10 Temmuz 2010 Cumartesi

Ağrı / Edebiyat

Aleksandr Puşkin :

(1779-1837 A.Puşkin, Erzurum gezisinde gördüğü Ağrı dağını, "Yol Notları" adını verdiği gezi yazılarında şöyle anlatır:) "Güneş doğmuştu. Duru gökyüzünde iki başlı bir dağ parlıyordu. Ne dağı bu? diye gerinerek sordum, şu cevabı duydum. Bu Ararat. Sesle­rin etkisi ne kadar kuvvetli! Var kuvvetimle bu kutsal kitaplar dağına baktım. Islah olma ve hayat ümidiyle onun doruğuna yanaşan Nuh'un Gemisi'ni, uçan idam ve barış sembolleri kuz­gunu, güvercini gördüm... Atım hazırdı. Bir kılavuzla yola çıktım. Sabah çok güzeldi. Güneş parlıyordu. Geniş bir çayırdan, çiğle dünkü yağmur damlalarıyla su­lanmış gür ve yeşil otların üzerinden gidiyorduk. Önümüzde geçeceğimiz bir ırmak parlamaya başladı."


Gonzales De Clavijo :

(XV. yüzyıl başlarında ispanya Kralı Henry, Timur'a bir elçiler heyeti gönderir. Kralın mesaj ve armağanlarım götüren heyette, kralın başmabeyincisi Gonzales de Clavijo da vardır. Kadis, Rodos, İstanbul, Trabzon, Erzurum, Bayazıt, Hoy, Sultaniye, Nişabur, Tebriz, Sevil, Semerkant yolunu izleyen bu kurul üyeleri yol­culuk sonunda Timur ile bir görüşme yaparlar. Gonzales, 1410 yılında yazdığı gezi notlarında bu uzun yolculuğu ve Timur'la görüşmesin! anlatır. Ağrı dağı ve Beyazıt için de şunları yazmıştır:)


"Ertesi cumartesi günü Iğdır’dan hare­ket ederek, Nuh'un Gemisi'nin durduğu dağa vardık. Bu dağ, son derece yüksektir ve zirvesi karlarla örtülüdür. Her tarata kar yağmıştı. Dağların vadileri çırılçıplaktı. Buralarda hiçbir orman yoktur. Mamafih yerlerde birçok çayırlar bitmekte ve bun­lar arasından birçok ırmaklar akmaktadır. Yolumuz dağın arkasındaydı.. Yolda birtakım harabelere, gayet büyük taşlardan inşa olunmuş temellere rasgeliyorduk . Dağın eteğindeki vadilerde birtakım böcekler bu­lunmakta ve bunlarla ipekler kırmızıya boyanmaktadır. Tepeler üzerinde bir şehir harabeleri gördük. Buranın asırlardan beri metruk olduğu anlaşılıyor. Bu harabeler ve bu enkaz bir fersah kadar uzanmaktaydı. Burada rasgeldiğimiz zevatın bize haber verdikleri~.e göre, bu enkaz, Haz­ret i Nuh'un evlatları tarafından inşa olunan şehrin artıklarıydı(...) Ararat'ın başlıca zirvesine bitişik bir yerde Küçük Ararat'in zirveleri görünüyor, îki dağın arası bir heybeye benziyor. Bize anlatıldığına göre, Nuh’un Gemisi burada durmuştu.


. . . Aynı akşam Beyazıt adlı bir kaleye muvasalat ederek orada kaldık. Yüksek bir kaya üzerine inşa edilen bu kale, cidden görülmeğe değer. Kalenin civarındaki kayalar üzerin de şehrin evleri inşa olunmuştur . Bir hayli geniş olan bu yer, kuleli bir duvarla çevrilmiştir. Bu duvarların merdiven­leriyle şehrin evlerine iniliyor. Üzerin de şehrin kalesi inşa olunan kaya çok yüksektir, Bununla beraber, kalenin içinde bir pınar vardır. Bu şehir altı sene evvel Timur tarafından muhasara olunmuş, fakat buranın hakimi Timur'a vergi vermeye razı olmuş, iki taraf da uzlaşmışlar. Timur da askerlerinin buraya girmesine mani olmuştu. Beyazıt hakimi, yahut askerleri Timur 'a refakate mecbur tutulmuşlardır."

Marko Polo:
"Tam piramit biçiminde gökyüzüne dimdik yükselen büyük bir dağ var: Ağrı Dağı. Söylendiğine göre Nuh Peygamberin gemisi bu dağın tepesindeymiş. Bütün yıl, kar eksik ol­muyor tepesinde, hep bembeyaz, bulutlu. Dağın etekleri ise yemyeşil, gür otlaklarla çevrili. Türklerin hayvanları otlatması için bulunmaz bir bölge."


Ağrı, edebiyata her şeyden önce île adını veren Ağrı dağı ve çevrenin çarpıcı tabiat görünümleriyle yansır. Ağrı dağı aynı zamanda TL’nin simgesi olduğundan, edebiyat ürünlerinin pek çoğunda onun adına rastlamak mümkündür. Ağrı ile ilgili ilk efsane ta Adem ile Havva'dan başlar. Söylendiğine göre: 'Allah'ın yarattığı ilk insanlar olan Adem ile Havva, Cennetten kovulmadan önce Ağrı dağının kuzeyinde, Aras nehri kıyısında yaşamışlardır. Havva anamız yasak meyveyi koparıp yemeden Adem babamızla Ağrı dağı yöresindeki Cennet'te mutlu bir hayat sürüyorlarmış."


Bu konuda başka bir rivayet de şöyledir:

"Adem ile Havva, Cennet'te şeytanın sözü ile yasak meyveyi yiyip kovulduktan sonra, Ağrı dağının güneyindeki Ereni (İrem) bahçelerine inmişler, insan nesli buralarda çoğalıp yeryüzüne dağılmış."



Kitab-ı Mukaddes (Tevrat ve Încil)'de anlatılan Nuh Tufanı’nda adı geçen Ararat dağının Ağrı dağı olduğu üzerinde en çok gayri Müslimler durmuş­lardır. Kur'an-ı Kerim'in Hüd, Kamer ve Mü'minun sürelerinde anlatılan Nuh Tufanı’nın özellikle Hüd Süresi'nin 44. ayetinde adı geçen ve Hazreti Nuh'un gemisinin demirlediği dağın Ağrı dağı olduğu iddia edilmektedir. Böylece Ağrı dağı yüzyıllardan beri dinî yorumlara, mitoloji ve efsanelere konu olagelmiş, edebiyat ürünlerinde canlandırılmıştır. Ayrıca, Ağrı çevresinde çeşitli devirlerde yaşayan insanlar, Türkler, İranlılar, Ermeniler ve Araplar da bu kutsal ve coğrafî ayrıcalıklı dağı edebiyat türlerinde çeşitli şekillerde işlemişlerdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder