23 Temmuz 2010 Cuma

AĞRI AYAKLANMASI /Mizgîn/Sayı 23 -

1925'te gerçekleşen Şeyh Said Kıyamı'ndan sonra gerçekleştirilen devlet şiddeti, Kürdistan'da adeta Kürt kıyımı halini almıştı. Kürdistan'ın bir mezar haline getirmeyi hedefleyen sistem, idam sehpaları kurup, şehirleri, köyleri topa tutmuş, binlerce Kürt, Mecburi İskan Yasası'yla farklı bölgelere göç ettirilmiştir. Kürdistan'a Anadolu'dan Türk nüfus aktarılarak Kürt Halkı zorla Türkleştirilmeye çalışılmıştır. Takrir-i Sükun Kanunu'nun çıkarılması ve İstiklal Mahkemeleri'nin kurulması, Umumi Müfettişlikler vs. uygulamalarla Kürdistan'da çıkabilecek yeni kıyamların önü alınmaya çalışılmıştır.

Oysa ki Şeyh Said Kıyamı'ndan sonra, Kürdistanda hiçbir zaman kıyamlar durmadı. Seyh Said Kıyamı'nın bastırılmasından on gün sonra Nehir ayaklanması meydana geldi. 1926'nın başlarında Hazro ayaklanması, Haco önderliğinde Nusaybin'de gerçekleşen ayaklanma, Arvo ve Pervari ayaklanmaları (Nisan) Van, Hakkari, Beytüşebap, Çölemerik ve Sason’da lokal ayaklanmalar 1926 yılının kıyamlarıdır.

Şeyh Said Kıyamı'na katılıp Suriye'ye kaçanlar bir araya gelip Hoybûn Örgütü'nü kurarlar. 1927'nin ilkbaharında Ağrı'da "Kürdistan Teali Cemiyeti", "Kürdistan Teşkilatı", "Kürt Milleti", "Bağımsızlık Komitesi" örgütlerinin kendilerini fesh ederek kurmuş oldukları bir örgüttür. Hoybûn'un çalışmaları bir idari komite tarafından yürütülüyordu. Fransa, ABD ve Mısır'da bürolar açarak Kürtçe, Fransızca, Türkçe ve Arapça gibi farklı dillerde yayınlar çıkarmışlardı. 1928 yılına kadar da örgütün merkezi Halep'ti. Hoybûn Örgütü'nün idari komitesinde İstanbul'daki Kürt aydınları bulunuyordu. Emin Ali Bedirxan'ın oğullarından Celadet Bedirxan komitenin başkanıydı. Diğer üyeleri de Celadet Bedirxan'ın kardeşleri Kamuran Bedirxan, Süreyya Bedirxan, Memduh Selim Bey ve Şahin Bey, Haco Ağa, Ramanlı Emin, Şeyh Sait'in oğlu Ali Rıza gibi aşiret liderleri, Kerim Bey, Kamil Bey, Tevfik Bey idi.

Hoybûn yöneticileri Kürdistan'da geniş çaplı bir kıyam hazırlığı yapıyorlardı. Daha önceki kıyamlarda yaşanan eksiklikleri tekrar etmemek için sorunlara temkinli yaklaşıp ve yeni yöntemler üretmeye çalışıyorlardı. Kürdistan'daki bütün aşiretleri bir araya getirmeyi, savaşçıları modern silahlarla donatmayı amaçlıyorlardı. Hoybûn'un eylem alanı olarak Kürdistan'ın dört parçasına yayılan, her dört parçadaki insanları harekete geçiren ulusal bir yönü vardı. Örgütün kurucuları arasında Kuzey, Güney ve Küçük Güney Kürdistan'dan Kürtler vardı. Ağrı ayaklanması öncesi ve sonrasında Doğu Kürdistan da dahil olmak üzere her dört parçada örgütlü bir mücadele yürütülüyordu. Savaşı ve silahlı ayaklanmayı amaçlamış, işgal edilmiş Kürdistan topraklarını kurtarıp, üzerinde bağımsız bir ülke kurma amacına uygun, gizli bir örgütlemenin gereklerine cevap verebilecek bir örğütlenmeydi. Xoybûn, ortaya koyduğu çalışmalarla Ağrı Ayaklanması'na öncülük etmiştir.

Hoybûn örgütü; Türkiye, İran ve Irak'da etkinlik gösteren Kürt hareketleri ile iletişim kurup destek vermeye çalışmıştır. Kürdistan'ı tamamıyle özgürleştirinceye mücadele etmeye kararlı olan Hoybûn Örgütü diğer komşu ülkelerle de görüşüp onlardan da destek almaya çalışmıştır. Oysa İran Hükümet'i Ağrı ayaklanmasının bastırılması için Türkiye ile işbirliğine girmiştir. Irak ve Suriye de kendi sömürgeleri altında bulunan Kürtlerin de aynı istemlerle ayaklanmalarının önünü almak için Hoybûn Örgütü'nün istemlerine cevap vermemişlerdir. Kuzey Kürdistan dağları, ayaklanmanın merkezi olacak ve savaş için depo ve talim yeri olacak, Kürt kuvvetlerinin genel komutanlığı altında faaliyet gösterecek bir askeri merkez oluşturma kararı almışlardı.

1925'ten beri Ağrı bölgesinde kıyamlar sürekli devam ediyordu. Hoybûn, var olan gücü birleştirip örgütlü bir ayaklanma zemini oluşturmuştur. Ağrı ayaklanması 16 Mayıs 1926'da başladı. Xoybûn; İhsan Nuri Paşa'yı askeri güçlerin başkanı, Biroyê Heske Têlî'yi (İbrahim Paşa) vali ve sivil yönetimin başkanı olarak görevlendirmiştir. Ayaklanma diğer bölgeleri de içine almış, Amed, Muş, Hınıs ve Bulanık’ta şeyhler halkı örgütleyip ayaklanmayı yönlendirmişlerdi.

Türk ordusu ilk karşı saldırıyı 1927'de Zilan vadisinden başlatır ancak İran'dan gelen aşiretlerin de desteğiyle 8 bin kişilik Türk ordusu bozguna uğratılır. Savaş teçhizatları ele geçirilir. Bu yenilgiyle Türk askerleri Diyadin'e çekilirler. Türkiye, bu yenilginin, İran'dan gelen güçlerin desteğiyle olduğunu anlayınca, İran'dan, sınırı kapatmasını ve sınırdan geçecek Kürt güçlerinin silahsızlandırılmasını ister.
Kürt güçleri burada ortaya koydukları başarının ardından Ağrı'da Kürdistan bayrağını çekerler ve böylece Ağrı'da "Kürt Cumhuriyeti" kurulur.

1928'de Türk hükümeti Ağrı Kürtleri ile görüşme yolları aramaya başlar. Ayaklanmadan vazgeçtikleri takdirde sürgünleri durduracağını, idamların olmayacağını ve sürgündeki Kürtlerin geri dönüşlerinin sağlanıp, mahkumların bırakılacağını belirtir.

Türk hükümetinin ikna çalışmaları sonuç vermeyince, 1928'in Eylül ayında, iki mebus, Kara Kilise valisi, 29.Tümen komutanı, Diyadin ve Beyazıt kaymakamlarının da aralarında bulunduğu bir heyet ile doğrudan İhsan Nuri Paşa'yla görüşmek üzere Beyazıt'a giderler.
İhsan Nuri'ye ise teslim olması ve silahlarını teslim etmesi koşuluyla; tüm arkadaşlarıyla birlikte affedileceklerini, Türk hükümeti tarafından General rütbesi, yüksek maaş, istediği Avrupa ülkesinde askeri ateşe görevi teklif edilir.

Ulusal hakların söz konusu dahi edilmediği bu görüşmede İhsan Nuri Paşa, bütün teklifleri reddedip görüşmeleri keser.

1929 Mart ortalarında Türk askeri gücü, Iğdır ve Beyazıt'a Salih Paşa komutasında iki kolordu yerleştirir. Operasyonlar 11 Haziran 1930'da Ağrı Kürt Cumhuriyeti'nin sınır karakollarına saldırıyla başlar. Haziran'ın ikinci yarısında, Ağrı Dağı'na yayılmış Kürtlerle, Türk ordusu karşı karşıya gelir.
Kürtler çok geçmeden bir operasyon başlatırlar. İhsan Nuri komutasındaki birlikler ve Celali Kürtlerinin şefi İbrahim Paşa ve Türk ordusunda eski bir binbaşı olan Mahmut Beyler, Türk birliklerini tecrit etmek amacıyla arkadan bir saldırı gerçekleştirirler, mahalli halkın desteğiyle Van Gölü'nü güneyden ve kuzeyden geçip Amed’e ulaşmayı amaçlarlar. Çok geçmeden kuzeyden Ağrı, Van'ın doğusunda Hoşab'a kadar uzanan 150 km'lik geniş bir cepheden söz edilmeye başlanır.

Irak'ta Barzanlı Şeyh Ahmet, 21 Temmuz 1930'da 100 ila 200 arasında savaşçısını Kürtlere yardım etmek üzere Türkiye sınırı olan Oramar yakınlarına gönderir.
Türk hükümeti bu durumu İngiliz hükümeti nezdinde protesto eder, birkaç gün sonra Şeyh Ahmet ikinci bir Kürt savaşçı gurubunu daha gönderir.

Bu ekip hemen Türk kuvvetleriyle savaşa tutuşur. İran’ın gönderdiği takviyeler sayesinde kıyamın genişlemesi engellenir. Daha sonra Türkiye'nin girişimiyle Irak hükümeti tarafından Şeyh Ahmet'e bir operasyon düzenlenir. Türk hükümeti aynı dönemde Salih Paşa'ya da Ağrı'da mevzilenmiş Kürtlere saldırı emrini verir. Türk birliklerinin, Ağrı'nın doğu yamacındaki stratejik noktaları ele geçirmesiyle Salih Paşa tarafından 7 Eylül 1930'da Ağrı'nın kuzey yamacından saldırı emri verilir. Salih Paşa, 10 Eylül'de iki Ağrı arasındaki Eğer'i ele geçirir. Daha sonra güneye çekilmeye başlar. Kürt başkomutanı İhsan Nuri, İran'a iltica eder.

Evet, 1930 Ağrı Ayaklanması, istenilen amaca/ hedefe ulaşamamıştır. Fakat Ağrı Dağı’nın doruklarına ekilen özgürlük tohumları, bugün 21. yüzyıl şafağında filizlenmektedir. Müslüman Kürdistan Halkı başkaldırı geleneğinden aldığı güçle, içinde yaşadığımız bu 21. yüzyılda , kendi zaferlerinin tarihini yazacaktır inşallah. Ve yine inşallah kendini özgürleştiren Müslüman Kürdistan Halkı, hem Ortadoğu’nun ve hem de bir bütün olarak insanlığın kurtuluşuna öncülük yapacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder