan Nuri Paşa'yı anlatıyor
Tarih: 26.02.2008 Saat: 15:22
Konu: Kurdistan


Tarihi şahitlik.

Ağrı Dağı İsyanı’nın lideri İhsan Nuri Paşa’nın eşi Yaşar Hanım’ın yeğeni Coşkun Toktamış ile söyleşi.

Türk bir aileden gelen Yaşar Hanım’ın abisinin oğlu olan sayın Coşkun Toktamış, emeklidir ve Avrupa’da mütevazi bir hayat yaşamakta. Kürtlerin tarihi liderlerinden İhsan Nuri Paşa’yı tanımış ve onunla kısada olsa, aynı evi ve hayatı paylaşmış bir insan.





Ağrı Dağı İsyanı lideri İhsan Nuri Paşa’nın yanında yaşanmış bütün zorluklara katlanan ve öne çıkan bir kadın vardır. Adı Yaşar Hanım. İhsan Nuri Paşa’nın hanımıdır ve aslen Türk’tür.

Ayaklanmanın diplomatik ve askeri alandaki faliyetlerine katkıda bulunmuş olan Yaşar Hanım, İsyan sürerken tutuklanmış ve o sırada ayaklanmayı yürüten İhsan Nuri Paşaya bu yolla ulaşılmaya çalışılmıştı. Süren pazarlıklar sonucu Yaşar Hanım serbest bırakılmıştı. Önce Halep’e, oradan da İran’daki Kürt bölgesine ve daha sonra Ağrı’ya gidip ayaklanmaya katılmıştı.

İhsan Nuri’nin anlatımlarından dinlersek;

‘’Yaşar hanımın Ağrı’’ya gelmesi çok önemli değildi, fakat Xoybun yetenek ve gücünü
kanıtlamıştı. Henüz Yaşar’ın gelmesinin üzerinden bir hafta geçmemişti ki Türk uçakları
Ağrı semalarında göründüler. Bombardman ve mitralyöz ateşi ile adeta ona ‘hoş
geldin’diyorlardı’’.

İran’dayken, İhsan Nuri bey Yasar Hanımla çok güzel bir evde yaşıyorlardı. Kendisine 60 tümen maaş veriliyordu. Evinde çok değerli Kirmanşah halıları seriliydi, hepsi ipektendi. Kaşık ve çatalların hepsi gümüştü. Yaşar Hanım tüberkülozdu ve tek yediği yoğurttu.



Tarihi şahitlik.

Ağrı Dağı İsyanı’nın lideri İhsan Nuri Paşa’nın eşi Yaşar Hanım’ın yeğeni Coşkun Toktamış ile söyleşi.

Türk bir aileden gelen Yaşar Hanım’ın abisinin oğlu olan sayın Coşkun Toktamış, emeklidir ve Avrupa’da mütevazi bir hayat yaşamakta. Kürtlerin tarihi liderlerinden İhsan Nuri Paşa’yı tanımış ve onunla kısada olsa, aynı evi ve hayatı paylaşmış bir insan. Coşkun Bey’in Kürtlerle tanışması İhsan Nuri Paşa’yla olmuş. Benimle yazışmalarımızda ona, İhsan Nuri Paşa’ya ‘’Eniştem’’ diye hitap ediyor. Sonuçta halasının eşi.

Coşkun Bey, bizlere verdiği değerli bilgi ve resimlerle, Kürt Tarihi’ne bir destek vermiş ve bazı yanları aydınlatmıştır.

Öncelikle, Coşkun Bey’in kaleminden, İhsan Nuri Paşa’yla ilk ve son karşılaşmalarının nasıl olduğunu izleyelim:

‘’Babam annesini hiç hatırlamazdı. Çünkü, çok küçükmüş annesini kaybettiğinde. Yada
halam ile annesi aileden uzaklaştıkları için de olmuş olabilir. Babam, bazen Van ve
havalisinden bahsederdi. Babamın Ağabeyi orduda doktormuş. Belki de, doğuda yaralı
askerlerin ve belki isyancıların da yaralarını sarmıştır, tam bilemiyorum. Onu askerken
mi, yoksa istifa edip ayrıldıktan sonra mı yapmış, işte onu bilmiyorum. (Dr. Haydar
Toktamış). Kendisi Kadıköy Kücükyalı mezarlığında gömülüdür.


Babam deniz subayı iken, bize bazı geceler geç saatlerde İran’dan, Tahran’dan
korka/çekine birşeyler anlatırdı. Bazen bazı kimseler gelip giderlerdi, geceyarılarından
sonra. Bu kisiler halamdan haber getirir /götürürlerdi. Çocuktuk birsey anlamazdık pek.
Babam da korkar ve çekinirdi bu ziyaretlerden, ama kız kardeşinden gelecek haberleri de
beklerdi. Meğer o zamanlar, babama verilecek bir vazifeden dolayı Milli İstihbarat bizim
evi gozlermiş.

Sonra ben askerliğimi yapıp geldikten sonra, Yenicami İş Bankası Şubesi’nde çalışırken,
senelik 45 gunlük iznimi kullandığım günlerde, babamın aklına girdim ve ona, İran’a
gidip halamı Türkiye’ye getirmeyi teklif ettim. Teklifim kabul edildi ve ben de 35 sene
sonra, o zaman, babamla ayrı oldukları çok seneler sonra, Tahran’ a gidip hem halam,
hem de İhsan Nuri Paşa’yla ilk defa tanıştım.Terminale her ikisi de gelmişlerdi.

Kucaklaşmamız ve halamın bana sarılışı , beni çok duygulandırmıştı. Eniştem o yaşına

rağmen dimdik duruyordu. Saçları azalmıştı ve üst dudağının üstünde küçük bir bıyığı
vardı. Aynen, bana gönderdiğiniz fasiküllerin birinci sayfasındaki resmindeki gibi.
Galiba, yanılmıyorsam,halamın Kürt giysilerini belki ikinci defa görüyorum.

Güzel bir evde oturuyorlardı. Zamanın İran Şahı onlara maaş da bağlatmıştı. Ama,
halama göre, onlar öyle bir düzene geçinceye kadar orada da çok çekmisler. Enişte
herhalde bir yerlerde hapis mi kalmış, bir yerlere mi kapatılmış, sorgu ve eziyete mi
düçar olmuş, onları da pek şimdi hatırlıyamıyorum. Herhalde devamlı göz altındaymış.
Herşeyi tam anlıyamıyordum, çünkü halamın Türkçesi bayaği zayıflamıştı.


Evin içerisi hemen hemen hergün yüksek rütbeli subaylar, siviller ve çok şık giyimli
hanımlarla dolup taşıyordu. Herhalde, bazen görüşmeler oluyordu, ki halam ile ben yan
odaya geciyorduk.

Evlatlıkları Zehra cıvıl cıvıl, etrafinda dönüyordu halamın ve bana çok iyi bakmıştı benim
oradaki bir aylık misafirliğimde. Enişte ile bir defa çarşıya çıktık ve kendisi bana bir
takım elbise yaptırmıştı terzisine. Uzun zamanlar o elbiseyi kirletmeden giymeye çalıştım.
Yazlık bir takımdı. Tam sarayın yakınında ve hava alanının arkasında oturuyorlardı.


İhsan Nuri Paşa, maalesef bana Ağrı İsyanı hakkında malumat vermek istemedi. Halam
da ancak, bir iki olayın ötesine geçmemişti.

Sonra, halamı İstanbul’a getirebilmem için Türk Hükümeti ile anlaşma yapıldı ve izin
alındı. Aynı izin eniştem için de verilmesine rağmen, o bize katılmak istemedi. 35 sene
sonra, babam ile halamın da kucaklaşması, bir film sahnesini andırıyordu sanki. Halam
bizde bir ay kaldı. Gideceği gün, Haydarpaşa Garı’nda tren Tahran’a doğru yola
çıkarken, Babam, hüngür hüngür ağlayıp, halama,

‘’abla hakkını helâl et, bir daha görüşemiyebiliriz’’
diye kendini hırpalamıştı. Herkes üzgündü.

Babam, 27 Mayıs emeklilerindendi. 1960 senesi emekli olmuştu. Daha sonra, ki 1966
yılında halamla yapılan bu göruşmeden sonrada vefat etti.
Benim bütün hatıram bundan ibaret’’.






Söyleşi:


G- Tahran’a hangi tarihte gittiniz? Halanız ve enişteniz, iyi bir duruma gelinceye kadar neler çektiklerini size anlatmışlardır. Kısaca bunlara değinir misiniz?
C-Tahran’a 1/5/1966 da gittim. Bir ay kaldım.Çekilen ızdırapları, halam ancak, eniştem dışarda iken bana anlatmaya çalışırdı. Tamamen hatırlamam imkansız. Ama, Halamın ona, yani enişteme kaldığı yere yemek götürdüğü, belki de gardiyanlara para verip enişteyi bir parça daha uzun müddet ziyaret ettiği gibi durumlar var. Bilmiyorum, mesela İhsan Nuri hastalanmış, halam onu kaybetmekten korkmus. Yani tam manasıyla hatırlayamadığım için, belki tam doğru olmaz diye de çekiniyorum kendi anlattıklarımdan. Çok zaman geçmiş. Yani, benim söylemlerim yanlış anlaşılabilir okunduğu zaman. Ayrıca, halam, zaman zaman istediklerini de tam ifade edemiyordu. Türkçesi yeterli değildi.

G- Zehra’yı evlatlık almışlar. Kendi öz çocukları yok muydu?


C- Zehra evlatlıklarıydı, çünkü kendi çocukları olmamıştı.

G- Halanızın size anlattığı Ağrı Dağı İsyanı ile ilgili olayları anlatır mısınız?


C- Halam, Ağrı İsyanı’nda Türk tayyarelerinin onların oldukları yerleri bombaladıklarını ve çadırda yaşadıklarını söylemişti. Ve devamlı yer değiştirirlermiş. Ben, halam anlattığı zaman hep teferruat beklerdim. Ama, halam beni, sonra sonra diye başından savardı. Belki de, eniştem, onun konuşmasını istememiştir. Bilmiyorum. Eniştem, zaten fazla konuşmazdı. Basit, beylik güncel lafların ötesinegeçmezdi. Ama, halama göre, eniştem zaman zaman ortadan kaybolurmuş, şimdiki Barzani’nin babası ile buluşurmuş.
Ve Almanya’da basılan kitapları olmus. Burda, İngiltere’de İngilizce çıkmış olan kitapları da var mıdır bilmiyorum. Bilmiyorum diyorum, çünkü herşeyi bir sır gibi sakladılar. Ben Farsça bilseydim, daha fazla öğrenebilirdim.
Bunlar, 1966 senesinde geçen konuşmalar. Ben o zaman daha 26 yaşındaydım ve askerden geleli 2 sene olmuştu. Yukarıda belirttiğim gibi, İş Bankası’nda çalışıyordum. Halam bizde kaldığında, onları evdekilerle başbaşa bırakıp dışarıya gidiyordum. Ancak, akşamları beraber oluyorduk. Genç olunca insan, hep dışarılarda oluyor gözü. Babam da bana sormuştu, birşeyler öğrenebildin mi diye. Ama, cevabım size verdiğim cevap olmuştu.

G- Bir Türk aile olarak, Kürtler’le olan akrabalığınızın size acılar yüklediğini ve babanızın kızkardeşiyle olan ilişkisinin acılarla dolu olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?


C- Bizim tam manasıyla Kürtler’le bir iliskimiz yok. Bu mesele, tesadüfi olarak enistenin Kürt kökenli olmasından ve halam ile evlenmesinden dolayıdır. Yoksa, biz başka Kürtler’i tanımıyoruz. Asker ocağı hariç tabii! Bilmiyorum, ama belki de, halamın neden böyle bir isyancıyla evlendiğini de affetmemiş olanlar da aile içinde olabilir. Ne de olsa enişte, Türk milletine baş kaldırmış, silahla saldırmı ve Türk askeri öldürmüstü. Dolayısıyla vatan haini idi.Umumi hava buydu, ama ortada bir nefret hissi yoktu.
G- Enişteniz, halanızla Türkiye’ye neden gelmediğini açıkladı mı?

C- Eniştenin, yazılı ve sözlü izin çıkmasına rağmen, Türkiye’ye gelmek istememesinin nedeni, sonradan ogrendiğime göre Türk otoritelerine inanmadığı içindi. Kendisine, Türkler’in onu af ettiği de ileri sürülmesine rağmen, bize katılmadı.
G-Babanızla halanızın karşılaşmaları ve duygu dolu anlarını biraz daha anlatırmısınız?
C- Babamla halamın buluşması, bir memlekette hürriyetin ilan edilmesi gibi birşeydi. Çok sevindiler ve ağlaştılar, koklaştılar. Ona Kadiköy’ü gezdirdiler, komşularla tanıştırdılar. Evin içi çok neşeliydi.

G- Türk Hükümeti’nin İhsan Nuri’ye verdiği izin yazılı mıydı? Hangi hükümet dönemiydi?


C- Bunun cevabını yukarıda verdim. Sanıyorum Demirel veya İnönü hükümeti dönemi olabilir.Enişte bu mevzulardan hiç dem vurmadı. Sadece kitaplarının Yurt dışında basıldığından dem vurmuştu. Onun da, Türkçesi çok zayftı. Çoğu zaman, ben anlayayım diye, halam araya giriyordu. Evde Farsça ve belki Kürtçe de konuşuluyordu. Acaba, enişte hala, Türkler’e karşı kızgın ve dargın mıydı? Onu hiç bir zaman oğrenemedim.


G- Enişteniz tutuklanırım kaygısı taşıdığı için mi Türkiye’ye gelmedi?
C- Evet, eniştem, bütün verilen teminatlara karsı, Türkiye’de tutuklanırım diye gelmedi. Hatta, kendisine onu Atatürk`ün de af ettiğini bildirdikleri halde. Ne kadar doğrudur bilemem.
Teşekkürler

Gürsel Çapanoğlu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder